Son zamanlarda dünyadaki en popüler politikalardan biri, çocuklar için sosyal medya erişiminin kısıtlanması. Avustralya gibi demokratik ülkelerde de Çin gibi demokratik olmayan ülkelerde de belli bir yaşın altındaki çocukların sosyal medya erişimi ya tamamen durduruluyor ya da belli kurallara bağlanıyor. Türkiye’de de geçtiğimiz mayıs ayında bu yönde bir kanun çıktı. Geçen hafta da ABD’de Meta (Facebook ve Instagram) hakkında açılan davaları durdurmak için mahkemeye verdiği çocukların sosyal medyada ne yapıp yapamayacağına dair taahhütler yeniden gündeme geldi. Yaklaşımlar ülkeden ülkeye değişiyor. Gelin, bu son trendi ve Türkiye’nin durumunu inceleyelim.
Siyasetçiler kolay anlatılabilecek hikâyeleri kullanmayı sever
Her şey Jonathan Haidt’in Mart 2024’te yayımladığı “The Anxious Generation” kitabıyla başladı. Zamanın ruhunu bu kadar çabuk yakalayabilen kitapların sayısı azdır. Bu kitap da Meta ve Google gibi şirketlere karşı nefretin yükseldiği, ABD’nin TikTok’a karşı ne yapacağını bilemediği bir zamanda yayımlandı. Haidt kitabında, sosyal medyanın yaygın biçimde 13-18 yaş arasındaki çocukların ruh sağlığına zarar verdiğini, özellikle de genç kızların daha çok beğenilme ve bu amaçla zayıflama arzusunun sağlık problemlerine yol açtığını iddia ediyordu. Sonrasında yayımlanan nitelikli akademik çalışmalardan bu argümanları destekleyenler de oldu; kontrollü deneylerle sosyal medya kullanımının gençlerin anksiyete, depresyon ve zihinsel gelişimi üzerindeki etkisinin sıfır olduğunu gösterenler de. Korelasyon ve nedensellik, malumunuz, farklı şeyler. Yani, sosyal medyanın yayılmasıyla gençlerin ruh sağlığının bozulmasının aynı zamana denk gelmesi, illa sebebin sosyal medya olduğu anlamına gelmez. Ama bildiğiniz gibi, siyasetçiler bilimsel bulgular yerine kolay anlatılabilecek hikâyeleri kullanmayı sever. Bu konuda da mesele siyasal söylemin bir parçası hâline geldikçe “Sosyal medya çıktı, gençler bunalıma girdi” argümanının alıcısı giderek arttı.
İlk yasak geçen yıl Avustralya’dan geldi. Avustralya’daki altı aylık uygulama, yasağın çocukların en fazla üçte birinin kullanımını önlediğini gösteriyor. Diğerleri sistemi yanıltmaya ya da ebeveynlerinin telefonlarıyla sosyal medyayı kullanmaya devam etmiş. Yasağa uyanlar da Roblox ve Discord gibi diğer platformlara hücum etmiş. Yani, bağımlılık pek de sona ermemiş. Neyse ki bu platformlar bizde zaten yasak!
İkinci yasak Fransa’dan geldi. Macron yönetimi bu yıl bir kanun çıkararak 15 yaş altındakilere sosyal medya kullanımını yasakladı. Ancak Fransa Anayasa Konseyi kanunu derhal iptal etti. Mahkemenin gerekçeleri demokratik bir toplumda bu tedbirlerin nasıl alınması gerektiğine dair yol gösterici nitelikte. Mahkeme, “çocukların zarar görmesini önlemek için kısıtlamalar getirilmesi” mümkündür demiş. Ancak iptal kararının üç temel gerekçesi var: Birincisi, sosyal medya erişiminin tamamen yasaklanması. Mahkeme, okul veya uyku saatlerinde kısıtlamalar gibi alternatif yollara gidilebileceğini savunuyor. İkinci olarak, çocukların sosyal medya kullanımı üzerinde ana babaya hiç söz hakkı tanınmamasını aşırı buluyor. Üçüncüsü, kimlik tespiti yöntemlerinin kişisel verilerin gereğinden fazla toplanmasına veya sızmasına sebep olabileceğini ve bunun da kişisel verilerin korunması hakkına aykırı olduğunu söylüyor.
Avustralya ve Fransa’daki yasakların ardından ABD’de farklı bir gelişme yaşandı; Meta hakkında süren tazminat davasından kurtulmak için mahkemeye belirli taahhütler sundu. Amerikan Kongresi sosyal medyayı düzenleyecek kanunlar çıkarmada uzlaşamayınca, bu işler yargı kararlarıyla şekillenmeye başladı. Meta, Instagram ve Facebook kullanımını günde 2 saatle sınırlandırmayı, uyku saatlerinde erişimi tamamen durdurmayı ve okul saatlerinde erişim olsa bile ekrana mesaj gelmesini engellemeyi kabul etmiş. Kararda birçok detay var. Mesela, bazı taahhütlerin uygulanması, YouTube ve TikTok’un da benzer taahhütler vermesine bağlı. Ancak topyekûn bir yasak söz konusu değil.
Beş sene önceki gündemin içinde debelenip duruyoruz
Özellikle bu son karar, Türkiye’de medyada epey gündeme geldi. Arada bir havaalanı salonundaki televizyonlardan haberleri takip ediyorum. Son haftalarda ne zaman bu tarz haberlere denk gelsem, “sosyal medya devleri çocuklarımızı zehirliyor”, “sosyal medyaya bir yasak da ABD’den/Fransa’dan” gibi haberler görüyorum. Köşemi uzun süredir okuyanlar bilirler ki büyük teknoloji şirketlerinin aşırı güçlenmelerine ve kendilerini devletlerin üstünde gören (“Dijital İsviçre”) tavırlarına karşı Türkiye’de ilk dikkat çeken kişi benim. Maalesef bu konuda Türkiye’de ciddi tartışmaların başlaması, benim yazılarımdan 5 sene sonra başladı. Bu arada, dünya aldı başını yürüdü. Birincisi, ABD ve Avrupa’da dijitalleşmenin zararları deyince artık kimse Meta veya Google gibi şirketleri tartışmıyor; odak noktası daha çok OpenAI ve Anthropic gibi yapay zekâ şirketleri. İkincisi, artık bu şirketler devletler üstü filan değil, Trump yönetiminin açık desteğiyle hareket ediyorlar. Hatta Donald Trump’ın ikinci döneminde Amerikan jeoekonomik gücünün açık bir parçası hâline gelmiş durumdalar. Dolayısıyla, bu alanda atılacak adımların Başkan Trump ile ilişkiler merceğinden de değerlendirilmesi gerekiyor. Dünya değişti, biz beş sene önceki gündemin içinde debelenip duruyoruz.
Sosyal medyada yaş yasağında en kritik konu, yaşın nasıl tespit edileceği. Mesela, Avustralya, vatandaşlarına verdiği kimliklerin yaş tespitinde tek yöntem olarak dayatılmasını yasaklamıştı. Sosyal medya platformlarının, kullanıcının hareketleri, yüz tanıma sistemleri veya kredi kartı olup olmaması gibi başka parametrelerden yararlanarak yaş tespiti yapma seçenekleri sunmasını zorunlu tutmuştu. Marifet, asgari veri sağlayarak bu tespiti en güvenilir şekilde yapabilmekte. Yakında Türkiye’deki yasağın nasıl uygulanacağına dair yöntemler tespit edilirken, dünyada neler yapıldığına bakmakta fayda var. Çocukların sosyal medyaya erişiminin kısıtlanması küresel bir trend. Ancak uygulamada birçok nüans var. Devekuşu gibi başımızı kuma gömüp dünyadan kopuk uygulamalar yapamayız.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.