29 Ağustos 2026, Cumartesi · 01:41 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Türkiye girişim sermayesi ekosisteminde derinleşme arayışı (2)

Türkiye'nin girişim ekosistemi “var mı, yok mu?” diye sorgulanacak bir aşamayı çoktan geride bıraktı. Bugünün gerçeği bu ekosistemi nasıl daha kurumsal, daha verimli, daha üretken ve daha derin bir yapıya dönüştüreceğimi…

Türkiye girişim sermayesi ekosisteminde derinleşme arayışı (2)

Türkiye'nin girişim ekosistemi “var mı, yok mu?” diye sorgulanacak bir aşamayı çoktan geride bıraktı. Bugünün gerçeği bu ekosistemi nasıl daha kurumsal, daha verimli, daha üretken ve daha derin bir yapıya dönüştüreceğimiz sorusudur.

29 Ağustos 2026 00:00

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Synergia Kurucusu DR. ALİ CİHAN KURT

Önceki yazıda Türkiye'nin girişim sermayesi ekosis­temindeki temel çelişkiye dikkat çekmiştim: Girişim sayımız ve yatırım işlemlerimiz artarken, aynı ölçüde derinleşen ve küresel ölçekte büyüyen teknoloji şirketle­rinin sayısı neden artmıyor?

Sorunun yalnızca sermaye mik­tarıyla açıklanamayacağını; geç aşama finansmandan insan ser­mayesine kadar uzanan bir dizi ya­pısal unsurun birbirini etkilediği­ni gördük. Ancak hikâyenin önemli bir bölümü henüz eksik. Çünkü bir girişimcilik ekosistemini yalnızca yatırımcılar ve girişimciler oluş­turmaz.

Makroekonomik ortamdan ver­gi ve regülasyonlara, üniversite­lerden teknoparklara, hızlandırma programlarından çıkış piyasaları­na kadar bütün sistem, girişimin ilk fikirden küresel teknoloji şirke­tine dönüşme ihtimalini belirler. Şimdi bu zincirin diğer halkalarına bakalım.

Yabancı sermayenin ağırlığı bize ne anlatıyor?

2025 verileri bu konuda dikkat çekici. Yerli yatırımcılar 360 işle­min 318'ine katılırken yabancı ya­tırımcılar yalnızca 42 işleme ka­tıldı. Ancak yabancı yatırımcıla­rın katkısı yaklaşık 1,145 milyar dolar, yerli yatırımcıların katkısı ise 227 milyon dolar seviyesinde kaldı. 2025'in ikinci çeyreğinde de benzer bir tablo görüldü. Yaban­cı yatırımcılar 46 işlemin yalnız­ca 13'üne liderlik etmelerine rağ­men toplam işlem hacminin yüz­de 97'sini oluşturdu. Bu tablo iki farklı gerçeği aynı anda gösteri­yor. Birincisi, Türkiye yabancı ya­tırımcı için görünmez bir pazar değil. İkincisi ise büyük sermaye ihtiyacı ortaya çıktığında ulusla­rarası yatırımcıya olan bağımlılı­ğımız oldukça yüksek.

Burada sorun yabancı yatırım­cının gelmesi değil. Sorun, Türki­ye'nin kendi yüksek teknoloji şir­ketlerinin büyüme yolculuğunu fi­nanse edebilecek derinlikte yerli bir sermaye katmanının henüz ye­terince oluşmamış olması.

Bir girişim ilk yatırımını aldığın­da yatırımcının görevi bitmez. Asıl mesele, şirket başarılı olduğunda yatırımcının yeniden yatırım ya­pabilecek kapasiteye sahip olma­sıdır. Buna follow-on yatırım ka­pasitesi diyoruz. Bu nedenle güçlü bir girişim sermayesi piyasası yal­nızca çok sayıda fon gerektirmez. Başarılı portföy şirketlerinin arka­sında durabilecek kadar büyük ve sabırlı fonlar gerektirir.

Ancak bütün sorumluluğu yatı­rımcıya yüklemek de doğru değil. Bir girişimin ilk turdan sonra yal­nızca gelirini artırması yetmez.

Teknolojik yetkinliği derinleş­meli. Müşteri ilişkileri güçlenmeli. Verisi değerlenmeli. Fikri mülki­yeti oluşmalı. Organizasyonel ka­pasitesi gelişmeli. Yeni pazarlara girebilme yeteneği kazanmalı. Ve bütün bunların sonucunda rakip­lerinin kolaylıkla kopyalayamaya­cağı bir pozisyon oluşturmalı. İşte bu nedenle hızlı büyüme ile sürdü­rülebilir büyüme aynı şey değildir.

Yatırımcı sermayeyi değil, rekabet avantajını takip eder

Rekabet stratejisi literatüründe­ki dönüşüm, Türkiye'deki girişim­cilik tartışmasına önemli bir pers­pektif sunuyor.

Cemal Zehir, Tuğçe Ekiz Yılmaz, ve Alex Borodin ile birlikte 2026 yılında yayımladığımız “The Evo­lution of Competitive Strategy: An Unsupervised Machine Learning Approach Using Topic Modeling and Keyword Clustering” başlıklı çalışma, 2015–2025 arasında Sco­pus'ta indekslenen yaklaşık 3 bin 900 akademik makaleyi inceleye­rek rekabet stratejisi araştırmala­rının tematik evrimini ortaya ko­yuyor.

Bu literatürün bize söylediği önemli bir şey var: Rekabet artık yalnızca pazardaki mevcut pozis­yonu korumakla açıklanamıyor.

Kaynaklar önemli. Ancak kay­naklara sahip olmak da tek başına yeterli değil. Şirketin kaynakları yeni koşullara göre yeniden yapı­landırabilmesi, öğrenebilmesi, ye­nilik üretebilmesi ve değişen reka­bet ortamına uyum sağlayabilmesi gerekiyor.

Başka bir ifadeyle sürdürülebi­lir başarı, statik bir varlıktan çok dinamik bir yetenek haline geliyor.

Dijitalleşme, yapay zekâ, plat­formlar, dayanıklılık ve sürdürü­lebilirlik gibi başlıkların rekabet stratejisi literatüründe giderek da­ha fazla öne çıkması da bu dönüşü­mün bir sonucu.

Bu yaklaşım teknoloji girişim­leri açısından son derece önemli. Çünkü bir startup'ın aldığı yatırım miktarı, tek başına sürdürülebi­lir rekabet avantajı yaratmaz. Ser­mayenin teknolojiye, teknolojinin yetkinliğe, yetkinliğin de sürdürü­lebilir rekabet avantajına dönüş­mesi gerekir.

Aydınlık noktalar: Görmezden gelinmemesi gereken başarılar

Eleştirel bir analiz, tabloyu tek taraflı karartmamalı. Önümüzde­ki birkaç gösterge, Türkiye’de eko­sistemin durağan olmadığını orta­ya koyuyor.

İstanbul'un küresel görünürlüğü hızla artıyor: Startup Genome'un "Emerging Ecosystems 2025" lis­tesine göre İstanbul, Avrupa'da en hızlı yükselen ikinci startup eko­sistemi oldu; Dealroom'un veri­lerine göre ise şehir ilk üçe girdi. StartupBlink'in değerlendirmesi de Türkiye'yi Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında bir köprü olarak ko­numlandırıyor ve güçlü mühendis­lik altyapısı ile genç nüfusun böl­gesel bir girişimcilik merkezi olma potansiyelini desteklediğini vur­guluyor; aynı raporda Getir, Insi­der ve Dream Games "ekosistem şampiyonu" olarak öne çıkarılıyor.

Unicorn sayısı da yavaş fakat is­tikrarlı biçimde artıyor: 2026'nın ilk çeyreğinde Loom Games'in Scopely tarafından milyar USD’lik değerlemeyle satın alınması, Türk kökenli unicorn sayısını yedi­ye yükseltti. Aynı çeyrekte Pari­bu'nun fintek girişimi Clave'i satın alması da, sektörde şirketlerin bir­birini satın alma eğiliminin yeni­den ivme kazanabileceğine işaret ediyor — bu tür konsolidasyon ha­reketleri, ekosistemin olgunlaşma sürecinin bir parçası olarak oku­nabilir.

Fiziksel ve kurumsal altyapı da genişlemeye devam ediyor. Sana­yi ve Teknoloji Bakanlığı verileri­ne göre 2026 başı itibarıyla Tür­kiye'de 114 teknoloji geliştirme bölgesi, 95 aktif teknopark ve bu bölgelerde faaliyet gösteren 12 bin 739 firma bulunuyor; buna ek ola­rak 1363 Ar-Ge merkezi ve 342 ta­sarım merkezi faaliyet gösteriyor. Bu rakamlar, meselenin salt "alt­yapı eksikliği" olmadığını, kurulu altyapının henüz yeterince verim­li bir çıktıya dönüşemediğini gös­teriyor.

Çözüm önerileri

Yukarıdaki veriler ışığında soru­nun tek bir çözümü yok; birbirini besleyen birkaç cephede eşzaman­lı adım atılması gerekiyor.

*Geç aşama sermaye derinliği­ni artırmak: Seri A/B tıkanıklığını çözmenin en doğrudan yolu, yerli kurumsal sermayenin (emeklilik fonları, sigorta şirketleri, banka iş­tiraki CVC'ler) girişim sermayesi fonlarına ayırdığı payı büyütmek. TÜBİTAK BiGG gibi kamu prog­ramlarının erken aşamada oyna­dığı kritik rol devam etmeli ancak veriler bu desteğin çıkarıldığında geriye kalan özel sektör kaynaklı yatırımın ne kadar sınırlı olduğu­nu gösteriyor; bu da kamu deste­ğinin özel sermayeyi ikame etmek yerine tetiklemesi gerektiğine işa­ret ediyor.

*Nitelikli insan sermayesini bü­yütmek ve tutmak: Yazılımcı ba­şına düşen nüfus oranını Avrupa ortalamasına yaklaştırmak için mühendislik eğitim kapasitesinin artırılması, üniversite-sanayi iş­birliğinin güçlendirilmesi ve aka­demideki liyakat sorunlarının çö­zülmesi gerekiyor. Eş zamanlı ola­rak "Tech Visa" gibi programların kapsamı genişletilerek bir yandan yurt dışına giden yeteneğin geri dö­nüşü teşvik edilirken, diğer yandan yabancı nitelikli işgücü ülkemize çekilmeli.

*Makroekonomik istikrarı kalıcı kılmak: Enflasyon ve faiz ortamı­nın risk sermayesi üzerindeki cay­dırıcı etkisi, para politikasında ön­görülebilirlik sağlanmadan yapısal olarak çözülemez. Bu, VC ekosis­temine özgü bir politika alanı de­ğil — ama etkisi doğrudan girişim finansmanına yansıyor ve muhte­melen listedeki en belirleyici mad­de.

*Regülasyon ve vergi teşvikleri­ni derinleştirmek: Girişim serma­yesi fonlarına yönelik stopaj dü­zenlemesindeki güncelleme doğru yönde bir adım; benzer teşviklerin bürokratik yükü azaltacak, kuru­luş ve tasfiye süreçlerini basitleşti­recek adımlarla desteklenmesi ge­rekiyor.

*Program sayısını değil içeriğini büyütmek: Yeni bir teknopark ya da hızlandırma programı açmak yerine, mevcut onlarca programın konsolide edilerek sektöre özel, deneyimli kurucu-mentorlar eşli­ğinde yürüyen, program sonrası ta­kibi olan az sayıda ama derinlikli yapıya dönüştürülmesi gerekiyor. Kamu kaynaklarının yeni fiziksel altyapıya değil, mevcut altyapının içerik kalitesine yönlendirilmesi daha yüksek getiri sağlayabilir.

*Çıkış (exit) kanallarını çeşit­lendirmek: Uber–Trendyol GO ve Dream Games örneklerinde görül­düğü gibi, Türkiye merkezli başarı­lı girişimlerin çoğu zaman yaban­cı stratejik alıcılara satılarak çıkış yapması, girişimciler için makul bir sonuç olsa da uzun vadede ba­ğımsız büyük şirketlerin sayısını sınırlıyor. Borsa İstanbul'da tekno­loji şirketlerine özel bir halka arz penceresi ve bu süreci kolaylaştı­racak düzenleyici teşvikler, küre­sel yatırımcılara ek bir likidite gü­vencesi sunarak erken aşama risk iştahını artırabilir.

Yeni bir başarı ölçüsüne ihtiyacımız var

Türkiye'de start-up performan­sını ölçmek için artık yalnızca top­lam yatırım hacmini kullanmama­lıyız. Daha anlamlı göstergeler ge­liştirmeliyiz. Örneğin: İlk yatırım alan girişimlerin yüzde kaçı ikinci yatırımını alıyor? Seed aşamasın­daki girişimlerin yüzde kaçı Series A'ya ulaşabiliyor? Series A alan­ların kaçı Series B'ye geçiyor? İlk yatırımcıların kaçı follow-on yatı­rımlara katılıyor? Yatırım alan gi­rişimlerin kaçı Türkiye dışından anlamlı gelir elde ediyor? Kaçı yük­sek teknoloji ve fikri mülkiyet te­melli bir rekabet avantajı oluştu­ruyor? Kaçı yatırımcıya gerçek bir exit sağlayabiliyor?

Bu göstergeler olmadan ekosis­temin yalnızca hareketini ölçeriz. Ama asıl önemli veri şudur: Bu gi­rişimlerin kaçı beş yıl sonra hâlâ büyüyor?

Derinlik; özgün teknoloji üre­tildiğinde, Ar-Ge ticarileştiğinde, fikri mülkiyet oluştuğunda, yüksek nitelikli insan kaynağı şirketlerde tutulabildiğinde, girişimler küre­sel pazarlara açıldığında, yatırım­cılar başarılı şirketlerin arkasında sonraki turlarda da durabildiğinde ve yatırım sonunda elde edilen ser­maye yeni girişimlere geri döndü­ğünde oluşuyor.

Sonuç: Sermaye, derinliğin peşinden gider

İşlem sayısının artması önem­li fakat asıl mesele girişimlerin bir sonraki yatırım turuna, daha ileri teknolojiye, daha güçlü insan kay­nağına ve daha büyük pazarlara ulaşabilmesidir. Çünkü sürdürüle­bilir rekabet avantajı yalnızca ser­mayeyle satın alınmıyor. Sermaye; bilgi, insan, teknoloji, öğrenme ka­pasitesi, inovasyon ve organizas­yonel yetkinlikle birleştiğinde de­ğere dönüşüyor.

Türkiye'nin teknoloji girişim­ciliğinde bir sonraki sıçraması da “İlk yatırımı almakta değil, ilk ya­tırımı sürdürülebilir rekabet avan­tajına dönüştürmekte” yatıyor. İlk turdan sonra yatırım alamayan gi­rişimleri yalnızca “başarısız giri­şimler” olarak görmek kolaycılık olur. Her birinin arkasında giri­şimcinin kapasitesinden yatırım­cının sermaye yapısına; insan kay­nağından makroekonomik koşul­lara ve çıkış piyasalarına kadar uzanan bir ekosistem var.

Bu nedenle başarıyı yalnızca kaç girişim kurduğumuzla veya ne ka­dar yatırım aldığımızla değil, kaç girişimi derin teknolojiye, sürdü­rülebilir büyümeye ve küresel re­kabet gücüne taşıyabildiğimizle ölçmek zorundayız.

Türkiye ilk çeki yazmayı öğren­di. Şimdi daha zor olanı öğrenme zamanı: İkinci çeki hak eden, üçün­cü çeki büyümeye dönüştüren ve son çeki küresel bir teknoloji şirke­tine dönüştüren girişimler yarat­mayı öğrenmeliyiz.

Çünkü gerçek bir teknoloji eko­sistemi, yatırımın yapıldığı gün de­ğil; o yatırım yıllar sonra yeni bir teknolojiye, yeni bir pazara, yeni bir şirkete ve yeni bir sermaye dön­güsüne dönüştüğünde derinleşir.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL

Kaynak: Dünya Gazetesi
İlgili Haberler
Borsa SPK'dan yatırım fonlarında limit ve sermaye düzenlemesi Borsanın Gündemi · 35 dk önce Borsa Yatırım fonlarında yeni dönem: SPK kuralları güncelledi Finans Gündem (ing) · 35 dk önce Borsa Altın ve gümüşte sert düşüş NTV Para · 38 dk önce Borsa SPK'dan yatırım fonlarına kapsamlı düzenleme: Serbest fon ihracına ve sermaye yeterliliğine sınırlama getirildi Dünya Gazetesi · 46 dk önce Borsa Rüştünü ispat etmiş 10 fren üreticisi; Listeyi gören fren sisteminin tamamını değiştiriyor. Ekonomim · 52 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.