"Trump, Doğu'nun yaralı bilincini anlayamaz!"
Yazar Huri, ABD Başkanı Trump'ın İran toplumunun son derece karmaşık ve sofistike yapısını bir türlü anlayamadığı iddiasını şu şekilde somutlaştırıyor:
Trump'ın ülkesinde yaşadığı ortama egemen olan anlayış basitleştirme ve indirgemedir. Amerika'da 'tarihin sonu, coğrafyanın sonu, ideolojilerin sonu' tarzı tezlerin ortalığı kaplaması rastlantı değildir. Böylesine indirgemeci ve sıradan bir zihniyetin tarihin oluştuğu antik mekânlarda, kadim zeminlerde tutması, anlaşılması ve benimsenmesi hayli zordur.
Düşünün ki Hürmüz Boğazı güzergâhındaki deniz ulaşımının tarihi 1400 yılına kadar uzanmaktadır ki geçmişin o diyarlarda geçerli olan ideolojik ve dinsel yansımaları günümüzde İran İslam Devrimi'nin önderi Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin fikriyatında temsil edilmektedir.
Doğu ve Batı kültürlerini karşılaştırmalı olarak inceleyen çağdaş İranlı filozof, kültür teorisyeni, yazar ve düşünür Daryus Şayegan (24 Ocak 1935-22 Mart 2018), 'Din Devrimi Nedir?' adlı kitabında gelenekle modernliğin tam olarak sentezlenemediği, iki arada bir derede kalmış zihinsel durumu 'yaralı bilinç' veya 'kültürel şizofreni', kimi zaman da 'melez bilinç' olarak tanımlar.
Ona göre Humeyni'nin İslam Devrimi diye adlandırdığı şey, gerçekte 'tersine çevrilmiş modernleşme' yahut 'tersten modernleşme' veya 'karşı modernlik'tir. Kısacası teknolojiyi, Batı'ya karşı kullanılmak üzere geliştirilmiş modern araç gereçleri ve gelişkin silahları devreye sokma çabasıdır.
Ne var ki Batı'dan keskin kopuşu-ayrılmayı öngören İmam Humeyni'nin aksine, mevcut Tahran yönetimi küresel ekonomik sisteme katılmaktan yanadır!
"İki zıt kutup, aynı kitabın iki farklı sayfası gibi"
Hâl böyleyken karşıt iki taraf da aynı kitabın farklı sayfalarından yararlanmaktadır. Trump'a kalırsa jeo-ekonominin etkisi jeopolitikten önce gelmektedir. Benzer biçimde Devrim Muhafızlarına göre de ekonomik yoğunluğun ana geçiş noktalarından biri sayılan Hürmüz Boğazı'nın kapatılması sayesinde küresel ekonomiye baskı yapılabilir ve neticede İran'ın himaye edilip ayakta kalması sağlanabilir.
Washington ekonomik yatırımlarına katılıp desteklenmesi noktasında dünya âleme adeta gözdağı verirken Tahran, ABD'ye destek verecek olanların (bilhassa Körfez ve Ortadoğu bölgesindeki ülkelerin) hedef hâline getirileceğini açıkça ilan etmektedir. Nitekim Millî Güvenlik Yüksek Meclisi Genel Sekreteri General Muhsin Rezai, "nükleer silaha başvurma zorunda kalacakları" yolunda demeçler verebilmektedir.
Rivayet odur ki İran, aylar öncesinden nükleer silah üretip elde etmeyi başarmıştır. Oysa Trump, yaptırımları ağır ağır ve kademeli olarak uygulayarak onları bir baskı silahı olarak kullanma konusunda acele etmekten yana görünmüyor.
Fiiliyatta Trump, jeo-ekonomik mücadele uğruna başlattığı savaşın somut meyvelerini bir an önce toplamak istiyor. Bir anlamda onun ambargo duyurusu, yemeğin malzemelerinin hazırlanıp tencereye konarak ocağa yerleştirilmesi ama altının yakılmamasına benziyor.
James Jeffrey, Denis Ross gibi kimi Amerikalı şahinler esas problemin nükleer silahlar değil, İran'ın ta kendisi olduğu hususunda hemfikirler. Bunların nazarında İran'ın bölgedeki nüfuzu, nükleer silahtan çok daha tehlikelidir! Normalde halk, yaptırım ve ambargoların olumsuz sonuçlarına tahammül edemeyecektir.
İran Merkez Bankası Müdürü Abdullah Himmeti'ye göre de 'Son yedi yılda ülkedeki yoksulların sayısı 10 milyona ulaşmıştır.' Kimse ambargo altındaki bu ülkenin ne ölçüde ve nereye kadar ambargonun sonuçlarına katlanabileceğini bilmemektedir.
"Sonu zaferle bitmeyen savaş kaybedilmiş olur!"
Bilinen bir kuraldır: Amerika, başlatıp başaramadığı herhangi bir askerî ve ekonomik savaşta kaybetmiş sayılır. Sonuç alınamamış bir savaş bile onun için fiyaskodur. Zira yarım veya eksik kalmış bir savaşın bitirilmesi için yapılacak görüşmelerde hasmından istenilen koparılamaz!
Brookings Enstitüsü görevlisi Suzanne Meloney diyor ki:
ABD'ye oranla İran'ın biricik avantajı şudur:
'Mevcut şartlarda İran kazanma ve somut bir kazanç elde etme iddiasında değildir. Savaşın yol açtığı kaos ve kargaşa, başlı başına İran lehine sayılan bir zaferdir.'
Aynı kuruluştan İran asıllı Karim Sadjadpour (Kerim Sacadpur) ise tersini savunuyor: "İran, hiç olmadığı kadar zayıf bir konumdadır! Ülkeye yönelik tehlike dışarıdan değil, içeriden gelecektir!"
Evet, saldırı sırasında protestolar ve açlık mücadelesi ertelendi. Lakin toplum yaralı hâle getirilmiştir. Rejime sürekli kuşkuyla bakmaktadır. Böylesine karamsar ve umutsuz ortamlarda despot rejimin düşmesi/düşürülmesi fikri nicel durgunluktan çıkıp nitel bir öfke patlamasına yol açacaktır. Diyalektik kural gereği yavaş nicel birikimler, büyük köklü değişimlere dönüşürken hızlanırlar!
Yabancılar, iki devlet arasındaki ekonomi savaşı hakkında sözü edilen çerçevede fikirler öne sürmektedirler.
Peki, İran medyasındaki düşünce ve görüşler nelerdir?
İran medyası ve jeo-ekonomik mücadele
Konuya ilişkin gazete-dergi haberleriyle yorumlarında soruna "yeni bir diplomatik fırsat" ile "kaçırılmış fırsat" arasında gidip gelen geniş bir yelpazede bakan farklı görüşlere rastlıyoruz. Çatışan taraflar arasında ateşkes sağlayıp uzlaşma imkânı bulmak için arabulucu rolünü üstlenen Pakistan Savunma Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkanı Komutanı Mareşal Seyyid Asım Münir Ahmed Şah'ın bile İran'daki bir kısım medya tarafından "Düşman çıkarlarına hizmet eden zat" olarak damgalandığına şahit olabiliyoruz.
Üstelik tekil bir örnek de değildir bu. Birçok gazete ve dergi yorumunda da benzer suçlama ve ifadeler görülüyor. Çünkü uzlaşmaya yanaşmayan sertlik yanlılarının görüşlerini yansıtan bu yayın organları, "İran'ın eşi benzeri görülmemiş bir tecrit duvarıyla kuşatıldığı" kanısını taşıyorlar.
İranlı kadın yazar ve gazeteci Hannan Ezizi'nin 28 Ağustos 2026 tarihinde Londra merkezli El Mecelle dergisinde çıkan makalesi, basının tutumu hakkında ilginç veriler içeriyor; emsal teşkil edebilecekleri aktarıyoruz:
Sertlik yanlısı İran basını, "Mevcut ekonomi savaşının askerî cephede başarısız olan ABD Başkanı D. Trump'ı düştüğü bataklıktan çıkarmanın bir neticesi olduğu" yolunda sarsılmaz bir kanaate varmış görünüyor. Reformcu-uzlaşmacı kanadı temsil edenlerin sözcülüğünü yapan kimi gazetelere göre ise:
Şimdiye kadar uzlaşma yolunu açabilecek mutabakat ve diplomatik girişimlere ilişkin hemen tüm ciddi fırsatları kaçıran İranlı çevreler (şahin diye anılan ret cephesi taraftarları-FB) olabilecek en karanlık bir ufku seyretmekle yetinmekteler.
Bilişsel bir harp ve mücadele
Devrim Muhafızları Komutanı General Hüseyin Muhibbi fikrini açıkça belirtiyor:
İran'ın ABD yakınlarındaki coğrafyalarda ekonomik işlemleri-uygulamaları bulunmaktadır. Amerikan idaresi, pek yakında bunun sonuçlarını da görecektir. Ekonomi alanında kapışma başladığında ise Amerikan yönetimi bizim kazandığımıza dair bir izlenim/algı yaratma yoluna gidecektir. Doğrusu, 47 yıldan bugüne dünyanın en büyük askerî kuvvetine karşı çıkan ambargo mağduru İran vardır. Denk bir çatışma ve mücadele değildir bu; askerî cihazlar ve aletlerle desteklenen bilişsel (Cognitive Warfare) bir savaştır.
Bu noktada araya girip bilişsel savaş kavramını biraz açarsak Arapça الحرب المعرفية, İngilizce Cognitive Warfare diye nitelenen bilişsel harp isimli kavramın özü, amacı ve hedefi şöyle özetlenebilir:
Bireylerin ve toplumların algı, dikkat, hafıza, muhakeme ve karar alma süreçlerini hedef alan, düşman unsurların psikolojik, teknolojik ve enformasyon temelli yöntemlerle zihinsel işleyişe müdahale ettiği bir saldırı türüdür. NATO ve çeşitli ülkeler tarafından kara, deniz, hava, uzay ve siber alanın ardından Altıncı Savaş (harp) sahası olarak tanımlanan 'Bilişsel harp', düşman hedefin ne düşündüğünü değil, nasıl düşündüğünü değiştirmeyi amaçlar. Bu kapsamda hedefin algılarını bozmak, rasyonel muhakemesini zayıflatmak, ortak hakikat zeminini yıkmak ve toplumsal dayanıklılığı kırmak için çok katmanlı teknikler kullanılır.
(https://tr.wikipedia.org/wiki/Bili%C5%9Fsel_sava%C5%9F)
İranlı generalin söylediklerine kaldığı yerden devam ediyoruz:
İran halkının azılı düşmanı ABD, İranlıların kurtuluşu ve selametini istediği için savaştığını öne sürerek kurtarıcı olduğuna dair bir algı yaratma gayretindedir. Hâlbuki ABD'nin bütün derdi davası, halkın malına mülküne, ülkenin servetini, diğer zenginliklerini çalma ve yağmalama peşindedir.
ABD idaresi, İran halkına hizmet edenleri (yönetici kesimi, siyaset zümresi, askerî kuvvetler vs-FB) hainler ordusu olarak takdim etme çabasındadır. Askerî bakımdan utanç verici bir hezimete uğramış olan ABD'nin ekonomi savaşını ambargo ve yaptırımlar yoluyla dayatmasının baş nedeni bu bozgundur, bu hezimettir.
Ey Amerika, eğer sahiden askerî bir zafer kazanmış olabilseydin, şimdiki ekonomi savaşını başlatmaya tevessül bile etmezdin!
Zoraki-zorlama diploması yararlı mı?
Sertlik yanlılarının katı ve meydan okuyucu tutumuna karşılık reformcu kesim, "yeni bir diplomatik görüşme fırsatı verme" çağrısında bulunmaktadır. Bunlardan biri şöyledir:
Hazır Pakistan Ordu Komutanı ve Genelkurmay Başkanı Mareşal Asıf Münir Tahran'ı ziyaret etmişken diplomatik uzlaşma için kendisine bir fırsat tanınmalıdır. Böyle bir ziyaret diplomatik sürecin başlama ihtimalinin de göstergesi olacaktır. Ancak Tahran, elinde tuttuğu Hürmüz Boğazı kartını sanki ekonomik ambargonun ülkeye maliyetinin daha ağır olması için uğraşmaktadır.
Reformcuların sesi konumundaki Etemad gazetesine bir demeç veren uluslararası ilişkiler uzmanı Rahman Qehremanpur, Pakistanlı Mareşal'in, "Amerikan teklif ve görüşlerini İranlı yetkililere aktardığından" bahsederek işin esasını şöyle açıklamıştır:
Trump, şu anda İran'a yönelik baskısını tırmandırıyor. Gayesi İran'ın içeriden ve dışarıdan gelecek baskılara ne kadar dayanabileceğini ölçmektir. Anlaşılan o ki görüşmeci taraflar, karşısındakinden azami tavizleri alıp asgari ölçüde taviz vermeye bakmaktadırlar.
Uzman Qehremanpur'a göre Tahran'ın hemen diyaloğa başlamamasının ana sebebi bellidir:
Kasım ayındaki kısmi seçimler!
Başkan Trump üzerinde önümüzdeki seçim büyük bir baskı unsurudur. Eş zamanlı olarak İranlı sertlik yanlıları da Hürmüz Boğazı'nı kontrol altında tutmak suretiyle Trump'a yönelik baskının dozunu artırmayı planlamaktadır. Buna karşılık Amerikan yönetimi, yeni yaptırım ve ekonomik ambargo yoluyla İran'ın iç ve dış krize karşı dayanma sınırlarını fazlasıyla zorlayıp aşındıracaktır.
Nitekim sertlik yanlılarının sesi konumundaki Keyhan gazetesi, gerek Pakistanlı Mareşal Asım Münir'in gerekse Umman Sultanlığı Dışişleri Bakanı Bedir El Busaidi'nin Tahran ziyaretlerini, "ABD'nin aldatma taktiğinin yeni hâli" olarak tanımlamıştır. Gazetedeki analizin özü şudur:
Amerikan savaş gemilerinin yıpratma savaşı ve enerji krizinin karşısındaki pozisyonlarının giderek zayıfladığını gören İran, yeni Amerikan uzlaşma girişimlerinin aldatmaya matuf yeni taktikler olduğunu anlamış durumdadır. ABD, İran'ın herhangi bir karşılık almadan taviz verme tuzağına düşürmeyi hesaplamaktadır.
Ülkenin eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani'nin kurucusu olduğu "İnşacılar Partisi"nin (İngilizce Executives of Construction Party, Farsça Kargozaran) şimdiki Genel Sekreteri Hüseyin Maraşi, Sazendegi gazetesindeki 22 Ağustos 2026 tarihli makalesinde şu noktaları gözler önüne sermiştir:
Günümüzdeki en büyük müşkülat, Hürmüz Boğazı meselesine ilişkin karar alma süreçlerinde yaşanan karmaşa ve rahatlıktır. Bu müşkülat, gelecekteki diplomatik ilişkiler sürecini de etkileyecektir. Hâlbuki ateşkesin sağlanması ve İran'ın taarruz gücünün korunmasının savaş sonrası en büyük kazancımız olduğu unutulmamalıdır.
İran'da toplam 16 bin nokta ve mevkiinin bombalanmasına rağmen karşı taraf taarruz gücümüzü devre dışı bırakamamıştır. Bunun sonrasında diplomatik kurumumuz söz konusu başarımızı siyasi bir fırsata çevirerek ateşkes mutabakatının imzalanmasını sağlamasını bilmiştir ki neticede ateşkesin büyük oranda İran menfaatine olduğu anlaşılmıştır.
Kaldı ki imzalanan metin sayesinde, ruhani liderimiz/mürşidimiz Ayetullah Ali Hamaney'in cenazesinin törenle kaldırılması hususunda da mutabakata varılmıştır.
Biz burada, İran-ABD arasındaki savaşın jeo-ekonomik boyutuna ilişkin tarafların yorumlarına değinerek işin felsefi, siyasi, askerî, ideolojik ve medyatik boyutunu ortaya çıkarıp sunmaya çalıştık. Kimin nasıl anlayacağından bağımsız olarak, alışılagelmiş kalıpların dışındaki görüşlerin bilinmesinin faydalı olacağı kanaatindeyiz. Ayrıca jeopolitik ve jeo-ekonomik savaşa, hele hele bilişsel harp gibi kavramlara bilhassa dikkat edilmesini önermekteyiz.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: ABDİRANABD-İRANFAİK BULUTdosya
DAHA FAZLA HABER OKU
Dr. Elif Dikmen Diriöz Fas'ta umudu yeşerten argan ağacı
Selçuk Ramazanoğlu Dünya biraz daha caz gibi olsaydı
ÇEVRE
Prof. Dr. Mustafa Öztürk Sonsuza kadar kalıcı kimyasallar, PFAS
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.