5 Eylül 2026, Cumartesi · 01:53 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

2050 dünyasını kim şekillendirecek? ABD, Çin ve yeni güç dengesi

İkinci Dünya Savaşı'nın so­na erdiği 1945 yılından son­ra dünya yeni bir güç dengesiyle karşı karşıya kaldı. Avrupa sava­şın yıkımı altında ezilirken, ABD ve Sovyetler Birliği iki büyük sü­per güç olarak ortaya çıktı. An…

2050 dünyasını kim şekillendirecek? ABD, Çin ve yeni güç dengesi

İkinci Dünya Savaşı'nın so­na erdiği 1945 yılından son­ra dünya yeni bir güç dengesiyle karşı karşıya kaldı. Avrupa sava­şın yıkımı altında ezilirken, ABD ve Sovyetler Birliği iki büyük sü­per güç olarak ortaya çıktı. Ancak bu iki ülkenin sahip olduğu güç aynı nitelikte değildi. ABD eko­nomik kapasitesi, sanayi üreti­mi, finansal sistemi, teknolojisi ve nükleer silahlarıyla gücünü simgelerken, Sovyetler Birliği ise özellikle kara ordusu, nükle­er kapasitesi ve geniş coğrafi nü­fuzuyla öne çıkıyordu. Çin ise he­nüz küresel güç yarışının oldukça gerisindeydi.

05 Eylül 2026 00:00 05 Eylül 2026 00:02 Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

PROF. DR. SUAT TEKER (Işık Üniversitesi)

Aradan geçen 80 yılda bu tablo birkaç kez köklü biçimde değişti. Bugün ABD halen dünyanın en güçlü ülkesi olma özelliğini bü­yük ölçüde koruyor. Ancak artık karşısında Sovyetler Birliği'ne benzeyen bir rakip değil, eko­nomik gücü, üretim kapasitesi ve teknolojik yetkinliği hızla ar­tan Çin var. Avrupa ise ekonomik büyüklüğüne rağmen, askeri ve teknolojik kapasitesini ortak bir stratejik güce dönüştürme konu­sunda zorlanıyor. Rusya ise eko­nomik büyüklüğünden çok nük­leer kapasitesi, enerji kaynakla­rı ve askeri gücüyle etkili olmaya devam ediyor.

1945 sonrasında ABD'nin en önemli avantajlarından biri, sa­vaşın kendi topraklarında ger­çekleşmemiş olmasıydı. 2.Dün­ya Savaşı yıllarında Avrupa ve Asya'nın sanayi altyapısı büyük ölçüde tahrip olurken, Ameri­kan sanayisi olağanüstü bir üre­tim kapasitesine ulaştı. Marshall Planı ve Bretton Woods Anlaş­ması ile Amerikan Dolarına da­yalı para sistemi yalnızca ABD ekonomisini değil, Batı dünyası­nın ekonomik düzenini de şekil­lendirdi.

Sovyetler Birliği'nin 1949'da nükleer silaha sahip olması ise, ABD'nin askeri üstünlüğünü mutlak olmaktan çıkardı. Böyle­ce Soğuk Savaş dönemi için te­mel bir denge oluştu. ABD eko­nomik, finansal ve teknolojik üs­tünlüğü ile Sovyetler Birliği ise askeri ve nükleer gücünü kulla­narak rakip bir sistem oluşturdu.

Güçler aynı ölçüde entegre olmadı

Avrupa'nın hikayesi farklıydı. Savaşın yıkımından hızla topar­lanan Batı Avrupa ve Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya gibi ül­keler, sanayi ve teknoloji kapa­sitelerini yeniden inşa etti. Da­ha sonra Avrupa entegrasyonu (Avrupa Birliği), dağınık ulusal ekonomileri dünyanın en büyük ekonomik bloklarından birine dönüştürdü. Ancak Avrupa'nın önemli bir paradoksu günümü­ze kadar uzandı. Avrupa ülkeleri, ekonomik güçleri ile siyasi ve as­keri güçlerini aynı ölçüde enteg­re edemedi.

Asıl büyük dönüşüm Çin'de ya­şandı. 1978'de başlayan ekono­mik reformlar ve 2001'de Dünya Ticaret Örgütü'ne katılım, Çin'i dünya ekonomisinin merkezine taşımaya başladı. Çin önce düşük maliyetli üretim avantajını kul­landı, ardından yabancı yatırım­ları çekti, küresel tedarik zincir­leri oluşturdu ve dünyanın fabri­kasına dönüştü.

Fakat Çin'in yükselişi yalnızca ucuz işgücünden ibaret değildi. Zaman içinde üretim kapasitesi­ni teknoloji kapasitesine dönüş­türmeye başladı. Elektrikli araç­lar, bataryalar, güneş enerjisi, telekomünikasyon, robotik ve ya­pay zekâ alanlarında Çin artık sa­dece üretici değil, teknoloji geliş­tiren bir ülke haline geldi. Çin'in 2025'te ilk kez dünyanın en yeni­likçi ilk 10 ekonomisi arasına gir­mesi, bu dönüşümün önemli gös­tergelerinden biridir.

Yeni güç kaynakları

1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılması ise ABD'nin gücünü geçici olarak tartışmasız hale ge­tirdi. 1990'lar Amerikan tek ku­tupluluğunun en güçlü olduğu dö­nemdi. Ancak bu üstünlüğün ar­kasındaki teknoloji altyapısı kısa süre sonra yeni bir dönüşüm ya­rattı ve internet hayatımıza girdi.

İnternet, ekonomik gücün ni­teliğini değiştirdi. Internet ile birlikte bir ülkenin gücünü sade­ce sahip olduğu fabrikalar değil, yazılım, veri, dijital platformlar, fikri mülkiyet ve girişim serma­yesi kapasitesi belirlemeye baş­ladı. Google, Microsoft, Apple, Amazon, Meta ve daha sonra or­taya çıkan yapay zeka şirketleri ABD'nin yeni güç kaynaklarını oluşturdu.

2008 küresel finans krizi, 2020 COVID-19 salgını ve 2022'de başlayan Ukrayna savaşı ise, kü­reselleşmenin zayıf noktalarını ortaya çıkardı. COVID sonrasın­da şirketler sadece mal ve hizmet üretme maliyetlerini değil, teda­rik güvenliğini de dikkate almaya başladı. Çip, batarya, enerji, ilaç ve kritik mineraller artık ekono­mik olduğu kadar, stratejik ürün­ler haline geldi.

Ukrayna Savaşı Avrupa'ya baş­ka bir gerçeği hatırlattı. Ekono­mik büyüklük, tek başına aske­ri güç anlamına gelmiyordu. Uk­rayna Savaşıyla birlikte Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını önemli ölçüde artırmaya başla­dı. Savunma Sektörü kaynakları­na göre, 2025 yılında dünya aske­ri harcamaları 2,9 trilyon dolara yükseldi ve sadece ABD, Çin ve Rusya küresel askeri harcama­ların %51'ini gerçekleştirdi. Av­rupa'nın askeri harcamaları ise 2025 yılında %14 arttı.

Asıl soru başka…

Artık dünyadaki güç dengesi sadece tank, uçak veya asker sa­yısıyla belirlenmiyor. Çip ürete­bilen, yapay zeka geliştirebilen, enerji sağlayabilen, kritik mine­rallere erişebilen ve küresel fi­nans sisteminde etkili olabilen ülkeler stratejik üstünlük kaza­nıyor.

Bu nedenle yapay zeka, önü­müzdeki dönemin en önemli kı­rılma noktalarından biri olacak gibi görünüyor. Yapay zeka sade­ce bilgi teknolojilerini değil, sa­vunmadan finansa, eğitimden mühendisliğe, ilaç geliştirme­den üretime kadar ekonominin tamamını değiştirme potansiye­line sahip. Burada ABD'nin güç­lü tarafı araştırma, üniversiteler, girişim sermayesi, yazılım ve ile­ri teknoloji şirketlerine sahip ol­masıyken, Çin'in avantajı ise bü­yük veri, üretim kapasitesi, mü­hendislik yeteneği ve teknolojiyi geniş ölçekte uygulayabilme ka­biliyetine sahip olmasıdır.

Dolayısıyla önümüzdeki 25 yılı ABD mi Çin mi hakim güç olacak sorusuyla açıklamak doğru olma­yacaktır. Asıl soru, hangi ülkenin yapay zeka, enerji, üretim, finans, insan sermayesi ve askeri kapasi­teyi aynı anda daha güçlü biçim­de bir araya getirebileceğidir.

2050'nin dünyası büyük olası­lıkla tek bir ülkenin mutlak üs­tünlüğüne dayanan bir dünya ol­mayacak sanırım. ABD teknoloji ve finans alanında, Çin üretim ve enerji teknolojilerinde, Avrupa yüksek katma değerli sanayide, Hindistan insan sermayesinde, Rusya ise enerji ve askeri kapasi­tede önemli ağırlık taşımaya de­vam edecek gibi.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL

Kaynak: Dünya Gazetesi
İlgili Haberler
Makroekonomi Kısa haberler Independent Türkçe · 1 saat önce Borsa 100 milyon tutarında olan yatırımlara da finans desteği geliyor Ekonomim · 1 saat önce Makroekonomi Küresel Fintek Yatırımları Dört Yılın Zirvesine Doğru Koşuyor Fortune Türkiye · 2 saat önce Makroekonomi 4 EYLÜL ALTIN FİYATLARI GÜNCEL: Gram, yarım, çeyrek altın ne kadar? Ons altın ne kadar oldu? Altın fiyatları canlı takip ekranı CNN Türk Ekonomi · 3 saat önce Borsa Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Özdemir adli kontrolle serbest bırakıldı Ekonomim · 3 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.