Yeni Osmanlıcılık, Kudüs'ü ele geçirme niyeti, Suriye üzerinden yürüyüş, İslamî bir hinterlandın zorla kurulması.
Bu anlatı içeride seçmene, dışarıda Washington'a ve Akdeniz ortaklarına satılması kolay bir çerçeve gibi duruyor olabilir. Analitik olarak ise bütünüyle yanlıştır. Yanlış olduğu için de stratejik olarak beyhudedir.
Emperyalizm teşhisi, gerçek bir rekabeti açıklamaz; onu mitleştirir. Mitleşen tehdit ise hem yanlış öncelik üretir hem de Türkiye'nin fiilî manevra alanını, beklenenin tersine, daraltmak yerine görünür kılar.
I. Söylemin işlevi: Teşhis değil, kodlama
Ağustos 2026'da Tel Aviv-Hayfa otoyolundaki afiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı İran ve Hizbullah ile aynı kareye yerleştirdi. Aynı günlerde İsrail uçakları Suriye'nin kuzeyindeki (boş) Ebu Zuhur üssünü vurdu; gerekçe, üsse yerleşeceği iddia edilen Türk askerî varlığıydı. Başbakan Netanyahu "Türkiye'nin Suriye'de kök salmasına müsamaha göstermeyeceğiz" dedi; ofisi Erdoğan'ı "antisemitik diktatör" ilan etti. Bu zincir, güvenlik değerlendirmesi ile seçim kampanyasının birbirine geçtiği bir andır. İsrail'de 27 Ekim genel seçimi vardır. Yeni düşman inşası, uzun süren savaş yorgunluğunu ve İran dosyasının tamamlanmamış olmasını örtmenin klasik yoludur.
Kodlamanın ikinci işlevi dışarıya yöneliktir. Türkiye NATO üyesidir, Boğazlar'ı tutar, ABD nükleer silahlarını barındırır ve Trump yönetiminin bölgesel işlem diplomasinde ayrı bir kapıdır. Böyle bir aktörü "sıradan rakip" diye tarif etmek, F-35 satışına, Gazze'deki olası Türk rolüne ve Suriye'deki üs tartışmasına karşı yeterli ret gerekçesi üretmez. "Emperyal Osmanlı restorasyonu" ise bir yere kadar üretir görülüyor olmalı. Kavram, hukuki itirazı varoluşsal itiraza çevirir.
Üçüncü işlev, İsrail'in kendi hareketini meşrulaştırmaktır. Bakın şimdi: Kuzey Suriye'de vurulan bir üs, "savunma" olur; Doğu Akdeniz'deki enerji hattı "kuşatmanın kırılması" olur; Kudüs'teki Türk vakıf ve konsolosluk varlığı "fetih hazırlığı" olur. Teşhis şiştikçe, her taktik hamle stratejik zorunluluk gibi sunulur. Bu, analizin değil, anlatının zaferi haline dönüşür.
II. Emperyalizm testi: Neden tutmaz
Emperyalizm, bir devletin başka toplumlar ve topraklar üzerinde rızasız, kalıcı ve eşitsiz egemenlik kurmasıdır. Klasik anlamda toprak ilhakı, sömürü mekanizması ve karşı tarafın siyasi iradesinin kaldırılmasını içerir. Leninist okuma bunu tekelci kapitalizmin zorunlu evresi sayar; Hobson iç piyasadaki eksik tüketimin sermayeyi dışarı ittiğini söyler; Schumpeter ise sınırsız zorla genişlemeyi pre-kapitalist bir atavizm olarak görür. Bu üç testten hangisi uygulanırsa uygulansın, bugünkü Türkiye-İsrail gerilimi emperyalizm tanımına girmez.
Türkiye, İsrail toprağını ilhak etmemekte, İsrail ekonomisini sömürmemekte, Kudüs'ü idarî olarak ele geçirmemektedir. Elinde olan şey başka bir düzendir: Güvenlik derinliği, deniz yetkisi iddiası (adil olmak bağlamı), inşaat ve lojistik pazarı, dinsel-kültürel temsil ve yumuşak güç kanalları. Bunlar nüfuz araçlarıdır. Nüfuz, imparatorluk değildir. İmparatorluk idare, vergi, garnizon ve uzun lojistik ister. Türkiye'nin 2026 şartları — ekonomik kırılganlık, iç kutuplaşma, NATO bağı, ABD ile işlem diplomasisi, terörden kurtulma dosyası — böyle bir yapıyı taşıyamaz.
Karıştırılan üç kavramı ayırmak gerekir. İmparatorluk, çok uluslu hiyerarşik bir siyasi yapıdır. Sömürgecilik, doğrudan toprak yönetimidir. Hegemonya, zor ile rızanın birlikte kullanıldığı gündem belirleme kapasitesidir. İsrail'in "yeni Osmanlıcılık" dili bu üçünü tek kelimede eritir. Eritme, düşmanı büyütür; düşmanı büyütmek, kendi kamuyu seferber eder. Fakat büyütülen düşman, sahadaki aktörle aynı varlık değildir.
III. Asıl rekabet: İsrail ve Türkiye
İran'ın 2026'da aldığı darbe, Levant'ta bir boşluk bıraktı. Boşluğu doldurmaya aday iki aktör vardır: "Güvenli bölge"sini tahkim etmek isteyen Türkiye ve kuzeyini "Türk sistemine" kaptırmamak isteyen, ama aslen yayılmacılığını sürdürmek isteyen İsrail. Kim hava ve deniz sahasını, kim enerji güzergâhını, kim nüfuz alanındaki temsili, kim Washington'daki onay hattını tutacak?
Suriye bu mücadelenin en somut zemini. Esad sonrası düzende Ankara, yeni yönetimin dış garantörlüğü, sınır güvenliği, geri dönüş ve imar üzerinden ağırlık kurmaya çalışır. İsrail bunu kendi serbestisi için tavan olarak görür. Ebu Zuhur saldırısının anlamı buradadır: Hedef bir imparatorluk başkenti değil, Türk hava savunması ve İHA varlığının yerleşmesini önleme refleksidir. Suriye Dışişleri, üsse Türk birliği yerleşmeyeceğini İsrail'e ilettiğini açıkladı; Türkiye askerî heyet iddiasını yalanladı. Buna rağmen vuruş yapıldı. Yani mesele bazen istihbarat değil, mesaj göndermektir.
Doğu Akdeniz ikinci zemindir. Mavi Vatan ve 2019 Türkiye-Libya deniz yetki alanı çerçevesi, Yunanistan-Güney Kıbrıs-İsrail enerji mimarisine rakip bir hukuki-askeri hat çizer. Ele geçirilmek istenen kuyu değil, kontrol edilebilir düzen kurma hakkıdır. Kudüs üçüncü zemindir. İçişleri Bakanı'nın "bir gün Kudüs'ün de kurtuluşunu görürüz" sözü İsrail'de fetih kanıtı sayıldı. Pratikte Türkiye'nin elinde vakıf, cami, konsolosluk, yayın ve STK ağı vardır. Bu, anlam savaşıdır. Anlam savaşı ile toprak zaptı aynı şey değildir; aynı şeymiş gibi anlatılması, İsrail'in tehdit enflasyonudur. Ya korkuyor ya da durumu alabildiğine abartarak kendine çıkar aramanın peşinde.
Hamas dosyası da bu kalıba girer. Türkiye'nin Hamas'a açtığı siyasi kanal, İsrail'de kuşatma şeklinde okunur. Analitik olarak bu, vekâlet ve meşruiyet rekabetidir. Gazze'yi yönetmek, sömürmek veya ilhak etmek Türkiye'nin ne kapasitesinde ne de çıkar tanımındadır. Maliyet, ABD ilişkisi ve ittifak üyeliği bunu imkânsız kılar. Rakibi "emperyal plan" diye sunmak, onu anlamamak değil, durumun getirisini kullanmak istemektir.
IV. Bölgesel karşılık: Teşhis tutmadı, kamplaşma derinleşti
Emperyal çerçeve bölgede beklenen birleşik tepkiyi üretmedi. Tersine, iki ayrı güvenlik mimarisi netleşti. Bir yanda İsrail'in Yunanistan-Güney Kıbrıs hattı ve İbrahim Anlaşmaları artığı; diğer yanda Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan savunma mutabakatı ve buna eklemlenen Mısır, Katar, Ürdün, Endonezya, BAE çizgisi. Ağustos 2026'da Türkiye ile birlikte 11 ülkenin Dışişleri, İsrail'in Suriye saldırılarını "egemenlik ihlali" sayan ortak bildiri yayımladı. Aynı dönemde Türkiye, Mısır, Endonezya, Ürdün, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve BAE, "Gazze yol haritası"nın İsrail tarafından reddini kınadı. BAE'nin bu metinde Türkiye ile yan yana durması, İbrahim Anlaşmaları'nın otomatik bir İsrail şemsiyesi olmadığını gösterir.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Türkiye'nin deniz yetkisi ve "deniz parkı" hamlelerine sert cevap vermeyi sürdürür. Bu, İsrail anlatısının Akdeniz'de kısmi karşılık bulduğu yerdir. Fakat "Osmanlı'nın dönüşü" değil, egemenlik ve enerji rekabetidir. Arap başkentlerinin çoğu için asıl mesele Osmanlı hayaleti değil, İsrail'in Gazze, Batı Şeria ve Suriye'deki fiilî hareket serbestisidir. Emperyalizm yaftası Ankara'yı yalnızlaştırmadı; İsrail'in yalnızlaşma riskini görünür kıldı. Üstelik bölgedeki halkların (bir kısım İsrailliler dahil) Osmanlı'ya sempati beslemesi hiç de abes değildir, bu tarihi gerekçelerle karşılık bulan bir konudur.
Suriye'nin kendisi de bu teşhisi doğrulamaz. Şam, Türk üssü iddiasını reddetti; aynı zamanda İsrail vuruşunu egemenlik ihlali saydı. Yani yeni Suriye yönetimi, "Türk imparatorluğunun eyaleti" gibi konuşmamaktadır. Konuştuğu dil, hâlen zayıf ve toparlanmak isteyen bir devletin iki güçlü komşu arasında denge aramasıdır. İmparatorluk bu tabloya sığmaz. Üstelik Türkiye bunu hiç mi hiç istemez. Suriye "tek devlet tek ordu" sahibi olsun, istikrara kavuşsun, bu yeterlidir.
V. Küresel karşılık: Washington ayrışması ve NATO tavanı
Küresel karşılığın en önemli parçası Washington'dadır. Trump yönetimi İsrail'i "büyük müttefik" görmeyi bırakmamıştır; fakat aynı yönetim Erdoğan'la işlem diplomasini ve Şam'daki yeni düzeni kendi başarı hanesine yazmaktadır. ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye (ile Irak) özel temsilcisi Tom Barrack, Ebu Zuhur saldırısını "gereksiz tırmandırma" diye niteledi; İsrail'in Türkleri "yemlemeye" çalışmış olabileceğini, bunun da Ekim seçimine dönük "saldırgan bir kampanya konsepti" olabileceğini ima etti. ABD, üç ortak arasında çatışmayı istemediğini açıkça söyledi.
Bu, İsrail'in emperyal teşhisinin küresel düzlemde işlemediğinin kanıtıdır. Washington, Türkiye'yi Osmanlı restorasyoncusu bir düşman olarak kabul etmemektedir. Kabul ettiği şey, iki müttefikinin aynı boşlukta çarpışmamasıdır. F-35 tartışması da bunu gösterir: Netanyahu satışa karşı çıkar; Trump hattı kapanmış saymaz. NATO Genel Sekreteri Rutte, Temmuz'daki Ankara zirvesinde Erdoğan'ın gerilimi bölgesel savaşa çevirmeyeceğini ifade etmiş, 5. madde senaryosunu uzak tutmuştu. İttifak, Türkiye'yi "emperyal tehdit" diye kodlamaz; kriz yöneticisi ve vazgeçilemez coğrafya olarak tutar.
Avrupa'nın resmî dili daha temkinlidir, fakat sonuç aynıdır: Brüksel, Doğu Akdeniz'de Yunan-Kıbrıs hattına yakın durur; Türkiye'yi "imparatorluk" ilan etmez. (Aslında komik ama analizde yazmak zorunda kalıyorum!) Çin ve Rusya için tablo fırsattır, tehdit değil. Ankara'nın çok yönlü diplomasisi, İsrail'in "Türkiye = Yeni İran" formülünü büyük güçler nezdinde geçersiz kılar. İran bir nükleer-ideolojik eşik devletidir; Türkiye bir NATO üyesidir. Bu iki kategoriyi eşitlemek, analitik değil propagandadır.
NATO demek, demokratik ve özgür dünya demektir. Batı değerleri ve Batı sisteminin çalışmasından yana olmak demektir. NATO'da savaş değil, caydırıcılık esastır.
VI. Beyhudeliğin kaynağı
Teşhis üç nedenle beyhudedir. Birincisi, yanlış varlık tarif eder. Türkiye'nin yaptığı şey, Osmanlı coğrafyasına referanslı bölgesel öncelik siyasetidir (gönül coğrafyası); restorasyon programı değildir. Kamuoyu söylemi neo-Osmanlı olabilir; karar alıcı kadronun pratik ufku çoğu dosyada düzensizliği yönetmek, boşluğu doldurmak ve maliyetli savaşa girmemektir.
İkincisi, yanlış ittifak üretir. Emperyal yafta, İsrail'in ihtiyacı olan şeyi — ABD'nin Türkiye'yi sınırlamasını — sağlamaz. Tersine, Washington'u iki müttefik arasında hakem konumuna iter. Hakem, İsrail'in tek taraflı saldırısını "gereksiz" saymaya başlamıştır. Bu, teşhisin kendi amacını bozmasıdır. İsrail hükümeti bunu görmese de muhalefet ve halk görmeye başlamıştır.
Üçüncüsü, yanlış zaman seçer. İran sonrası Levant, uzun bir yıpratma ve konum kayması dönemine girmiştir. Böyle bir dönemde rakibi imparatorluk ilan etmek, her taktik sürtüşmeyi varoluş savaşına çevirir. Varoluş savaşı ise müzakere alanını kapatır. Kapanan alan, İsrail'in Suriye'de ve Gazze'de ihtiyaç duyduğu çatışmasızlık mekanizmalarını da zayıflatır. ABD'nin üçlü görüşme arayışı tam da bu yüzden vardır.
Sonuç
İsrail'in Türkiye'yi emperyal bir aktör olarak afişe etmesi, içeride belki işler; bölgede kısmen Yunan-Güney Kıbrıs hattında işler; küresel sistemde işlemez. İşlemediği yerde de geri teper: Türkiye yalnızlaşmaz, İsrail'in hareket serbestisi tartışılır hâle gelir. Tartışılmaya başlandı bile.
Doğru cümle şudur. Türkiye, İran sonrası Levant'ta düzen kurucu adaylardan biridir. İsrail bunu kendi güvenlik mimarisine rakip görmektedir. Rekabet sahicidir. İmparatorluk kelimesi bu rekabeti açıklamaz; gizler. Gizlenen şey, 21. yüzyılın asıl gerçeğidir:
Zafer yoktur, durum değişikliği vardır.
Bu benim tezimdir ve şimdiden kendini ispatladı. Kim durumu kendi lehine kaydırırsa o öne geçer. Kim rakibini hayalet imparatorluk ilan ederse, kendi teşhisine esir olur. Netanyahu hükümeti bunu göremiyorsa söyleyecek pek bir şey kalmıyor.
Emperyalizm iddiasının pragmatik karşılığı bu yüzden zayıftır. Karşılık, Ankara'nın teslim olması değil, kampların sertleşmesi, Washington'un hakemliğe zorlanması ve Doğu Akdeniz ile Suriye'de daha fazla sürtünmedir. Sürtünme yönetilebilir. Mit yönetilemez. Mit, bir kez kabul edildiğinde her vuruşu zorunlu, her sözü niyet belgesi, her üssü fetih sayar. Bu, strateji değil, kendi yarattığı gölgeyle savaşmaktır. Strateji bilenler bu gibi hususları da bilmelidirler.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: LevantDOĞU AKDENİZİsrailTürkiye
DAHA FAZLA HABER OKU
Gürbüz Evren Trump, İran Devrim Muhafızları Ordusu komutanıyla doğrudan görüşmeye çalışmış
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.