25 Ağustos 2026, Salı · 10:29 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Milyar dolarlık imzalar, nakde mahkûm sokaklar: Esad sonrası Suriye

Milyar dolarlık imzalar, nakde mahkûm sokaklar: Esad sonrası Suriye

Geçtiğimiz yıl bu sütunlarda, yaptırımların esnetilmesi ve Şam’da peş peşe atılan diplomatik imzaların yarattığı ilk heyecan dalgasını değerlendirirken, savaş sonrası iktisadi toparlanmanın doğasına dair mütevazı ama temel bir şerh düşmüştük: Rejim değişikliği veya uluslararası meşruiyet penceresinin açılması, yılların birikimi olan yapısal tahribatı bir gecede silmeye yetmez. O günlerde, Şam Borsası’nın yeniden açılmasını veya atılan niyet beyanlarını (MoU) selamlarken, asıl çetin dönemeçlerin henüz aşılmadığını vurgulamış ve kısa bir özet sunmuştuk: Siyasi geçiş tamamlanmış olabilir, ancak sürdürülebilir bir iktisadi düzen inşa etme anlamında asıl çetin savaş şimdi başlıyor.

Esad sonrası dönemin ikinci yılına yaklaşırken sahadan gelen veriler, bahsettiğimiz o “çetin savaşın” hangi cephelerde yoğunlaştığını net bir biçimde gösteriyor.

Suriye ekonomisinin bugün katettiği mesafeyi ve önündeki yapısal engelleri tam olarak kavrayabilmek için, ilk günlerdeki o “vitrin” projelerinin ötesine geçmek ve iktisadi savaşın yoğunlaştığı üç ana alana odaklanmak gerekiyor: Finansal derinlik ile reel sektör arasındaki makas, sermaye yoğunlaşması riski ve regülasyon kapasitesinin sınırları.

Finansal derinlik

Savaş sonrası yeniden yapılanma süreçlerinde en sık düşülen iktisadi tuzak, kuramsal finansal göstergelerdeki toparlanmayı reel sektörün iyileşmesiyle karıştırmaktır. Şam Borsası’nın (DSE) yeniden faal hale gelmesi, SWIFT sistemine kademeli entegrasyon ve Merkez Bankası’nın düzenleyici mevzuat reformları kuşkusuz uluslararası yatırımcıya verilen önemli sinyallerdir. Ancak finansal mimarinin yüzeyindeki bu hareketlilik, Suriye bankacılık sektörünün derinlikten yoksun sığ yapısını gizlemeye yetmemektedir.

Bugün Suriye bankacılık sistemi son derece spesifik bir “likidite paradoksu” ile karşı karşıyadır. Bir yanda, yurt dışından dönen sermaye ve mülteci akınıyla birlikte ticari bankaların mevduat tabanında belirgin bir genişleme gözlenmektedir. Ancak diğer yanda, bu mevduatın reel ekonomiye kredi olarak aktarılması sürecinde ciddi bir tıkanıklık yaşanmaktadır. Tüm özel bankaların toplam özkaynağının 8,7 trilyon Suriye lirası (yaklaşık 795 milyon dolar) ile tek bir bölgesel bankanın seviyesini bile aşamaması ve toplam varlıklar içinde net kredi tesislerinin payının yalnızca %12,3’te kalması, sektörün bilançosundaki kırılganlığı açıkça sergilemektedir. Üstelik bankaların dış hesaplarda tuttuğu sermayenin iç kredi hacmine oranının 7,2 seviyesinde olması, risk değerlendirme yetersizlikleri ve mülkiyet muğlaklıkları sebebiyle bankaların reel sektörü fonlamak yerine pasif bilançolara mahkûm olduğunu doğrulamaktadır.

Yüzeyde sermaye yeterlilik oranlarının (CAR) Merkez Bankası’nın %8’lik ve Basel III’ün %10,5’lik eşiklerinin çok üzerinde — hatta bazı bankalarda %100’ün üzerinde — görünmesi ise aldatıcı bir illüzyondan ibarettir; bu durum sermaye derinliğinden değil, kredi hacminin (paydanın) aşırı daralmasından kaynaklanmaktadır. Nitekim Haziran 2026’da Türkiye ile varılan ve Türk bankalarının Suriye’de şube açmasını öngören tarihi mutabakat, 2001 tarihli 28 sayılı Bankacılık Kanunu’ndaki %49-%60 yabancı payı sınırlarını aşarak sektöre doğrudan sermaye ve muhabir bankacılık ağı enjekte etmeyi hedefleyen en somut yapısal hamledir.

Sonuç olarak ortaya çıkan tablo şudur: Bankalar kâğıt üzerinde likidite zengini görünse de, küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ’ler) ile tarım sektörü doğrudan finansman darlığı çekmektedir. Krediye erişimin olmaması, üreticileri kayıt dışı finansal kanallara ve yüksek maliyetli geleneksel ağlara zorlamaktadır. Dolayısıyla finansal sektörün attığı adımlar, reel üretim kapasitesini tetikleyen bir motor olmaktan ziyade, henüz sokaktaki işletmelere ve hane halkına temas edemeyen statik bir iyileşme illüzyonu sunmaktadır.

Megaproje yoğunlaşması

Savaş sonrası toparlanma evresinde dikkat çeken bir diğer yapısal risk, doğrudan yabancı yatırımların ve devlet kaynaklarının sınırlı sayıda “gösterişli” megaprojeye odaklanmasıdır. Sahadan elde edilen veriler, kamu idareleri ile yabancı şirketler arasında takip edilen 21,5 milyar dolar değerindeki 21 anlaşmanın %56’sının (12,1 milyar dolar) sadece 8 projede toplandığını göstermektedir. Hatta UCC Holding ortaklığında yürütülen 7 milyar dolarlık enerji santrali ve 4 milyar dolarlık Şam Uluslararası Havalimanı projeleri gibi yalnızca iki ana yatırım, açıklanan toplam yatırım değerinin neredeyse yarısını (%51) oluşturmaktadır.

Bu aşırı sermaye yoğunlaşması iki temel bozulmaya yol açmaktadır: Birincisi, milyar dolarlık altyapı yatırımları yüksek oranda ithal sermaye malı ve teknoloji gerektirdiği için, enjekte edilen kaynağın önemli bir kısmı yerel tedarik zincirlerine temas etmeden ülke dışına sızmaktadır. İkincisi ve daha kritik olanı ise, bu projelerin istihdam yaratma kapasitesinin son derece sınırlı olmasıdır. Sermaye yoğun megaprojeler manşet büyüme rakamlarını yukarı taşırken, geniş kitlelerin satın alma gücünü artıran ve işsizliği emen emek yoğun sektörler adeta kaderine terk edilmektedir.

Nitekim sahada karşılaşılan tablo, büyük inşaat sahalarının hemen yanı başında üretime dönmekte zorlanan sanayi siteleri ve sermayesizlikten atıl kalan tarım arazileridir. Dünya Bankası’nın 2025 yılı için %1’lik büyüme tahmininin üzerine çıkılsa ve açıklanan 25,9 milyar dolarlık niyet beyanlarının (MoU) yalnızca %20’si (yaklaşık 5,2 milyar dolar) önümüzdeki 5 yılda yatırıma dönüşse bile, bu miktar tek başına Suriye’nin tahmini GSYH’sinin %20’sine denk gelmektedir. Ancak bu kaynak kapsayıcı bir büyüme stratejisinden yoksun olarak yalnızca stratejik altyapı adalarına sıkışırsa, makroekonomik istatistikler ile mikroekonomik gerçeklik arasındaki uçurum her geçen gün derinleşecektir.

Kurumsal kapasite

Finansal derinlik ve yatırım dağılımında gözlenen yapısal sınırlar, en nihayetinde temel bir sütunda kesişmektedir: Devlet ve düzenleyici kurumların kapasitesi. Çatışma ortamından çıkan geçiş ekonomilerinde makroekonomik politikanın temel rolü, yalnızca sermaye çekmek değil, bu sermayeyi sevk ve idare edebilecek tutarlı ve öngörülebilir bir hukuki çerçeve inşa etmektir. BM Genel Sekreteri Guterres’in Şam ziyaretinde yenilediği “tüm yaptırımların derhal kaldırılması” çağrısı ve ABD’nin Genel Lisans 25 ile Caesar Yasası muafiyetlerini devreye sokması uluslararası kapıları açsa da, Suriye içinde düzenleyici kapasite son derece kısıtlı kalmayı sürdürmektedir.

Bu kurumsal yetersizlik, kendisini en belirgin şekilde çelişkili politika sinyalleri ve piyasa belirsizliğinde göstermektedir. Örneğin, Haziran ayında 1.000’den fazla ürünü kapsayan yeni gümrük tarifelerinin uygulamaya konulması gibi adımlar, yerel bürokrasi ve parçalı uygulamalarla birleştiğinde nakliye başına maliyetleri ton başına 1.000 dolara (standart bir tır için yaklaşık 25.000 dolar ek maliyet) kadar çıkarabilmektedir. Üst düzey zirvelerde iddialı ekonomik serbestleşme reformları duyurulurken, yerel ölçekteki bu yüksek işlem maliyetleri hem yerli üreticiler hem de yabancı yatırımcılar için öngörülebilirliği bozmakta ve kaynakları kalıcı sabit sermaye yatırımları yerine kısa vadeli ticarete yönlendirmektedir.

Dayanıklı bir savaş sonrası ekonomisi inşa etmek, yalnızca proje sözleşmeleri imzalamaktan ya da manşet sermaye girişlerine güvenmekten fazlasını gerektirir. Dünya Bankası’nın 216 milyar doları aşabileceğini öngördüğü yeniden imar sürecinde, adil rekabeti sağlayacak, mülkiyet haklarını güvenceye alacak ve finansal akışları reel üretime dönüştürecek güçlü düzenleyici kurumlar şarttır. Aksi takdirde Suriye, iki katmanlı bir ekonomi yapısını kemikleştirme riskiyle karşı karşıyadır: Bir yanda gündelik ticaretin nakit darlığı çeken kırılgan gerçekliğinden yalıtılmış müreffeh bir modern zümre, diğer yanda ise temel finansmana erişemeyen geniş kitleler.

Gelecekte bizi ne bekliyor

Önümüzdeki dönemde Suriye ekonomisinin patikasını belirleyecek temel unsur, makroekonomik istatistiklerdeki ilk toparlanma emarelerinin ne ölçüde nitelikli ve kapsayıcı kurumsal dönüşümlere evrileceğidir. Eğer mevcut ivme yalnızca belirli altyapı koridorlarına ve birkaç sembolik gayrimenkul projesine sıkışıp kalırsa, geçiş sürecinin yarattığı iyimserlik dalgası kısa sürede yerini derinleşen bir gelir adaletsizliğine ve kronik bir talep yetersizliğine bırakabilir.

Buna karşın, bankacılık sektöründe kredi kanallarını işlevsel kılacak hukuk reformlarının yapılması, gümrük ve vergi sistemlerinin şeffaflaştırılması ve yerel sermayeyi reel üretime dâhil edecek kapsayıcı teşvik mekanizmalarının devreye sokulması, ülkeyi sürdürülebilir bir büyüme patikasına sokabilir. Suriye için önümüzdeki süreç, sadece bilançoları düzeltme değil, sokaktaki reel ekonomi ile uluslararası sermaye arasındaki kopukluğu tamir etme imtihanı olacaktır.

Aşılması gereken çelişkili tablo

Kuşkusuz ortada yadsınamaz bir iktisadi dinamizm var. Türkiye’nin Suriye’ye ihracatının 2026’nın ilk yarısında %26,4 artışla 1,28 milyar dolara ulaşması, çimento sevkiyatının %116,8 gibi rekor bir oranda artması ve 1,2 milyondan fazla Suriyelinin evine dönerek iç talebi canlandırması, erken dönemdeki karamsar büyüme senaryolarını geride bıraktı. Ancak bu sevindirici ivmenin hemen yanında, aşılması gereken çelişkili bir tablo da beliriyor: Bir yanda uluslararası toplantılarda ve devlet resepsiyonlarında imzalanan 25,9 milyar doları bulan dev altyapı sözleşmeleri; diğer yanda ise hâlâ sığ bir finansal sistem, nakit darlığı ve gündelik hayatta kalma mücadelesi veren sokaklar…

Yazının orijinaline https://medium.com/@yalinmakbule/milyar-dolarl%C4%B1k-i%CC%87mzalar-nakde-mahk%C3%BBm-sokaklar-esad-sonras%C4%B1-suriye-7f2d9a352d35 web adresinden ulaşabilirsiniz.

İlgili Haberler
Borsa Brent petrol 90 doların altına geriledi Uzmanpara · az önce Makroekonomi Altın için kritik sinyal geldi: Büyük yatırımcılar pozisyonlarını değiştirdi! Beklenti ne? CNBC-e · 30 dk önce Borsa Dolar/TL 48,09 seviyesinden işlem görüyor Mynet Finans · 33 dk önce Makroekonomi Türkiye'de yılın ilk 7 ayında 54 ilin ihracatı arttı AA Ekonomi · 36 dk önce Borsa Brent petrolün varili ticari gerilimlerin artmasıyla 90 doların altına geriledi Mynet Finans · 37 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.