9 Eylül 2026, Çarşamba · 15:16 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Kıpkırmızı: Bir "Devrim"in kitabı

Sanatla ilgili bir yazı yazmak istedim. Harika bir kitap elime geçti: Kıpkırmızı: Bir Devrim'in Kitabı. Özel bir koleksiyon kitabı. Arkadaşlarım yazmış, bu da çok önemli tabii. Uğur Batı ve Barış Erbil’in yazdığı bu kita…

Kitabın anatomisi

Türk resim sanatının yaşayan en önemli isimlerinden Devrim Erbil için hazırlanan ve şimdiye kadar sanatçı adına yapılmış en kapsamlı eser olma özelliği taşıyan "Kıpkırmızı: Bir Devrim'in Kitabı" adlı kitap, Doğan Kitap etiketiyle okurla buluşuyor. Prof. Dr. Uğur Batı ve Barış Erbil imzasını taşıyan kitap, yalnızca bir sanatçı monografisi olmanın ötesine geçerek, mağara resimlerinden günümüz çağdaş sanatına uzanan geniş bir sanat tarihi anlatısını Devrim Erbil'in altmış beş yıllık üretimiyle harmanlıyor. Kitabın adı da bu iddiayı taşıyor zaten: Kıpkırmızı. Çünkü Devrim Erbil'in İstanbul'u, günbatımlarıyla, Süleymaniye'ye vuran ışığıyla, Erbil'in kendi tabiriyle "Erbil Kırmızısı" ile anılan o yoğun, yaşayan renkle özdeşleşmiş durumda.

Bir sanatçının adının bir renkle özdeşleşmesi, sanat tarihinde nadir rastlanan bir onurdur; Yves Klein'ın mavisi, Rothko'nun kızılı gibi, dünya sanat tarihinde parmakla sayılacak kadar az örneği bulunan bu ayrıcalık, Türk resim sanatında Devrim Erbil'in kırmızısıyla vücut buluyor. "Erbil Kırmızısı" tabiri, Devrim Erbil'in eserlerini tanıyan herkesin aşina olduğu, ama kaynağını çok az kişinin bildiği bir kavramdır. Doğan Kitap etiketiyle yayımlanan, Prof. Dr. Uğur Batı ve Barış Erbil imzalı "Kıpkırmızı: Bir Devrim'in 100 Yıl Atlası" adlı kitap, işte bu kavramın izini sürüyor ve okuru Devrim Erbil'in rengi nasıl bir düşünce sistemine, bir felsefeye dönüştürdüğünün derinliklerine götürüyor. Devrim Erbil için hazırlanmış en kapsamlı eser olan bu kitap, sanatçının 65 yıllık üretimindeki bütün renk tonlarını, bütün eser tonlarını tek bir çatı altında topluyor.

Kitabın yapısı

Kitapta yer alan ve sanatçının kendi ağzından aktarılan renk teorisi, "Kıpkırmızı"nın en özgün bölümlerinden birini oluşturuyor. Devrim Erbil, tamamlayıcı renkler kavramını anlatırken şöyle diyor:

Kırmızının yeşil, sarının mor, mavinin turuncu... Bunlar kendi aralarında hem birbirinin tamamlayıcısı hem de birbirinin zıttıdır. Tıpkı kadınla erkek gibi, gökyüzüyle yeryüzü gibi, ışıkla karanlık gibi.


Bu satırlar, sanatçının rengi yalnızca görsel bir unsur olarak değil, evrensel bir denge ilkesi olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Kitap, bu teoriyi soyut bir anlatımda bırakmıyor; Erbil'in tuvallerinde bu dengenin nasıl somutlaştığını, hangi kompozisyonlarda hangi renk karşıtlıklarının kullanıldığını da görsel örneklerle destekliyor.

Doğan Kitap'ın yayın listesine kazandırdığı bu özel çalışma, sıradan bir sanat kitabı değil; okur, daha ilk sayfalardan itibaren bunun bir monografiden çok daha geniş kapsamlı, çok katmanlı bir eser olduğunu hissediyor. Yayınevi, eseri "Koleksiyon Baskı" olarak hazırlayarak, kitabı bir okuma nesnesinin ötesinde bir koleksiyon parçasına dönüştürmüş durumda. Bu tercih tesadüf değil; çünkü kitabın konusu olan sanatçı da tam olarak bu anlayışla çalışıyor. Bu arada kitabın iki tane lansmanı olacak. Bir tanesi 13 Eylül’de Bodrum Milta Marina’da. Bir tanesi kitaba, sanata özel destekleri olan Zorlu PSM’de 30 Ekim’de olacak. Bu programlarda olmayı düşünüyorum, size de öneriyorum. Kitaba geri dönelim.

Kitabın haritası

Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, kapsamı. Uğur Batı ve Barış Erbil, sanatçının kariyerini kronolojik bir biyografiye sıkıştırmak yerine, onu insanlık tarihinin sanatla kurduğu ilişkinin bir parçası olarak ele alıyor. Kitap, Lascaux ve Altamira mağaralarındaki ilk insan çizimlerinden başlayıp, Mısır, Mezopotamya, Yunan, Roma, Bizans, Rönesans, Barok, Rokoko, Romantizm, İzlenimcilik ve 20. yüzyılın büyük kırılmalarına kadar uzanan geniş bir güzergâh çiziyor. Bu güzergâhın sonunda okuyucu, Devrim Erbil'in sanatının nereden beslendiğini, hangi zeminde yükseldiğini çok daha derinlemesine kavrıyor. Yazarlar, sanatı yalnızca estetik bir olgu olarak değil, insanın var oluşsal bir ihtiyacı, kendini anlatma zorunluluğu olarak okuyor; bu bakış açısı da kitaba akademik bir derinlik katıyor. Devrim Erbil, resimlerini yalnızca tuvalde bırakmayıp, serigrafiden Giclée baskıya, halı ve kilimden seramiğe uzanan pek çok teknikte yeniden üretiyor, her defasında imzasını taşıyan, tek olan, koleksiyon değeri taşıyan eserler ortaya koyuyor. Kitap da bu felsefeyi kendi üretim biçimine yansıtarak, okuyucuya sıradan bir baskıdan çok daha fazlasını sunuyor.

Gördüğüm şey, kitabın omurgasını oluşturan bir diğer unsur, Devrim Erbil'in eser tonlarının tamamına yer verilmiş olması. Sanatçının 1960'lardan bugüne uzanan üretiminde soyut çizgisel formlardan kuşbakışı İstanbul kompozisyonlarına, ağaç ve dal motiflerinden halı-kilim desenlerine, seramik yüzeylerden Giclée baskılara kadar pek çok farklı dönem ve teknik yer alıyor. Kitap bu çeşitliliği tek bir çatı altında toplayarak, Erbil'in sanatını bütünsel biçimde görme imkânı sunuyor. Böylece okuyucu, yalnızca ünlü kuşbakışı İstanbul tablolarını değil, sanatçının daha az bilinen halı koleksiyonunu, seramik çalışmalarını ve baskı resim alanındaki öncü kimliğini de keşfediyor.

Devrim’in hikâyesi

Devrim Erbil'in hikâyesi, 1937 yılında Uşak'ta başlıyor. Balıkesir'de aldığı ilk eğitimin ardından İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde Halil Dikmen ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi ustaların öğrencisi oluyor. Bu eğitim, onun sanatına iki temel damar kazandırıyor: Batı'nın klasik resim disiplini ve Bedri Rahmi'nin öğrencilerine aşıladığı, halı, kilim, hat, sedef ve minyatür gibi geleneksel Anadolu formlarını çağdaş resme taşıma vizyonu. Mezuniyetinin ardından akademide asistanlık, ardından profesörlük yaparak Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde nesiller yetiştiren Erbil, aynı zamanda Doğuş Üniversitesi'nde de dersler veriyor. Altmış beş yılı aşan bu sanat hayatı, yalnızca üretkenlikle değil, aynı zamanda eğitimcilik yönüyle de Türk resim sanatına damga vuruyor.

Kitabın bir diğer güçlü yanı, Devrim Erbil'in resim dışındaki üretimlerine de geniş yer ayırmış olması. Sanatçının seramik çalışmaları -sırlı tuğlalar, çini yüzeyler, minai teknikli parçalar- kitapta ayrı bir bölüm olarak ele alınıyor; bahar dalları, hayat ağacı, kuş ve martı motifleriyle bezeli bu seramikler, Erbil'in resimlerindeki çizgisel dilin toprak ve sırla yeniden yorumlanmış hâli olarak sunuluyor. Aynı şekilde sanatçının baskı resim alanındaki konumu da Albrecht Dürer'den Rembrandt'a, Picasso'dan David Hockney'e uzanan bir Batı geleneğinin içine yerleştiriliyor; Türkiye'de bu geleneğin Léopold Lévy, Sabri Berkel, Mustafa Aslıer gibi isimlerle şekillenen çizgisinde Erbil'in nasıl özgün bir yer edindiği ayrıntılı biçimde anlatılıyor. Bu çok katmanlı yaklaşım, kitabı yalnızca "resim kitabı" olmaktan çıkarıp, bir sanatçının bütün üretim evrenini kucaklayan bir başvuru kaynağına dönüştürüyor.

Devrim’in dostları

Sanatın zamansız estetiği ile derin düşünce dünyası arasında köprü kuran Uğur Batı ve Barış Erbil, bu harika kitapta çağdaş Türk resminin en önemli isimlerinden Devrim Erbil'in sanatına "bütüncül" bir yorum getirmiş. Kitapta yıllardır Devrim Erbil ile çalışan değerli sanatçılara da yer verilmiş. Yatay Derinlik olarak kavramsallaştırılan "yağlıboyalar, metal baskı, marküteri, batik, pleksiglass, sedefler, mozaik, seramik, flipped art" (ter yüz edilmiş sanat) eserler bağlamında hocayla yıllardır birlikte çalışan Giray İlker Başaran, Gaye Ateş, Sinem Ateş; ailesinden birlikte çalıştıkları kızları Renk Erbil, Çiğdem Erbil, giclée baskılar ile Evrim Erbil, mozaik, seramikle ve ter yüz edilmiş sanat diye ifade edilen formlarda Sebahattin Gündoğdu ve Aylin Gündoğdu, batiklerde Mine Aydoğan, Necla Çankaya, pleksi ve marküterilerde Muammer Yaşlıoğlu ve Nuran Yaşlıoğlu,

Kitap, Erbil'in eserlerinin estetik değerini ele almanın yanı sıra sanatçının dünya görüşüne, felsefi yolculuğuna ve eserlerinde hissedilen derin katmanlara da ışık tutuyor. Boğaz'ın akışı, minarelerin siluetleri, çarşıların karmaşası ve mahallelerin ritmi Erbil'in eserlerinde karşımıza çıkıyor. Ancak bu bütünlük masalsı bir anlatım sağlar; şehir gerçekliğin ötesine geçerek izleyicinin hafızasında ve hayallerinde yeniden inşa ediliyor. Uğur Batı, Erbil üslubunu "anıların haritası" olarak tanımlıyor ve İstanbul'un sanatçının elinde yaşayan bir varlığa dönüştüğünü söylüyor.


Kitabın görsel dili

Kitabın görsel dili de en az içeriği kadar özenli kurgulanmış. Özkan Kale'nin tasarımıyla şekillenen sayfalar, Erbil'in eserlerini yalnızca birer illüstrasyon olarak değil, kitabın anlatısının bir parçası olarak sunuyor. Bu, kitaba "oldukça özel bir görsellik" kazandırıyor; sayfalar arasında dolaşan okuyucu, adeta bir sergi mekânında geziniyormuş hissine kapılıyor. Yayına hazırlık sürecinde Zeynep Ayık'ın çevirisiyle kitap hem Türkçe hem İngilizce okurlara hitap edecek şekilde iki dilli olarak tasarlanmış; nitekim kitabın İngilizce başlığı da "Crimson Red: A Special Book of Devrim Erbil" olarak belirlenmiş.


Kitabın yazarları

Uğur Batı'nın akademik kimliği ve Barış Erbil'in sanatçıyla olan bağı ve yaratıcılığı, kitaba iki farklı bakış açısını bir araya getiriyor. Batı'nın sanat tarihi ve iletişim alanındaki birikimi, kitabın kuramsal çerçevesini güçlendirirken, metnin bütününe yayılan söyleşi alıntıları ve sanatçının kendi ağzından aktarılan anekdotlar, okuyucuyu Erbil'in atölyesine, düşünce dünyasına davet ediyor. Kitapta yer alan "Erbil Kırmızısı! Erbil Mavisi! Erbil Yeşili!" başlıklı bölümde sanatçının kendi renk teorisini anlattığı satırlar, bu yakın temasın en çarpıcı örneklerinden biri. Erbil, tamamlayıcı renklerin -kırmızının yeşille, sarının morla, mavinin turuncuyla- kurduğu uyumu, "kadınla erkek gibi, gökyüzüyle yeryüzü gibi" bir bütünlük olarak tarif ediyor; bu satırlar kitabın yalnızca bir sanat tarihi metni değil, aynı zamanda bir sanatçının iç dünyasına açılan bir kapı olduğunu gösteriyor.


İki dilli kitap

Kitabın iki dilli hazırlanmış olması da uluslararası okurlara açılan bir kapı niteliği taşıyor. "A Special Book of Devrim Erbil / Crimson Red" başlığıyla İngilizce bölüme de yer veren kitap, Devrim Erbil'in yalnızca Türkiye'de değil, uluslararası sanat çevrelerinde de tanınırlığını artırmayı hedefliyor. 60 üzeri kişisel sergiye imza atmış, eserleri çok sayıda ulusal ve uluslararası koleksiyonda yer alan bir sanatçı için bu tercih, kitabın erişim alanını genişletiyor. Zeynep Ayık'ın çevirisiyle şekillenen İngilizce metinler, yalnızca birebir çeviri değil, kitabın şiirsel dilini de koruyacak şekilde uyarlanmış; bu da yayın sürecinin ne denli titiz yürütüldüğünü gösteriyor.


Koleksiyon baskı

Kitabın "Koleksiyon Baskı" olarak hazırlanmış olması, onu hem sanatseverler hem de koleksiyonerler için özel bir nesneye dönüştürüyor. Bu tercih, Erbil'in kendi sanat pratiğiyle de örtüşen bir mesaj taşıyor: Sanat eseri, çoğaltıldığında değerini yitirmez; tersine, doğru teknik ve özenle üretildiğinde her kopya kendi özgünlüğünü koruyabilir. Kitapta ayrıntılı biçimde ele alınan Giclée teknik sanatı bölümü, bu felsefeyi somutlaştırıyor. Erbil'in kendi ifadesiyle, "Giclée ile yapılan bir iş sıradan olmaz" ve bu teknikle üretilen eserler, sanatçının orijinal imzasını taşıyan, kopya edilemez, tek nüsha değerli işler olarak tanımlanıyor.

Kitabın koleksiyonerler nezdinde özel bir ilgi görmesi bekleniyor. Sınırlı sayıda hazırlanan Koleksiyon Baskı nüshaların, Devrim Erbil'in kendi imzasını taşıyan Giclée baskılarındaki felsefeyle örtüşmesi, kitabı standart bir yayından ayırıyor. Yayınevinin bu tercihi, sanat kitabı formatını da yeniden düşünmeye açıyor: Bir sanatçı üzerine yazılmış metin, artık yalnızca bilgi taşıyan bir nesne değil, kendisi de estetik bir değer taşıyan bir obje olarak tasarlanabiliyor. Bu yaklaşımın Türkiye'deki sanat yayıncılığı için de bir model oluşturabileceği düşünülüyor; zira benzer kapsamda, benzer özenle hazırlanmış bir başka sanatçı kitabına yakın zamanda rastlanmadığı belirtiliyor.


Kıpkırmızı olmak!

"Kıpkırmızı", aynı zamanda bir Anadolu hikâyesi. Uşak'ta halı dokuyan bir babanın oğlu olarak büyüyen Devrim Erbil'in, yıllar sonra dünyanın en geniş özel ipek halı ve kilim koleksiyonlarından birine sahip olması, kitabın satır aralarında en dokunaklı temalardan birini oluşturuyor. Bu koleksiyon tutkusu, yalnızca bir biriktiricilik değil, geleneksel Türk dokuma sanatını çağdaş sanatın bir bileşeni olarak yeniden konumlandırma çabası. Kitap, bu çabayı da geniş biçimde belgeliyor.

Kitabın bölümleme mantığı da bu iddiayı destekler nitelikte kurgulanmış. "Sanatın Gölgesi" başlığıyla açılan ilk kısım, okuyucuyu doğrudan mağara duvarlarına, Lascaux'nun loş köşelerine götürüyor; oradan Mısır'ın tören resimlerine, Yunan vazo ressamlarına, Rönesans'ın büyük ustalarına -Leonardo da Vinci, Michelangelo, Raphael- uzanan bir yolculuğa çıkarıyor. Yazarlar, Michelangelo'nun Sistine Şapeli tavanını 4 yıl boyunca sırt ağrılarıyla boğuşarak nasıl tamamladığını anlatırken, sanatın yalnızca ilham değil, aynı zamanda bedensel bir irade meselesi olduğunu da hatırlatıyor. Kitap ilerledikçe Caravaggio'nun ışık-gölge oyunlarından İzlenimcilerin sokağa taşıdığı tuvallere, Van Gogh'un Yıldızlı Gece'sinden Picasso'nun Kübist başkaldırısına kadar geniş bir yelpaze açılıyor; bu tarihsel arka plan, son kısımlarda Devrim Erbil'in kendi sanatsal konumunu daha net biçimde okuyabilmemiz için özenle inşa edilmiş bir zemin işlevi görüyor.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde özellikle Piet Mondrian ve Paul Klee ile kurulan bağ dikkat çekiyor. Yazarlar, Erbil'in yolculuğundaki en önemli iki ismin bu iki modern ustadan geldiğini vurguluyor; Mondrian'ın geometrik disiplini ile Klee'nin çocuksu, şiirsel evreni, Erbil'in kendi soyut-lirik dilinde yeniden yorumlanıyor. Ancak kitap bunu asla bir taklit ya da etkilenme ilişkisi olarak sunmuyor; tam tersine, Erbil'in Doğu'nun minyatür geleneğinden, Matrakçı Nasuh'un kuşbakışı şehir tasvirlerinden, Nakkaş Osman'ın çizgisinden ve Ahmed Karahisari'nin hat sanatından beslenerek nasıl kendine özgü, bambaşka bir sentez kurduğunu gösteriyor. Bu çift yönlü okuma, kitabı yalnızca bir Türk sanatı kaynağı olmaktan çıkarıp, dünya sanat tarihiyle kurulan bir diyaloğun belgesi hâline getiriyor.

Claude Monet'nin yaşlılığında kataraktla neredeyse kör olduğu hâlde nilüferlerini resmetmeye devam etmesi gibi anekdotlarla süslenen kitap, sanatçı portrelerini soğuk bir kronoloji olarak değil, insani ve duygusal hikâyeler olarak aktarıyor. Bu anlatım tercihi, akademik bir kaynağın kuruluğundan uzaklaşarak, "Kıpkırmızı"yı geniş bir okur kitlesinin keyifle takip edebileceği bir esere dönüştürüyor. Nitekim yazarlar kitabın girişinde bu yaklaşımı açıkça ortaya koyuyor: Amaç, sanat tarihini yalnızca tarihlerle değil, fırçanın ucundan yayılan insan hikâyeleriyle anlatmak.


Bitirirken

Sonuç olarak "Kıpkırmızı: Bir Devrim'in 100 Yıl Atlası", Devrim Erbil'in altmış beş yıllık sanat serüvenini, insanlık tarihinin sanatla kurduğu bin yıllık ilişkinin içine yerleştiren, görsel zenginliği ve editoryal özeniyle öne çıkan, koleksiyon değeri taşıyan bir eser olarak raflardaki yerini alıyor. Doğan Kitap'ın bu özel baskısı, hem Devrim Erbil'in eserlerini bir araya toplaması hem de Uğur Batı ve Barış Erbil'in derinlikli anlatımıyla, Türk sanat yayıncılığında uzun süre referans gösterilecek bir kaynak niteliği taşıyor. Kitap, sanat tarihine meraklı okurlardan, Erbil'in eserlerini koleksiyonlarında bulunduran sanatseverlere, sanat eğitimi alan öğrencilerden müze ve galeri profesyonellerine kadar geniş bir kitleye hitap ediyor ve "Bir Devrim'in 100 Yıl Atlası" alt başlığını hak eden bir iddiayla çıkıyor karşımıza. Kitabı elinize aldığınızda karşınıza çıkan şey, yalnızca bir sanatçının kronolojik dökümü değil; mağara duvarından tuvale, tuvalden Giclée baskıya uzanan koca bir insanlık serüveninin, tek bir sanatçının altmış beş yıllık emeğinde nasıl vücut bulduğunun canlı bir tanıklığı. 65 yıllık bir sanat hayatının bu denli geniş, bu denli özenli ve bu denli görsel zenginlikte bir araya getirildiği bir kitabın Türk yayıncılık tarihinde az örneği var; "Kıpkırmızı" bu bakımdan da bir ilk olma özelliğini taşıyor.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: Barış ErbilPROF. DR. UĞUR BATIDevrim ErbilProf. Dr. Rıfat Kamaşak

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Prof. Dr. Ekrem Kalan İki çöken imparatorluğun arasında: Beyaz Rusların İstanbul hikâyesi (I)

TÜRKİYE'DEN SESLER

Prof. Dr. Levent Eraslan PISA 2025 sonuçlarının sosyolojik okuması: Türk eğitim sisteminde yeni eşik

TÜRKİYE'DEN SESLER

Ömer Kayır Zihinsel tasfiye ve çözülüşün mimarı: Bir nüfuz ajanı olarak Goltz Paşa ve Osmanlı coğrafyasının terki

TÜRKİYE'DEN SESLER

Müjgan Halis Futbolun aynasında insan

İlgili Haberler
Makroekonomi MERKEZ BANKASI FAİZ KARARI TOPLANTISI NE ZAMAN, SAAT KAÇTA? Gözler 2026 Eylül TCMB faiz kararında! CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Havalimanlarında 8 ayda 167,5 milyon yolcu: İstanbul ve Antalya zirvede CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Okul servis ücretleri belli oldu: İstanbul, Ankara ve İzmir’de yeni tarife CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Bir zamanlar Türkiye'nin elektriğinin yüzde 20'sini karşılıyordu: 52 yılda dev üretim Ekonomist · 15 dk önce Makroekonomi Morgan Super 3 Türkiye’de: Üç Tekerlekli İngiliz Efsanesi Yeniköy Motors Güvencesiyle Türkiye Yollarında Yeni Asır Ekonomi · 19 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.