YAYINLAMA 23 Ağustos 2026 00:03
GÜNCELLEME 23 Ağustos 2026 00:12
HABER MERKEZİ
Bir şirketi sadece bugünkü durumuna bakarak anlamak pek kolay değil. Moderna’nın hikâyesi de tam olarak böyle. Dünya genelinde COVID-19 aşısıyla adını duyuran şirket, pandeminin ardından kendine yeni bir rota çiziyor ve hedefine ulaşmış görünüyor. Küresel salgının bitmesiyle aşılara talebin azalması, şirketin en önemli ürünü olan Spikevax satışlarını düşürdü. Ancak Moderna, pes etmek yerine yıllardır üzerinde çalıştığı mRNA teknolojisini farklı hastalıklara, en başta da kansere uyarlamak için harekete geçti.
Kısa süre önce bu doğrultuda önemli bir gelişme oldu. Moderna ve Merck, 19 Ağustos'ta kişiye özel geliştirdikleri mRNA tedavisi (intismeran autogene) ile bir bağışıklık ilacının (pembrolizumab) birlikte kullanıldığı Faz 3 çalışmasının olumlu sonuçlarını paylaştı. En tehlikeli cilt kanseri türü olan melanom hastaları üzerinde yapılan bu araştırmada, tümörleri ameliyatla tamamen temizlenmiş kişilere bu ikili tedavi uygulandı. Alınan başarılı sonuçlar, Moderna’nın yenilikçi teknolojisini yeniden dünya gündemine taşıdı.
13 yaşında ülkesini terk etti
Fakat Moderna'nın öyküsü kanser çalışmasıyla başlamıyor. Şirketin bugün geldiği noktayı anlamak için biraz daha geriye gitmek gerekiyor. Şirketin en ilginç isimlerinden biri Noubar Afeyan. 1962'de Beyrut'ta doğan Afeyan, Lübnan İç Savaşı başladığında henüz 13 yaşındaydı. Ailesiyle birlikte ülkesini terk etti ve Kanada'ya yerleşti. Daha sonra eğitim için ABD'ye gitti. MIT'de biyokimya alanında doktora yaptı. Bilim insanı kimliğinin yanında girişimci olarak da öne çıktı ve biyoteknoloji alanında çok sayıda şirketin kurulmasına öncülük etti.
Bir bakıma yolculuğun ilk etabı burada başladı. Afeyan, bilim insanlarının laboratuvarda yaptığı çalışmaları şirketlere dönüştürmeye çalışan bir girişimciydi. mRNA'nın henüz bugünkü kadar ilgi görmediği yıllarda bu teknolojiye yatırım yapan isimlerden biri oldu.
Moderna 2010 yılın'da Boston'da kuruldu
Şirketin temelleri 2010 yılında Boston'da atıldı. Afeyan'ın yanında MIT Profesörü Robert Langer, Derrick Rossi, Kenneth Chien ve Timothy Springer gibi bilim insanları vardı. Üzerinde durdukları fikir oldukça basitti ama gerçekleştirmesi hiç kolay değildi: Hücrelere geçici genetik talimat taşıyan mRNA'yı kullanarak insan vücudunda istenen proteinlerin üretilmesini sağlamak.
mRNA, yani haberci RNA, aslında hücreye bir çeşit geçici talimat taşıyor. DNA'yı ana arşiv olarak düşünürsek mRNA, buradaki belirli bir bilginin hücrenin protein üretim merkezine götürülen kısa süreli kopyası gibi çalışıyor. Hücre talimatı kullanıyor, ardından mRNA parçalanıyor. Moderna'nın yıllardır peşinde olduğu fikir de bu mekanizmayı ilaç ve aşı geliştirmede kullanabilmekti.
Ancak iş teorideki kadar kolay değildi. mRNA hassas bir moleküldü ve vücuda verildiğinde hızla parçalanabiliyordu. Ayrıca hücrelere güvenli biçimde ulaştırılması gerekiyordu. Moderna'nın ilk yılları bu sorunların çözülmesi için araştırma yapmakla geçti.
İlk yıllarda bioteknoloji şirketiydi
Şirketin CEO koltuğuna 2011'de Stéphane Bancel oturdu. Bancel'in geçmişi laboratuvardan çok ilaç sektörünün yönetim tarafına dayanıyordu. Moderna'dan önce Fransız tanı şirketi bioMérieux'da CEO olarak görev yaptı. Daha önce de Eli Lilly'de çeşitli yönetim, üretim ve tedarik zinciri görevleri üstlendi. Moderna'nın bilimsel bir fikri ticari ve küresel ölçekte bir şirkete dönüştürmesi gereken dönemde Bancel'in görevi de tam olarak buydu. Moderna bugün de Bancel'i CEO olarak gösteriyor.
İlk yıllarda ise bugünkü Moderna'dan eser yoktu. Moderna 2020'ye kadar ticari ürünü olmayan, araştırmaya büyük miktarda para harcayan bir biyoteknoloji şirketiydi. Üstelik sürekli zarar ediyordu. 2017'de 255,9 milyon dolar oban zarar 2019 sonunda birikerek 1,5 milyar dolara ulaşmıştı. Şirket, o dönemde henüz geliştirdiği ilaçlardan anlamlı bir ticari gelir elde etmiyordu.
Yani Moderna, pandemi öncesinde bugünkü gibi milyarlarca dolarlık satış yapan bir ilaç şirketi değildi. Tam tersine yatırımcıların yıllarca para koyduğu, buna karşılık ürününü henüz pazara çıkaramamış bir biyoteknoloji girişimiydi.
Milyonlarca insanın takip ettiği şirket oldu
Sonra 2020 geldi. COVID-19 salgını Moderna'nın yıllardır yaptığı araştırmayı bir anda dünyanın merkezine taşıdı. Şirketin geliştirdiği mRNA-1273 aşısı, daha sonra Spikevax adıyla pazara çıktı. Aralık 2020'de ABD ve Kanada'da acil kullanım yetkisi aldı. Yıllarca ticari ürünü bulunmayan şirket, birkaç ay içinde dünyanın en önemli aşı üreticilerinden biri haline geldi.
Bu dönüşüm yalnızca şirketin bilançosunu değil, mRNA teknolojisine bakışı da değiştirdi. Birkaç yıl öncesine kadar sınırlı sayıda insanın takip ettiği teknoloji, milyonlarca kişinin hayatına giren bir aşıyla kendisini kanıtlamış oldu.
Fakat bu kez başka bir sorun ortaya çıktı. Pandemi sona erdiğinde COVID-19 aşılarına yönelik olağanüstü talep de geriledi. İnsanların sürekli ve kitlesel biçimde aşılandığı dönem geride kalırken Spikevax satışları düştü. Moderna'nın önündeki soru da böylece değişti: Şirket, pandemi döneminde elde ettiği büyümeyi nasıl kalıcı hale getirecekti? Cevap yine mRNA oldu.
Moderna bu teknolojiyi grip, RSV ve farklı bulaşıcı hastalıkların yanı sıra kanser tedavilerinde kullanmaya yöneldi. Kanser tarafındaki yaklaşım ise COVID-19 aşısından daha kişisel bir yöntem üzerine kurulu.
Burada standart bir aşıdan söz etmiyoruz. Hastanın tümöründen alınan örnek inceleniyor. Kanser hücrelerinde bulunan mutasyonlar belirleniyor. Ardından bağışıklık sisteminin özellikle fark edebileceği neoantijenler seçiliyor. Bu bilgiler kullanılarak o hastaya özel mRNA tedavisi hazırlanıyor.
Mantık aslında oldukça basit: Kanser hücreleri bağışıklık sisteminden saklanabiliyor. Kişiye özel mRNA tedavisinin amacı ise bağışıklık sistemine bu hücreleri daha iyi tanıyabileceği hedefler vermek.
Moderna bunu tek başına da yapmıyor. Merck ile yürütülen ortaklık, bu programın en önemli parçalarından biri. İntismeran autogene ile Merck'in pembrolizumab etken maddeli Keytruda'sı birlikte kullanılıyor. Keytruda bağışıklık sisteminin kanserle mücadelesindeki fren mekanizmalarından birini hedeflerken, kişiye özel mRNA yaklaşımı bağışıklık hücrelerine hedef göstermek üzerine kuruluyor.
Şirketin 19 Ağustos'ta açıkladığı INTerpath-001 sonuçları bu nedenle önemli. Çalışmada, ameliyatla tamamen çıkarılmış yüksek riskli melanom hastalarında intismeran autogene ile pembrolizumab kombinasyonu değerlendirildi. Moderna, çalışmanın hem nüksetmesiz sağkalım hem de uzak metastazsız sağkalım açısından olumlu sonuç verdiğini açıkladı.
Burada önemli bir ayrıntı var: Bu sonuç, “Moderna kansere çare buldu” anlamına gelmiyor. Ortada henüz tüm kanserleri ortadan kaldıran bir tedavi yok. Söz konusu olan belirli bir hasta grubunda, belirli bir kanser türü için yürütülen klinik çalışmanın olumlu sonuçları. Tedavinin kullanılabilmesi için düzenleyici süreçlerin de tamamlanması gerekiyor.
Kanserde de işe yarayacak mı?
Moderna açısından ise asıl hikâye biraz daha büyük.Şirket 2010'da mRNA üzerine kumar oynarken bu teknoloji henüz ticari başarısını kanıtlamamıştı. Yıllarca zarar etti, yatırımcı parasına ve ortaklıklara ihtiyaç duydu. Sonra COVID-19 geldi ve aynı teknoloji şirketi dünyanın en fazla konuşulan biyoteknoloji şirketlerinden birine dönüştürdü. Pandeminin ardından satışlar gerileyince bu kez aynı platformun kanser gibi çok daha zor bir alanda işe yarayıp yaramayacağı sorulmaya başlandı.
Beyrut'ta savaş nedeniyle ülkesini terk eden 13 yaşındaki bir çocuğun yıllar sonra Boston'da kurulan bir biyoteknoloji şirketinin arkasındaki isimlerden birine dönüşmesi, hikâyenin insani tarafı. Moderna'nın önündeki asıl sınav ise bundan sonra geliyor: COVID-19 döneminin olağanüstü başarısını, kalıcı ve farklı hastalıklara uzanan bir ilaç platformuna dönüştürebilecek mi?
Şirketin geleceğini belirleyecek soru artık yalnızca “mRNA çalışıyor mu?” değil. Asıl soru, mRNA ile kaç farklı hastalık için gerçekten işe yarayan ilaç geliştirilebileceği. Moderna'nın hikâyesinin yeni bölümü de burada başlıyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.