4 Eylül 2026, Cuma · 02:37 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Bilinmeyen Kapadokya’nın izinde

Kapadokya denildiğinde çoğumuzun zihninde aynı manzara beliriyor: Peri bacaları, vadiler, sıcak hava balonları ve Göreme’nin kartpostallara sığmayan görüntüsü… Oysa Kapadokya’nın hikâyesi, en çok bilinen duraklarının çok…

Bilinmeyen Kapadokya’nın izinde

Kapadokya denildiğinde çoğumuzun zihninde aynı manzara beliriyor: Peri bacaları, vadiler, sıcak hava balonları ve Göreme’nin kartpostallara sığmayan görüntüsü… Oysa Kapadokya’nın hikâyesi, en çok bilinen duraklarının çok daha ötesine uzanıyor.

04 Eylül 2026 00:00 Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

MUSTAFA YALÇIN
mustafaylc@gmail.com

Kapadokya’nın daha az bi­linen yüzünü keşfetmek üzere Aksaray, Niğde ve Kayseri’yi keşfe çıktık. Bu güzer­gâhta yalnızca şehirlerarasında yol almıyorsunuz. Binlerce yıllık yerleşimlerin izlerini sürüyor, ka­ya kiliselerinin sessizliğine giri­yor, Roma döneminin su mühen­disliğine tanıklık ediyor, Selçuklu kervansaraylarında geçmişin tica­ret yollarını hayal ediyor ve bir an­da kendinizi şelalelerin, vadilerin ve yüksek dağların arasında bulu­yorsunuz.

Türkiye Turizm Tanıtım ve Ge­liştirme Ajansı’nın (TGA) yürü­tücülüğünü üstlendiği Kadim Şe­hirler Yolu projesinin ikinci rota­sı Kadim Şehirler Yolu: Aksaray, Niğde, Kayseri (Bilinmeyen Kapa­dokya)” adıyla hayata geçirildi. Ak­saray, Niğde ve Kayseri Valilikleri tarafından, TGA bünyesinde oluş­turulan ve üç tam gün süren rota ile bölgenin daha az bilinen kültürel, tarihi ve doğal değerleri turizme kazandırılacak. Yeni rota iç turizm acenteleri tarafından paket olarak satış kanallarına dahil edecek.

Aksaray’da başlayan kadim hikâye

Rotanın ilk durağı Aksaray. Bu­rası yalnızca Kapadokya’nın coğ­rafi sınırları içinde kalan bir şehir değil; binlerce yıldır doğu ile batı­yı, kuzey ile güneyi birbirine bağ­layan önemli bir kavşak. Aksaray çevresindeki yerleşim tarihinin MÖ 8000’li yıllara, Aşıklı Höyük’e kadar uzanması, aslında bu coğraf­yanın ne kadar eski bir hikâyeye sahip olduğunu gösteriyor. Şehrin antik dönemde Garsaura, Kapa­dokya Krallığı döneminde ise Arc­helais olarak anılması da bu uzun tarihin izlerinden yalnızca birkaçı.

Şehir merkezinde ilk olarak Ak­saray Ulu Camii karşılıyor bizi. Ka­ramanoğulları döneminden kalan yapı, taş mimarisi ve özellikle ah­şap işçiliğiyle dikkat çekiyor. Ar­dından yol Güzelyurt’a uzanıyor. Güzelyurt Manastır Vadisi, rota­nın en etkileyici duraklarından bi­ri. Yaklaşık 4-5 kilometrelik vadi boyunca kayalara oyulmuş kilise­ler, manastırlar, keşiş hücreleri ve yer altı yerleşimleri, erken Hris­tiyanlık döneminin izlerini bugü­ne taşıyor. Doğayla tarihin birbi­rine karıştığı bu vadide yürürken, buranın neden açık hava müzesi olarak tanımlandığını anlamak hiç zor değil.

Aksaray'ın hikâyesini tamamla­yan başka önemli duraklar da var. Melendiz Çayı'nın binlerce yıllık aşındırmasıyla şekillenen Ihlara Vadisi, kayalara oyulmuş kiliseleri ve freskleriyle başlı başına bir ke­şif alanı. Tarihi İpek Yolu'nun en görkemli yapılarından Sultanha­nı Kervansarayı ise Selçuklu dö­neminin ticaret ve mimari gücünü gözler önüne seriyor.

Aşıklı Höyük ise rotanın çok da­ha eski bir sayfasını açıyor. MÖ 8000’li yıllara tarihlenen höyük, insanların avcı-toplayıcı yaşam­dan yerleşik düzene geçişinin önemli kanıtlarından biri. Burada bulunan ve tıp tarihinin en eski be­yin ameliyatı izlerinden birini ta­şıyan kafatası ise geçmişe bakışı­mızı daha da ilginç hale getiriyor.

Aksaray’da tarih kadar mutfa­ğa da zaman ayırmak gerekiyor. Kuşbaşı kuzu eti, sarımsak, biber ve domatesle hazırlanan Aksaray tava, şehrin öne çıkan lezzetlerin­den. Yufka arasında peynir ve çö­kelekle hazırlanan sıkma ise özel­likle kahvaltı ve ara öğünlerde kar­şımıza çıkıyor. Tatlı bir kapanış içinse tahinli pide iyi bir seçenek.

Niğde’de taşlara sinmiş tarih

Aksaray’dan Niğde’ye geçtiği­mizde rotanın karakteri yeniden değişiyor. Torosların kuzey ya­maçlarıyla volkanik dağların çev­relediği Niğde, Anadolu'nun en eski yerleşimlerinden birine ev sahipliği yapıyor. Köşk Höyük'te­ki buluntular, bölgedeki yerleşim tarihini MÖ 10.000’li yıllara ka­dar götürüyor. Şehir merkezin­deki Bedesten Kent Müzesi, Niğ­de’nin geçmişini anlamak için gü­zel bir başlangıç noktası. Ardından Alâeddin Tepesi ve Alâeddin Ca­mii geliyor. 1223 yılında Selçuk­lu döneminde inşa edilen caminin taş işçiliği özellikle dikkat çekici. Doğu kapısındaki taş süslemele­rinde, günün belirli saatlerinde gü­neşin açısına bağlı olarak ortaya çıkan “Taçlı Kadın Başı” silueti ise yapının en çok konuşulan ayrıntı­larından.

Niğde’nin bir başka önemli du­rağı Gümüşler Manastırı. Kaya kütlesinin içine oyulmuş manastır kompleksi, Doğu Roma dönemin­den kalan benzersiz bir miras. Du­var resimleri, yer altı bölümleri ve mezar odalarının yanı sıra “Gülen Meryem Ana” freski burayı daha da özel kılıyor.

Sonrasında rotanın belki de en şaşırtıcı duraklarından biri geli­yor: Tyana. Kemerhisar’daki antik Tyana kentinin Roma dönemin­den kalan su kemerleri, dönemin mühendislik bilgisinin ne kadar ileri olduğunu gösteriyor. Hemen yakınındaki Roma Havuzu ise geç­mişte su toplama ve dinlenme iş­levleriyle kullanılan etkileyici bir yapı. Niğde’nin kültürel çeşitliliği­ni görmek için Altay Köyü’ne uğra­mak da gerekiyor. 1950’li yıllarda Doğu Türkistan’dan gelen Kazak Türkleri tarafından kurulan köy­de geleneksel el sanatlarından kıl çadırlarına, atlı sporlardan Kazak mutfağına kadar Orta Asya kültü­rünün izlerini görmek mümkün.

Bu kadar yolun ardından Niğ­de mutfağı da kendini hatırlatı­yor. Niğde Tavası, kuzu eti, kuy­ruk yağı, biber, domates ve sarım­sağın taş fırında buluştuğu güçlü bir yöresel tat. Kentin meşhur el­ması ise sofraların yanı sıra bölge­nin tarımsal kimliğinin de önem­li bir parçası. Mazaklı Köftesi de Niğde’de denenmesi gereken lez­zetlerden.

Doğanın sesini Kayseri’de dinlemek

Rotanın ikinci gününün en çar­pıcı duraklarından biri Yahyalı’da­ki Kapuzbaşı Şelaleleri. Aladağlar Milli Parkı sınırları içinde yer alan şelaleler, dik kayalıkların arasın­dan yüksek debiyle çıkan sularıy­la gerçekten etkileyici bir manzara sunuyor.

Yedi ayrı kaynaktan oluşan Ka­puzbaşı Şelaleleri’nde suyun ka­yaların arasından büyük bir güçle yeryüzüne çıkışını izlemek, rota­nın kültür ağırlıklı ilk bölümünden sonra bambaşka bir deneyim yaşa­tıyor. Yahyalı’nın ardından Sultan Sazlığı Milli Parkı geliyor. Türki­ye’nin önemli sulak alanlarından biri olan Sultan Sazlığı, kuşları ve doğal yaşamıyla bölgenin yalnız­ca tarih değil, doğa açısından da ne kadar zengin olduğunu gösteriyor.

Kayseri’nin Erdemli Vadisi ise bu doğal ve kültürel yolculuğu baş­ka bir boyuta taşıyor. Erciyes’in geçmişteki volkanik faaliyetleriy­le şekillenen vadide, 10. ve 13. yüz­yıllar arasına tarihlenen Doğu Ro­ma kaya kiliseleri bulunuyor.

Mimar Sinan’ın izınden Ali Dağı’na

Rotanın son günü Kayseri’nin tarihi mahallelerinde başlıyor. Ko­ramaz Vadisi, yaklaşık 12 kilomet­re boyunca uzanan olağanüstü bir kültürel peyzaj alanı. Kaya oyma kiliseler, yer altı şehirleri, eski su değirmenleri ve güvercinlikler, va­dinin yüzyıllar boyunca farklı ya­şam biçimlerine ev sahipliği yaptı­ğını anlatıyor.

Ardından Ağırnas’a geçiyoruz. Burası, Osmanlı mimarisinin en büyük isimlerinden Mimar Si­nan’ın doğduğu ve çocukluğunun geçtiği yer. Mimar Sinan Evi’ni ge­zerken, bugün dünya mimarlık ta­rihinin en önemli isimlerinden biri kabul edilen bir ustanın hikâ­yesinin başladığı taş sokakları dü­şünmek oldukça etkileyici.

Ağırnas Yeraltı Şehri ise yerle­şimin yalnızca yüzeyden ibaret ol­madığını hatırlatıyor. Yer altında birbirine bağlanan mekânlar, böl­genin geçmişteki yaşam ve savun­ma kültürüne dair önemli ipuçları taşıyor.

Rotanın son bölümünde tarih yerini maceraya bırakıyor. Tomar­za Kano Merkezi’nde su sporları deneyiminin ardından istikamet Ali Dağı. Burada yamaç paraşütü deneyimlemek oldukça etkileyici.

Kayseri’ye gelmişken mantının, pastırmanın, sucuğun ve yağla­manın hakkını vermemek olmaz. Bir kaşığa kırk adet sığdığı söyle­nen Kayseri mantısı, şehrin gast­ronomik imzası. Erciyes’in serin havasında kurutulan pastırma ve baharatlarla hazırlanan sucuk da yüzyıllardır sürdürülen üretim kültürünün lezzetli temsilcileri. İncecik şebitlerin arasına kıymalı harcın kat kat yerleştirildiği yağla­ma ise Kayseri göz bebeği.

Kaynak: Dünya Gazetesi
İlgili Haberler
Borsa Bitcoin'de kritik eşik aşıldı: 82 bin doların üzerine çıkıldı Ekonomim · 41 dk önce Borsa Volkswagen, 50 bin kişiyi daha işten çıkarma planını onayladı Finans Gündem (ing) · 49 dk önce Borsa Robert De Niro: İstanbul’da gece kulüplerine düzenlenen baskınlara katıldım Ekonomim · 57 dk önce Borsa Yemen hükümeti: Üst düzey Husi bir lideri öldürüldü, 2 İHA düşürüldü Finans Gündem (ing) · 1 saat önce Borsa Volkswagen'den 50 bin kişilik ek işten çıkarma ve küçülme planına onay Ekonomim · 1 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.