30 Ağustos 2026, Pazar · 21:02 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Erdoğan neden hedefte?

Siyasi tarihçi, bugünü analiz etmek için geçmişteki siyasi gelişmeleri ve krizleri inceleyerek günümüzdeki uluslararası ilişkileri ve politik süreçleri anlamak için bir temel sunar. Ben de İsrail tarafından Netanyahu "ma…

Ben de İsrail tarafından Netanyahu "marifetiyle" körüklenen Türkiye düşmanlığını bir siyasi tarihçi olarak analiz etmeye çalışacağım.

Burada artık asıl soruyu sormanın zamanıdır:

Netanyahu neden özellikle Erdoğan'ı hedef alıyor?


Bunun yalnızca Gazze konusunda kullanılan sert ifadelerle açıklanması yeterli değildir.

Mesele Erdoğan'ın şahsı ile de ilgili değildir.

Mesele, Türkiye'nin bölgede nasıl bir güç olarak konumlandığıdır.

Türkiye bugün Gazze konusunda en yüksek sesle itiraz eden ülkelerden biridir.

Filistin meselesini uluslararası platformlarda gündemde tutmakta; aynı zamanda Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunmakta, Suriye'nin geleceğinde terör örgütlerinin veya dış güçlerin belirleyici olmasına karşı çıkmaktadır.

İşte Ankara ile Netanyahu hükümeti arasındaki asıl stratejik ayrışma burada ortaya çıkıyor.

Gazze bir cephedir.

Suriye ikinci cephedir.

Doğu Akdeniz ise bu mücadelenin daha geniş jeopolitik sahasıdır.

Netanyahu'nun Erdoğan'ı hedefe koymasını yalnızca iki lider arasındaki sert siyasi söylem olarak okumak bu nedenle büyük resmi kaçırmak olur.

İsrail 27 Ekim 2026'da seçime giderken Netanyahu'nun önünde Gazze savaşının ağır bilançosu, güvenlik tartışmaları ve kendi siyasi geleceği bulunmaktadır.

Böyle bir ortamda güçlü bir dış tehdit anlatısı iç siyasette son derece kullanışlıdır.

Ve Erdoğan, Netanyahu açısından bu anlatının en elverişli figürlerinden biridir.

Çünkü Erdoğan yalnızca İsrail hükümetini eleştiren bir lider değildir.

Türkiye NATO üyesidir.

Doğu Akdeniz'in en önemli askerî ve siyasi aktörlerinden biridir.

Suriye ile 911 kilometrelik sınıra sahiptir.

Kafkasya'dan Balkanlar'a, Karadeniz'den Orta Doğu'ya uzanan geniş bir jeopolitik alanda etkinlik sahibidir.

Dolayısıyla Türkiye'yi "tehdit", Erdoğan'ı da bu tehdidin sembolü olarak sunmak, Netanyahu'ya seçim meydanlarında güçlü bir güvenlik hikâyesi kurma imkânı verir.

Fakat tam burada çok tehlikeli bir sınır bulunmaktadır:

Seçim propagandası ile devlet politikası arasındaki sınır.

Siyasetçi seçim kazanmak için bir dış tehdit yaratabilir.

Ama devletler bu söyleme göre hareket etmeye başladığında propaganda artık propaganda olarak kalmaz.

Gerilim askerî doktrine dönüşür.

Suriye bunun sahası olmamalıdır.

Suriye, sırf Netanyahu seçimi kazansın diye Türkiye ile İsrail arasındaki hesaplaşmanın coğrafyası değildir.

Yıllardır savaşın, terörün, parçalanmanın ve vekâlet mücadelelerinin bedelini ödeyen Suriye halkının yeniden başka devletlerin güç mücadelesinin ortasına itilmesi kabul edilemez.

Türkiye'nin savunduğu temel ilke nettir:

Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğü korunmalıdır.

Bu nedenle İsrail'in Suriye topraklarına yönelik saldırıları yalnızca Şam açısından değil, bölgenin geleceği açısından da değerlendirilmelidir.

Türkiye'nin Suriye'de güçlü ve istikrarlı bir merkezî devlet istemesi İsrail'e yönelik saldırganlık değildir.

Tam tersine, sınırlarında terör örgütlerinin, vekâlet güçlerinin ve parçalanmış siyasi yapıların bulunmasını istemeyen her devletin göstereceği doğal güvenlik refleksidir.

Burada başka bir soru daha sormak gerekiyor:

Kim güçlü ve bütün bir Suriye istiyor, kim zayıf ve parçalanmış bir Suriye'den fayda sağlıyor?

Bölgenin geleceğini anlamak isteyenlerin üzerinde durması gereken soru budur.

Ve tam bu noktada "antisemitizm" suçlaması devreye sokuluyor.

Oysa Erdoğan'ı eleştirebilirsiniz.

Türkiye'nin dış politikasını eleştirebilirsiniz.

Ankara'nın Gazze veya Suriye politikasına katılmayabilirsiniz.

Demokratik dünyanın doğası budur.

Fakat Türkiye'nin İsrail hükümetine yönelik eleştirisini "Yahudi düşmanlığı" olarak tanımlamak başka bir şeydir.

Çünkü Türkiye'nin tarihsel sicili ortadadır.

1492'de Avrupa'dan kovulan Yahudilere kapısını açan bir devlet geleneğinin mirasçısı olan Türkiye'yi antisemitizmle suçlamak, tarihin hafızasını siyasi polemiğe kurban etmektir.

Üstelik bu suçlama gerçek antisemitizmle mücadeleye de zarar verir.

Çünkü antisemitizm siyasi tartışmalarda kullanılan sıradan bir yaftaya dönüştürülmemelidir.

Holokost'un, pogromların ve yüzyıllarca süren Yahudi karşıtlığının ağır tarihsel anlamına saygı bunu gerektirir.

Bizim çizgimiz çok nettir:

Netanyahu Yahudilik değildir.

Netanyahu İsrail halkı değildir.

Netanyahu hükümetinin politikalarını eleştirmek antisemitizm değildir.

Aynı şekilde Filistin halkının yaşam hakkını savunmak İsrail halkına düşmanlık değildir.

İşte bugün yapılması gereken en önemli ayrım budur.

Çünkü halkları birbirine düşman etmek kolaydır.

Barışı korumak ise devlet adamlığı ister.

Netanyahu 27 Ekim seçimlerini kazanabilir veya kaybedebilir.

Erdoğan bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanıdır, ama kendilerinin de ifade ettiği gibi "dünya fani, makamlar geçicidir".

Hükümetler değişir.

Liderler değişir.

Seçimler gelir ve geçer.

Ama coğrafya kalır.

Türkiye burada kalacaktır.

İsrail burada kalacaktır.

Suriye burada kalacaktır.

Filistinliler ve İsrailliler bu coğrafyada yaşamaya devam edecektir.

Netanyahu'nun hastalıklı bakış açısına, vurdumduymaz tavrına kalırsa bölgede kan gövdeyi götürür.

Devlet adamlığının görevi seçim kazanmak için gelecek kuşaklara yeni düşmanlıklar bırakmak değil, gelecek kuşakların yaşayabileceği bir barış düzeni kurmaktır.

Türkiye'nin İsrail halkıyla bir meselesi yoktur.

Türkiye'nin Yahudilerle bir meselesi yoktur.

Bunu en iyi şekilde ülkemizde yaşayan Yehudi cemaati temsilcileri açıklayacaktır.

Türkiye'nin itirazı; Gazze'de sivillerin öldürülmesine, Filistinlilerin haklarının yok sayılmasına, Suriye'nin egemenliğinin ihlal edilmesine ve bölgemizin yeni savaşların eşiğine sürüklenmesine yöneliktir.

Ve Türkiye'nin tarih boyunca mazlumlara sahip çıkmış olmasıyla bugün Filistinlilerin hakkını savunması arasında hiçbir çelişki yoktur.

Aksine aynı ahlaki çizginin devamıdır.

Dün antisemitizmin kurbanı olan Yahudiye kapısını açmak nasıl insanlığın gereğiyse, bugün Gazze'deki Filistinli çocuğun yaşam hakkını savunmak da aynı insanlığın gereğidir.

Çünkü mazlumun dini sorulmaz.

Çocuğun milliyeti sorulmaz.

Ölen bir annenin hangi taraftan olduğu sorulmaz.

Vicdanın tarafı insanlıktır.

Netanyahu'nun seçim hesabı İsrail'in iç siyasetidir.

Ancak Türkiye'yi düşmanlaştırmak, Erdoğan'ı antisemitizmle suçlamak ve Suriye'yi yeni bir Türkiye-İsrail gerilim sahasına dönüştürmek artık İsrail'in iç siyaseti değildir.

Bu bütün bölgenin meselesidir.

Ankara'nın buna vereceği en güçlü cevap tarih ve hukuk üzerinden kurulmalıdır:

Biz Yahudi düşmanlığına dün karşıydık, bugün de karşıyız.

İslamofobiye karşıyız.

Irkçılığa karşıyız.

Teröre karşıyız.

Sivillerin öldürülmesine karşıyız.

Filistinlinin de İsraillinin de yaşam hakkını savunuyoruz.

Suriye'nin parçalanmasına karşıyız.

Bölgemizin yeni savaşlara sürüklenmesine karşıyız.

Çünkü Türkiye'nin meselesi bir halkla veya bir dinle değildir.

Türkiye'nin meselesi zulümledir.

Netanyahu'ya verilebilecek belki de en güçlü cevap budur:

Türkiye'yi seçim meydanlarında düşmanlaştırabilirsiniz; fakat tarihi değiştiremezsiniz.

Erdoğan'ı hedef gösterebilirsiniz; fakat Gazze'de yaşananları görünmez kılamazsınız.

Suriye'yi bir güç mücadelesinin sahasına çevirmeye çalışabilirsiniz; fakat coğrafyanın gerçeğini ortadan kaldıramazsınız.

Seçimler geçer.

İktidarlar değişir.

Siyasi hesaplar unutulur.

Ama halkların hafızası kalır.

Bu nedenle bölgemizin bugün ihtiyacı olan şey yeni düşmanlar yaratmak değil, yeni bir barış iradesi ortaya koymaktır.

Çünkü gerçek devlet adamlığı, seçim kazanmak için korku üretmek değil;

savaş ihtimali varken barışı kurabilmektir.

Türkiye bu zoru başardığı için Netanyahu şirazeden çıkmış olabilir mi?

Cevap sizin.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: cumhurbaşkanı erdoğanbinyamin netanyahuİsrailAygün Attar

DAHA FAZLA HABER OKU

KÜLTÜR

TÜRKİYE'DEN SESLER

Behçet Darğın Cahil gezgin

KÜLTÜR

TÜRKİYE'DEN SESLER

Hatice Keltek The Menu: İnsan ne zaman gerçekten doyar?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir İsrail'in kendi boyunu aşan hedefleri

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu ABD-Venezuela petrol anlaşması

İlgili Haberler
Borsa Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan gemi kazasına ilişkin mesaj: Hesabını soracağız Finans Gündem (ing) · 18 dk önce Borsa Erdoğan'dan gemi kazasına ilişkin mesaj: İhmali olanlardan hesap sorulacak Borsanın Gündemi · 18 dk önce Borsa Cumhurbaşkanı Erdoğan: İhmali olan varsa KKTC ile gerekli adımları atacağız Ekonomim · 28 dk önce Borsa Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi için Bişkek'e gidecek Dünya Gazetesi · 45 dk önce Borsa Erdoğan Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi için Bişkek'e gidiyor Ekonomim · 1 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.