1 Eylül 2026, Salı · 00:54 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Bir hayvanı kaybetmek: Bir dünyayı kaybetmek

İlk kedim Cilve’yi kaybettiğim gün, evin içinde sadece benim gördüğüm bir boşluk oluştu. Bir kedinin yokluğu, ilk bakışta yalnızca bir canlının artık orada olmaması gibi düşünülebilir. Oysa birlikte yaşadığınız bir hayva…

Cilve’nin ölümünden sonra günlerce gözyaşlarım dinmedi. Bazen hiçbir şey olmamış gibi günlük hayatıma devam etmeye çalışıyor, sonra evin içinde onu hatırlatan küçücük bir ayrıntıyla yeniden dağılıyordum. Yasın böyle bir tarafı var. Ölümün kendisi bir anda gerçekleşiyor ama yokluğun farkına varmak günler, haftalar, hatta aylar sürüyor.

cilve.jpg

Cilve, 9 yıl önce


Cilve’nin mezarının başına bir ağaç diktim. Şimdi o ağaca baktığımda, toprağın altında yatan bir hayatla toprağın üzerinde büyümeye devam eden başka bir hayat arasında tuhaf ve güzel bir bağ görüyorum. Bir zamanlar evin içinde benimle yaşayan Cilve, şimdi başka bir biçimde hayatın içinde. Ağacın dallarında, değişen mevsimlerde, toprağın kokusunda, her yeni filizde...

Sonra zaman geçti. Acı geçmedi belki; biçim değiştirdi. Cilve’nin mezarının başında büyüyen ağaç da bunun sessiz tanığı oldu.

İşte Çağla M. Işın Alemdar’ın Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan “Evcil Hayvan Kaybında Yas: Yas Süreci ve Kendimizi Anlamak” kitabını okurken kendimi en çok bu noktada buldum. Çünkü Alemdar, hayvan kaybının ardından yaşanan acıyı yalnızca psikolojik bir süreç olarak ele almıyor. Bir canlıyla kurduğumuz bağın ne anlama geldiğini, o bağ koptuğunda neden bu kadar derinden sarsıldığımızı ve yasın neden “abartılacak bir şey” olmadığını anlatıyor.

Belki de bu yüzden kitabın kapağını kapattığımda hissettiğim şey yalnızca üzüntü değildi. Şakaklarımda hafif bir sızı, boğazımda bir düğüm ve uzun zamandır kapalı duran bir odanın penceresi açılmış gibi bir hafiflik vardı. Çünkü bazı kitaplar bize yeni bilgiler öğretir, bazıları bizi başka hayatlara götürür, bazılarıysa kendi hayatımızın içine geri bırakır.

Cilve’nin ardından tuttuğum yasın, çevremden gelen “bir hayvan için bu kadar üzülünür mü?” türünden bakışların ve ölümünden sonra evde kalan o büyük sessizliğin içinden yeniden geçtim. Ve bir kez daha anladım: Bazı canlılar hayatımızdan çıkıp gitmiyor. İçimizde bir yer açıyorlar. Gittiklerinde ise o yeri boş bırakmıyorlar.

Acının küçümsendiği yerde

İnsan ile ölüm kavramının arasında hep mesafe vardır. Ölümü hayatın doğal akışından çıkarıp hastanelerin, bakım odalarının ve steril mekânların içine taşıdıkça, ölüm hakkında konuşma becerimizi de yitiriyoruz. Yas ise çoğu zaman ne yapacağımızı bilemediğimiz bir sessizliğe dönüşüyor. Bir hayvan öldüğünde bu sessizlik daha da ağırlaşıyor. “O sadece bir kediydi.” “Yenisini alırsın.” “Bu kadar üzülmeye değer mi?”

Bir yasın üzerine söylenebilecek en acımasız cümleler bazen en sıradan olanlar. Çünkü kaybın kendisinden çok, kaybın meşru olup olmadığını tartışmaya açıyorlar.

cagla isin alemdar 5.jpeg

Kitabın yazarı Çağla M. Işın Alemdar


Alemdar’ın kitabının en kıymetli yanı, tam da bu görünmezliğe karşı çıkması. Evcil hayvan kaybının ardından yaşanan acıyı küçümsemiyor, onu insanın “fazla hassas” olmasının sonucu gibi göstermiyor. Aksine, bu yasın gerçek bir bağın ardından geldiğini hatırlatıyor.

Kitabı yalnızca bir yas rehberi olarak okumayı zorlaştıran, belki de onu değerli kılan şeylerden biri, yazarın kendi hayatının metnin içine sızması. 1979’da İstanbul’da doğan Alemdar’ın yolu İtalyan Lisesi’nden Milano’ya, endüstri tasarımından hayvanlarla kurduğu daha bütünlüklü bir ilişkiye uzanıyor. Renk, materyal ve doku üzerine eğitim almış bir tasarımcının hayatı, zamanla canlıların dünyasına doğru yön değiştiriyor.

Bu yön değişikliğinin izleri çocuklukta başlıyor. Levent’te bir veteriner kliniğinde geçirilen saatler, yavru köpeklere su vermek, tasmaları dizmek, salyangozlara küçük dünyalar kurmak, kaplumbağa Müzeyyen’i yürüyüşe çıkarmak, balık Cezmi için küçük bir cenaze töreni düzenlemek... Bunlar geriye dönüp bakıldığında bir çocuğun hayvanlara duyduğu sevginin sevimli anıları gibi görünebilir. Oysa kitap ilerledikçe bu anıların başka bir anlam kazandığını fark ediyoruz. Alemdar’ın canlılarla kurduğu ilişkinin bir meraktan çok daha fazlası olduğu anlaşılıyor.

Sonrasında veteriner teknikerliği eğitimi, homeopati alanındaki çalışmaları ve farklı uzmanlık deneyimleri geliyor. Fakat kitabın asıl bilgisi diplomalardan değil, yaşanmışlıktan doğuyor. Bu yüzden Alemdar’ın metninde hayvanlara dışarıdan bakan bir uzman sesi duymuyoruz. Daha çok, onlarla aynı hayatı paylaşmış birinin sesini işitiyoruz. Hasta dostunun başında beklemiş, gece yarısı minder değiştirmiş, yolculuklar yapmış, çaresiz kalmış, öfkelenmiş, suçluluk duymuş ve sonunda ölümün karşısında kendi sınırlarıyla yüzleşmiş birinin. Belki de kitabın sahiciliği tam olarak buradan geliyor.

Küllerden yükselen daha büyük yas

Kitabın sınırlarını evin içinden çıkarıp ormana, toprağa ve bütün canlılara doğru genişlettiği bölüm, benim için en güçlü bölümlerden biri. “Dünyanın Yasını Tutmak” başlığı altında Bodrum yangınlarının ardından yaşanan çaresizlik üzerinden başka bir yas biçimine bakıyoruz. Bu kez kaybedilen yalnızca bizimle yaşayan bir hayvan değil; orman, kuş, böcek, ağaç, toprak... Alemdar, dünyanın acısının da insanın içinde bir karşılık bulabileceğini söylüyor. Yangın görüntülerinin karşısında hissedilen çaresizlik, yalnızca ekranda gördüğümüz felakete duyulan üzüntü değil. Canlı bir dünyanın yok oluşuna tanıklık etmenin yarattığı daha derin bir sarsıntı. Burada, dünyanın ruhu fikri devreye giriyor. Dünya yalnızca üzerinde yaşadığımız bir yüzey değilse? Ormanlar, hayvanlar, sular ve insanlar birbirinden kopuk varlıklar değilse? Bir yerde yaşanan yıkım, başka bir yerde bizim içimizde yankılanıyorsa?

pexels-konrads-photo-15261076.jpg

Fotoğraf: Pexels

Kitap bu sorulara kesin yanıtlar vermekten çok, onları düşünmemizi sağlıyor. Laika’dan deney hayvanlarına, evde karşılaşılan örümcekten sokaktaki kediye uzanan merhamet halkası da bu düşüncenin parçası. İnsanın doğanın efendisi olduğu fikrinin karşısına daha alçakgönüllü bir öneri çıkıyor: Bir canlının değerini bize sağladığı faydayla ölçmemek, sadece var olduğu için değerli olduğunu kabul etmek. Bu, küçük görünen ama insan merkezli dünyayı yerinden oynatan bir düşünce.

Hayvanların bize hatırlattığı hayat

Bir hayvanla neden bu kadar güçlü bağ kurarız? Alemdar bu sorunun izini biyofili hipotezinden nörobilime, oradan Toltek bilgeliğine kadar uzanan farklı düşünce alanlarında sürüyor. E. O. Wilson’ın biyofili kavramı insanın doğayla kurduğu kadim bağı açıklamaya çalışırken, nörobilim hayvanlarla temasın bedenimiz ve zihnimiz üzerindeki etkilerine bakıyor. Toltek bilgeliğinde ise başka bir kapı açılıyor: Hayvanların bize olduğumuz halimizle var olmayı hatırlatması.

Belki de mesele tam olarak burada. Biz insanlar hayatımızın büyük bölümünü kendimizi düzenleyerek geçiriyoruz. Ne hissedeceğimizi, nasıl görüneceğimizi, ne söyleyeceğimizi, neyi saklayacağımızı düşünüyoruz. Hayvanlarsa çoğu zaman yalnızca oldukları hâlde duruyorlar. Kızıyorlar, seviyorlar, korkuyorlar, oyun oynuyorlar, uyuyorlar. Anın içinde kalıyorlar. Belki onlarla kurduğumuz bağın gücü biraz da bundan geliyor. Bize unuttuğumuz bir şeyi hatırlatıyorlar: Hayat, her zaman açıklanması gereken bir şey değil. Bazen yalnızca yaşanıyor. Bu yüzden bir hayvan öldüğünde yitirdiğimiz yalnızca onun bedeni olmuyor. Onunla hayatın belli bir biçimi de kayboluyor.

Üç ölümün bıraktığı iz

Alemdar’ın kendi hayatından anlattığı üç kayıp, kitabın düşünsel omurgasını kişisel bir deneyimle buluşturuyor. Suçka, Fırça ve Beyaz Oğlan. Üç ayrı hayat, üç ayrı ölüm, üç ayrı yas.

Suçka’nın ölümü sessiz bir kabulleniş taşıyor. 16 yaşında, yatağında ölüyor. Alemdar henüz 28 yaşında. Hayatın büyük kayıplarıyla henüz karşılaşmamış. Ölümün ardından kalan duygu, daha çok gidenin yokluğuna duyulan doğal bir keder.

sandra-beatrice-molnar-19AcrxQ7blg-unsplash.jpg

Fotoğraf: Unsplash

Fırça’da ise hikaye değişiyor. Kronik hastalıklarla geçen uzun yıllar, mast hücreli tümör, bakımın yorgunluğu ve bitmeyen mücadele... Bu kez ölüm, beraberinde öfkeyi, suçluluğu ve kontrol etme arzusunu getiriyor.

Beyaz Oğlan’ın hikayesi ise kitabın en sarsıcı duraklarından biri. Ormanda beslediği, korumaya çalıştığı küçük kedi, bir arabanın altında, onun ellerinde ölüyor. İnsanın iyi niyetinin de bazen yetmediği o an. Her şeyi kurtaramayacağımızı kabul etmek zorunda kaldığımız o sert sınır. Beyaz Oğlan’ın ölümü, Alemdar’ın “ben kurtarmalıyım” duygusuyla yüzleşmesine ve sonunda teslimiyet fikrine yaklaşmasına neden oluyor.

Bu üç hikayenin yan yana gelişi önemli. Çünkü yasın tek bir dili olmadığını gösteriyor.

Söylenemeyen duyguların adı

Kitabın dikkat çekici yanlarından biri de yasın yalnızca üzüntüden ibaret olmadığını göstermesi. Ölümden önce başlayan beklentisel yas, uzun bir hastalık sürecinin getirdiği yorgunluk, ölümün ardından hissedilen ve çoğu insanın itiraf etmekten utandığı rahatlama... Bunların hepsi yasın içinde. Özellikle rahatlama duygusu önemli. Çünkü uzun süre hasta bir hayvana bakan insan, onun ölümünden sonra hem tarifsiz bir acı hem de bakım yükünün sona ermesinden kaynaklanan bir rahatlama yaşayabilir. Bu iki duygunun aynı anda var olabilmesi, insanı kötü ya da sevgisiz yapmaz. Belki de yasın en insani tarafı tam da bu çelişkilerde saklı.

Alemdar veteriner hekimlere duyulan öfkeye de aynı yerden bakıyor. Kaybetme ihtimali karşısında çaresiz kalan insanın öfkesini bir yere yöneltme ihtiyacını anlamaya çalışırken, veteriner hekimlerin taşıdığı ağır duygusal yükü de görünür kılıyor.

Bir başka mesele de “sahip” kelimesi. Bir canlıya “sahip olmak” yerine “eşlik etmek”... Tek bir kelimenin değiştirilmesi bile ilişkinin yönünü değiştirebilir. Çünkü burada yalnızca bir hitap biçimi değil, insanın diğer canlılar üzerindeki konumuna ilişkin bir anlayış sorgulanıyor.

Yasın sonu değil, biçimi değişiyor

Yazara göre yas basamakları sırayla çıkılan bir merdiven gibi değil, insanın zaman zaman geri döndüğü dairesel bir yol olarak beliriyor. İnkar, öfke, pazarlık, depresyon, kabul ve anlam bulma... Bunların hiçbiri hayatın içinde birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıyor. Bir gün iyi olduğunuzu düşünüp ertesi gün bir mama kabının, bir tasmanın ya da evin bir köşesinin sizi yeniden ağlatması mümkün. Yasın iyileşmesi belki de unutmak anlamına gelmiyor. Aksine, hatıranın artık yalnızca can yakmadığı bir yere ulaşmak anlamına geliyor. Bu nedenle Alemdar’ın önerileri de “artık toparlanmalısın” duygusundan uzak: Ağlamak, eşyaları kaldırmak için acele etmemek, acıyı küçümsemeyen insanlarla konuşmak, bir veda ritüeli oluşturmak, mektup yazmak, mum yakmak, fotoğraflardan bir albüm yapmak, bir ağaç dikmek... Ve belki en önemlisi, kaybedilen canlının bıraktığı sevgiyi başka canlılara taşımak. Böylece yas, yalnızca geçmişe dönük bir duygu olmaktan çıkıp yeni bir etik biçimine dönüşebiliyor.

"Evcil Hayvan Kaybında Yas", bir hayvanı kaybetmenin ardından ne yapmamız gerektiğini anlatan sıradan bir rehber değil. Daha çok, kaybın bize kendimiz hakkında neler söylediğini araştıran bir kitap. Ölümle ilişkimizden doğayla bağımıza, insanın kendisini diğer canlılardan üstün görme alışkanlığından sevginin sınırlarına kadar uzanan geniş bir düşünme alanı açıyor.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Hakkında daha ayrıntılı: müjgan halisAyrıntı YayınlarıhayvankediKÖPEKyas

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Ömer Kayır 2050 ufkunda Türkiye'nin sosyolojik yapısı ve siyasete etkisi

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu Köklü sözcüklerden bugünkü İsrail, İran ve Arap siyasi tablosuna bir stratejik okuma

TÜRKİYE'DEN SESLER

Celalettin Can Çözüm barışta

TÜRKİYE'DEN SESLER

Zeki Sarıhan Önyargı

İlgili Haberler
Makroekonomi Hürmüz Boğazı'nda kritik gelişme: Trump rakamı açıkladı CNBC-e · 24 dk önce Makroekonomi MOTORİNE (MAZOTA) ÖTV ZAMMI: Motorine zam mı geldi, ne kadar zam gelecek? İstanbul, Ankara, İzmir akaryakıt fiyatları 31 Ağustos CNN Türk Ekonomi · 27 dk önce Makroekonomi SPK'den borsa dışı pay satışlarına sınırlama İşin Detayı Ekonomi · 44 dk önce Makroekonomi TOGG için yeni ortaklık iddiası: Turkcell'den açıklama geldi CNBC-e · 49 dk önce Makroekonomi Gersan Elektrik'ten pay geri alım duyurusu İşin Detayı Ekonomi · 1 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.