31 Ağustos 2026, Pazartesi · 02:03 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

ESO/Kesikbaş: Sanayici üzerine düşeni yaptı, her sektör için farklı destek modeli uygulanmalı

Eskişehir Sanayi Odası (ESO) ve EKONOMİ Gazetesi iş birliğiyle sanayicilerin sektörel gündemini doğrudan ele almak, ortak sorunlara çözüm geliştirmek ve üyeler arasındaki istişare ortamını güçlendirmek amacıyla düzenlene…

YAYINLAMA 31 Ağustos 2026 00:00

GÜNCELLEME 31 Ağustos 2026 00:39

Ekonomim haberlerini Google'da daha sık görün Ekonomim'i tercih ettiğiniz kaynaklara ekleyerek nitelikli haberlere daha kolay ulaşın.

Takip Et

ABDULLAH SÖNMEZ / ESKİŞEHİR

Eskişehir Sanayi Odası (ESO) ile EKONOMİ Gazetesi iş birliğinde, sanayicilerin sektörel gündemini doğrudan ele almak, ortak sorunlara çözüm geliştirmek ve üyeler arasındaki istişare ortamını güçlendirmek amacıyla Genişletilmiş Meslek Grubu Buluşmaları düzenlendi. Altı ayrı oturumda madencilikten gıdaya, plastik ve kimyadan döküm ve metal işlemeye, makine ve otomotivden mobilya ve geri dönüşüme kadar Eskişehir sanayisinin önemli üretim kolları mercek altına alındı.

Toplantılara EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, EKONOMİ Gazetesi yazarları Rüştü Bozkurt, Ali Ekber Yıldırım, Prof. Dr. Fatih Özatay ve Bader Arslan ile EKONOMİ Gazetesi Bölgeler Koordinatörü Ömer Faruk Çiftçi konuşmacı olarak katıldı. EKONOMİ Gazetesi Eskişehir Bölge Temsilcisi Ali Baş’ın yanı sıra Eskişehir iş dünyasının önde gelen temsilcilerinin yer aldığı buluşmalarda; küresel dönüşüm, yüksek enflasyon, kur politikası, finansmana erişim, ihracat pazarlarındaki kayıplar, teknolojik bağımlılık ve nitelikli iş gücü sorunları değerlendirildi.

ESO Başkanı Kesikbaş: “Sanayici üzerine düşeni fazlasıyla yaptı”

Meslek Grubu Buluşmaları’nı daha geniş, tematik ve veriye dayalı bir yapıda gerçekleştirdiklerini belirten ESO Başkanı Celalettin Kesikbaş, toplantılarda ortaya çıkan görüşleri raporlayarak karar vericilere ileteceklerini söyledi. Sanayicinin taleplerini kamu kurumlarına taşıyan bir temsil makamı olduklarını ifade eden Kesikbaş, “Geleneksel komite toplantılarımızı dönem dönem genişletilmiş ve birleştirilmiş meslek komiteleri toplantıları şeklinde gerçekleştiriyoruz. Bu kez toplantılarımızı daha tematik bir yapıya kavuşturmak, EKONOMİ Gazetesi yazarlarının değerlendirmeleriyle Türkiye’nin mevcut konjonktürünü ele almak ve sanayicilerimizin yaşadığı sorunları verilerle kamuoyuna taşımak istedik. Sanayicilerimizin taleplerini, beklentilerini ve çözüm önerilerini bakanlıklardan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne, yerel yönetimlerden ilgili kamu kurumlarına kadar bütün karar vericilere iletiyoruz. Kamuoyu güçlendikçe bu meselelerin daha fazla gündeme alınacağına inanıyoruz” dedi.

Sanayicilerin son yıllarda verimlilik, dijitalleşme, yeşil dönüşüm, enerji tasarrufu ve insan kaynakları alanlarında önemli çalışmalar yürüttüğünü anlatan Kesikbaş, buna rağmen uygulanan ekonomi politikalarının üretim kesimini ağır biçimde etkilediğini dile getirdi.

Sanayiye yönelik temel mal ve ara mal enflasyonu ile gıda ve hizmet enflasyonu arasındaki farklılığa dikkat çeken Kesikbaş, “Sanayici elini taşın altına koydu; fabrikalarını modernize etti, verimlilik çalışmalarını hayata geçirdi, dijital ve yeşil dönüşüme kaynak ayırdı. Enerji tüketimini azaltmak için motorlarını değiştirdi, üretim süreçlerini iyileştirdi, Ar-Ge ve inovasyona yatırım yaptı. Buna rağmen sanayiye, tarıma, gıdaya ve hizmetler sektörüne aynı reçete uygulanıyor. Temel mallarda enflasyon yüzde 17,7 seviyesindeyken gıda enflasyonu yüzde 37’ye, hizmet enflasyonu ise yüzde 45’in üzerine çıkıyor. Birbirinden farklı sorunları bulunan sektörlere aynı ilacı verirseniz bunun en ağır bedelini üretim kesimi öder” diye konuştu.

“Sanayiciye yatırım yapabileceği ortam sağlanmalı”

Eskişehir sanayisinin özellikle son 20-25 yılda önemli bir sermaye ve üretim birikimi oluşturduğunu kaydeden Kesikbaş, sanayicilerin geçmişte sağlanan kaynakları fabrika ve makine yatırımlarına yönlendirdiğini söyledi.

Yeni bir büyüme hamlesi için kamunun sanayiyi uzun vadeli ve uygun maliyetli kaynaklarla desteklemesi gerektiğini vurgulayan Kesikbaş, “Eskişehir sanayisi son 20 yılda çok önemli bir basamak kaydetti. Sanayicilerimiz elde ettikleri kaynaklarla fabrikalarını kurdu, üretim hatlarını genişletti ve makinelerini yeniledi. KGF döneminde sanayicilerin önemli bir bölümü aldığı kaynağı doğrudan yatırıma yönlendirdi. Bugün ise biriktirdiğimiz sermayeyle yeni bir sanayileşme hamlesini tek başımıza gerçekleştirebilmemiz kolay değil. Sanayicinin yatırım yapabileceği finansman ortamının oluşturulması, teknolojiye erişimin kolaylaştırılması ve sektörlerin ihtiyaçlarına göre ayrı destek mekanizmalarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu şartlar sağlanırsa Eskişehir’den en az bir Eskişehir sanayisi daha çıkar” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin ithalata karşı yeterli teknik ve ticari koruma mekanizmaları oluşturamadığını belirten Kesikbaş, Çin ile dış ticarette yaşanan dengesizliğin sanayi açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu bildirdi. Türkiye’nin Çin’e ihraç ettiği her bir birim ürüne karşılık 13 birim ithalat yaptığını aktaran Kesikbaş, gelişmiş ülkelerin kendi sanayilerini standartlar, sertifikasyon süreçleri ve çevresel düzenlemelerle koruduğunu söyledi. Kesikbaş, Türkiye’nin de üreticiyi koruyan, stratejik ürünlerde yerlileşmeyi teşvik eden ve sanayicinin geleceği öngörmesini sağlayan kapsamlı bir sanayi politikasına ihtiyaç duyduğunu dile getirdi.

“Teknolojiyi üretmeden bağımlılığı aşamayız”

Madencilikten savunma sanayisine kadar bütün sektörlerde katma değerli üretimin temelini malzeme teknolojilerinin oluşturduğunu vurgulayan Kesikbaş, madenlerin ham olarak ihraç edilmesi yerine ileri malzemelere dönüştürülmesi gerektiğine dikkat çekti. Kesikbaş, “Geleceğimizi biçimlendirecek en önemli alanlardan biri malzeme teknolojileridir. Türkiye’de çok sayıda maden çıkarıyoruz ancak bunları çoğunlukla ham madde olarak gönderiyoruz. Madeni işleyerek yüksek teknolojili, özel ve stratejik malzemelere dönüştürmediğimiz sürece gerçek anlamda katma değer yaratamayız. Malzemeye hâkim olan ülkeler teknolojiye, teknolojiye hâkim olan ülkeler de dünya ekonomisine yön veriyor. Bu nedenle üniversitelerimizin, araştırma merkezlerimizin ve sanayimizin birlikte çalışacağı güçlü bir malzeme bilimi ekosistemi kurmak zorundayız” dedi.

Yalnızca yurt dışından teknoloji satın almanın sürdürülebilir bir kalkınma modeli oluşturmayacağını ifade eden Kesikbaş, araştırma üniversitelerinin ve nitelikli insan kaynağının önemine işaret etti. Üniversitelerde malzeme bilimi, kimya, yazılım ve ileri mühendislik alanlarının güçlendirilmesini isteyen Kesikbaş, laboratuvar altyapısının geliştirilmesi ve genç araştırmacıların uzun vadeli fonlarla desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Madencilikte ham madde ihracatı yerine katma değer çağrısı

Madencilik ile taşa ve toprağa dayalı imalat sanayisinde faaliyet gösteren firmaların bulunduğu 1’inci, 9’uncu ve 10’uncu meslek grupları toplantısında sektörün ruhsat, mevzuat, finansman, çevresel izinler ve kamuoyundaki olumsuz algıdan kaynaklanan sorunları ele alındı. Toplantıda Türkiye’nin madenleri ham olarak ihraç etmek yerine savunma, enerji, elektronik ve ileri malzeme sanayilerinde kullanılmasının gerekliliği vurgulandı.

Metin Çekç: “Maden rezervleri finansmanda teminat sayılmalı”

İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (İMİB) Başkanı Metin Çekç, Türkiye’nin önemli maden rezervlerine sahip olduğunu, Eskişehir’in ise bor, manyezit, altın, nadir toprak elementleri ve doğal taşlarıyla bu zenginlikten önemli pay aldığını söyledi. Madencilik sektörünün yaklaşık 7 milyar dolarlık doğrudan ihracat gerçekleştirdiğini aktaran Çekç, “Madenciliğe yalnızca doğrudan ihracat rakamı üzerinden bakıldığında sektörün ekonomiye gerçek katkısı görülemiyor. Madenler sağlık, demir-çelik, enerji ve savunma sanayisinin temel girdisini oluşturuyor ve yaklaşık 40 milyar dolarlık ekonomik faaliyete kaynak sağlıyor. Yaklaşık 1 milyon kişiye istihdam sağlayan bir sektörden söz ediyoruz. Buna rağmen sahip olduğumuz rezerv bankaya teminat gösteremiyor, krediye erişemiyor ve uzun vadeli yatırım yapamıyoruz. Maden rezervlerinin ekonomik değerinin finansman sisteminde karşılık bulması gerekiyor” diye konuştu.

Maden Kanunu’nun son 10 yılda 28 kez değiştirildiğini bildiren Çekç, araştırma süreci 4-5 yıl, yatırımın geri dönüş süresi ise yaklaşık 10 yıl olan bir sektörde öngörülebilirliğin hayatı önem taşıdığını ifade etti. Türkiye’de işletme izni bulunan madencilik alanlarının ülke yüz ölçümünün yalnızca binde 1,8’ini oluşturduğunu kaydeden Çekç, sektörün çevreye duyarsız olduğu yönündeki genellemelerin yatırımları engellediğini söyledi. Çekç, mevcut koşulların iyileştirilmemesi hâlinde Türkiye’nin pazarlarını İran, Kazakistan, Özbekistan ve Afrika ülkelerine kaptırabileceği uyarısında bulundu.

Umut Rallas: “Bor ürünlerinde 100 milyar dolarlık potansiyel var”

Turmet Madenilik Genel Müdür Yardımcısı Umut Rallas, Eskişehir Genç İş İnsanları Derneği öncülüğünde 2023 yılında Eskişehir Bor Platformu’nu kurduklarını belirterek, kentin bor kaynaklarının yüksek katma değerli sanayi ürünlerine dönüştürülmesini hedeflediklerini söyledi. Rallas, “Bor madenini ton başına 500-600 dolara satmak yerine doğru teknoloji ve sanayi altyapısıyla 100 bin veya 250 bin dolarlık ürünlere dönüştürme imkânımız var. Dünya bor pazarı yaklaşık 4-5 milyar dolar seviyesindeyken bordan türetilen ürünlerde 60 milyar dolarlık, diğer ürünlerle birlikte ise 100 milyar dolara ulaşan bir potansiyelden söz ediyoruz. Ham madde üretmek tek başına yeterli değil; madenciliği entegre sanayiyle buluşturmak zorundayız. Aksi halde bugün tarımda yaşadığımız ithalat bağımlılığını yarın madencilikte de yaşayabiliriz” dedi.

Bazı stratejik madenlerin yalnızca kısa vadeli kârlılık hesabıyla değerlendirilemeyeceğini anlatan Rallas, jeopolitik üstünlük ve arz güvenliği açısından gerektiğinde bu ürünlerin kamusal desteklerle üretilmesi gerektiğini vurguladı. Son 1 ۱۰ yılda hem arama hem de işletme ruhsatlarının azaldığını ifade eden Rallas, mevcut işletmelerin sonraki kuşaklara devri ve yatırımlarını sürdürebilmesi için uzun vadeli bir madencilik politikası oluşturulmasını istedi.

Rüştü Bozkurt: “Büyük dönüşümü doğru okumalıyız”

EKONOMİ Gazetesi Yazarı Dr. Rüştü Bozkurt, dünyanın jeopolitik, teknolojik, ekolojik ve ekonomik açıdan büyük bir dönüşüm döneminden geçtiğini belirterek, en küçük işletmelerin bile küresel gelişmeleri yakından izlemesi gerektiğini söyledi. Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak bir gelişmenin Türkiye’deki enflasyona kadar uzanan sonuçlar doğurabileceğini ifade eden Bozkurt, jeopolitiğin artık KOBİ’lerin günlük kararlarını doğrudan etkileyen bir unsur haline geldiğini kaydetti. Yapay zekâ ve yarı iletken teknolojilerinin arkasında gelişmiş malzeme bilimi bulunduğuna dikkat çeken Bozkurt, Türkiye’nin yüzeysel bilgi yerine derin uzmanlığa, araştırma altyapısına ve uzun vadeli sanayi stratejilerine yatırım yapması gerektiğini dile getirdi.

Metal sanayisi yeni yatırım için uzun vadeli kaynak bekliyor

Döküm ve metal işleme sanayisi temsilcilerinin yer aldığı 11’inci, 12’nci ve 13’üncü meslek grupları toplantısında sermaye yetersizliği, teknoloji yatırımları, meslek eğitimi ve makine ithalatında uygulanan ek vergiler gündeme geldi. Sektör temsilcileri, üretimin teknolojik altyapısını yenilemek isteyen KOBİ’lerin mevcut finansman ve teşvik sistemiyle gerekli yatırımları gerçekleştirmekte zorlandığını belirtti.

Ümit Şapcı: “Meslek liseleri eski gücüne kavuşturulmalı”

Sanayinin en önemli sorunlarından birinin nitelikli iş gücü açığı olduğunu belirten Ümtes Çelik CEO’su Ümit Şapcı, meslek liselerinin yeniden üretim sisteminin merkezine alınması gerektiğini söyledi. Şapcı, “Almanya ve Çin’de üretim kültürünün toplumun bütün kesimlerine yayıldığını görüyoruz. Türkiye’de ise sanayinin ihtiyaç duyduğu çalışma kültürü ve meslek yetkinliği giderek zayıflıyor. Meslek liselerinin eski değerine kavuşturulması, öğrencilerin üretimle daha erken buluşturulması ve sanayicilerin eğitim süreçlerine doğrudan katılması gerekyor. Çalışabilecek yaştaki insanların üretimden uzaklaşmasına yol açan kararlar da yeniden değerlendirilmeli; çünkü sanayi bugün yetişmiş eleman bulmakta büyük güçlük çekiyor” dedi.

Eray Gönenl: “Makine yatırımında vergi yükü azaltılmalı”

Anot Group Yönetim Kurulu Üyesi Eray Gönenl, Almanya’da ekonomik gücün temelini oluşturan KOBİ’lerin teknoloji, verimlilik ve finansman açısından güçlü biçimde desteklendiğini, Türkiye’deki desteklerin ise yatırım ihtiyacını karşılamakta yetersiz kaldığını ifade etti. Gönenl, “Türkiye’de de KOBİ’lere yönelik çeşitli mekanizmalar var ancak sağlanan finansman teknolojik altyapıyı Avrupa’daki rakiplerle aynı seviyeye getirecek ölçekte değil. Üstelik son dönemde CNC tezgâhları ve enjeksiyon makineleri gibi üretimin temelini oluşturan ekipmanların ithalatına yüzde 30’lara varan ek gümrük vergileri getirildi. Yatırım teşvik belgesinde gümrük vergisi muafiyetinin kaldırılması, sanayicinin makine yenilemesini daha da zorlaştırdı. Yalnızca KDV avantajı, bugünkü koşullarda yeni yatırım kararını desteklemeye yetmiyor” diye konuştu.

Gürhan Albayrak: “Bina yerine Ar-Ge ve inovasyona yatırım yapmalıyız”

AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak, toplantıya siyasi kimliğiyle değil sanayici ve ESO Meclis Başkan Yardımcısı olarak katıldığını belirterek, ekonomik sorunların çözümünde kamu politikalarının yanı sıra sanayicilerin yatırım tercihlerinin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Geçmiş dönemlerde sağlanan finansmanın bir bölümünün teknoloji ve üretim yatırımları yerine bina ve gayrimenkule yönlendirildiğine dikkat çeken Albayrak, “Devlet ve hükümeti eleştirdiğimiz kadar zaman zaman kendimizi de eleştirmemiz gerekiyor. Sanayiciler olarak bina yatırımı yerine Ar-Ge’ye, inovasyona, teknolojiye ve yeni ürün geliştirmeye daha fazla kaynak ayırmalıyız. Yapay zekâdaki gelişmeler önümüzdeki beş yıl içerisinde bazı sektörleri ortadan kaldıracak, bazılarını ise ciddi ölçüde daraltacak. Bu dönüşüme hazırlanmak için işletmelerimizin teknoloji yatırımlarını artırması, ölçek sorununu aşması ve sağlanan destekleri amacına uygun kullanması gerekiyor. Ekonomik kalkınmanın yalnızca finansmanla değil; eğitim, ticari ahlak, kurumsallaşma ve üretim kültürüyle birlikte ele alınması gerektiğine inanıyorum” diye konuştu.

Bader Arslan: “Sanayinin ekonomideki payı artırılmalı”

EKONOMİ Gazetesi Yazarı Bader Arslan, Türkiye’de tüketim hızla artarken sanayi üretiminin aynı ölçüde büyümediğini, aradaki farkın giderek daha fazla ithalatla karşılandığını söyledi. Eskişehir’in sanayi altyapısıyla Türkiye’nin öne çıkan üretim merkezlerinden biri olduğunu belirten Arslan, imalat sanayisinin kent ekonomisindeki gücünü son yıllarda daha da artırdığını ifade etti. Arslan, “İhracatımız değer olarak yükseliyor görünse de ihraç ettiğimiz ürün miktarında gerileme yaşanıyor. Üretim maliyetleri yükselirken kurdaki artışın enflasyonun altında kalması, firmaları döviz bazında fiyatlarını artırmak zorunda bırakıyor. Bu durum dış pazarlardaki rekabet gücümüzü zayıflatırken ithalatın birçok sektörde hızla artmasına yol açıyor. Kalıcı büyüme için sanayinin ekonomideki ağırlığını artıracak, üretimi, yatırımı ve uzun vadeli istihdamı destekleyecek politikalara ihtiyaç var” dedi.

Sanayici ithalata karşı adil rekabet istiyor

Plastik, kauçuk, kimyasal ürünler ve yazılım sektörlerinde faaliyet gösteren 7’nci ve 8’inci meslek grupları toplantısında sanayi politikasındaki belirsizlik, Çin başta olmak üzere Uzak Doğu’dan yapılan ithalat, finansman maliyetleri ve üreticinin karar alma süreçlerindeki etkinliği tartışıldı. Sanayiciler, gümrük vergilerinden bağımsız olarak kalite, standart ve sertifikasyon temelli koruma mekanizmalarının geliştirilmesini talep etti.

Hakan Kıraç: “Sanayi politikasında öngörülebilirlik sağlanmalı”

KRC Elektromarket Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Kıraç, sanayicinin uzun vadeli yatırım kararı alabilmesi için net ve öngörülebilir bir ekonomi politikasına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Kıraç, “Sanayici yatırımını bugünden yapıyor ancak karşısına birkaç yıl sonra nasıl bir ekonomi ve sanayi politikası çıkacağını bilmiyor. Finansmana erişimin zorlaştığı, maliyetlerin sürekli değiştiği ve kararların kısa aralıklarla yenilendiği bir ortamda işletmelerin geleceği planlaması mümkün olmuyor. Üretim kesiminin taşıdığı yükün karar mekanizmalarında karşılık bulması, politikaların sektör temsilcileriyle birlikte oluşturulması gerekiyor. Sanayici yalnızca destek değil, önünü görebileceği istikrarlı bir ortam istiyor” dedi.

Ahmet Kahveci: “Üretim kesimi yönetimde daha etkili olmalı”

Kahveci Ambalaj Genel Müdürü Ahmet Kahveci, sanayicilerin ülke ekonomisinin yükünü taşımasına rağmen karar süreçlerinde yeterince etkili olamadığını dile getirdi. Uzun yıllardır farklı ülkelerdeki sanayi yapılarını incelediğini belirten Kahveci, “Sanayici şirketinde önemli bir sorunla karşılaştığında veriyi topluyor, problemi analiz ediyor ve sonuç alacak adımı atıyor. Ülke yönetiminde de üretim tecrübesinin, mühendislik yaklaşımının ve sahadan gelen bilginin daha etkili olması gerektiğini düşünüyorum. Sanayiciler yalnızca kendilerini ilgilendiren konularda değil, ülkenin üretim ve rekabet gücünü belirleyen kararlarda da sorumluluk üstlenmeli. Bürokrasi ile üretim dünyası arasındaki bağ güçlendirilmeden kalıcı bir sanayi politikası oluşturmak kolay değildir” ifadelerini kullandı.

Fatih Özatay: “Enflasyonla mücadele para politikasıyla sınırlı kalmamalı”

EKONOMİ Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Fatih Özatay, kalıcı fiyat istikrarı için yalnızca para politikasının yeterli olmayacağını belirterek, ekonomi yönetimi, iş dünyası ve çalışan kesimlerin ortak bir irade ortaya koyması gerektiğini söyledi. Türk lirasına güvenin güçlendirilmesinin enflasyonla mücadelenin temel koşullarından biri olduğunu kaydeden Özatay, yalnızca para politikasına dayalı bir programın faizleri uzun süre tutarak yatırım ve üretim kesimini baskılayacağını ifade etti. Türkiye’nin geçmişte enflasyonu yüzde 70’lerden tek haneli seviyelere indirebildiğini hatırlatan Özatay, güven, hukuk, kurumsal yapı ve kararlı ekonomi yönetimiyle benzer bir sonucun yeniden alınabileceğini bildirdi.

Gıda enflasyonu üretim kesimini baskılıyor

Gıda, yem, şekerleme, unlu mamuller ve ambalaj sektörlerinde faaliyet gösteren firmaların yer aldığı 3’üncü, 4’üncü ve 5’inci meslek grupları toplantısında tarımsal üretimin sürekliliği, yem hammaddelerinde dışa bağımlılık, fiyat politikaları ve gıda enflasyonunun sanayi üzerindeki etkileri konuşuldu. Toplantıda ithalat ağırlıklı politikaların üreticinin yatırım iştahını ve gıda arz güvenliğini zayıflattığı belirtildi.

Fatih Çürükoğlu: “İthalat üretimin yerini almamalı”

Eskişehirli iş insanı Fatih Çürükoğlu, üreticinin para kazanamadığı bir sektöre yeniden yatırım yapmasının mümkün olmadığını belirterek, zarar eden gıda şirketlerinin yalnızca kendi faaliyetlerini değil, tedarik zincirindeki diğer işletmeleri de olumsuz etkilediğini söyledi. Çürükoğlu, “Bir işletme kazanç sağlarsa vergisini ve sigorta primini öder, istihdam yaratır ve bulunduğu bölgede katma değer oluşturur. Ancak üretici zarar ederken sorunu sürekli ithalatla çözmeye çalışırsanız yerli yatırımcı yeni kapasite oluşturmaz, yabancı yatırımcı da gelmez. Hayvancılıkta, beyaz ette, unlu mamullerde ve diğer gıda kollarında üretimin devam edebilmesi için öngörülebilir ve kazandıran bir piyasa yapısına ihtiyaç var. ‘Dışarıdan alıp getiririz’ yaklaşımı kalıcı bir çözüm değildir” diye konuştu.

Ali Ekber Yıldırım: “Tarım ve gıdada planlı üretime geçilmeli”

Pandemi ve savaş dönemlerinin tarım ve gıdada üretmenin stratejik önemini açık biçimde gösterdiğini belirten EKONOMİ Gazetesi Yazarı Ali Ekber Yıldırım, Türkiye’nin ürün ve havza bazlı, sektör temsilcilerinin de karar süreçlerine katıldığı kalıcı bir üretim planlamasına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Türkiye’nin tarımsal üretimde Avrupa’da ilk, dünyada ise önde gelen ülkeler arasında bulunmasına rağmen gıda enflasyonunda dünyada üçüncü sırada yer almasının önemli bir çelişki olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Üretimimiz artarken gıda enflasyonunun yüzde 37’ye ulaşması, sistemde çözülmesi gereken sorunlar bulunduğunu gösteriyor. Girdi maliyetleri yükselirken fiyat baskısıyla karşılaşan gıda sanayicisi, ihracat yasakları ve ani dış ticaret kararları nedeniyle de pazar kaybediyor. Türkiye’nin zengin tarımsal ürün çeşitliliğini ham madde olarak değerlendirmek yerine markalı ve yüksek katma değerli gıda ürünlerine dönüştürmesi gerekiyor. Tarım ve gıdaya daha fazla önem vermeli; üretimden sanayiye, ihracattan markalaşmaya kadar bütün zinciri uzun vadeli ve öngörülebilir bir politikayla yönetmeliyiz” dedi.

Mobilya sektörü ölçek ve rekabet sorunu yaşıyor

Çevre ve geri dönüşüm sanayisi ile mobilya ve orman ürünleri temsilcilerinin yer aldığı 2’nci ve 6’ncı meslek grupları buluşmasında ölçek sorunu, iç pazardaki daralma, ihracatta miktar kaybı, tasarım eksikliği ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ele alındı. Sektör temsilcileri, mobilya sanayisinin yüksek istihdam ve dış ticaret fazlasına rağmen mevcut ekonomi programından en fazla etklenen üretim kolları arasında bulunduğunu söyledi.

Hakan Korkmaz: “Mobilyada 49 bin işletmenin 45 bini mikro ölçekte”

Eskişehir Mobilya Sanayi İş Kümelenmesi (ESMOS) Başkanı Hakan Korkmaz, Türkiye’de mobilya ve orman ürünleri sektöründe faaliyet gösteren yaklaşık 49 bin işletmenin 45 bininin mikro ölçekli olduğunu belirterek, bu yapının rekabet ve verimlilik sorunu doğurduğunu söyledi. Korkmaz, “Mobilya ve orman ürünleri sektörü 252 bin kişiye istihdam sağlıyor, 14 milyar dolarlık ciro ve 5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiriyor. Yaklaşık 3,76 milyar dolar dış ticaret fazlası veren sektörümüz ekonomiye ciddi katkı sunuyor. Buna rağmen tekstil ve inşaatın ardından mevcut ekonomik koşullardan en fazla etklenen üçüncü sektör durumundayız. Dünya mobilya ticareti 311 milyar dolar seviyesindeyken Türkiye’nin aldığı pay yalnızca yüzde 1,6’da kalıyor. Son yıllardaki kur ve maliyet baskısı nedeniyle dünya sıralamasında 9’unculuktan 13-14’üncü basamaklara geriledik” dedi.

Mobilya ihracatının değer olarak artmasına rağmen miktar bazında küçüldüğüne dikkat çeken Korkmaz, artan fiyatların Türkiye’nin rekabetçiliğini zayıflattığını kaydetti. İç pazardaki taksit sınırlamasının da satışları baskıladığını belirten Korkmaz, ortalama geliri 87 bin lira olan bir hanenin 250-300 bin liraya ulaşan mobilya ihtiyacını dokuz taksitle karşılamasının mümkün olmadığını ifade etti.

Ömer Benli: “Karbon düzenlemesine bugünden hazırlanmalıyız”

Benli Geri Dönüşüm Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Benli, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın yalnızca ilk aşamada kapsama alınan sektörleri değil, ihracat zincirindeki bütün işletmeleri etkileyeceğini söyledi. Benli, “Bir işletmenin doğrudan ihracatçı olmaması bu düzenlemenin dışında kalacağı anlamına gelmiyor. İhracat yapan bir firmaya veya uluslararası bir markanın tedarikçisine ürün veriyorsanız siz de ürettiğiniz ürünün emisyon karnesini hazırlamak zorundasınız. Ürün içerisindeki geri dönüştürülmüş malzeme oranları kademeli biçimde artırılacak ve emisyonunu belgeleyemeyen işletmeler sınırda vergiyle karşılaşacak. İşlerin yavaş olduğu bu dönemi hazırlık için kullanmalı, üretim sistemlerimizi düzenlemelere uygun hale getirerek ihracatta vergi yüküyle karşılaşmadan yolumuza devam etmeliyiz” dedi.

Ertuğrul Tezgören: “Rekabetin yolu tasarımdan geçiyor”

Otto Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Tezgören, Çin gibi yüksek ölçekli üreticilerle yalnızca fiyat üzerinden rekabet etmenin mümkün olmadığını belirterek, Eskişehir mobilya sektörünün tasarım ve iş birliğine odaklanması gerektiğini söyledi. Tezgören, “Her ürünün bir pazarı vardır ancak o pazara ulaşmak için rakiplerden farklı ve nitelikli işler ortaya koymak gerekir. Çin’in yüzlerce makineyle üretim yapan fabrikalarıyla aynı yöntemleri kullanarak rekabet edemeyiz. Bizim rekabet gücümüz tasarımdan, kaliteden ve özgün ürünlerden gelmek zorunda. Eskişehir geçmişte Türkiye’nin önemli mobilya merkezlerinden biriydi ancak tasarım eksikliği ve birlikte hareket edemememiz nedeniyle geriye düştü. Ortak bir tasarım merkezi ve güçlü bir eğitim altyapısı kurmadan yeniden büyümemiz kolay olmayacak” diye konuştu.

Hakan Güldağ: “Sektör yeni bir yapısal dönüşüme ihtiyaç duyuyor”

EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, Türkiye mobilya sektörünün dünya ticaretindeki payını 2001’de binde 3 seviyesinden yüzde 1,6-1,7’ye çıkarmasının önemli bir başarı olduğunu söyledi. Buna rağmen sektörün kur, maliyet ve ölçek sorunları nedeniyle kazanımlarını kaybetme riskiyle karşı karşıya bulunduğunu ifade eden Güldağ, şirketlerin konsolidasyonu ve ölçek ekonomisine geçiş için devlet destekli bir yapısal dönüşüm programına ihtiyaç olduğunu kaydetti.

Enflasyonun yüzde 30 bandında katılaştığını ve sıkı para politikasının bir süre daha devam etmesinin beklendiğini belirten Güldağ, faiz ve kur politikasında köklü bir değişiklik öngörülmediğini söyledi. Emek yoğun sektörlere yönelik sınırlı destek hazırlıklarının bulunduğunu aktaran Güldağ, mobilya sektörünün de istihdam yapısı nedeniyle bu kapsama alınabileceğini ifade etti. Türkiye’nin mobilya ithalatının son beş yılda iki katına çıktığını belirten Güldağ, Orta Doğu pazarındaki daralma ve Çin rekabetinin ihracat üzerinde yeni baskılar oluşturabileceğine dikkat çekti.

Otomotiv ve makine sanayisinde yerlileşme talebi

Makine imalat sanayisi ile havacılık ve otomotiv yan sanayi temsilcilerinin yer aldığı 14’üncü ve 15’inci meslek grupları toplantısında kur baskısı, yüksek işçilik maliyetleri, ithal makine ve kesici takımlara bağımlılık, finansmana erişim ve nitelikli personel açığı ele alındı. Sanayiciler, Türkiye’de üretilen ticari araç ve otomobillere yönelik teşviklerin iç pazarı ve tedarik sanayisini canlandırabileceğini söyledi.

Ahmet Arıkan: “Yerli araç üretimi teşvik edilmeli”

Arıkan Otomotiv Genel Müdürü Ahmet Arıkan, motorlu taşıtlar sektörünün ciddi bir daralma yaşadığını belirterek, Türkiye’deki üretimi artıracak düzenlemelerin devreye alınmasını önerdi. Arıkan, “Ticari araçta Avrupa’daki üretimin önemli bir bölümü Türkiye’ye kaymış durumda. Ford Trucks, MAN ve Mercedes gibi üreticilerin faaliyetleri yalnızca ana fabrikaları değil, bu kuruluşlara parça ve makine sağlayan çok geniş bir tedarik zincirini ayakta tutuyor. Trafikteki eski ticari araçlara yönelik yaş sınırının kademeli biçimde düşürülmesi hem karbon salımını azaltır hem de yerli üretimi hareketlendirir. Türkiye’de üretilen otomobillere belirli oranlarda ÖTV avantajı sağlanması da fabrikalarımızın kapasite kullanımına ve yan sanayinin siparişlerine olumlu yansıtır” dedi.

Sinan Musubeyli: “Havacılık sanayisi önündeki birkaç yılı yara almadan geçirmeli”

EJS Eskişehir Jant ve Makina Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Musubeyli, finansmana erişimde yaşanan zorlukların makine yatırımlarını durma noktasına getirdiğini, küresel hammadde tedarikindeki sorunların ise havacılık yan sanayisinde parça adetlerini ve kapasite kullanımını düşürdüğünü söyledi. Çin rekabeti, Avrupa’daki korumacı politikalar ve Gümrük Birliği’nin güncellenmemesinin sektörde belirsizliği artırdığını belirten Musubeyli, “Yatırım madem yapmıyoruz, artık bilançolarımızda makine borcu göremez hale geldik. Havacılıkta hammadde tedarikinin azalması ana üreticilerin üretim adetlerini, buna bağlı olarak yan sanayiye düşen iş miktarını geriletti. Buna karşılık yerli İHA ve SİHA projeleri, daha yüksek üretim adetleriyle Eskişehir’deki havacılık firmaları için önemli bir umut oluşturuyor. TEİ’nin yerli motor ve parça üretimindeki gelişmeyle özgün projelerden daha fazla iş alabileceğimize inanıyoruz. Ancak öncelikli hedefimiz, kalıcı hale gelen sıkıntılarla mücadele ederek önümüzdeki birkaç yılı üretim kapasitemizden ve yetkinliklerimizden kayıp vermeden, yara almadan geçirebilmek” ded.

Adnan Canseven: “Stratejik üretim girdilerinde dışa bağımlıyız”

Aycan Havacılık Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Canseven, havacılık ve savunma sanayisinde kullanılan tezgâh, kesici takım, ölçüm cihazı ve üretim sıvılarının önemli bölümünün ithal edildiğine dikkat çekti. Canseven, “Yüksek hassasiyetli üretim için tezgâhı, kesici takımı, ölçüm cihazını ve hatta kullandığımız bor yağını yurt dışından almak zorunda kalıyoruz. Tedarikçi her fiyat artışıyla geldiğinde maliyetimiz yükseliyor ancak bu artışı müşteriye aynı ölçüde yansıtamıyoruz. Basit bir kumpastan mikrometre hassasiyetindeki ölçüm sistemlerine kadar stratejik üretim araçlarında Almanya’ya, Japonya’ya ve diğer ülkelere bağımlıyız. Eskişehir’in havacılıkta kalıcı bir üretim merkezi olabilmesi için bu girdilerin yerlileştirilmesine dönük ortak bir program oluşturulması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Nitelikli iş gücü maliyetlerinin firmaların en büyük gider kalemlerinden biri hâline geldiğini söyleyen Canseven, buna rağmen yetişmiş çalışan bulunamadığını bildirdi. Üniversite, sanayi ve tarımın birlikte hareket etmesini “altın üçgen” olarak tanımlayan Canseven, güneş enerjisi başta olmak üzere yerli enerji kaynaklarının tarımsal ve endüstriyel üretimde daha etkin kullanılması gerektiğini vurguladı.

Davut Sevgcan: “2026 ve 2027 ayakta kalma dönemi olacak”

Köklüce Makina Yönetim Kurulu Başkanı Davut Sevgcan, yurt dışına yönelik tarım makinesi parçalarında siparişlerin olumlu seyrettiğini ancak üretim tarafında finansman ve kalifiye eleman sıkıntısı yaşadıklarını söyledi. Sevgcan, “Yurt içinde iş makineleri kanadı hareketli olsa da çiftçinin traktör alım gücü kalmadığı için traktör pazarı ciddi biçimde daraldı. Kâr marjlarımızın zayıflaması ve finansman maliyetlerinin artması nedeniyle yatırımlarımızı durdurduk. Biz 2026 ve 2027’yi kâr yılı değil, ayakta kalma dönemi olarak değerlendiriyoruz. Bu süreçte küçülmeden faaliyetini sürdürebilen sanayicinin başarılı sayılacağı bir ortamdayız” dedi.

Ömer Faruk Çiftçi: “Makine artık teknoloji ve yazılımla birlikte ele alınmalı”

Toplantıya konuşmacı olarak katılan EKONOMİ Gazetesi Bölgeler Koordinatörü Ömer Faruk Çiftçi, otomotiv ve makine sektörlerinde finansmana erişim ile yüksek finansman maliyetlerinin en önemli riskler olduğunu söyledi. Avrupa sanayisindeki durgunluk ve Çinli üreticilerin distribütörlere sunduğu yüksek kâr marjlarının Türk firmalarının pazarlarını daralttığını belirten Çiftçi, bazı Türk makine üreticilerinin Avrupa’daki bayilerinin Çinli markalara yöneldiğini aktardı. Savunma, havacılık ve enerji yatırımlarının Türkiye için önemli fırsatlar sunduğunu vurgulayan Çiftçi, makinenin artık yalnızca mekanik bir ürün değil; teknoloji, yazılım ve hizmet bütünü olarak ele alınması gerektiğini kaydetti.

Kaynak: Ekonomim
İlgili Haberler
Borsa Sinop'ta kaymakam-koruma tartışmasına soruşturma Ekonomim · 32 dk önce Borsa Spiker Ömer Yılan trafik kazasında hayatını kaybetti Ekonomim · 42 dk önce Borsa Erfelek Kaymakamı ve koruması hakkında soruşturma başlatıldı Dünya Gazetesi · 1 saat önce Borsa İran'dan ABD'ye: Korku ve dehşetle bekleyin, misilleme geliyor Dünya Gazetesi · 1 saat önce Borsa Netanyahu, katıldığı canlı yayında tehditler savurdu Dünya Gazetesi · 1 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.