Delegelerin katılımıyla başlayan kongrede, parti organlarının seçimi ve tüzük değerlendirmeleri yapılacak. Kongrede ayrıca önümüzdeki siyasi döneme ilişkin bir bildirgenin kamuoyuna duyurulması bekleniyor.
Kongre kapsamında diğer siyasi partilere davet gitmedi
Katılımının sınırlı olduğu kongreye DEM Parti milletvekillerinin yanı sıra il ve ilçe örgütlerinden üyeler katıldı. Katılımcılar arasında TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, DEM Parti İmralı Heyetinde yer alan Şanlıurfa Milletvekili Mithat Sancar, Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan da yer aldı. Öte yandan kongrenin çerçevesi doğrultusunda diğer siyasi partiler kongreye davet edilmedi.
Kongrenin gerçekleştiği salonda üzerinde "5. Büyük Kongre, 5. Kongreye Mezin" ve "Jin, Jiyan Azadi" yazılı dövizler asıldı. DEM Parti Eş Genel Başkanları salona alkışlar eşliğinde giriş yaptı. Kongrenin başlamasıyla birlikte Kongre Divanı'na Neslihan Şedal, Ali Kenanoğlu, Şevval Dicle Akay, Burcugül Çubuk, Mehmet Onur Yılmaz seçildi. Saygı duruşuyla başlayan kongrede DEM Parti Eş Genel Başkanları konuşma yaptı.
Yönetim değişikliği beklenmiyor
Kongrede, isim, tüzük ya da parti programında değişiklik beklenmiyor. Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları'nın yeniden seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Merkez Yürütme Kurulu ve Parti Meclisi'nde ise sınırlı sayıda değişiklik olması öngörülüyor.
Kapsamlı kongre 2027 baharda
DEM Parti, 5'inci Olağan Kongresi'nin ardından çözüm sürecine paralel olarak kapsamlı bir değişim ve yeniden yapılanma kongresi yapmayı planlıyor. Bu kongrenin Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un uygulanması ile eşgüdümlü halde 2027'nin bahar aylarında gerçekleştirilmesi bekleniyor.
Hatimoğlulları kongrede konuştu
Kongrede konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri değerlendirdi.
Hatimoğulları, konuşmasına Türkiye'nin farklı bölgelerinde çalışan çiftçi ve emekçilere selam göndererek başladı. Hatimoğulları, "Dicle'nin kıyısından tarlasına giden çiftçiye, Çukurova'nın kavurucu sıcağından alın teri döken tarım işçilerine binlerce kez selam olsun. Ege'nin zeytinliklerinde emek verenlere, Karadeniz'in yamaçlarında yaşamını sürdürenlere selam olsun. İç Anadolu'nun bozkırlarında toprağa umut ekenlere, İstanbul'un sabah karanlığından servise yetişmeye çalışan emekçilere, bu memleketin dört bir yanındaki işçilere, yoksullara, barınamayanlara buradan binlerce kez selam olsun" dedi.
Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Laz, Ermeni, Roman, Süryani, Alevi, Sünni, Ezidi ve Hristiyanlara selam gönderen Hatimoğulları, "Ez cümle, bütün farklı halklardan ve inançlardan 72 millete selam olsun" ifadelerini kullandı. Kadınlara da selam gönderen Hatimoğulları, "Bu yaşamın ve mücadelenin en ağır yükünü sırtlayan, en önde duran, yaşamın her alanında en ağır bedeli ödeyen kadınlara, Barış Anneleri'ne, Cumartesi Anneleri'ne binlerce kez selam olsun" diye konuştu. Hatimoğulları, "Selam olsun İstanbul Sözleşmesi için 'Asla yalnız yürümeyeceksin' diyen kadınlara. Selam olsun 'Jin, Jiyan, Azadi' felsefesini bütün dünyaya duyuranlara" dedi.
Konuşması sırasında salondan "Jin, Jiyan, Azadi" sloganları yükselen Hatimoğulları, Clara Zetkin, Rosa Luxemburg, Şirin Tekeli ve kadın mücadelesinin farklı isimlerini andı. Hatimoğulları, Türkiye'deki sosyalist ve devrimci mücadele içerisinde yer alan isimleri de anarak, "Selam olsun devrimci sosyalist Kürt mücadelesini bu topraklarda yaşayan insanlara, Mustafa Suphilere, Behice Boranlara, Hikmet Kıvılcımlılara, Denizlere, Mahirlere, İbolara, Mazlumlara, Sakinelere binlerce kez selam olsun" ifadelerini kullandı. Yaşamını yitiren Sırrı Süreyya Önder'i de anan Hatimoğulları, "Selam olsun barış mücadelesinin emektarı Sırrı Süreyya Önder'e" dedi.
Hatimoğulları, cezaevlerinde bulunan siyasi isimlere de selam göndererek, "Selam olsun sürgündeki yoldaşlarımıza. Ve değerli canlar, buradan sevgili Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Ayşe Gökkan, Leyla Güven ve cezaevindeki bütün siyasi muhaliflere binlerce kez selam olsun" diye konuştu.
Hatimoğulları, "Selam olsun bu memlekete, barışın ve demokratik toplumun kapısını aralayan Sayın Abdullah Öcalan" ifadelerini kullandı. Bu esnada salonda bulunan DEM Partililer ayağa kalkarak, "Biji Serok Apo" sloganları attı.
"Dünyanın en hareketli coğrafyasının biri"
Son üç yılda dünyada ve Türkiye'de önemli gelişmeler yaşandığını belirten Hatimoğulları, küresel sermayenin krizinin bedelinin halklara açlık, yoksulluk, savaş ve çatışma biçiminde ödetildiğini söyledi. Hatimoğulları, "3 yıl önce yaptığımız kongreden bu yana deyim yerindeyse yer yerinden oynadı. Küresel sermayenin krizinin bedeli açlık, yoksulluk, savaş ve çatışma biçiminde halklara ödetiliyor. Emperyalizm yeniden bir düzen kurarken bütün dünyayı, özelde de Orta Doğu'yu yeniden şekillendiriyor" diye konuştu.
Rusya-Ukrayna savaşının ve İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının devam ettiğini belirten Hatimoğulları, "ABD ve İsrail'in İran'a açtığı savaş Körfez ülkelerine kadar yayılmış durumda. Ekonomik etkisiyle de bütün dünyayı sarmış durumda. Silahlanmaya ayrılan bütçeler hızla büyüyor. Ve dünya bir nükleer tehdit altında. Suriye hala yeni düzenini arıyor" dedi.
Suriye'deki gelişmelere de değinen Hatimoğulları, "Suriye'de Aleviler, Kürtler, Hristiyanlar hala çok ağır tehdit altında. Rojava şu an eksik de olsa birçok kazanımla yoluna devam ediyor" ifadelerini kullandı.
Küresel ölçekte büyük göç dalgalarının yaşandığını ve iklim krizinin derinleştiğini belirten Hatimoğulları, dijitalleşme ve teknolojik gelişmelerin hayatı hızlandırdığını söyledi.
"Halklarımıza güveniyoruz, bunun için başaracağız"
Hatimoğulları, şöyle konuştu:
Bizler kökümüzün tarihsel birikim ve deneyimlerini unutmadan çağını anlayan ve buna göre kendini yeniden inşa eden bir yola giriyoruz. Tarihin içinden geleceğe yürüyoruz. Ve son 3 yılda bu ülkenin önüne uzun zamandır görülmemiş muazzam bir olanak, muazzam bir fırsat ortaya çıktı. Türkiye yeniden Kürt meselesini konuşmaya başladı. Silahlar sustu. Bu gelişme sadece Kürt hareketi için değil, sisteme muhalif bütün kesimlerin demokratik zeminde mücadele olanaklarını ardına kadar açmış durumda. Bu süreci büyütmek, kalıcı barışı tesis etmek hepimizin insani, vicdani, siyasi ve toplumsal görevidir. Barışı kazanmak hepimizin ortak geleceğini kazanmaktır. Biz bunu 86 milyon yurttaşımız için 100 yıllık gelecek adına yerine getirmeye hazırız. Kendimize güveniyoruz. Sizlere güveniyoruz. Halklarımıza güveniyoruz ve bunun için başaracağız. Mutlaka ama mutlaka başaracağız.
"Çatışmalarda evladını kaybetmiş asker ailelerinin acısı bu ülkenin hafızasında"
"Bu topraklarda Kürt meselesi farklı dönemlerde farklı isimlerle konuşuldu. Bazen inkar edildi, reddedildi. Böyle bir sorun yok dendi. Bazen güvenlik başlığına sıkıştırıldı. Bazen konuşmanın kendisi dahi suç sayıldı. Bazen çözüm ihmali belirlendi. Ardından kapılar hemen kapandı" diyen Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:
1990'ların hafızasını bu toplum hala yaşıyor. Bu salondakiler hala bunu yaşıyor. Boşalan köylerin, faili meçhullerinin, cezaevlerinin, çatışmalarda yaşamını yitiren gençlerin, çocuklarını bekleyen annelerin, ailelerin hafızası hala aramızda. Birçok gencimizin hayatını kaybettiği açıklanan bir süreçteyiz. Ve şimdi birçok yerde taziyeler kurulmuş durumda, daha da kurulacak. Ben buradan başta Kürt halkına, çocuğunu yitirmiş bütün ailelerimize ve bütün halklarımıza başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. Çatışmalarda evladını kaybetmiş asker ailelerinin acısı bu ülkenin hafızasında.
"Barış silahların susmasından çok daha büyük"
Acılar yarıştırılmaz. Her acının kendi adı, kendi ismi ve kendi hikayesi var. Barış bu ortak acıların bitmesini amaçlar. Hepimiz için kritik soru hiçbir halkın onurunu çiğnetmeden barışı büyütebilecek miyiz? Bu süreci başarıyla sonuçlandırabilecek miyiz? DEM Parti açısından bu soruların yanıtı nettir. Bizler barışacağız, bizler başaracağız ve bunun için halkımıza sözümüz olsun ki çok daha fazla çalışacak, çok daha fazla emek verecek ve mutlaka barışı bu topraklara hep birlikte armağan edeceğiz. Barışı silahların susmasından çok daha büyük bir şekilde düşünmeli ve değerlendirmeliyiz. Çünkü barış silahların susmasından çok daha büyüktür.
Hatimoğulları, barışın toplumsallaşması gerektiğini belirterek, "Meclis, 10 Ağustos 2026'da Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlenmesine Dair Kanun'u kabul etti. Biz bu kanunu çok önemsiyoruz. Her fırsatta ne kadar önemsediğimizi vurguladık. Ama aynı zamanda bu kanunun eksikliklerini de belirttik. Hiçbir kanun kendi başına toplumsal bir barış yapamaz, kanun sadece bir kapı açabilir" dedi.
"Barış hiçbir iktidarın topluma bahşettiği bir lütfu değil"
Bu kapıdan nasıl geçileceğine siyaset, hukuk ve toplumun birlikte karar vereceğini ifade eden Hatimoğulları, "Şimdi önümüzde çok daha zor bir aşama var. O da barışın toplumsallaşmasıdır. Barış mahalleye, okula, ailelere, hanelere, belediyelere, parlamentoya girmezse barış olmaz. Barış her yere girmeli. Barış hiçbir iktidarın topluma bahşettiği bir lütfu da değil" diye konuştu.
Barış sürecinin yıllar boyunca büyük bir toplumsal mücadele, emek ve bedellerle bugünlere geldiğini belirten Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bu ihtimali yıllar boyunca ayakta tutan büyük bir toplumsal mücadele, emek ve bedeller var. Bunlarla barış süreci bugün bu seviyeye geldi. Eğer bugün İmralı'da bir masa kurulduysa bu verilen emek, mücadele, ödenen bedeller ve ülkenin geldiği koşulların dayatmasıyla olmuştur. O halde barışı kim kuracak? Galatasaray Meydanı'nda kayıplarının fotoğrafını yıllarca ellerinden bırakmayan Cumartesi Annelerinin hafızası, hafıza ısrarı kuracak. Barış Anneleri kuracak. Evladını askerken kaybetmiş ailelerin acısı ve dirayeti kuracak. Kadın hareketinin birikimi ve tecrübesi kuracak. İnsan hakları savunucularının dosyaları, gazetecilerin kayıtları, hukukçuların itirazları, akademisyenlerin çalışmaları, sanatçıların filmleri, romanları, şarkıları kuracak barışı. Kürk halkıyla tarihsel ve stratejik ittifak içinde olan sosyalistler, devrimciler, yurtseverler kuracak barışı.
"Barışı çocuklarımıza armağan edelim"
Hatimoğulları, demokrasiyi savunan farklı kesimlerin de barışın kurulmasında rol üstleneceğini belirterek, "Demokrasiyi savunan mütedeyyinler, sekülerler, sosyal demokratlar, Aleviler ve bütün halklar ve inanç toplulukları beraber kuracak barışı. 'Yaşasın halkların kardeşliğinin' sadece bir söylem olarak kalması değil, hukukla güvence altında alınması barışı kuracaktır ve buradan şunu hepimiz bilmeliyiz ki mücadele alanlarımızda tek vücut olmazsa bu süreci ilerletmede güçlük çekeriz" dedi.
Hatimoğulları, barışın birlikte inşa edilmesi çağrısında bulunarak, "O yüzden barışı gelin hep birlikte bu ülkenin bütün siyasal ve toplumsal dinamikleriyle beraber inşa edelim. Barışı çocuklarımıza ve Türkiye'nin geleceğine hep beraber armağan edelim" diye konuştu.
"Silahların susması demokrasi mücadelesini büyütmek için muazzam olanaklar açıyor"
Hatimoğulları, silahların susmasının demokrasi mücadelesinin büyütülmesi açısından önemli olanaklar sunduğunu belirterek, "Demokrasi mücadelesinin siyasal ve toplumsal bütün özneleri olarak bunu en güçlü şekilde hep birlikte değerlendirmeliyiz" dedi.
Emek, kadın, gençlik, ekoloji, Alevi ve engelli hareketlerinin yanı sıra farklı toplumsal kesimlerin örgütlenmesinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Hatimoğulları, "Emek hareketi, işsizler, yoksullar hareketi, ekoloji hareketi, kadın, gençlik, LGBTİ artılar, Alevi hareketi, mütedeyyinler, antikapitalist Müslümanlar, engelliler. Bu dönemde her birinin kendi özgün örgütlenmesini, genişletmesini, olanaklarını arttırabilmeliyiz. Bu koşulları bunun için değerlendirmeliyiz. Bunu başarırsak toplum demokratik dönüşümünü o zaman en güçlü şekilde sağlayabilir” diye konuştu.
Hatimoğulları, barışın kalıcı hale gelmesi ve demokratik toplumun inşa edilmesi için uzun soluklu bir mücadelenin örülmesi gerektiğini belirterek, "Bizim en önemli görevimiz demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir düzeni kurmak. Güçlü demokrasiyi, demokratik toplumu inşa etmenin yolu uzun soluklu bir mücadeleyi birlikte örebilmekten geçer" dedi.
"Birleşik bir mücadeleyi örgütlemek zorundayız"
Kürtler başta olmak üzere bütün halkların ve inançların eşit yurttaşlık haklarının güvence altına alınması gerektiğini ifade eden Hatimoğulları, "Türkiye'nin demokratikleşme sorunlarına çözüm üretmek, aynı zamanda toplumsal ihtiyaçları temel alan halkın eğitim, sağlık, geçim, barınma, ulaşım gibi yaşamsal öneme sahip ihtiyaçların temel hak olduğunu vurgulayan birleşik bir mücadeleyi örgütlemek zorundayız" diye konuştu.
Barış ve demokratikleşmenin kendiliğinden gerçekleşmeyeceğini vurgulayan Hatimoğulları, “Ve şunu unutmayalım ki bizler birleşe birleşe kazanacağız. Barış asla kendiliğinden inşa olmaz. Türkiye'deki antidemokratik uygulamalar kendiliğinden ortadan kalkmaz. Türkiye kendiliğinden demokratikleşmez. O yüzden bu sloganı hafızamızda dipdiri tutarak birleşe birleşe kazanacağız” ifadelerini kullandı.
"Bu bir eşik kongresi"
Hatimoğulları, kongrenin yeni döneme hazırlık niteliğinde olduğunu belirterek, "Bu kongremizin anlamı da tam da burada yatıyor. Bu bir hazırlık kongresidir. Bu bir eşik kongresidir. Güçlenmeye, güç katmaya davet kongresidir. Geride bıraktığımız dönemin deneyimlerini yanımıza alıp önümüzdeki büyük dönüşüme hazırlanıyoruz. Kendimizi tekrar etmek için değil, kendimizi yenilemek için buradayız. Kendimizi yeniledikçe demokratik bir yönetimin inşasına talip oluruz, olmalıyız. Biz buna adayız. Değişerek yönetmeye, adaletli, eşit, özgür, demokratik bir inşaya hazırız. Toplum değişirken aynı kalan bir parti olmaz. Barışın dili değişirken eski dille yola devam etmek olmaz. Kürt meselesi yeni bir evreye girerken siyaseti eski araçlarla sürdüremeyiz” diye konuştu.
"Önümüzdeki dönemin kolay olmadığının farkındayız"
Barış sürecinin kolay ve düz bir yol olmadığını belirten Hatimoğulları, şöyle devam etti:
Önümüzde kolay bir dönem olmadığının hepimiz farkındayız. Barış süreçleri düz bir yol değildir. Engebelidir, incedir, uzundur, zordur, emek ister. İtirazlar olabilir bu süreçlerde. Provokasyonlar da olabilir. Güvensizlikler de çıkabilir. Eski korkular yeniden hatırlanabilir. Bu bütün taraflar için öyle. Bazen devlet ağır davranabilir. Bazen siyaset cesaretini kaybedebilir. Bazen toplum yorulabilir. Ama bizim görevimiz tam da burada. Barışı günlük havaya göre biz savunmadık, savunmayacağız. Çünkü barış bizim için konjonktürel bir tercih değil, bu topraklarda birlikte yaşamanın en ciddi siyasal programıdır barış. 100 yıllık meseleler bir günde çözülmez. Ama 100 yıllık meselelerin kaderi bazen birkaç yıl içinde değişebilir. Bir adım atılarak değişebilir. Şimdi böyle bir zamanın içindeyiz ve bu zamanı en doğru şekilde değerlendirmeliyiz. Bu zaman bizden öfke kadar akıl, hafıza kadar yenilenme, cesaret kadar sabır ve kararlılık istiyor. Ve belki en çok da birbirimizi duymayı ve dinlemeyi istiyor. 3 yılın muhasebesinden çıkaracağımız en büyük dersler bunlardır.
"Bu topraklarda çekilen acıları asla unutmayacağız"
Geçmişte yaşanan acıların unutulmayacağını ancak gelecek kuşakların bu acıların içinde yaşamaya mahkum edilmeyeceğini ifade eden Hatimoğulları, "Biz geçmişimizi asla inkar etmeyeceğiz. Bu topraklarda çekilen acıları asla unutmayacağız. Ödenen bedeller asla unutulmayacak. Ama şu bir gerçek ki biz yaşanan bütün acılarla yüzleşeceğiz. Hepsi ile yüzleşeceğiz. Ama bunu yaparken çocuklarımızı o acıların içinde yaşamaya da mahkum etmeyeceğiz" dedi.
Bu süreçte özellikle yerelde görev yapanlar, Barış Anneleri ve kadınların büyük emek verdiğini belirten Hatimoğulları, "Bu emeği en fazla yerelde yönetimde bulunan arkadaşlarımız verdi. Barış anneleri verdi. Kadınlar verdi. Ve ben buradan bu dönemi tamamlayıp yeni bir döneme geçerken bu mücadelede emek veren bütün il ilçe örgütü yöneticilerimize, Parti Meclisi üyelerimize, MYK üyelerimize, vekil grubumuza ve en önemlisi siz değerli halklarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum. Ve şu bilinsin ki, barışın gemisini ne olursa olsun o limana vardırıcağız. Ve bizler o limana mutlaka ama mutlaka ulaştıracağız. Yolumuz açık olsun" ifadelerini kullandı.
Bakırhan’ın konuşması
Bakırhan, partisinin kongresinde yaptığı konuşmada partisinin geçmişiyle yüzleşmekten çekinmeyeceğini belirterek, toplumla bağın yeterince güçlü tutulamadığını, bazı meselelerde sesin geç duyurulduğunu ve bazı belediyelerde hedeflenen karşılığın alınamadığını, bu eksikliklerin sorumluluğunun parti yönetimi ve eş genel başkanlarda olduğunu söyledi.
Bakırhan, ekonomik kriz karşısında emek mücadelesini, halklar ve inançlarla bağ kurma, ekoloji mücadelesini güçlendirme, barış ve demokratik toplum sürecini toplumsallaştırma ile uyuşturucuyla mücadelede hedeflenen düzeye ulaşamadıklarını kaydederek, "Artık bundan sonra sadece 'Bu niye böyle oldu?' demeyeceğiz, yerine ne koyacağımızı tartışacağız" dedi.
Bakırhan, "Demokratik Cumhuriyet"i inşa etmek için yola koyulma vaktinin geldiğini dile getirerek, "Bu ülkenin bütün toplumsal kesimleri çok acı çekti. Biz de geleceği inşa etmek için geçmişe saplanmayacağız. Ama geçmişe projeksiyon tutmazsak geleceği sağlam kuramayız. Cumhuriyet'in yüzyılı, kuruluş iddiasının aksine bir hikaye ortaya çıkardı. Ülkenin üzerine dikilen dar elbiseye birçok çevre yama yapmaya çalıştı. Bunu bazen Kemalistler, bazen İslamcılar, bazen milliyetçiler yaptı. Ama bu yamalı elbise, maalesef toplumun üzerine bir türlü olmadı. Bu yüzyılda birbirimizi çok yorduk. Artık yamaların olmadığı, hepimizi kapsayacak bir Türkiye'ye, bir cumhuriyete, bir demokrasiye ihtiyaç var. Yeni bir toplumsal mutabakata ihtiyaç var" diye konuştu.
"Gerçek bir yüz yıl barışla, hukukla, demokrasiyle olur"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı'nın bu sürece "Türkiye Yüzyılı" dediğini belirten Bakırhan, "Emin olun, bu süreci layıkıyla başarıya ulaştırabilirsek gerçekten yüz yıl Türkiye'nin olacak. Yüz yıl Kürtlerin, Alevilerin, ezilenlerin ve emekçilerin yüz yılı olacaktır. Gerçek bir yüz yıl barışla, hukukla, demokrasiyle olur. Buyurun, gelin rejimin parametrelerini demokrasi, hukuk, adalet ve eşitlik ilkeleri etrafında yeniden örelim. Demokratik Türkiye yüz yılına hep birlikte adım atalım. İşte bunu başarmak siyaset kurumunun emek vermesine ve sürece cesaretle sahip çıkmasına bağlıdır. Bu inanç, bu cesaret sadece bir partide var. O da DEM Parti'dir. Emin olun önümüzdeki yüz yılı kurtarmaya kararlıyız. Bir daha geçmiş yüzyılda Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, bu ülkede yaşayan emekçilerin, yoksulların aynı zulüm, baskı ve ekonomik yoksulluk içerisinde yaşamaması için kararlı bir şekilde bu yola revan olduğumuzu belirtmek istiyorum. Herkes önyargılarını kırar, korkularını bitirir, çıkarını halkın çıkarının arkasına koyarsa sadece yüz yılı değil, emin olun bölgede bin yılı kurtarırız" ifadesini kullandı.
"Bugün bir başka baharın eşiğindeyiz" diyen Bakırhan, şunları kaydetti:
50 yıllık çatışmanın ve şiddetin sonuna doğru yürüyoruz. Memlekete barış imkanı sunan, diyalog ve müzakerenin yolunu açan, başta Sayın Öcalan olmak üzere bütün siyasi aktörlere binlerce kez bir daha teşekkür etmek istiyorum. Yüz yıldır isyan ve inkar denklemine sıkıştık. Şimdi Türkiye bu kısır döngünden çıkmak istiyor. Kürtlerin ikbaliyle Türkiye'nin istikbalinin aynı parametrelerde buluştuğu bir dönemde yaşıyoruz. Kürtlerin ikbalini ve ülkenin istikbalini aynı noktada buluşturanın sırtı emin olun yere gelmez. Türkiye son 50 yılda Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden kaynaklı çok büyük maliyetler ödedi. Orta Doğu'da oyun kurucu vasfını kazanabileceği her denklemde Kürt dengesiyle karşı karşıya kaldı. Kürt dengesini lehe çözecek bir süreç içerisindeyiz. Artık maliyet ödeme değil, hasat alma dönemidir. Artık sefalet değil, bereket dönemidir. Bu ülkenin her bir vatandaşının ve akrabalarının kazanımını kendi kazanımını gören bir anlayışa ihtiyaç var. Nasıl ki Azerbaycan'ın, KKTC'nin kazanımı Türkiye'nin ve Türkiye'de Kürt'ün kazancı olarak görülüyorsa, Irak'taki, İran'daki ve Suriye'deki Kürtlerin kazanımı da Türkiye'nin kazancı olarak görülmelidir. Tehdit olarak görülmemelidir. Kürt'ün kazanımı Türkiye'nin kazanımıdır. Türkiye'nin kazanımı Kürt'ün kazanımıdır. Kürt kazanınca Türk, Türk kazanınca Kürt kazanacaktır. Bugün barış süreciyle birlikte Türkiye'yle Kürtlerin çıkarlarını ortak bir paydada buluşturuyoruz. Güçlü ve büyük Türkiye'ye inanıyoruz. Fakat bunun nasıl olacağı konusunda yıllarca ayrıştık. Bize göre güçlü ve büyük Türkiye, demokratik olan bütün kimlikleri ve inançları eşit mesafede duran bir düzlemde mümkündür. Kürtler kurucu bir aktör olursa Türkiye güçlenir, Orta Doğu istikrar kazanır. Orta Doğu'yu barışın ve yaşamın coğrafyası haline getirebiliriz. Artık yüzyıllık Sykes-Picot parantezini kapatmamızın zamanı geldi. Yeni bir dönemin başladığının bilincindeyiz. DEM Parti olarak bu sürece hazır olduğumuzu dile getirmek istiyorum.
"Üçüncü yol" vurgusu
Bakırhan, toplumun, siyasetin ve devletin değiştiğini, dünyada siyasetin başka bir kulvara girdiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
Saatin akrebi yerinden oynadı. Artık zamanı ve siyaseti eski noktada kimse tutamaz. Biz de değişeceğiz. Bu değişime göre konumlanacağız. Ayakta kalacağız. Ve yönetim iddiamızı en güçlü biçimde ortaya koyacağız. Özellikle 10 yıllık süreçte konjöktürel tercihlerimiz oldu. Kategorik olarak Türkiye'deki hakim iki siyasi geleneğin çizgisini kendi çizgimiz olarak asla görmedik. Kendi yolumuzu belirledik, yolumuza üçüncü yol dedik. Tabanımızın önceliklerini ve Türkiye halklarının demokratik geleceğini önceledik. Konjüktöre göre hamle yapmak, strateji belirlemek siyasetin gereğidir. Biz ilkelerimizden taviz vermeden hep bunu yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Verdiğimiz kararların sevabı da günahı da bizimdir. Her dönem verdiğimiz kararlarla siyasete yön verdik. Her zaman siyasal önceliklerimize göre pozisyon alıyoruz. Önceliklerimize rehberlik eden tek şey kendi çizgimiz ve 86 milyonun ortak geleceğidir. Şimdi artık sadece oyun bozan değil, oyun kuran ve Türkiye'yi yönetmeye aday konumdayız. 100 yıllık cumhuriyet tarihinde bu ülkeyi iki siyasal gelenek yönetti. Hangi tarihsel sorunları kalıcı şekilde çözebildi bu iki siyasal gelenek? Hangisi yetkiyi milletten alınca toplumun derdini unutmadı? Hangisi sorunlarımızı çözdü? Hangisi 100 yıldır içerisinde debelendiğimiz bu sorunların çözümü için sorumluluk aldı? Ne AKP öncesi Türkiye bir cennetti ne AKP dönemi bir tür modern asrı saadettir. İddiamız ve çözümümüz farklıdır. Biz başka bir siyaset anlayışının mümkün olduğuna inanıyoruz. Ve onun mücadelesini yürütüyoruz. Müstakil siyasetimizi güçlendirmek için inançla ve kararlılıkla yolumuza bakacağız, yolumuzdan yürüyeceğiz. Türkiye'de demokrasi hastalığının mutasyon geçirdiğini düşünüyoruz. Ama bazıları hala eski reçetelerde derman arıyor. Türkiye'de devlet, toplum ve sermaye dönüştü. Artık biz de demokrasi mücadelesinde yeni yol ve yöntemler bulmalıyız. Bugün siyasal mücadelemizi her zamankinden daha güçlü şekilde üçüncü yolda kuruyoruz. İlle de hak diyoruz. İlle de halk diyoruz. İlle de ezilenler diyoruz. İlle de demokrasi, ille de hukuk diyoruz. Yolumuz üçüncü yoldur. Yolumuz demokrasi ve barış yoludur. Çünkü yolumuz halkın yoludur. Yoksulun, kadının, inançların, emekçilerin, ezilenlerin yoludur. Bu yolda başarıya ulaşmak için daha fazla emek vereceğiz.
Bakırhan ve Hatimoğulları yeniden eş genel başkan seçildi
DEM Parti'nin 5'inci Olağan Büyük Kongresi'nde Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, geçerli 535 oyun tamamını alarak yeniden eş genel başkan seçildi.
DEM Parti'nin 5'inci Olağan Büyük Kongresi, Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. Kongrede yapılan eş genel başkanlık seçiminde Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, geçerli 535 oyun tamamını aldı.
Kongrede parti organlarının seçimi de gerçekleştirildi. Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, kongrede yaptıkları konuşmalarda barış, demokratikleşme ve yeni döneme ilişkin mesajlar verdi. Kongre sonrasında önümüzdeki siyasi döneme ilişkin bildirgenin de kamuoyuna duyurulması bekleniyor.
Independent Türkçe
Hakkında daha ayrıntılı: DEM PARTİKONGRE
DAHA FAZLA HABER OKU
Okullarda uyum eğitimi yarın başlıyor
Alevi Aydınlar Bildirgesi’ne 44 yeni imza
Gürlek duyurdu: Derbi öncesi yasa dışı bahise büyük operasyon
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.