8 Eylül 2026, Salı · 11:57 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Alien’dan Gladiator’a

Alien’dan Gladiator’a

Daha önemlisi Alien (1979). Tam bir “corporate America” eleştirisi olan bu film sadece ‘mürettebatın feda edilebilir’ olmasıyla öne çıkmaz. Alien o derece tehlikeli bir türdür ki dünyaya getirilmesi insanlığı yok edebilecektir. Bu noktada The China Syndrome (1979)’a göre el yükseltilir; kar hırsının yarattığı risk artık California’nın bir bölgesiyle sınırlı değildir. Seriye bağlayan Alien sonraki yıllarda aynı adı taşımayan geri dönüş filmleriyle birlikte bir “teodise” haline gelir. 1979’un mesajı çok geride kalmış, daha büyük, mistik konuların yanında önemini yitirmiştir. İlk filmler çekilirken düşünülenler seriler sona erdiğinde yerini bambaşka hislere, fikirlere bırakmıştır. Dönüşüm sadece sosyal veya ekonomik olarak değil, yönetmenler ve senaristler arasında da gerçekleşmiştir.

2000 yapımı Gladiator filmini defalarca izledim. Koleksiyoner versiyonu var bende. İlk defa seyrettiğimde Roma tarihi cahili olduğum için Commodus’un arenaya girişine takmıştım ve bu beni Paul Veyne’e götürmüştü. Commodus arenaya çıkmıştı ama karşısında eğitmeni Narcissus vardı. Arenaya çıkma everjetizm mi yoksa doğrudan pleblere oynayan bir siyasi hamle miydi? Everjetizm nasıl modellenebilirdi? Sonra biraz daha bilgi sahibi oldum. “Gladiator” filminin üzerinden modellendiği –aslında aynı film bile sayılabilir- 1964 tarihli “The Fall of the Roman Empire” filmini de birkaç kez izledim. 1964 yapımı ilk filmin tartışmasız daha iyi olduğu açıktır. Şaşırtıcı olan 1964’te anlatılan hikâyenin 2000’e daha fazla uyması, insanlığın aradaki 36 yılda neredeyse batmış oluşudur. Tersten bakarsak aktüalitede 2000’e daha uygun olan 1964 anlatısını 2000’de anlayacak ve popülerleştirecek bir seyirci kitlesinin kalmamış oluşudur ki belki de bu durum Ridley Scott’u bu derece banalliğe itmiştir. Neredeyse her sahnesinin yeniden çekilip uzayda döndürüldüğü bir ve aynı filmin ikinci sürümünde berbat bir Roma övgüsünün sona yakıştırılmasını Scott’a mı yoksa dünyanın haline mi yazacağız bilemiyorum. Ama Scott’un 1979 Alien sonrası tüm Alien dizisini adım adım batırdığını düşünüyorum.

Gladiator lehine tek şey söyleyebilirim: 1964 filmi zaten çekilmiş olduğu için anlatıyı “Bend it like Beckham” tadında çevirerek yeniden çekmekten başka şansı olmayan Scott bir anlamda zaten şansını yitirmişti. Hayır, arenada o silahların aynı dönemde kullanılamayacağı gibi basit anakronizmlere veya Commodus’un ilk filmden mülhem dövüşte öldür(t)ülmesine veya ne tür bir tanrı olduğunu düşündüğünün ikinci filmde ‘sekülarize’ edilmesine takılmıyorum. Augustus sonrası imparatorların tanrısallaştırıldığını biliyoruz. Bir noktadan sonra Augustus Ceasar –Ovidius tarafından- hem Pater Patriae hem de Numen Caeleste olarak takdim edilmeye başlanıyor. İmparator artık esas olarak törensel bir sıfat olan Pontifex Maximus’tan – Roma’daki tüm dinlerin başrahibi- çok daha fazla bir ilahilikle donatılıyor ve Deus Praesens (görülen tanrı) oluyor. Mesele bu değil. Mesele Scott’un Roma’yı Marcus Aurelius sonrası ‘olumlaması’, adeta cumhuriyete geri döndüğünü ima eden bir sonla bitirmesi. Oysaki o sırada ABD’de Neo-Con grubu iktidara geliyordu ve Florida seçimlerine çeyrek vardı değil mi? Bence bu bile Scott için ayıptır. İkinci Gladiator filmi o kadar ilginç değil.

İlgili Haberler
Makroekonomi Tarım desteklerinde büyük artış! Hangi ürüne ne kadar destek verilecek? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi PISA'da dikkat çeken tablo! Türkiye sıralamasını 3 alanda birden yükseltti CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Türkiye'nin ihracat haritası değişiyor! 25 il 1 milyar doları geçti CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi HKTM Yönetim Kurulu’nda değişiklik: İki üye görevden ayrıldı Paratic · 29 dk önce Makroekonomi Yapay zeka çevirmenlik mesleğini yok mu ediyor, yoksa dönüştürüyor mu? Uzmanlar değerlendirdi Ekonomist · 30 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.