Nice ile Monako arasında, denizden 427 metre yükseklikte bir kayalığın üzerine kurulu Èze; Ortaçağ’dan kalan taş sokakları, egzotik bahçeleri, parfüm atölyeleri ve Akdeniz’e açılan manzarasıyla Fransız Rivierası’nın en etkileyici duraklarından biri. Nietzsche’nin izlerini taşıyan patikası da cabası.
Serkan Raşa28 Ağustos 2026 00:00
Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!Fransa’nın güneyinde Nice’ten Monako’ya doğru ilerlerken gözünüzü kıyıdan biraz yukarı kaldırın. Bir kayalığın tepesine tutunmuş taş evleri gördüğünüzde Èze’ye geldiniz demektir. “Kartal Yuvası” anlamına gelen Nid d’Aigle lakabını boşuna almamış. Bu küçük yerleşimde otomobiller dışarıda kalıyor; içeride dar taş sokaklar, kemerli geçitler, küçük galeriler ve yüzlerce yıllık evler arasında yürüyorsunuz. Birkaç adım sonra karşınıza çıkan Akdeniz manzarası ise Èze’nin neden Côte d’Azur’un en özel yerlerinden biri olduğunu anlatmaya yetiyor.
Èze’nin hikâyesi Ortaçağ’dan çok daha geriye uzanıyor. Bölgenin tarihinin Fenikeliler ve Antik Yunanlılara kadar gittiği düşünülüyor. Hatta bazı kaynaklar Èze adının Mısır Tanrıçası İsis’ten geldiğini öne sürüyor. Romalılar döneminde stratejik bir gözetleme noktası olarak kullanılan bölge, Ortaçağ’da korsan akınlarına karşı korunmak amacıyla güçlendirilmiş. Kayalık tepenin üzerine bir kale, çevresine de surlarla korunan bir yerleşim kurulmuş.
Sonraki yüzyıllarda Provence Kontluğu, Savoy Hanedanlığı ve zaman zaman Cenevizliler arasında el değiştiren Èze, Fransız Devrimi’nin ardından Fransa’ya katıldı. Kasabanın tepesindeki kale ise 1706’da XIV. Louis’nin emriyle yıktırıldı. Bugün kaleden geriye kalanlar hâlâ görülebiliyor. Ancak Èze’nin geçmişini anlamak için tarih kitaplarına gömülmeye gerek yok. Köyün eski bölümüne adım attığınız anda Ortaçağ kendini zaten gösteriyor.
Sokaklarda kaybolmak serbest
Èze Village, kasabanın asıl güzel tarafı. Otomobillerin giremediği eski yerleşimde daracık taş sokaklar, tüneli andıran geçitler ve sarmaşıklarla kaplanmış taş evler birbirini izliyor. Burası haritayı sürekli kontrol ederek gezilecek yerlerden değil. Hatta tam tersine, biraz kaybolmak işin keyfi. Bir sokaktan küçük bir sanat galerisi çıkıyor, diğerinden seramik atölyesi. Cam işleri, resimler ve el yapımı ürünler satan dükkânlar eski evlerin arasına dağılmış durumda.
Èze’nin güzel taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor. Bir yanda lüks oteller ve restoranlar, birkaç adım ötede küçük bir zanaat atölyesi… Gösterişli Côte d’Azur dünyasıyla eski bir taş yerleşimin sadeliği aynı sokakta buluşuyor.
En güzel manzara en tepede
Dar sokakları takip edip yukarı çıktığınızda Jardin Exotique d’Èze’ye, yani Egzotik Bahçe’ye ulaşıyorsunuz. Eski kalenin kalıntıları üzerine kurulan bahçe, geniş kaktüs ve sukulent koleksiyonuyla tanınıyor. Ama buraya gelenlerin büyük bölümü için başrol bitkilerden çok manzaranın. Deniz yüzlerce metre aşağıda kalıyor. Cap Ferrat ve Fransız Rivierası kıyıları önünüze seriliyor; hava yeterince açıksa görüşün Korsika’ya kadar uzandığı söyleniyor. Özellikle gün batımına doğru manzara daha da etkileyici hale geliyor.
Èze’nin “Kartal Yuvası” lakabının hakkını en iyi verdiği yer de burası. Bahçedeki kaktüslerin Ortaçağ’dan kalan taşlarla yan yana durması ise kasabanın karakterini güzel özetliyor: Doğa ve tarih burada birbirinin içine geçmiş durumda.
Èze’nin en ünlü ziyaretçilerinden biri Friedrich Nietzsche. Filozofun Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı eserinin bir bölümünü, Èze’den denize doğru inen patikada yürürken şekillendirdiği rivayet ediliyor. Bugün bu yol onun adıyla, Chemin de Nietzsche yani Nietzsche Patikası olarak anılıyor.
Patika, tepede bulunan Èze Village’ı aşağıdaki Èze-sur-Mer’e bağlıyor. Deniz manzarası eşliğindeki yürüyüş yaklaşık 1,5-2 saat sürüyor. Doğa yürüyüşünü sevenler için kasabayı görmenin en güzel yollarından biri. Ama küçük bir ayrıntıyı unutmamak gerek: Èze 427 metre yüksekte. Aşağı inmek başka, aynı yolu yukarı çıkmak başka mesele.
Küçük kasabanın parfüm kokusu
Fransız Rivierası’nda olduğunuzu hatırlatan bir başka durak ise parfümeriler. Èze, Fragonard ve Galimard gibi ünlü Fransız parfüm markalarının fabrika ve mağazalarına ev sahipliği yapıyor. Ücretsiz fabrika turlarında parfümün nasıl üretildiğini görmek mümkün. Tabii turun sonunda mağazadan hiçbir şey almadan çıkmayı başarıp başaramayacağınız ayrı konu.
Kasabanın merkezindeki 18'inci yüzyıldan kalma Notre-Dame de l’Assomption Kilisesi de görülmeye değer. Barok kilise, özellikle iç mekânındaki Mısır motifleriyle dikkat çekiyor.
Èze küçük olabilir ama Côte d’Azur’da olduğunuzu unutturacak kadar mütevazı değil. Kasabanın en bilinen adreslerinden Château Eza, eski bir kalenin dönüştürülmesiyle ortaya çıkan butik otellerden biri. Manzaralı restoranlarıyla konaklamanın yanı sıra öğle veya akşam yemeği için de tercih ediliyor.
Bütçe konaklamaya yetmiyorsa mesele değil. Bir kahve için uğrayıp manzaraya ortak olmak da mümkün. Zaten Èze’nin en ilginç taraflarından biri bu tezat. Dünyaca ünlü lüks oteller ve restoranlarla küçük yerel dükkânlar, galeriler ve el sanatları atölyeleri birkaç adım mesafede. Bu karışım yıllar boyunca pek çok ünlü ismi de buraya çekmiş. Nietzsche’nin yanı sıra Walt Disney, Winston Churchill ve Bono gibi isimlerin Èze’de konakladığı ya da vakit geçirdiği biliniyor.
Küçük ama aceleye getirmeyin
Èze haritada oldukça küçük. Eski yerleşimin sokaklarını bir iki saatte dolaşabilirsiniz. Fakat bu, buraya yalnızca iki saat ayırmanız gerektiği anlamına gelmiyor. Egzotik Bahçe’yi görmek, parfümerileri gezmek, galerilere bakmak ve Nietzsche Patikası’nda yürümek istiyorsanız yarım gün, hatta tam gün ayırmak daha iyi.
Nice’ten yaklaşık 20, Monako’dan ise 15 dakika mesafede olması Èze’yi günübirlik geziler için de oldukça uygun hale getiriyor. Otobüs, tren, kiralık araç veya turlarla ulaşılabiliyor. Èze-sur- Mer tren istasyonundan yukarıdaki yerleşime minibüsle çıkmak mümkün; yürümeyi seçerseniz sizi dik bir yokuş bekliyor.
Ziyaret için en rahat dönemler Nisan-Haziran ile Eylül-Ekim ayları. Hava daha elverişli, yaz aylarına göre kalabalık da daha az. Yazın ise Côte d’Azur’un geri kalanında olduğu gibi Èze’nin dar sokakları da oldukça yoğunlaşıyor. Belki de bu yüzden Èze’yi sabah erken saatlerde ya da kalabalıkların azalmaya başladığı günün ilerleyen saatlerinde görmek en güzeli. Çünkü buranın asıl keyfi bir yerden diğerine yetişmek değil. Asıl keyif taş sokaklarda ağır ağır yürümek, arada bir denizi görmek için durmak ve 427 metre aşağıdaki Akdeniz’e bakmak.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.