Hazır giyimin ana kollarından olan ve 2022’den bu yana yüzde 50’ye yakın bir kayıp yaşayan triko sektörü, ihracatta kan kaybetmeye devam ediyor. 3 yıldır adet bazında yüzde 55, ciro bazında yüzde 22 kayıp yaşayan sektörde, düşen kapasite kullanım oranları ‘yok pahasına’ makine sattırıyor.
24 Ağustos 2026 00:00
Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!Nurdoğan A. ERGÜN
nurdogan.arslan@dunya.com
Son iki yıldır ağır kayıplar veren hazır giyim sektörü içerisinde ‘en ağır’ darbeyi alan triko sektörü, bu yılın ilk yarısını da konkordato ve iflasların gölgesinde kapattı. “Üç yıldır çok ağır bedeller ödedik” diyen Triko Sanayicileri Derneği (TRİSAD) Başkanı Mustafa Balkuv, Orta Vadeli Program (OVP) kapsamında üretim odaklı politikaların eksikliğinin sektörü ağır bir krize sürüklediğini savundu. Türkiye’nin sanayi ve üretim gücünü hızla kaybettiğini ifade eden Balkuv, “Rakipler yeni nesil teknolojilere büyük yatırımlar yaparken, Türkiye’deki üreticiler 10 liraya aldıkları makineleri 2 liraya satmak zorunda kalıyor” dedi. Yüksek katma değer üreten hazır giyim ve triko sektörünün genel ihracat rejiminden ayrıştırılması ve kademeli kur desteği ile korunması gerektiğini vurgulayan Balkuv, “Bizim fasoncumuz Türkiye ortalamasının 20 katı değer yaratıyor. Bunun göz önünde bulundurulması lazım” ifadelerini kullandı. Balkuv, düşen kapasiteler nedeniyle ileride olası bir iş hacmi artışında siparişleri karşılayamayacaklarını dile getirdi.
“Sanayimiz İran’dan fazla bedel ödedi”
Son üç yıldır her ay bir önceki yılın aynı dönemine göre eksi yazan bir sektör tablosuyla karşı karşıya olduklarını dile getiren Mustafa Balkuv, küçülmenin ve üretimden çekilmenin maliyetinin sürdürülemez boyutlara ulaştığını ifade etti. Sektörün içinde bulunduğu durumu dikkat çekici bir benzetmeyle özetleyen Balkuv, “Uzun süredir devam eden ABD-İran geriliminde sanayi tesisleri hedef alınıyor. Bizim üzerimize üç yıldır tek bir bomba düşmedi ancak rahatlıkla söyleyebilirim ki sanayimiz, bu süreçte İran’dan daha çok bedel ödedi. Sektörden yaklaşık 400 bin kişinin çıktığı ifade ediliyor. Kıdem tazminatı yükü kişi başı 400 bin liradan hesaplandığında katlanılabilir bir rakam olmaktan çıkıyor. Küçülmenin maliyeti çok ağır, bırakmanın karşılığı ise ya konkordato ya da iflas” değerlendirmesini yaptı.
“Yüzde 90 ithalat yapanla aynı desteği almak adil değil”
Genel bir kur artışının, özel sektörün 220 milyar dolarlık dış borç yükü ve müşterilerden gelecek iskonto talepleri nedeniyle tek başına çözüm olmayacağını belirten Balkuv, adil bir destek mekanizması önerdi. Balkuv’a göre, Türkiye’nin genel ihracat kg değeri ortalama 1,5 dolar seviyesindeyken, hazır giyimde bu rakam 16 dolara, trikoda ise 30 dolara ulaşıyor. Yüzde 85 net ihracat yapan ve kadın istihdamı yüzde 50’nin üzerinde olan triko sektörü ile yüzde 90 ithalat yapıp yüzde 1 ihracat yapan firmanın aynı kur desteğini almasını eleştiren Balkuv, yaratılan katma değere paralel olarak en az yüzde 10 seviyesinde kademeli kur farkı verilmesi durumunda sektörün ayakta kalabileceği vurguladı.
“Siparişler dönse bile üretecek kimse kalmayacak”
Sektörün son 3 yılda adet bazında yüzde 55, ciro bazında yüzde 22 gerilediğini belirten Balkuv, katma değer 7 dolardan 10,5 dolara çıksa da fiziki üretim kaybının vahim boyutlarda olduğunu altını çizdi. Sektörde teknoloji parkının eridiği uyarısı yapan Balkuv, şunları söyledi: “Rakipler yeni nesil teknolojilere büyük yatırımlar yaparken, Türkiye’deki üreticiler makinelerini yok pahasına satmak zorunda kalıyor. Öte yandan istihdam erozyonu var. EYT süreci ve zorunlu işten çıkarmalar nedeniyle 10-15 yıllık deneyimli ustalar ve nitelikli çalışanlar kaybediliyor. İleride işler açılsa dahi üretimi yürütecek insan kaynağı bulunamayacak. Bir yanda da küresel maliyet baskısı var. İşçilik maliyetlerinin 2 bin dolara yaklaştığı Türkiye’nin, 200-300 dolar bandında işçilik maliyeti olan rakip ülkelerle mevcut şartlarda rekabet etmesi imkansız hale geliyor.”
“Artık bize sadece ‘aferin’ demek yetmiyor”
Sektörün ciddi bir itibar erozyonuna uğradığını belirten Balkuv, Çin’in tekstil makine üreticilerine verdiği devasa kamusal destekleri ve Türkiye’deki savunma sanayii başarısını örnek göstererek, “Çin’de sanayinin zarar açıklamasına müsaade edilmez, çünkü ülkeyi kalkındıracak olanın sanayi olduğu bilinir. Biz ise sektör olarak itibardan tasarruf eder hale geldik. Savunma sanayiindeki başarımız ile gurur duyuyoruz ama bizlerin sesine de kulak verilmesini istiyoruz” dedi. Sektör olarak yaşanan sıkıntıları makro düzeyde de ilgili bakanlıklara anlattıklarını aktaran Balkuv, şöyle devam etti: “Bakanlarımız ilgi gösteriyor ancak artık bize sadece ‘aferin’ duymak yetmiyor. 50-60 yıllık sanayi birikiminin yok olmaması için somut ve hakkaniyetli adımların bir an önce atılması gerekiyor. Biz üretmekten vazgeçmiyoruz yeter ki devlet bizden vazgeçmesin.”
“Ucuz ürün yapmayacak, katma değerle büyüyeceğiz”
İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Mustafa Paşahan, son 3 yıldır istihdam, ihracat ve üretimde kan kaybeden tekstil ve hazır giyim sektöründe kapasitelerin atıl kaldığını belirterek, yaklaşık 400 bin kişinin işsiz kaldığını hatırlattı. Atıl fabrikaların çalışması halinde sektörün yeniden 1.2 milyonluk istihdamlara ulaşabileceğine dikkat çeken Paşahan, “Yatırım teşviklerini bırakın vermeyi mevcut olan teşvikli bölgelerimizde atıl olan fabrikaları çalıştıralım bu rakamlara gelebiliriz” dedi. Geçen yıla göre ihracatta 10 bin dolarlık bir artışın bile psikolojik açıdan sektörü ileriye taşıyacağını söyleyen Paşahan, “Lüksün satın alınabilir merkezi olacağız, ucuz ürün yapmayacağız biz katma değerle büyüyeceğiz. Devletimizin bu sektörü heba etmeyeceğine inanıyorum. Üretimin olmadığı bir yerde hiçbir şey olmaz. Elimizde bu güç var ve bizim elimizin tersi ile bunu itmememiz lazım” dedi. Paşahan, geçen yıl 16.8 milyar dolarlık ihracat yapan sektörün bu yılki hedefini 17 milyar dolar olarak açıkladı.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.