Fındık sektörünün sorunları katmanlı ve acil çözüm bekleyen niteliktedir. Doğru hamlelerin zaman kaybetmeksizin atılması, üreticinin direncini artıracak ve sektörün sürdürülebilirliğini sağlayacaktır.
12 Eylül 2026 00:00 Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!Ekonomist – Bankacı UĞUR GÜNDÜZ
Özellikle son dönemde fındık üreticileri ve dolayısıyla yerli fındık sektörü ciddi bir darboğazdan geçiyor. Çiftçi bir yandan fırlayan üretim maliyetleri ve rekabetten uzak piyasadaki maliyet altı fiyatlandırmalarla mücadele ederken, diğer yandan da bu sene etkisi biraz azalsa da kahverengi kokarca zararlısının yarattığı tahribatla baş etmeye çalışıyor.
Satın alıcı tarafı ise ürün kalitesindeki düşüş nedeniyle tedarik ettiği fındığı pazarlamakta güçlük çektiğini iddia ediyor.
Bu sezon rekoltenin 700 bin ton seviyesinde gerçekleşmesi beklenirken üretim maliyetleri geçen yıla kıyasla en az yüzde 50 oranında artmasına rağmen fındık fiyatları yüzde 40'lık bir gerilemeyle 180- 200 TL bandına sıkışmış durumda. Üstelik kalite kaybı gerekçe gösterilerek fiyatlar daha da aşağı çekiliyor; fındığının elde kalması riskiyle yüzleşen üretici, bu düşük rakamlara razı gelmek zorunda kalıyor.
TMO’nun açıkladığı 250.- liralık fiyat taban fiyat olamıyor maalesef. Çünkü TMO dönüm başına 100 kg fındık alıyor. Ayrıca TMO’ya fındık satmak kolay bir iş değil. Açıklanan rakam 50 randıman fındığın fiyatı.
İkinci alternatifiniz olan tüccarlar ise TMO’nun piyasaya güçlü bir şekilde girmemesi nedeniyle, sezon alımına 170 TL’den başlıyor.
Yıllık 2,5 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşan ve küresel pazarda lider konumda bulunan sektörümüz, tarladaki bu yapısal krizler sebebiyle pazar hakimiyetini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Böyle giderse fındık çiftçisi zarar ettiği ürünü gözden çıkaracak ve rekoltede ciddi düşüşler olacak.
Dünya genelindeki üretimin yüzde 30'unu üstlenen ABD, İtalya ve Gürcistan gibi rakip ülkeler, Türkiye'nin yaşadığı bu aksaklıkları kendi lehlerine bir avantaja dönüştürme gayretinde.
Üretim sorunları
●Artan maliyetler ve fiyat istikrarsızlığı: Gerek bakım masraflarının (gübre, bahçeleme, ilaçlama, tırpan) gerekse hasat işçiliğinin katlanarak artması, üreticiyi ekonomik olarak tükenme noktasına getirdi. Giderlerdeki yüzde 50'yi aşan artışa karşı ürün satış fiyatının yüzde 40 oranında değer kaybetmesi, fındık yetiştiriciliğini kârsız bir uğraş haline getirdi. Çiftçi bahçelerin bakımından ve harcamalardan kısmaya başlayınca da bu sefer kalite sorunu derinleşmeye başlıyor.
●Tarımsal ihracatın önemi: Piyasadaki fiyat dengeleri ve ihracat verileri, fındığın geleceğine dair kritik mesajlar veriyor. Küresel arzın yaklaşık yüzde 70'ini tek başına sağlayan Türkiye'de fiyatlar, doğrudan iç piyasadaki rekolte rejimine ve ürün kalitesine bağlı şekilleniyor. İhracat gelirimiz yıllık bazda 1,7 milyar dolar ile 2,6 milyar dolar arasında dalgalanmakta ve toplam ihracatımızın yüzde 1'lik kısmını karşılamaktadır. 2025 yılı ihracatı 2.2 milyar dolar olup, 2024 yılına göre 85 bin ton ve 300 milyon dolar düşüş göstermiştir. Bu sene ise yüksek rekolte beklentisine rağmen artan maliyetler, düşen fiyatlar ve kalitedeki kokarca tahribatı ihracat gelirlerimizin potansiyelinin altında kalma riskini doğurmaktadır.
Piyasada arz arttığında veya fiyatlar aşırı yükseldiğinde küresel alıcılar ve çikolata devleri ikame hammaddelere yönelebiliyor. İdeal senaryo; yüksek rekolte ve yüksek kalitenin, üreticiyi koruyan adil bir fiyatla buluşması ve toplam ihracat gelirimizin artırılmasıdır.
Üretimin geleceği için ne yapmalı?
●Maliyet odaklı devlet desteği: Artan girdi maliyetleri ve zararlı böceklerle mücadelede devlet desteği şarttır. Klasik alan bazlı gelir desteği yerine, doğrudan gübre, ilaç ve işçilik kalemlerini hedef alan "maliyet desteği" ve düşük faizli tarımsal kredi imkanları devreye sokulmalıdır.
●Fiyatlarda piyasa istikrarı: Dalgalanmaları önlemek adına taban fiyatın üretim maliyetlerini ve çiftçi refahını karşılayacak seviyede açıklanması gerekir. Devlet, regülasyon görevini üstlenerek kotaları kaldırmalı, depolama ve lisanslı depoculuk kapasitesini artırarak piyasada güçlü bir alıcı konumuna geçmelidir.
●Gelişmiş kooperatifleşme modeli: Gelişmiş ülkelerde son tüketici fiyatının aslan payı üreticiye giderken, ülkemizde tarladan çıkan ürün ile raf fiyatı arasında uçurum bulunmaktadır ve kazancın büyük kısmı aracılara kalmaktadır. Fındık üreticilerinin güçlü kooperatif çatısı altında birleşmesi, hem girdi maliyetlerini düşürecek hem de pazar masasındaki elini güçlendirecektir. Bu amaçla kurulan FİSKOBİRLİK Piyasa yapıcı özelliğini yitirmiş, açıklanan 255 liranın altında alım yapmaya çalışmaktadır.
Dolayısıyla mevcut yapılar yerine, bölgeselden ulusala uzanan yeni bir birlik kurulmalı; bu yapı piyasanın en büyük aktörü olarak rekabetçi bir fiyat dengesi oluşturmalıdır.
Radikal adımlar
1 Arazi reformu ve yaşlı bahçelerin yenilenmesi
*Bölünmüş arazileri birleştirme: Türkiye’de fındık bahçeleri miras yoluyla ufalmış durumdadır. Parseller küçük olduğu için mekanize tarım (makineli bakım ve toplama) yapılamıyor, birim maliyet tavan yapıyor. Hukuki düzenlemelerle arazilerin işletme ölçeğine getirilmesi (bütünleştirilmesi) gerekir.
●Gençleştirme projesi: Bahçelerin büyük bölümü 50-60 yıllık ve ekonomik ömrünü tamamlamış durumda. Dekar başına verim Türkiye’de 80-100 kg civarındayken, ABD ve İtalya’da modern dikim teknikleriyle 250-300 kg seviyelerindedir. Bahçelerin ocak sisteminden sıralı/çit dikim sistemine geçirilerek yenilenmesi verimi iki-üç katına çıkaracaktır.
2 Ham maddeden ‘işlenmiş ürün’ ihracatına geçiş
●Katma değerin yükselmesi: Türkiye fındığı büyük oranda çuvala koyup "kabuklu" veya "kırma iç fındık" olarak ihraç ediyor. Yani katma değeri, ürünü işleyip çikolata ve pralin yapan Avrupalı dev şirketler kazanıyor.
●Ulusal markalar ve tarımsal sanayi: Fındık ezmesi, fındık unu, fındık yağı, endüstriyel çikolata ve kozmetik girdisi gibi yüksek katma değerli işlenmiş ürün üreten tesislerin kurulması için özel teşvikler sağlanmalı ve global pazarlara kendi markalarımızla girilmesi sağlanmalıdır.
3 Zararlılara karşı dijital/biyolojik mücadele
●Bölge bazlı mücadele merkezleri: Kahverengi kokarca ve külleme (küf ) gibi tehditler bireysel çabayla çözülemez. Karadeniz boyunca Tarım Bakanlığı koordinasyonunda erken uyarı sistemleri kurulmalı, gerekirse biyolojik ajanlar (samuray arısı vb.) laboratuvar ortamında çoğaltılıp doğaya salınmalıdır.
4 Fiyatlandırma gücünü Türkiye'ye çekmek
●Hamburg Borsa bağımlılığına son: Dünya fındık üretiminin %70'ini yapan ülke fiyatı belirleyemiyor; fiyat Hamburg veya İtalya'daki alıcıların inisiyatifine kalıyorsa burada stratejik bir hata vardır.
●Uluslararası Fındık Borsası: Türkiye'de (Giresun veya Ordu merkezli) fiziksel ve dijital altyapısı güçlü, lisanslı depoculukla desteklenmiş, uluslararası geçerliliği olan bir Fındık Borsası kurulmalıdır. Ürün lisanslı depoya girdiğinde üreticiye finansman sağlanmalı, pazarlık gücü dev alıcıların elinden alınmalıdır.
5 Sözleşmeli tarım
Fındık üreticilerinin büyük kısmı gurbette yaşayıp sadece fındık zamanı bahçeye giren "pazar çiftçisi" durumunda. Bu yapı terk edilmeli; bahçe bakımları profesyonel tarım şirketlerine veya güçlü kooperatiflere devredilmelidir.
Sanayici veya kooperatif ile çiftçi arasında önceden alım garantili, kalite esaslı sözleşmeler yapılarak hem çiftçinin geliri güvenceye alınmalı hem de sanayicinin kaliteli ham maddeye erişimi garanti edilmelidir.
Fındık sektörünün sorunları katmanlı ve acil çözüm bekleyen niteliktedir. Doğru hamlelerin zaman kaybetmeksizin atılması, üreticinin direncini artıracak ve sektörün sürdürülebilirliğini sağlayacaktır. Aksi takdirde, net döviz girdisi sağlayan ve tarımsal ihracatımızın amiral gemisi olan fındık sektörü kan kaybetmeye devam edecektir.
Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.