14 Eylül 2026, Pazartesi · 20:54 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

12 Eylül'ün 46. yılında: Süren 12 Eylül'ün kara defteri kapansın! 1 Mayıs 1977 Katliamı sorumluları yargılansın! Hayatta olanıyla, olmayanıyla darbeciler ve tüm sorumlular yargılansın!

12 Eylül darbesinin üzerinden geçen 46 yıl sonra bir kez daha hatırlayalım darbeye giden yolun taşlarının nasıl döşendiğini... Resmî tarih, 12 Eylül 1980 darbe öncesi dönemi “anarşi ve terör dönemi” olarak tanımladı. Hiç…


Resmî tarih, 12 Eylül 1980 darbe öncesi dönemi “anarşi ve terör dönemi” olarak tanımladı.

Hiç şüphesiz bu tanım demagojikti, kara propagandaydı.

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde, Türkiye’nin resmî ideolojisi ve politik güçleri arasında kıyasıya bir iktidar kavgası ortaya çıktı.

Buna karşın bizim kuşağımız ve devrimci hareketler bütün güçleriyle halkın demokratik hak ve özgürlüklerini ve ülkenin bağımsızlığını savundular.

İç savaşa dönüşme sürecine giren iktidar kavgasında demokrasi, özgürlükler ve bağımsızlık talebinin mücadelesini yürüten 3500 devrimci gencin can bedeli pahasına biricik tarafı haline geldi.

***

Hızla iç savaşa doğru sürüklenen Türkiye'de askeri darbe yanlıları, Amerikan emperyalizmi ve Türk sermaye çevreleri iç savaştan bir darbeyle çıkışı teşvik ettiler. Nitekim 12 Eylül darbe şefi Kenan Evren çok sonra, “darbe koşullarını olgunlaştırabilmek için sıkıyönetim güçlerini harekete geçirmediğini” açıklarken, Amerikan Başkanı Carter, “bizim oğlanlar darbe yaptı” açıklamasıyla 12 Eylül darbesini ve darbecileri sahiplenecekti.

Türkiye iç savaş koşullarından demokratik yollarla çıkamadı, askeri darbeyle çıktı.

İşte o günden bu yana krizlerle belirlenen ülkenin yakın siyasal tarihi, önemli ölçüde Amerikan emperyalizmi ve yerli sermayedarların yarattığı bir sonuçtur.

***

Gerçekleri örtbas etmek isteyenler, bu döneme bilinçli olarak “anarşi ve terör dönemi” adını verdiler. Böylece Türkiye'yi iç savaşa sürüklemedeki kendi rollerinin açığa çıkmasını önlemek için sorumluluğu bizim kuşağımızın sol devrimci güçlerine yüklemek istediler. Bundan dolayıdır ki yıllar ve yıllarca, hatta bugün bile hâlâ bu iç savaş ortamının sorumlusu ilan edilen 78’liler kuşağı yalnızca onlar, on yıllarca temel yurttaşlık haklarından yoksun yaşamaya mahkûm edildiler.

***

Her biri iç savaştan medet umanlar, darbeciler, Ecevit hükümetini gazete ilanlarıyla düşürüp darbeyi kışkırtan KOÇ’lu, Sabancı’lı TÜSİAD’çılar, TİSK'çiler ve bölgedeki çıkarlarını böyle bir darbeyle sağlayan Amerikan emperyalistleri, iç savaşın sorumluluğundan yakalarını sıyırdıkları gibi Türkiye'nin kaderine tamamıyla egemen oldular. Buna karşın bizim kuşağımız, ağır bedeller ödeyerek 1974-80 ve 90 yılların ağır insanlık suçlarını yaşadı, gördü, geçirdi.

***

70'li yıllarda toplumda bir yükseliş vardı. Başta gençlik olmak üzere, işçi, köylü, memur, öğretmen, kısacası halk geleceğinden umutluydu, kendi geleceğini kendi kurabileceğine dair inancı olan bir halk gerçekliği siyaset sahnesine çıkıyordu. 70'li yılların, 71'in devrimci direnişinin itici etkisi altında özgürlüğe, sola ve sosyalizme bir yönelim yaşanıyordu. Böylesine anlamlı gelişmeyi durdurmak, darbe koşullarını yaratmak için pusuya yatanlar da vardı. Öncelikle MHP ve derin unsurlar olacaktı bunlar. Polis koruması yanı başlarında, genç devrimcileri ve halkın uyanık kesimlerini hain tuzaklar, kan uykuları bekliyordu...

CHP-MSP ittifakı şeytani oyunlarla bozulacak, sağ-faşizan partilerin tümünü kapsayan, komünizme karşı Milliyetçi Cephe kurulacaktı. Milliyetçi Cephe içi genel işbölümünde devrenin üstünde yer alan Süleyman Demirel, bürokrasi ve parlamentoyu, devrenin üstünde yer alanlardan Alparslan Türkeş, sokak ve MİT'i kontrol edecekti. Dolayısıyla istihbarat akışının yönü de tayin edilmiş oluyordu.

***

Çok sürmedi, genel saldırı ortaya çıktı. Grev çadırlarına, işçi sendikalarına saldırıldı, DİSK Başkanı Kemal Türkler öldürüldü. Kimlikleri meçhul olmayan kimi çevreler tarafından bir süreç olarak denebilir ki üniversiteler adeta özel bir hedef haline getirildi... Prof. Server Tanilli, Prof. Ümit Doğanay, Prof. Cavit Orhan Tütengil, Prof. Ahmet Taner Kışlalı, Prof. Bahriye Üçok, Prof. Bedri Karafakioğlu, Muammer Aksoy, Doç. Bedrettin Cömert, ODTÜ’lü akademisyen Necdet Bulut katledildiler...

Okullar, üniversiteler yaralamalar, bombalamalar, birbirini takip etti. Hatta liselerin işgal edildiği oldu. Bütün bunlar kaçınılmaz olarak solun ve demokrasi güçlerinin meşru direnme eğilimini açığa çıkardı ve karşılık verildi...

Silahlı saldırılar sokakta, yolda, iş yerlerinde, tüm yaşam alanlarında giderek artarken birbiriyle çatışan tarafların dışında toplumun bütününe yayılma sürecine girdi. Kitle katliamları yaşanmaya başlandı...

***

49 yıl önce, darbe ortamı yaratmak için, bütün bu insanlık dışı katliamlar, vahşet politikaları Orgeneral Namık Kemal Ersun öncülüğünde Kara Kuvvetlerine dayalı olarak planlandı. 49 yıl önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde örgütlenen darbenin başarıya ulaşması için şok bir toplumsal siyasal ortam yaratma kararı verildi. Çok geçmedi, Taksim 1 Mayıs meydanında 500 bin işçi, emekçi, kadın, genç; silahlı, bombalı saldırıya uğradı.

49 yıl önce Intercontinental Oteli'nin (bugünkü The Marmara) üst katlarından, Sular İdaresi'nden, beyaz bir Renault otomobilden alanda toplanan halka uzun namlulu silahlarla ateş açıldı. Kazancı Yokuşu'na sıkıştırılan binlerce insanımızın 8'i kadın, 35 insanımız ezilerek ya da boğularak ve kurşunlanarak öldürüldü. 126 insanımız yaralandı...

49 yıl önce Taksim Meydanı'nda düzenlenen 1 Mayıs katliamı olarak tarihe geçen katliamla ilgili bir mahkeme açıldı. O mahkemede katledilen arkadaşlarımızın sorumlusu olarak 78 kuşağı katliamın asli failleri yapılmak istendi, yargılandılar...

49 yıl önce 1 Mayıs katliamı davasının iddianamesini hazırlayan 5 toplum suçları savcısı, açığa çıkan adalet boşluğunu şöyle tarif ettiler: “Yurt ve insanlık düşmanı karanlık güçler ve emniyet mensuplarının da yarattığı panik, korku ve kusurlu davranışlar sonucunda 35 yurttaşımız öldürüldü, 126 aşkın kişi de yaralandı”...

49 yıl önce bizzat devletin savcılarının itiraf ettiği gibi yurt ve insanlık düşmanı gençliğimizin katilleri karanlık güçlerinin kimler olduğu unutulmayacak...

49 yıl önce Intercontinental Oteli'nden alandaki kitleye ateş edenler, Sular İdaresi'nden ve alanın o günkü güvenliğinden sorumlu olan İstanbul Emniyet Müdürlüğü mensupları, katliam planı içinde oldukları iddia olunan İstanbul MİT bölge yetkilileri, darbeciler, darbe destekçisi iş adamları ve siyasetçilerin kimler oldukları, isimleri ve konumlarıyla sır değil. Kimileri de hayatta değil...

Geçmişle yüzleşmek, hakikatlerin ortaya çıkarılması için “gerçekleri araştırma ve adalet komisyonu” kurulmalıdır. Hayatta olanlar ve olmayanları ile bütün suçlular yargılanmalıdır. Adalet istiyoruz!..

Hükümet yetkilileri Anayasa referandumundan önce 1 Mayıs 1977, Maraş ve Çorum katliamlarını araştırmak için Meclis nezdinde bir Adalet Komisyonu kurulduğunu kamuoyuna açıkladılar, ama… aması var işte... Bu konuda hiçbir adım atılmadı. Karşılığı olmayan vaatlerle halkın acıları politik gündem malzemesi yapıldı. Kınıyoruz!


Sonuç: Darbe neden yapılamadı, “saklı gündem”de darbe var mıydı?

Gerçek şu ki 1 Mayıs 1977 darbesinin engellenmesi darbenin büyüğünü engellemiş olmadı, başka bir şey oldu. Genelkurmay 1977 darbe girişiminden kendi muhtemel saklı amacı açısından şu mesajı aldı:

Orduda bir kıpırdanma, bir huzursuzluk var, anlaşılan memleket elden gidiyor düşüncesi yaygın; anarşi ve terör ciddi rahatsızlık veriyor.


Yapılamayan darbeden alınan mesaj bu olunca, MHP, kimi iş insanları ve Namık Kemal Ersun gibilerinin eğilimlerini de içine alacak şekilde, emir-komuta ilişkilerine dayalı yeni bir darbenin örgütlenmesinin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu fikir birliği oluştu. Bu yönlü eğilimleri adım adım olgunlaştırma üzerinden Milliyetçi Cephe partilerinin önemli bir kısmının da desteklediği, toplumu daha büyük ve engellenemez darbe koşulları hazırlama yoluna girdiler...

Bu hazırlıklar yapılırken, süren Çorum katliamı davasında MHP'li Avukat Can Özbey, mahkemeye “Abdullah Çatlı'nın Genelkurmay'la ilişkisi var mı?” diye bir soru soruyor, mahkemeden cevap gelmemesi manidar...

Nitekim daha sonra Çatlı'nın bu tip ilişkilerini de, uluslararası ilişkilerini de, Çorum katliamı dahil tüm insanlık suçlarını da Susurluk vakası münasebetiyle öğreniyoruz...

Bu süreci hızlandırmak ve sağın birliğini sağlamak isteyen bütün bu görüşlerin, siyasi tavır alışların unutulmaması gereken somut ifadesi Demokrat Parti dönemi Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın 2 Şubat 1978'de açıkladığı şu veciz ifadesi oldu:

Tenkil, tenkil, tenkil, Endonezya tipi tenkil, yoksa bu kış komünizm gelecek.


Celal Bayar bu cümleyi 12 Eylül 1980 darbesi yapılması için yaşadığı sürece her yıl tekrarladı.

Celal Bayar'ın bu açıklamaları, herhalde Genelkurmay'ın ve ordunun da bu yönlü eğilimini hızlandırdı ki sokakta şiddetin alabildiğine yayılması, kaos ortamının egemen kılınmaya, şiddetin alabildiğine yayılması, kaos ortamının egemen kılınmaya çalışması olarak kendini gösterdi.

Peki ne oldu?

Önce 16 Mart katliamı, ardından Bahçelievler katliamı, Balgat katliamı, Sivas katliamı denemesi, Çorum katliamı, direnişler, ölümler, en son Maraş katliamı, ardından sıkıyönetim ilanı... ve 12 Eylül darbesine koşa adım gidişat...

Darbeye giden yolun insanlık dışı uygulamaları bir kez daha tarihsel hafızamızda canlanırken, tüm bu uygulamaların darbe Anayasası ile korunduğunu ve hâlâ Türkiye'nin darbe Anayasası'yla yönetildiğini de unutmuyoruz...

Bir başka meseleyi daha unutmuyoruz; Kürt meselesi yüzyıllık tarihsel ve toplumsal bir meseleydi ve hep vardı. Ancak 12 Eylül askerî darbe sürecinde Diyarbakır 5 No'lu Askerî Cezaevi'nde Kürtlere yaşatılan vahşet boyutundaki işkencelerin coğrafyamızın en hassas tarihsel/toplumsal fay hattında bir kırılma, hatta derin bir yarılma yarattığını da unutmuyoruz.

12 Eylül Cuntası'nın, Diyarbakır 5 No'lu Askerî Cezaevi'nde uyguladığı ırkçı vahşetle yüzleşme talebimizi adil ve onurlu bir barış için gerekli görüyoruz.

Buradan bir kez daha sesleniyoruz; coğrafyamız tarihî bir süreçten geçiyor. Kürt meselesinin çözümüne ilişkin demokratikleşme adımlarının atılması kaçınılmaz bir zorunluluk...

78'liler Hareketi'nin halka karşı yüksek bir sorumluluk duygusuyla bu mücadeleyi yürüteceğini belirtiyoruz.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: 12 eylülCelalettin Can

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Mesut Değer Yemen'de üçlü satranç: Türkiye hangi hamleyi yapacak?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Prof. Dr. Mustafa Çevik Birlik ve kardeşlik süreci için akademiye düşen görev

TÜRKİYE'DEN SESLER

Hasan Kanaatlı Kimi din adamlarındaki Şeytan'a ait 3 önemli sıfat!

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu Yemen'de askerî harekâtın zorlukları

İlgili Haberler
Makroekonomi Kimler borsa manipülasyonu yapıyor? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi SON DAKİKA HABERİ: Borsa günü düşüşle tamamladı CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Finansal İstikrar Komitesi toplandı: Ekonomi ve piyasalar masada CNBC-e · 29 dk önce Makroekonomi Türk Telekom teknolojisi geleceğin teminatı: COP31’in Master Partner’ı Türk Telekom, Türkiye’nin iklim eylemine güç katıyor Sabah Ekonomi · 38 dk önce Makroekonomi iOS 27 güncellemesi yayınlandı: Hangi modellerde geçerli olacak? CNBC-e · 39 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.