4 Eylül 2026, Cuma · 09:04 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Girişimci devlet modeli mi? Atatürk’ün devletçilik ilkesi mi?

Girişimci devlet modeli mi? Atatürk’ün devletçilik ilkesi mi?

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin ağustos ayı olağan toplantısı, “Ekonomi ve Üretim Hayatımız İçin Planlama Gerekli mi/Gereksiz mi? Türkiye için Girişimci Devlet ve Yeni Nesil Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Üzerine bir Tartışma” ana gündemiyle gerçekleştirildi.

İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Meclis toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, “Kamu-özel sektör iş birliğinde yeni nesil bir sanayi planlaması derken; aşırı merkezileşmiş, kapalı, statik planlama anlayışını geri getirmekten, ya da serbest piyasa ekonomisinin prensiplerini geri plana atmaktan bahsetmiyoruz. Tümüyle piyasa güçlerine emanet edilmiş, kuralsız ve plan-programsız bir modelin sınırlarını da gördük. Kastettiğimiz planlama; kamunun uzun vadeli kalkınma hedefleri doğrultusunda daha proaktif bir rol almasına dayanıyor. Günümüzün giderek zorlaşan küresel rekabet koşullarında, kamu ile özel sektör arasında yeni bir iş birliği kültürünü yerleştirmemiz gerekiyor. Bu bağlamda, ‘girişimci devlet’ kavramını ülkemizde de yeniden düşünmek için doğru bir zamandayız” dedi.

Bu söylemi çok önemsediğimi belirtmem gerekiyor.

Büyük kurumları temsil eden kişilerden, “kur artırılmalı, bankalar kredi musluklarını açmalı” gibi sığ söylemler yerine sanayimizi bir sonraki dönemlere taşıyacak, kalıcı reform önerilerinin gelmesi kendi açımdan çok önemli. Bu söylemlerin sanayinin kalbi olan İstanbul Sanayi Odasından gelmesi ise, önerilerin ilgili kişilere ulaşması açısından daha da değerli bir anlam taşıyor.

“Girişimci Devlet” kavramı yeni bir kavram değil.

İnovasyon katalizörü olarak devlet

Mariana Mazzucato’nun "Girişimci Devlet" kuramı, kamunun yalnızca bir düzenleyici değil, aynı zamanda toplumun değer verdiği yeniliklere "misyon odaklı" bir perspektifle yön veren bir aktör olduğunu savunur. Mazzucato, modern ekonomi yönetiminde devletin rolünün, piyasa başarısızlıklarını pasif bir şekilde onaran "son çare" mercii olmaktan çıkıp, piyasayı bizzat kuran, rotasını belirleyen, talebi oluşturan ve stratejik riskleri üstlenen bir "inovasyon katalizörü" olmaya evrildiğini savunur.

Mazzucato, ana akım iktisat teorisinin devleti temelde düzeltici bir güç olarak ele aldığını; yani devletin, kamu malları sağlayarak, dışsallıkları düzelterek veya tekelleri düzenleyerek yalnızca piyasaların başarısızlığa uğradığı durumlarda devreye girdiğini; bunun dışında ise üretim ekonomisine mesafeli duran bir kurum olarak görüldüğünü belirtir.

Teknolojik ilerlemeye dair baskın görüşün, yeniliğin asıl itici gücü olarak sunulan, tabiri caizse, evlerinin garajlarında bir fikir ya da buluş gerçekleştiren ya da yeni nesil girişim sermayesi destekli “start-up” şeklinde ortaya çıkan özel sektör girişimcisini öne çıkarırken, devleti yalnızca destekleyici ve bürokratik bir role hapsettiğini belirtir.

Mazzucato’nun Girişimci Devlet Modeli’nin temelinde:

Risk üstlenicilik, yani kamunun özel sektörün girmeye çekindiği yüksek riskli ve uzun vadeli inovasyon süreçlerine öncülük etmesi,

Misyon odaklılık, yani toplumsal sorunları (iklim, sağlık, altyapı) somut projelere dönüştürerek kaynakların bu yöne kanalize edilmesi ve

Piyasa inşası, yani devletin sadece mevcut piyasaları düzenlemekle yetinmeyip yeni teknolojik ve finansal ekosistemlerin yeniden oluşturulması vardır.

“Girişimci Devlet Modeli”, Avrupa Birliği, OECD ve çok sayıda ulusal hükümet nezdinde inovasyon stratejilerini şekillendirerek kayda değer bir akademik ve politik etki yaratsa da, önemli bir eleştirel literatür de zaman içerisinde oluştu.

Kayırmacılığa dönüşme riski

Alberto Mingardi (2015), kâr amacı güden firmaların devlet destekli araştırmalardan "bedavacı" (free-rider) olarak yararlanmaktan öteye pek bir şey yapmadığı yönündeki Mazzucato tezine itiraz eder. Mingardi'ye göre Mazzucato'nun yaklaşımı, devlet kapasitesinin bizzat açıklanması gereken bir unsur olarak ele alınması yerine, sabit bir olgu gibi kabul edilerek bu teşvik ve seçim sorununu büyük ölçüde göz ardı etmektedir.

Muldoon ve Yonai (2023) ise kamunun takdir yetkisine bağlı büyük bütçeli desteklerle yoğunlaşmış teknolojik yatırımların seçiminin kaçınılmaz olarak rant arayışına yol açması nedeniyle eleştiride bulunur. Muldoon ve Yonai (2023), firmaların ve çıkar gruplarının projelerinin kamu fonu almasını etkilemek için rekabet ettiğini ve potansiyel olarak gerçek yenilikçi liyakat yerine siyasi bağlantıları ödüllendirdiğini savunurlar. Bunda da haksız olmadıklarını düşünüyorum. Liyakatin tamamen ortadan kaldırıldığı, örgütlü vasatlığın hâkim kılındığı ülkelerde hiç şüphesiz büyük kamu fonları siyasi iktidara en yakın olanlara verilecektir.

Hatta daha ötesi: Bırakın kamu fonlamasına erişmeyi, siyasi iktidara yakın bir firmanın projesinden daha fazla inovasyona sahip bir proje sırf siyasi iktidara yakın firma zarar görmesin diye oyun dışına bile itilebilir. ‘Girişimci Devlet’ modeline nispeten daha sempatik bakan eleştirmenler bile, girişimci devlet tarzı müdahalelerin kayırmacılığa dönüşme riskini kabul ediyorlar.

Cheang (2024) ise, Doğu Asya sanayi politikası deneyiminden yola çıkarak, misyon odaklı yönetimin ekonomik karar alma süreçlerinin aşırı merkezileştirilmesi riskini taşıdığını ve bazı kurumsal bağlamlarda sağlam demokratik denetimler ve şeffaf değerlendirmelerle desteklenmediği takdirde, otoriter ekonomik yönetim biçimlerine doğru kayabileceğini savunmakta. O da haksız sayılmaz.

‘Girişimci Devlet Modeli’nin yerel düzeydeki başarısı, kamunun sadece bir finansman kaynağı bulmasıyla değil, bu süreci ne kadar şeffaf ve katılımcı bir "piyasa şekillendirme" vizyonuyla yönettiğiyle de çok alakalı. Şeffaflık sorunu çeken ülkelere göre bir model değil bence.

Ben kendi adıma, İstanbul Sanayi Odası Başkanının açıklamasından, ‘Girişimci Devlet’ tanımlamasıyla en iyi örtüşen uygulamanın Atatürk’ün Devletçilik ilkesi olduğunu düşündüm.

Atatürk’ün ilke ve inkılâplarının iktisadi ayağını Devletçilik oluşturur. Cumhuriyet’in erken döneminde, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik bağımsızlığını sağlamak, sermaye birikimi yetersizliğini aşmak ve sanayileşmeyi hızlandırmak amacıyla hayata geçirilen, özel teşebbüsü reddetmeyen, ancak stratejik ve altyapı alanlarında devleti ana iktisadi aktör kılan güdümlü/karma bir ekonomik modeldir devletçilik.

Korkut Boratav devletçiliği, ulusal burjuvazinin yetersizliği karşısında devletin "sermaye birikim modeli" üstlenmesi olarak tanımlar ve büyümenin dinamiklerini devlet eliyle yaratılan sanayi odağına bağlar.

Şevket Pamuk ise 1930'lardaki devletçiliği, Büyük Buhran'a karşı geliştirilen pragmatik bir tepki ve sanayi odaklı bir büyüme stratejisi olarak ele alır. İthal ikamesi yoluyla dış ticaret dengesinin kurulduğunu vurgular.

Planlı sanayileşme modeli

1923 İzmir İktisat Kongresi’nde benimsenen ilk yönelim, özel sektöre dayalı liberal bir büyüme modeliydi. 1927 yılında çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu ile özel girişimciye vergi muafiyeti, ucuz arazi ve taşıma kolaylıkları sağlandı.

Ancak:

Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen borçlar, teknoloji noksanlığı, yetişmiş işgücünün az sayıda olması gibi nedenler, özel sektörün uzun vadeli ve büyük sermaye birikimi gerektiren sanayi yatırımlarını gerçekleştirmesinin önünde engel teşkil ediyordu. Bununla birlikte, 1929 yılında yaşanan Büyük Buhran özellikle tarımsal ihraç ürünlerinin fiyatlarını düşürmüş ve ülkenin dış ticaretini tıkamıştı.

Devletin müdahalesi bu anlamda bir zorunluluk haline gelmişti.

Atatürk’ün devletçilik modelinde:

Özel teşebbüsün yapamadığı veya kârlı bulmadığı altyapı, ağır sanayi, madencilik, demiryolları ve enerji gibi stratejik yatırımlar devlet tarafından üstlenilmişti, ancak özel sektörün faaliyet alanları korunmuştu.

Öte yandan, temel tüketim mallarının (şeker, dokuma, çimento, demir-çelik gibi) yurt içinde üretilerek dışa bağımlılığın azaltılması hedeflenmişti. Ve tabii bütün bunlarla birlikte yeni Türkiye Cumhuriyeti 1933 yılında hazırlanan 1. Beş Yıllık Sanayi Planı ile planlı bir ekonomiye geçiş yapmıştı. O dönem itibarıyla genç Türkiye, planlı sanayileşme modelini başarıyla uygulayan ve örnek teşkil eden bir gelişmekte olan ülke statüsündeydi.

Sanayi hamlesi Atatürk’ün Devletçilik ilkesinden geçer

Erken sanayisizleşme tehlikesiyle karşı karşıya olunduğu bir ortamda, sanayicinin kârları tarihsel olarak düşük seviyelerde seyrediyor. Geçmiş yıllar itibarıyla sanayici Türkiye’de görece en risksiz, ancak en kârlı, maliyeti düşük ve çoklukla banka sermayesine dayalı bir sanayileşme modelini benimsedi. Bunları dikkate aldığımızda, Türkiye’de sanayi hamlesinin yeniden gerçekleşmesinin yolunun Mazzucato’nun Girişimci Devlet Modeli’nden değil, Atatürk’ün Devletçilik ilkesinden geçtiğini düşünüyorum.

Kaynakça:

Cheang, B. (2024). Why mission-directed governance risks authoritarianism: Lessons from East Asia. LSE Research Online Documents on Economics, London School of Economics and Political Science.

Mingardi, A. (2015). A critique of Mazzucato's entrepreneurial state. Cato Journal, 35(3), 603–625.

Muldoon, J., & Yonai, D. K. (2023). A wrong but seductive idea: Public choice and the entrepreneurial state. Journal of the International Council for Small Business, 4(4), 351–361. https://doi.org/10.1080/26437015.2023.2182730

İlgili Haberler
Makroekonomi TCMB'nin Yılın Altıncı Faiz Kararı İçin Gözler 10 Eylül’e Çevrildi Haber.com Ekonomi · 7 dk önce Makroekonomi OSTİM’de fabrika ve makine parkı birlikte yeni sahibini bekliyor Ekonomi Ankara · 16 dk önce Makroekonomi VİOP'ta BIST 30 kontratında 17 bin puan kritik İşin Detayı Ekonomi · 19 dk önce Makroekonomi Citi'den Brent petrolü için 80 dolarlık yeni tahmin Sözcü Ekonomi · 20 dk önce Makroekonomi Küresel piyasalarda gözler ABD istihdam verisinde İşin Detayı Ekonomi · 20 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.