Türkiye'de sadece Kürtler mi yaşıyor, Çerkezler, Arnavutlar, Gürcüler vb. onlarca halk yaşıyor; peki onlar neden, örn. Arnavut sorunu var demiyorlar ya da diğer halklar keza?
Dolayısıyla bir Kürt sorunu yoktur, Kürtlerin sorunu vardır, tıpkı Türkiye'de yaşayan Türklerin ve diğer halkların sorunları olduğu gibi tezi, bu anlamda var olan durumu açıklamak için yeterli mi?
Tabii ki Türkiye'de yaşayan bütün insanların ekonomik, demokrasi, sosyo-kültürel anlamlarda ortak sorunları var.
Kaldı ki bu sadece Türkiye'ye özgü bir durum da değil, bütün ülkelerde o ülkede yaşayanların ortak sorunları var. Bu başka bir şey.
Kürt sorunu bambaşka bir durum.
En basit hâliyle açıklamaya çalışayım.
Hepimizin malumu, Kasr-ı Şirin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu ile Safevî Devleti (İran) arasında 17 Mayıs 1639 tarihinde imzalanan ve bugünkü Türkiye-İran sınırının temelini atan barış antlaşmasıdır.
Anlaşma neticesinde o dönemde Kürdistan olarak anılan coğrafi bölgenin yaklaşık yüzde 70'i Osmanlı İmparatorluğu'nda, yüzde 30'u ise Safevi Devleti'nde kalmıştır.
Ayrıca bilindiği üzere, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın 4 farklı devletin sınırları içinde kalması, modern Ortadoğu tarihinin en önemli kırılma noktalarından biridir. 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması ile ikiye bölünen bu coğrafi bölge, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılması ve İngiltere ile Fransa'nın bölgeyi yeniden dizayn etmesiyle dört parçaya ayrılmıştır.
Buraya kadar bir polemiğe yol açabilecek, yorum ya da çarpıtma denilebilecek bir cümle var mı?
Hayır, bilinen tarihi gerçekler.
Devamı edelim:
Bu tarihlerden itibaren, Kürtlerin yaşadıkları ülkelerdeki sosyo-politik, ekonomik, kültürel, coğrafi vb. koşullarla şekillenen belli talepleri ola gelmiştir. Tarih boyunca, bu talepler her ülkede farklı biçimlerde şekillendi (örneğin Irak'ta yaşayan Kürtlerin talepleri ile Suriye'de yaşayanların çok farklı olduğu gibi. İlkinde bağımsızlık talebi ön plana çıkarken diğerinde adem-i merkeziyetçi bir yönetim talebi ön plana çıktı vb.).
Ve doğal olarak Kürtlerin yaşadıkları dört devlet de bu talepleri kendi toprak bütünlükleri için bir tehdit olarak görerek ona göre siyaset geliştirdiler.
İşte bu durumdan dolayı oluşan sorunlu tarihî sürece, uluslararası akademide ve dünya siyasi tarihinde "Kürt sorunu" denir.
Bu kadar basit.
Evirip çevirmeye gerek yok.
Dünyanın belli başlı bütün üniversitelerinde, bu konu üzerine binlerce bilimsel makale ve kitap yazılmıştır.
Eğer yukarıda bahsettiğimiz 17, 20'nci yüzyıllarda dört ülkenin sınırları içinde kalan topraklarda Kürtler değil de, Çerkesler ya da örneğin Boşnaklar yaşasaydı ve onlar taleplerde bulunsaydı, bugün bu ülkelerde Kürt sorunu değil Arnavut, Çerkes vb. sorunu var diyecektik.
Bunda anlaşılmayacak ne var?
Oysa bu yazıda adı geçen ya da geçmeyen belli başlı halklar, tarihî ana yurtlarında yaşadıklarında çok büyük dramatik süreçlerden dolayı, huzur buldukları için bu topraklara gelip yerleştiler.
Tabii ki her birinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken kadim tarihleri var. Demek istediğim farklı bir şey.
Örneğin Kürtler de tarihin değişik süreçlerinde, birtakım sebeplerden dolayı, Rusya'dan tutun da Kazakistan'a, Mısır'dan tutun da Avrupa'ya kadar dağılıp farklı coğrafyalarda yaşamak durumunda kalmışlardır.
Peki bugün, örneğin yüz binlerce Kürdün yaşadığı Rusya'da ya da milyonlarca Kürdün yaşadığı Avrupa'da bir Kürt sorunundan bahsedilebilir mi?
Tabii ki hayır.
Neden?
Yok da ondan.
Oralarda ancak "Kürtlerin" sorunundan bahsedebiliriz.
Sonuç olarak, Ortadoğu'da, Türkiye'de bir Kürt sorunu vardır, hatta bölgenin en büyük siyasi sorunudur; artı, tabii ki diğer bütün vatandaşların olduğu gibi ortak sorunlar da vardır.
Daha da basite indirgeyeyim. Örneğin, Allah göstermesin, Halepçe'de, Şengal'de Kürtlerin başına gelen başka bir halkın başına gelseydi veya Türkiye'de geçmiş tarihlerde Kürtlere karşı uygulanan bazı "uygulamalar" başka halka karşı uygulansaydı, sorunun adı Kürt sorunu değil de "o halkın" sorunu olacaktı.
En basit hâliyle anlatmaya çalıştığım üzere, Kürt sorunu yoktur, Kürtlerin sorunu vardır şeklinde son zamanlarda yine ön plana çıkan anlamsız, bilim dışı polemikleri, tartışmaları, "deve kuşu" siyasetini bırakmak gerekiyor.
İçinden geçtiğimiz ve başarıya ulaşmasını istediğimiz süreçte, bu konuları değerlendirirken "seviyeyi biraz yükseltmek", birtakım siyasi hesaplardan ya da bilgisizlikten dolayı kısır tartışmalara girmek yerine, gerçekleri konuşabilmek, sonraki nesillere bırakabileceğimiz en büyük miras ve kalıcı huzurun teminatı olacaktır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: KÜRT SORUNUİKBAL DURRE
DAHA FAZLA HABER OKU
Mesut Değer Emeğin tasfiyesi... İşçi artık neden yalnızca çalışmalı, ama konuşmamalı?
Selçuk Sarıyar Türkiye yeni güvenlik mimarisini nasıl kurmalı?
Gürbüz Evren Rusya, Ukrayna savaşını Kuzey Avrupa ülkelerine yayacakmış
Gürsel Tokmakoğlu Mekke Savunma İttifakı Siyasi ve Savunma Stratejik Komitesi (İstanbul)
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.