Diplomanı sen mi aldın, yapay zekâ mı?
Bir süre önce tuhaf karşılanacak bir soru, bugün insan kaynaklarının yeni gündemi: "Bu diplomayı öğrenci mi aldı, yapay zekâ mı?"
Eğitim bilimci ve yazar Doç. Dr. Özgür Bolat ile sohbetimizin en çarpıcı cümlelerinden biri buydu. Çünkü yapay zekâ yalnızca meslekleri değil, şirketlerin "yetenek" tanımını da değiştiriyor.
Eskiden iyi bir üniversite diploması çalışkanlığın ve belli bir bilgi seviyesinin güçlü sinyaliydi. Şimdi bu sinyal zayıflıyor. Ödevin, projenin, hatta düşünme sürecinin bir bölümünü yapay zekâ üstlenebiliyorsa işveren şuna bakıyor:
Bu genç gerçekten ne yapabiliyor? Dünya Ekonomik Forumu'na göre 2030'a kadar mevcut becerilerin yüzde 39'u değişecek ya da geçerliliğini yitirecek. Şirketlerin yüzde 63'ü beceri açığını dönüşümün önündeki en büyük engel olarak görüyor.
Yani mesele hangi mesleklerin yok olacağından çok, hangi insan becerilerinin ayakta kalacağı.
Kariyerin ilk yıllarında yapılan araştırma, veri toplama, raporlama gibi "acemi işleri" yapay zekâya devredildikçe genç, hızlı sonuç üretebilir ama muhakeme sürecini öğrenemeyebilir. Uzman hangi cevabın kullanılacağını deneyimiyle seçebilir. Peki deneyimi olmayan genç?
Gelecekte şirketlerin aradığı çalışan en hızlı cevabı bulan değil; doğru soruyu soran, cevabı sorgulayan ve kararının sorumluluğunu alan kişi olacak.
Aslında hikâye çocuklukta başlıyor.
Bolat'ın şu cümlesi ekonomi yönetenlerin de düşünmesi gereken bir cümle: "İtaatkar çocuklarla yenilikçi bir ekonomikurulamaz."
Sürekli yönlendirilen, hata yapmasına izin verilmeyen, sorunları anne babası tarafından çözülen çocuk büyüdüğünde nasıl inisiyatif alan, risk üstlenen, yaratıcı bir çalışana dönüşecek?
Bolat, çocuklara değer vermek isterken onları aşırı yüceltmenin "prensler veprensesler" kuşağı yaratabildiğini anlatıyor. Evde her istediği yapılan genç, iş hayatında sınırlarla karşılaşınca çatışabiliyor. Şirketlerin gençlerle yaşadığı sorunlarda çocuk yetiştirme biçimimize de bakmak gerekiyor.
Bolat'ın şirketlerde 25 bin kişi üzerinde yaptığı yetenek çalışmaları da başka bir ezberi bozuyor: Her başarılı çalışan iyi yönetici olmuyor. "Herkes lider olmaz. Ancak lider olmak isteyen herkes lider olabilir." Bir çalışanı sadece başarılı olduğu için yönetici yapmak önemli bir hata.
Bolat'ın Türkiye'de "Beni Ödülle Cezalandırma" adıyla tanınan çalışması, genişletilmiş İngilizce versiyonuyla The Reward Trap adıyla ABD'de yayımlandı. Nobel ödüllü Prof. Aziz Sancar'ın önsözünü yazdığı kitap, ödüllerin her zaman motivasyonu artırmadığını; asıl meselenin çocuğun iç motivasyonunu geliştirmek olduğunu anlatıyor.
Kitabın anlattığı çocukla şirketlerin aradığı çalışan arasında bir bağ var
Sürekli ödül bekleyen çocuk yerine kendi motivasyonunu kurabilen çocuk...
Talimat bekleyen çalışan yerine problemi gören çalışan...
Bilgiyi ezberleyen genç yerine bilgiden anlam ve karar üreten genç...
Rekabet avantajı belki de tam burada oluşacak.
Çünkü bundan sonra ne okulun adı ne diploma ne de yapay zekaya yazılmış kusursuz bir komut tek başına yeterli.
İş dünyasının gençlere soracağı soru daha basit olacak:
"Bana ne bildiğini değil, ne yapabildiğini göster."
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI Tüm Yazıları >
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.