YAYIN TARİHİ, 03 Eylül 2026 08:28
- Küresel tahvil piyasasındaki tarihi düşüş, ucuz para devrinin resmen kapandığını gösteriyor. Hükümetleri, dev şirketleri ve milyonlarca tüketiciyi kıskacına alan bu yeni ekonomik düzenin faturası kime kesilecek? Detaylar haberimizde...
CNBC'nin haberine göre küresel tahvil piyasasındaki düşüş, ekonominin genelinde borçlanma maliyetlerini artırırken; hükümetleri, şirketleri ve tüketicileri pahalı borçlanmanın kalıcı olabileceği ihtimaliyle yüzleşmeye zorluyor.
CNBCE.COM'u öncelikli haber kaynağınız olarak ekleyin Ekonomi, iş dünyası, piyasalar ile ilgili en güvenilir ve en detaylı haberlere en hızlı şekilde ulaşın. + EkleKüresel tahvil getirileri çok yıllık zirvelere tırmanırken, Almanya'nın 10 yıllık tahvil getirisi de yükselişte. ABD 10 yıllık Hazine tahvil getirisi 2011'den bu yana en yüksek seviyesine ulaşırken, Japonya'da bu oran yüzde 3'ün üzerine çıktı. İngiltere devlet tahvili getirileri ise Kasım 2023'ten ve 2008'den sonraki en yüksek seviyelerine ulaştı. Piyasadaki son düşüş; yüksek devlet borçlanması, enflasyon endişelerini yeniden alevlendiren petrol fiyat şoku ve merkez bankalarının para politikasını daha uzun süre sıkı tutabileceği beklentilerinin bir yansıması olarak görülüyor.
Bu hamle, tahvil piyasasında yaşanan bir başka dalgalanmanın ötesinde, ekonomiler ve finans piyasaları genelinde sonuçları olabilecek bir gelişmeye işaret ediyor. Brookings Enstitüsü'nde kıdemli araştırmacı olan Robin Brooks, bu durumu uzun yıllar devam edecek orta vadeli bir trendin devamı olarak nitelendiriyor. CIFC Asset Management genel müdürü Natalia Lojevsky ise yüksek borçlanma piyasasının yeniden ortaya çıkan enflasyon riskleriyle çakışması nedeniyle faiz oranlarının daha da yükselebileceğini düşünüyor.
Yüksek borç ve artan faiz faturası
Hükümetler, faiz oranlarındaki artıştan en çok etkilenen kesimlerin başında geliyor. Dünyanın büyük bölümünde devlet borç yükleri zaten yüksek seviyelerde bulunuyor. Vadesi gelen borçların daha yüksek faiz oranlarıyla yeniden finanse edilmesi, faiz maliyetlerini kademeli olarak artırarak kamu maliyesini zorlaştırıyor.
State Street Investment Management kıdemli sabit gelir stratejisti Masahiko Loo, büyük mali açıkları, yüksek borç yüklerini ve dış sermayeye bağımlılığı bir arada bulunduran ülkelerin en savunmasız kesimi oluşturduğunu belirtiyor. Loo; mali kayması, mali konsolidasyona yönelik sınırlı siyasi iştahı ve seçim belirsizliği nedeniyle Fransa'nın gelişmiş piyasalar arasında bu konuda öne çıktığını ifade ediyor.
Gelişmekte olan piyasalarda ise çift açık veren ülkeler özellikle riskli konumda bulunuyor. Küresel faiz oranlarındaki artış, bu ülkelerde hem borçlanma maliyetlerini hem de finansman risklerini yukarı çekiyor. Yetkililer, tahvil geri alımları veya ihraç edilen borcun miktar ve vadelerinde değişiklik yaparak getirileri kontrol altına almaya çalışsa da, bu önlemler yüksek borçlanma ile yatırımcı talebi arasındaki temel dengesizliği çözemiyor. Deutsche Bank, faiz oranları ne kadar yükselirse, birçok ülke için uzun vadeli mali gidişatın o kadar rahatsız edici hale geleceğine dikkat çekiyor.
Japonya bu baskıyı en açık gösteren ülkeler arasında yer alıyor. Devlet borcunun gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 200'ünden fazlasını oluşturması, ülkenin maliyesini artan borçlanma maliyetlerine karşı son derece hassas kılıyor. Ulusal borç servisinin, 2026 mali yılı için devlet harcamalarının yüzde 25'inden fazlasını oluşturacağı tahmin ediliyor.
Şirketler borç-faiz kıskacında
İşletmeler borçlarını yeniden yapılandırmak veya genişleme için fon toplamak adına daha fazla ödeme yapmak zorunda kalıyor. Büyük borçlanma ihtiyacı olan, zayıf bilançolara sahip veya değişken faizli borçları bulunan şirketler bu süreçte özellikle savunmasız duruma geliyor.
Keeley Teton Advisors portföy yöneticisi Thomas Browne, küçük ölçekli şirketlerin büyük şirketlere kıyasla daha fazla değişken faizli borç tutma eğiliminde olduğunu, bunun da faiz oranları yükseldikçe faiz giderlerinin nispeten hızlı artması anlamına geldiğini belirtiyor. Masahiko Loo ise bedava paraya alışkın olan ve kaldıraç etkisine en çok maruz kalan sektörlerin baskı altında olduğunu vurguluyor. Ticari gayrimenkul, özel sermaye destekli şirketler, doğrudan kredi portföyleri ve düşük kaliteli yazılım işletmeleri en çok risk altındaki alanlar arasında öne çıkıyor.
Yapay zekâ yatırımlarındaki patlama ise yeni bir sorun yaratıyor. Teknoloji şirketleri, veri merkezleri ve ilgili altyapıyı kurmak için devasa miktarlarda borç alıyor; bu durum onları yatırımcıların sermayesi için hükümetler ve diğer kurumsal borçlularla rekabete sokuyor. Catalyst Funds kıdemli portföy yöneticisi Larry Holzenthaler, farklı yapay zeka projelerini finanse etmek için çok büyük miktarda borç ihraç edildiğini ve bu borcu alanların fiyat konusunda oldukça duyarsız olduğunu ifade ediyor. Yüksek getiri oranları, sağlıklı şirketler için bile finansman maliyetlerini artırarak bazı fabrikaların, veri merkezlerinin ve satın almaların ekonomik olarak daha az uygulanabilir hale gelmesine yol açabiliyor.
Düşük gelirli tüketiciler sıkıntıyı ilk hissedenler oluyor
Uzun vadeli yüksek getiriler, ipotek kredilerine, otomobil kredilerine ve diğer hane halkı kredi türlerine doğrudan yansıyor. Ancak bu yük eşit olarak paylaşılmıyor. Larry Holzenthaler, eğrinin uzun ucunun sadece şirketler için değil, ipotek sahipleri ve konut piyasası için de sermaye maliyetini belirlediğine dikkat çekiyor.
Piyasa gözlemcilerine göre, kazançlarının daha büyük bir bölümünü borç ödemeye ve temel ihtiyaçlara harcayan düşük gelirli tüketiciler sıkıntıyı ilk hissedenler oluyor. Daha varlıklı haneler ise tasarruflarından daha yüksek getiri elde edebilirken, daha yüksek aylık ödemeleri genellikle daha rahat karşılıyor. Tüketici cephesinde yaşanan bu K şeklindeki dinamik; araba taksiti, ipotek ödemesi ve öğrenci kredisi gibi kalemlerin düşük gelirli bireylerin bütçesindeki yükünü katbekat artırıyor. Sabit faizli kredilerin vadesi doldukça ve hanehalkları yeniden finansman yaptıkça ortaya çıkan bu baskı, harcamaların zayıflaması yoluyla ekonominin geneline yayılabiliyor.
Hisse senedi yatırımcıları faiz oranlarının baskısı altında
Hisse senedi piyasaları, güçlü kazançlar ve yapay zekâ öncülüğündeki verimlilik artışlarına ilişkin iyimserlik sayesinde şu ana kadar direnç gösterdi. Ancak yükselen tahvil getirileri, daha güvenli devlet tahvillerini hisse senetlerine kıyasla daha cazip hale getirirken, yatırımcıların şirketlerin gelecekteki kazançlarına atfettiği bugünkü değeri de düşürüyor.
Natalia Lojevsky, bir noktada daha yüksek getirilerin hisse senetleri için acı verici bir deneyim haline geldiğini belirtiyor. Hisse senedi piyasasının yükselen faiz oranlarını bir süre görmezden gelerek olağanüstü bir performans sergilediğini, ancak sonunda piyasanın da bu duruma ayak uydurmaya başladığını ifade ediyor.
Buna karşın, daha yüksek getiriler yeni tahvil alıcıları için önemli bir kazanım sunuyor. Daha yüksek kupon ödemeleri, bu on yılın başlarındaki düşük getiri ortamının aksine, fiyatlardaki düşüşlere karşı bir tampon görevi görüyor. Deutsche Bank, 10 yıllık ABD Hazine tahvil getirilerinin önümüzdeki yıl yaklaşık yüzde 5,5 seviyesine kadar yükselebileceğini öngörüyor. Kuruma göre bu seviye, ancak tahvil fiyatlarındaki düşüşten kaynaklanan sermaye kaybının yatırımcının elde ettiği kupon gelirini aşması durumunda aşılabilir. İki yıllık bir ufukta ise toplam getirilerin negatif hale gelmesi için getirilerin yaklaşık yüzde 6,4 seviyesine yükselmesi gerekiyor. Hesaplamalar; kupon gelirini ve tahvilin piyasa fiyatındaki değişiklikleri birleştirerek elde edilen nominal toplam getiriyi ifade ediyor.
Kaynak: cnbc.com POPÜLER HABERLEROnline alışverişte 5 üründe cayma hakkı geri geldi! Kargo ücretinde de kritik değişiklik
Sıra dışı uçak projesi: Hedef bir yıldan fazla havada kalmak
Renault Eylül fiyatlarını açıkladı! Duster ve Boreal'e zam, bazı modeller sabit kaldı
Hyundai'den elektrikli üç tekerlekli araç hamlesi: E3W yollara çıkıyor
Dacia'dan Eylül ayındaki fiyat güncellemesi: Sandero ve Jogger zamlandı!
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.