Şıklıktan ödün verilmeyen her bir gün bizi biraz daha sona yaklaştırıyor olabilir mi?
Ya da hayır, hayır; şık olmakla bunun ne alakası var!.. Ya bir dakika, moda ne ki?
Şöyle hızlıca bir araştırdığımda karşıma sözlük karşılığı olarak şu tanımlar çıkıyor:
1- Süslenme özentisi ya da değişiklik gereksinimiyle toplum yaşamına giren geçici yenilik. (Oxford Language)
2- Belirli bir süre bir şeye karşı toplumca gösterilen aşırı, yaygın düşkünlük. (Oxford Language)
3- Geçici yeniliğe ve toplumun beğenisine uygun olan. (Oxford Language)
Daha detaylı bir tanımlama ise: “Moda”, içinde birçok farklı anlamı barındıran ve birçok araştırmanın (etnografya, antropoloji, sosyoloji, beşeri bilimler gibi) konusu olan bir kavramdır. Öncelikle 17. yüzyıl sonunda tarz ve üslup olarak adlandırılmıştır. Bu adlandırma, içinde giyim kuşam üslubunu, yaşam tarzı ve biçimini barındırmaktadır. Fransızcada façon/fasoñ kelimesi tarz ve üslup anlamındadır ve bu kelime İngilizceye fashion olarak geçtiğinden beri modanın adlandırılması başlamıştır (Waquet ve Laporte, 2011, s. 7).
Türkçede moda terimi Batılılaşma ile birlikte telaffuz edilmeye başlanmış, Fransız kültürünün ve zevkinin Osmanlı sosyal hayatında etkin olmasıyla birlikte özellikle giyim kuşam anlayışı etrafında şekillenmiştir (Barbarosoğlu, 1995, s. 26). Moda, sürekli yenilik peşindedir. Modanın kendine ait bir döngüsü bulunmaktadır; bu döngüde sezonlara göre değişen yeni tasarımlar ortaya çıkar ve tüketicinin bu tasarımları satın alması sağlanır (Arnold, 2009, s. 3). Moda, giyim endüstrisiyle bir araya geldiğinde duygusal ihtiyaçlarımızı kıyafetler aracılığıyla dışa vurmanın yolunu açmaktadır. Giysiler bir tür somut ihtiyaç olarak korunma amaçlı kullanılırken moda ise soyut ihtiyaçlarımıza hitap eder. Bu ihtiyaçlar arasında kimliğimizi vurgulamak, çekici görünmek, anlaşılmak, bir gruba ait hissetmek, katılımcı olmak, yaratmak, yenilenmek ve özgür irademizi göstermek gibi psikolojik ihtiyaçlar bulunmaktadır (https://www.surdurulebilirmodalisani.com/moda).
Bu tanımlamalardan yola çıktığımda aslında moda kavramının, bastırılmış toplumlarda kişilerin kendi benliğini entelektüelite ile değil de feodalite ile ortaya koyma çabasına hizmet ettiğini anlıyor gibiyim. Pahalı olanı daha ucuz yollardan erişilebilir kılmak ise sanki bir maske. Toplumsal baskıların ve eşitsizliklerin yoğun olduğu ülkelerde abartılı görünüşlere duyulan merak daha fazla sanki. Ancak zevklere ve tercihlere saygı sonsuz…
Hızlı modanın iklim krizine etkisi gündem popülerliğini yitirmeden sürekli ele alınıyor. Fakat hızlı modanın yoğun etkide bulunduğu iklim krizi temelde toplumsal eşitlik ve eğitimin niteliği ya da reformu ile çözülebilir mi? Toplumsal entelektüeliteyi artırma girişimleri aslında tüm aşırı tüketim alanlarında bir denge sağlayamaz mı? Moda kelimesini öncelikli olarak sahiplenen tekstil alanı ise her ne kadar kirletici etkisi yoğun ve çalışma standartlarında eşitsizliği barındıran bir endüstri olsa da bu kelimeyle toplumda oluşturduğu algıyla bizleri yalnızca görünüşe dayalı bir kültüre sürüklüyor gibi. Moda, bir anlamda kimliklerimizi dışa vurma, kendimizi ifade etme aracına dönüşmüşken aynı zamanda derin bir tüketim kültürünün de zeminini hazırlıyor. Peki, bu kadar hızlı tüketilen ve hızla değişen bir dünyada modanın bize sunduğu bu “hızlı tatmin” duygusu gerçekten ne kadar kalıcı?
Moda, güçlü bir toplumsal ve ekonomik araç
Bundan belki de biraz daha öteye geçmek gerek: Hızlı modanın yaratacağı tahribatın sadece doğa üzerinde değil, toplumsal yapılar üzerinde de ciddi etkileri var. Moda, her ne kadar bireysel bir ifade biçimi gibi görünüyor olsa da aslında çok güçlü bir toplumsal ve ekonomik araç. Toplumun çeşitli kesimleri için moda çoğu zaman bir aidiyet hissi yaratırken bir diğer kesim için ise sadece statü sembolü olmaktan öteye gitmiyor. En pahalı markaların peşinden koşarken dışlanmışlık hissine sahip olanlar ise bu moda dünyasında kendilerini ifade etme çabalarına girişiyorlar; ama ne yazık ki bu çabalar çoğu zaman toplumun geneline hitap etmiyor ve yalnızca küçük bir azınlık tarafından “onaylanıyor”.
Hızlı modanın ekolojik etkileri ve aşırı tüketimle ilişkisi, sürdürülebilirlik anlayışının daha çok dile getirilmesi gerektiği bir çağda karşımıza çıkıyor. Ancak bu olgu sadece çevresel bir mesele olarak kalmamalı. Aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve kültürel bir dönüşüm gerekliliği de barındırıyor. Tüketimin bu kadar hızlı olduğu bir dünyada moda endüstrisinin yalnızca çevresel değil, toplumsal sorumluluklarını da gözden geçirmesi gerekiyor. Bu, sadece üreticilerin ya da markaların değil, aynı zamanda tüketicilerin de bilincinde olması gereken bir sorumluluk.
Tüketimin hızlı ve doyumsuz hali
Hızlı moda ve iklim krizi arasındaki bağlantıyı kurarken aslında çok daha derin bir soruya da dokunmuş oluyoruz: Tüketimin bu hızlı ve doyumsuz hali sadece doğayı değil, toplumun ruhunu da tüketiyor. Daha sürdürülebilir bir yaşam için belki de daha yavaş bir moda anlayışına, daha bilinçli bir tüketime ve en önemlisi toplumsal eşitliğin güçlendirilmesine ihtiyacımız var.
Böyle bir dönüşüm için eğitim reformları ve toplumsal bilinçlenme önemli bir adım olabilir. Tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmeye yönelik daha kapsamlı eğitim programları, bireylerin sadece neyi tükettikleri değil, aynı zamanda nasıl ve neden tükettikleri konusunda da farkındalık yaratabilir. Bu bağlamda moda endüstrisinin de etik ve sürdürülebilir üretim anlayışlarına yönelmesi, toplumsal eşitlik ve adaletin sağlanmasında önemli bir araç olacaktır.
Sonuç olarak moda yalnızca bir görünüş meselesi değil, aynı zamanda toplumsal yapılarımızı, değerlerimizi ve hayata bakış açımızı şekillendiren bir olgu. Ve belki de bu yüzden moda üzerine düşündüğümüzde sadece estetik değil, aynı zamanda etik, ekonomik ve toplumsal sorumluluklarımızı da sorgulamamız gerekiyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.