15 Eylül 2026, Salı · 22:27 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Zeynel Emre: YENİ Parti ile Yenilik Partisi’ni karıştıran bir kişi olduğunu dahi düşünmüyoruz

YENİ Parti MYK, Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında parti genel merkezinde toplandı. Saat 14.00 itibarıyla başlayan MYK toplantısı sürüyor. YENİ Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, toplantı gündemine il…

Yeni eğitim-öğretim yılı ve eğitimdeki sorunlar

Bugün yeni öğretim yılının ikinci günü, çocuklar okula başladı. Kamunun öncelikli görevlerinden biri çocuklara eşit imkanların verilmesi. Okullarda ücretsiz en az bir öğün sağlıklı bir şekilde beslenme imkanının olması, hijyenik koşulların oluşması, su sebillerinin bulundurulması ve bu ihtiyaçların karşılanabilmesi için de TBMM'de bir kanun değişikliği önermiştik. Bu değişiklik iktidar partisinin ve MHP'nin oylarıyla reddedilmişti. Çünkü eğer bir ülkedeki her üç çocuktan biri yatağa aç giriyorsa o ülkenin bundan daha büyük problemi olamaz. Dolayısıyla ortaya çıkan bu gelir adaletsizliğinin, eşitsizliğin, ülkenin geldiği ekonomik krizin okullarda da farklı sonuçlara yol açtığını, şiddet olaylarının çok ciddi şekilde arttığını hatırlayalım. Fatma Nur öğretmen öğrencisi tarafından bıçaklanarak mart ayında katledilmişti. Öğretmenleri öldüren bir öğrenci profilinin ortaya çıkması... Yine Kahramanmaraş'ta yaşanan vahim olay, 14 yaşındaki bir ortaokul öğrencisinin öğretmenleri ve kendi arkadaşlarına yönelik yaptığı katliam. Yine daha geçen cuma bunu sosyal medyada kurdukları bir platformla 'okullara saldırı planlayan bir çeteye operasyon yapıldı' haberleri düştü. Tüm bu saldırılar karşısında okulların ve çocukların, öğretmenlerin güvenli bir ortamda hizmet yapabilmesi açısından bizim önerimiz bugün yeterli şartları taşıyan kamuda iş bekleyen 65 bini acil olmak üzere uzman çavuşların okullarda güvenlik olarak görevlendirilmesinin önemli olduğunu, bunun bir an evvel hayata geçirilmesi gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz.

Özellikle yeni nesil suç örgütlerinin dosyalarına, iddianamelerine baktığımızda yoksul muhitteki, öğrenci çağındaki çocukları kendi ağlarına düşürdükleri, uyuşturucu kullanımının ortaokul çağına kadar düştüğü bir dönemi görüyoruz. Maalesef biz her alanda olduğu gibi çeyrek asırlık AK Parti iktidarında büyük bir gerilemenin, eşitsizliğin olduğu eğitim alanını önemsiyoruz. Bu ülkenin birinci meselesidir. Biz YENİ Parti iktidarında bilimsel ve kamucu bir anlayışla eğitim sistemini dünyaya örnek olacak bir şekilde geliştireceğiz. Okullar güvenli bir halde olacak. Çocuklar en az bir öğün sağlıklı bir şekilde beslenme imkanı bulacak ve özel okulla devlet okulu arasındaki makasın bu denli açılmasına müsaade etmeyeceğiz. Bu meseleler kamucu bir anlayışla bir daha gözden geçirilecek.

"Programsız bir hayvancılık yapılmaya başlandı"

Emre, Özgür Özel'in önceki haftaki saha ziyaretleri kapsamında Ardahan ve Kars'taki halk buluşmalarını anımsatarak şöyle devam etti:

Özellikle bu iki il düşünüldüğünde ilk başta akla gelen başlık hayvancılık. Ancak hayvancılık yapan vatandaşlarımızla konuştuğumuzda adeta bir dokunduğunuzda bin ah işitiyorsunuz. Büyük bir gerileme yaşandığını görüyoruz bu sektörde, daralma yaşandığını görüyoruz. Ve her şeyin başlı başına planlı bir şekilde ele alınması kamucu bir ekonomik modele bağlı. Türkiye gibi bir ülke, bu kadar verimli bir coğrafyadasınız ve her şeyi ithal eder durumdasınız, et dahil. 2010 yılından bugüne kadar 13 milyar dolarlık et ithalatı yapmışız. Hayvancılıkta yaşanan sıkıntıların temeli ne; önce buna bakmak lazım. Aslında mevcut iktidarın her alanda izlediği neoliberal politikaların sonucunda üretim açısından hayvancılık da büyük zarar gördü. Anadolu coğrafyasında ithal hayvanlar kol geziyor. Önce ithal hayvanlar geldi, daha sonra meraya dayalı hayvancılık bitirildi, yerine bitkisel yeme dayanan besi hayvancılığı başladı. Bugün Türkiye'deki hayvan yeminin yüzde 60'ının ithal edildiğini söyleyebiliriz. Plansız, programsız bir hayvancılık yapılmaya başlandı.

"Alım garantileriyle hayvan ve et ithalatı yapıp paralarına para kattılar"

2026 yılı, yem fiyatlarındaki artış yüzde 32 seviyesinde. Bina bakım fiyatları, veteriner fiyatları, makine bakım masrafları; tüm bunlara baktığımız zaman yüzde 30 seviyesindeki artışlar gözümüze çarpıyor. Şimdi yem fiyatları çok önemli. Sürekli kendilerinden önceki dönemi kötüleyen iktidar 2002 yılında bir çuval, yani 50 kilo hayvan yemi 10 liraydı. Bugün aynı miktardaki bir bir çuval hayvan yemi 900 lira. Yüzde 8 bin 900 liralık bir artış söz konusu. Böyle bir artış olur mu? Böyle bir artışın olduğu ülkede hayvancılık yapılabilir mi? Bugün çiğ sütün kilogram fiyatı 24,30 lira. Bir süt üreticisi, hayvanına yem alabilmek için 37 kilo süt satmak zorunda. 2002 yılında sütün kilogram fiyatı 34 kuruştu. 2010 yılında 1 kilo kıyma 16 lirayken bugün gelinen tabloda 800 lira. Yüzde 4 bin 900'lük artış var. Kuşbaşı et, 2010 yılı 24 lira, yüzde 4 bin 67 artmış, bugün bin lira. 2010 yılı et fiyatlarını dengelemek amacıyla sözüm ona başlattığı et ithalatı vardı iktidarın. Bu süre zarfı içerisinde 13 milyar dolarlık et ithalatı yapıldı. Özellikle bu ithalatı kimlerin yaptığına, kimlerin Türkiye'ye ucuza alıp fahiş fiyata Et Balık Kurumu'na, diğer kurumlara sattığına dikkat edelim. Hangi kurumlar, hangi iktidara yakın kişilerle ilintili? Alım garantileriyle hayvan ve et ithalatı yapıp paralarına para kattılar. Türkiye'de hayvancılık yapanlarsa bu işi bırakıp büyükşehirlere göç etti. Aynı zamanda nüfus yoğunluğunun da artmasına sebebiyet verdi.

YENİ Parti’nin hayvancılık projesi

Bu nasıl bir fiyat dengelemesi ki AK Parti iktidara gelmeden önce hayvancılıkla uğraşan insan sayımız 7 milyonken bugün 4 milyona düştü. Bugün dünyadaki en stratejik alan gıdadır, tarımdır, hayvancılıktır, kendi kendine yetmeniz lazım bu alanda. Çünkü hele hele içinde bulunduğumuz böyle bir coğrafyada, savaşların yaşandığı bir ortamda kendine yeten, üreten bir Türkiye'ye ihtiyacımız varken bütün bu alanlarda geri gittiğimizi görüyoruz. İktidarın kendilerine ve yakınlarına ait bir Lale Devri yaşanıyor. Vatandaşın çilesini, asgari ücretliyi, emekliyi, geçim mücadelesi süren memurun sesini duymuyor. Biz YENİ Parti iktidarında hayvancılıkta yem maliyetlerini düşüreceğiz. Mera alanlarını koruyacağız. Küçükbaş ve büyükbaş üreticiler desteklenecek. Süt ve et piyasası da üreticiyle tüketiciyi koruyan dengeli bir yapı kuracağız.

"Dış şokları kalıcı enflasyona dönüştüren iktidarın kötü yönetimidir"

Geçtiğimiz hafta Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. İnandırıcılıktan çok uzak olduğunu söylemekte fayda var. Enflasyon tahmini iki katına çıkmış. OVP her yıl ileri kayan bir ufuk belgesine dönüşmüş. 2026 için konulan enflasyon tahmini sadece bir yıl içerisinde 12,4 puan yukarı kaydırılmış. Merkez Bankası'nın 2027 için öngördüğü enflasyon rakamı yüzde 15, OVP ise yüzde 21 olarak tahmin ediyor. Kurumlar arasındaki koordinasyonsuzluğun, bilgi akışının olmaması ve verilerin de bir bilimsel tespite dayanmadığının bir başka ispatı da burada yer alıyor. Sürekli bahanenin dışarıda arandığını ama içeride de vatandaşın bedel ödediği bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. Program sapmaları sürekli dış şoklarla anlatılmaya çalışılıyor. Oysa sorulması gereken Türk ekonomisinin bu şoklara neden dünyadaki birçok ülkeden daha sert tepki verdiğidir. Dış şokları kalıcı enflasyona dönüştüren iktidarın kötü yönetimidir.

OVP eleştirisi

Bugün ülkede işsizlik düşmemiştir, iş gücü erimemiştir. Programın kendi tablosunda 2025-2026 dönemi için net istihdam artışı sadece 13 bin kişidir, bir yılda. Yani yıl milyonlarca işsizin olduğu bir ülkede her yıl yeni yüz binlerin eklendiği bir ülkede 13 binkişilik bir istihdam artışından söz edilmektedir. Bütçenin ilk sırasında faiz var. Son sırasında yatırım var. Yatırıma ayrılan her bir liraya karşılık faize iki liradan fazla ödenecek. Kamu yatırımlarının milli gelire oranı sadece yüzde 3,2. Bugün ülkemizdeki vergi gelirlerinin yüzde 60'ı dolaylı vergilerden toplanıyor. Vergi yükünün milli gelire oranı da 2025-2029 arasında da artış öngörülmüş durumda. İhracatın büyümeye katkısı 2027’de 0, 2028’de binde 1, 2029'da binde 2 öngörülmekte. Yani üretim ve ihracat odaklı büyüme iddiası kendi programında bile yer bulmamış durumda. Üç yıllık program boyunca tarımsal katma değere ilişkin tek bir hedef konulmamıştır. Halbuki işin en kritik ve en önemli yeri burasıdır.

YENİ Parti’nin orta vadeli hedefleri

Biz YENİ Parti iktidarında OVP'yi şöyle yapacağız: Hedefleri hesapverebilir hale getireceğiz. OVP hedeflerinde sapma halinde TBMM'de gerekçeleri sapma raporu sunulmasını yasal zorunluluk haline getireceğiz. Vergi yükünün bileşimini dağıtacağız. Dolaylı vergilerin payının hangi takvimde, hangi oranda geriletileceğini şeffaf bir şekilde ilan edeceğiz. Gerçekleşmeleri her mali yıl sonunda kamuoyuyla paylaşacağız. Gelir dağılımını ölçülebilir hedeflere bağlayacağız. Bugün Türkiye'deki en zengin ve en yoksul yüzde 20'lik kesim arasındaki gelir oranı ve yoksulluk oranı için program dönemli hedefler koyacağız. Bunları da yıllık olarak raporlayıp açıklayacağız. Ücretleri enflasyona karşı koruyacağız. Bir iktidar kendi vatandaşını dolandırmaz. Yıl sonu enflasyon hedefi diye bir rakam koyuyorsun, bu rakama uyulmayacağı çok açık, zaten çok gerisinde kalıyorsun ama asgari ücretliye, memura, emekliye verdiğin zammı da bu hedefe göre yapıyorsun. Asgari ücret ve kamu toplu sözleşmelerinde tutmayan hedef enflasyonu değil, gerçekleşen enflasyonu ve refah payını esas alacağız. Kamu kaynağının tahsisini şeffaf hale getireceğiz. Vergi harcamalarıyla teşviklerde seçim kriterleri, taahhüt edilen istihdam ve ihracatı, gerçekleşmeleri ve destek alan şirketleri kamuoyuna açıklayacağız. Süreçleri de Sayıştay denetimine tabi kılacağız. Bizim iktidarımızda tarım bir enflasyon kalemi olmayacak. Arz güvenliği meselesini ele alacağız. Alım fiyatlarını hedef enflasyona göre değil, üretim maliyetini esas alarak ve ekim öncesinde açıklayacağız. Ve son olarak da bu alanda sosyal güvenlik ve sosyal yardım düzenlemelerini şeffaf ve hak temelli hale getireceğiz. Emeklilik ve sağlık geri ödemesindeki değişiklikleri açıklayacağız. Gelir desteğini siyasi takdire göre değil, nesnel ölçütlere göre yapacağız.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"Bir buçuk yıldır siyasi saiklerle yapılan operasyonların muhatabıyız"

Ülkeye gelen yatırımcı ve harcanan yatırım miktarıyla dışarıya gönderilen para ve dışarıda yapılan harcamaya baktığınız arasında dışarıda yapılan yatırım miktarının artık içeride yapılan miktara göre arttığını, makasın açılmaya başladığını görüyoruz. İnsanlar hukuk güvenliğinin bulunduğunu düşündüğü ülkelere yatırımlarını kaydırıyorlar. Bugün her bir gün uyandığımızda aşağı yukarı bin-bin 500- 2 bin gözaltı ve yüzlerce operasyon haberiyle uyanıyoruz. Ve bütün bunlarda da baktığınız zaman istisna olması gereken gözaltı ve tutuklamanın esas olduğu, içeri girenin uzun süre tahliye edilmediği bir süreci yaşıyoruz. Bir buçuk yıldan beri sistematik olarak biz siyasi saldırı altındayız, siyasi saiklerle yapılan operasyonların muhatabıyız. Buna en başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Sayın Ekrem İmmoğlu, belediye bürokratlarımız, belediye başkanlarımız, meclis üyelerimiz birer parçası haline getirilmektedir.

“Siyasi mühendislik”

Geçtiğimiz hafta Sayın Ekrem İmamoğlu ile ilgili geçmiş dönemde Tuzla Belediye Başkanı ile yaşamış olduğu bir polemiğe istinaden sözüm ona hakaret iddiasıyla iki yıl bir ay hapis cezası verildi. Söylenen söz, bir açılışta ‘O arkadaş buraya germeye gelmiş. Sakin olun arkadaşlar. İlgilenmeyin. Kötü söz sahibine aittir.’ Bu söz üzerine şikayet ediliyor. Hakim beraat kararı veriyor. İstinafa gidiyor, bozuyor. Ve hakim değiştiriyor, bugüne kadar Ekrem Bey’in istisnasız davasına bakan tüm hakilerin değiştirildiği gibi. Yerine gelen hakim en üst sınıra yakın bir şekilde ceza veriyor ki buradan da bir siyasi yasak çıkartılabilsin. Tam bir siyasi mühendislik. Elinizi vicdanınıza koyun, bu sözlerin neresinde hakaret var? Emin olun, burada mesela Ekrem İmamoğlu meselesi değil; Türkiye'nin geleceğine verilen bir cezadır bu, Türkiye'de siyasete verilen bir gözdağıdır.

Üsküdar mitingi

Genel Başkanımız cumartesi günü Üsküdar'da, Üsküdar halkının iradesinin çalınmasına yönelik, ona tepki gösteren Üsküdarlı yurttaşlarımızla birlikte on binlerle buluştu. Ve oradan milli irade hırsızlığına, bir belediyenin organize kötülükle nasıl çalındığına işaret edildi. İşin içerisinde valinin, bürokratların, yargı görevlilerinin nasıl bulunduğunu anlattı. 81 ilde bütün vatandaşlara ve siyasi partilere eşit davranması gereken valilerin geldiği nokta. Ve bu iktidar döneminde bugüne kadar hiç yaşamadıklarımızı yaşadık. Bir valinin çocuğu, gariban bir kız çocuğunu katletti. Vali elindeki tüm imkanları olayın üstünü örtmek için kullandı. Buradaki yozlaşma bireysel bir yozlaşma olarak ele alınamaz. Bugün iktidar partisine mensup bir milletvekili, vali tarafından tehdit edildiğini söylüyor. AK Parti Milletvekili Adem Korkmaz, katıldığı bir yayında Burdur Valisi kendisini ölümle tehdit ettiği için Ankara Valiliği’nden koruma talep ettiğini açıklıyor. İşin çivisinin çıktığı nokta burasıdır. Binlerce yıllık devlet geleneği bu iktidar döneminde yerle bir edilmek istendi. Bir milletvekili, ‘Can güvenliğim yok’ diyorsa, üstelik bu iktidar partisine mensup bir milletvekiliyse vatandaş ne yapsın? Vatandaşın canı nasıl korunacak?

“İnsanların cinsel yönelimine yönelik cezalandırma olarak yargı sopasının kullanılmasını doğru bulmuyoruz”

Operasyonlar birçok alanda devam ediyor. En son birtakım derneklerle kulüplere yapılan operasyon kapsamında bazı açıklamaları oldu. Açıklamalara baktığımızda Adalet Bakanlığı’nın 81 ile genelge gönderdiğini ve savcılıklara operasyon talimatı verdiğini görüyoruz. Adalet Bakanlığı, Cumhuriyet Başsavcılıklarına ancak idari anlamda bir genelge gönderebilir. Yargı yetkisinin kullanılması anlamında bir genelge gönderemez, bu Anayasal suçtur. Üstelik operasyon yapılan bazı dernekler ve hekimlerin açıklamalarına baktığımız zaman, sağlık hakkını doğrudan ilgilendiren, bazı hastalıklarla mücadelede o mücadeleyi zorlaştıracak sonuçlara yol açabilecek iş ve işlemler yapıldığını görüyoruz. Ülkedeki ceza kanunu anlamında gerek fuhuş gerek fuhuşa aracılık etmek, müstehcenlik suçtur. Savcılıklar bunları tespit ettiğinde gerekli operasyonları elbette yapabilir. Ancak yapılan operasyonların ülkede belli bir kesime yönelik nefret suçu kapsamında değerlendirilecek maiyette olmaması gerekir. Dolayısıyla biz hukuk içerisinde kalınmasını, hukuki önlemler alınmasını ama onun dışında insanların cinsel eğilimlerine yönelik topyekun bir cezalandırma aracı olarak yargı sopasının kullanılmasını doğru bulmadığımızın altını çizmek isteriz.

İsim değişikliği gündemde mi?

Biz YENİ Parti olarak kurulduğumuz günden beri, aslında kurulmadan evvel de türlü türlü müdahaleler, engellemeler, problemlerle elbette karşılaştık ama çok küçük meseleleri çok büyük, ana meseleymiş gibi kamuoyuna ve televizyonda tartışıldığına şahit oluyoruz. Biz YENİ Parti kurarken gerek ismin yeni olması, Türkiye'deki siyasi partiler, uzmanlardan mütalaa alınması, İçişleri Bakanlığı ve Yargıtay’a başvuru süreçlerini şeffaf bir şekilde, hukuka ve prosedürlere uygun yerine getirdik. Bizim partimizin ismiyle ilgili iltibas iddiasıyla alakalı bir başvuru olmuştur. Bu başvuru yeni değildir. Bu başvuruyu Yenilik Partisi yapmıştır. Ağustos ayında bu başvuru yapılmıştır. Bize de bunu bildirimi önceden gelmiştir. Bu tip durumlarda cumhuriyet savcılığı ilgili partiye yazı yazar, bildirir. ‘Hakkınızda böyle bir bildirim var. Siz kendi isminizin bir iltibas içermediniği...’ Ki biz öyle düşünüyoruz. Türkiye'de YENİ Parti ile Yenilik Partisi’ni karıştıran bir kişi olduğunu dahi düşünmüyoruz. Geçmişte AYM kararlarına baktığımızda da bunun çok dar yorumlandığına şahitlik ediyoruz. Dolayısıyla biz ismimiz üzerinden dönen bir tartışmanın anlamsız olduğunu, bunların prosedürel işlemler olduğunu, partimizin örgütlenmesine, üye yapısına, tüzel kişiliğine, seçime girme yeterliliğiyle uzaktan yakından ilgisi olmadığını ifade edelim. Biz ismimizi koruyoruz. Gerek Kurucular Kurulu’nun gerek kurultayın her zaman isimle ilgili istediği tasarrufu kullanma yetkisi vardır.

“İltibas olduğunu düşünmüyoruz”

Ama YENİ Parti’nin adını biz milletimiz istediği için koyduk, onların sesini dinledik. Dolayısıyla biz bir iltibas olduğunu düşünmüyoruz. Ki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bize yönelik bir işlem yapma yetkisi yok. AYM’ye başvurabilir dilerse. Kanun, AYM’ye der ki ‘Bir ay içinde kararını açıkla.’ AYM, bir aylık süre içerisinde iltibas olup olmadığına karar verir. AYM kararlarına baktık. Mesela: Türkiye Birlik Partisi, Türk Birliği Partisi. Bu başvuruya iltibas olmadığına karar vermiştir. Bunun gibi onlarca örnek vardır. AYM karar verse de ‘YENİ’ ismini koruyarak herhangi bir düzenleme elbette yapılabilir. Bu çok küçük bir detay. Sanki çalışılmamış, konuşulmamış, düşünülmemiş, sanki çok büyük bir engelmiş gibi bazı çevreler tarafından tartışılmasını anlamsız buluyoruz. Partimizin kuruluş aşaması, 81 il örgütlenmesi tamamlanmıştır. Kongreleri yapar durumdayız. Kongre takvimi sorunsuz ilerliyor. 14-15 Kasım'da kurultayımızı yapmayı planlıyoruz. Dolayısıyla gerek üye sayımız gerek bağışçımız gerek imkanlarımız, biz tamamen hazır haldeyiz. Seçime girmek açısından da hiçbir problem yok. Çok prosedür, detay meselelerle Türkiye gündemini işgal etmeye de lüzum olmadığını düşünüyoruz.”

“Nasıl oluyor da bir davanın önce mağduru, sonra davalısı ve davacısı olarak temyizden feragat eden oluyorsunuz”

Mutlak butlan kararını “saray operasyonu” olarak tanımlayan Emre, açıklamalarına şöyle devam etti:

Bu partimizin iktidara yürüyüşünün engellenmesine, milli iradeye yönelik bir darbedir. Aksini söyleyenlere, ‘Hodri meydan, o zaman kurultay gidelim’ dedik. ‘Kurultaya gidemeyiz.’ ‘Niye?’ ‘Tedbir var.’ ‘Temyizden feragat edin, biz de edelim kesinleşsin’ dedik. ‘Yok yapamıyoruz’ dediler. Bütün bu yargı yollarının tıkandığını, bütün başvurular sonrasında görüp tespit ettikten sonra, milletin isteği ve iradesiyle biz YENİ Parti’yi kurduk, iktidar yoluna çıktık. Bu yapılan hamlelerin de ne kadar danışıklı dövüş, başından beri ne kadar organize ve planlı olduğu çok açık bir kez daha görülmüştür. Siz nasıl oluyor da sözüm ona bir davanın önce mağduru, sonra davalısı ve davacısı olarak temyizden feragat eden oluyorsunuz? Bunu da bağımsız ve tarafsız yargının yaptığını söyleyeceksiniz. Türk siyasetinde rekabet her zaman sert olmuştur. Zaman zaman çok çirkin şeyler de yaşanmıştır. Ama bu denli ahlak dışı bir olay hiç yaşanmamıştı. Türkiye'deki egemenliğe, siyasi partilerin varlığına, iktidar iddiasına direkt bir saldırının yaşandığı, organize kötülüğün yaşandığı bir dönem hiç olmamıştı. Bu ibretlik bir mesele olarak tarihimizde yerini alacaktır. Düzelmez bir şey değildir. Elbette ileride hukuk gelince, bağımsız ve tarafsız yargı oluşunca bütün bu yaşanan hukuksuzluklar elbette düzelecektir. Elbette organize bir şekilde bu suçu işleyenler de yargı önünde hesap verecektir. Ancak bizim açımızdan durum şudur: Olanı ifşa ederiz ama biz önümüze bakıyoruz. Milletimizle çıktığımız yolda yürümeye devam edeceğiz. Genel Başkanımız önümüzdeki hafta da Bursa ve Yalova'da halkla buluşmalarına devam edecek.

“Bir girişimde bulunmayı düşünmüyoruz”

Emre, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Emre, partinin ismiyle ilgili iltibas iddiasının içeriğine yönelik soruya şu yanıtı verdi:

AYM kararlarını dikkatle inceledik. Yetmedi, bu konuda uzman akademisyenlerden bilirkişi raporu aldık. İsmi kararlaştırıp İçişleri Bakanlığı’na teslim edip Yargıtay'a gönderildiği aşama öncesinde biz bunları yaptık. Orada aldığımız sonuçta bir karışıklığa sebebiyet vermeyeceği yönündeydi. Ki hanginiz söyleyebilir ki bugün Özgür Özel'in genel başkanı olduğu YENİ Parti ile Öztürk Yılmaz'ın genel başkanı olduğu Yenilik Partisi’ni bir vatandaşın karıştırdığını? AYM’ye savcının götürüp götürmemesi başka bir mesele ama AYM’nin kararları ortada. Biz bunun ötesinde bir girişimde bulunmayı düşünmüyoruz.

“Başından iktidarın yargı kollarıyla birlikte planlanmış”

Emre, “Özgür Özel veya YENİ Parti olarak temyiz başvurusunu çekmeyi düşünüyor musunuz” sorusuna şu yanıtı verdi:

Ortada bir karar var. O karardan ötürü etkilenen, mağdur olanlar var. Yani görevden uzaklaştıranlar var seçilmiş. Bunların başvurusu orada duruyor. Biz bir şeyi geri çekmiyoruz. Yani o orada duracak. Ancak başından beri nasıl adım adım her şey planlandığını ifşa etmek adına bu detaylı açıklamayı yaptım. Bir zamanlama içerisinde önceden planlanmış, anlaşılmış, iktidarın yargı kollarıyla birlikte ilerleyen bir süreç var. Bunun ifşası anlamıyla önemli. Bu bizi aşan bir mesele. Yargıtay umuyorum ki cesaretle, hukuka uygun bir karar verir. Bu ve benzeri meselelerin Türk siyasetinde böylesine büyük bir yara açmasına müsaade etmez. Bugün belki kısa vadeli bundan faydalananlar olabilir. Ama verdiğiniz zarar çok büyük Türkiye'ye.

Emre, “İstanbul Borsası’nda son dönemde yatırım fonları üzerinden yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendirirsiniz” sorusuna şu yanıtı verdi:

Tartıştığımız başlıklardan biri buydu. İşin uzmanlarıyla yarın Genel Başkanımız bir toplantı gerçekleştirecek. Toplantı sonrasında kendisi açıklama yapacak. Çok çarpıcı, çok önemli gelişmeler var orada. Bunu Genel Başkanımız yarın toplantı sonrasında sizlerle paylaşacak.

İBB yönetiminin el değiştirme ihtimali

Emre, “İBB yönetiminin el değiştirebileceği yönünde bir kaygınız var mı” sorusu üzerine ise şunları söyledi:

Kişisel bir endişe anlamında bir şey söylemem burada. Türkiye adına endişe duymalıyız. Türkiye'de siyasetin ahlaken nasıl çürütüldüğünü, ‘Bana gel, istediğini yap. Her türlü suçtan muaf ol. Bana gelmezsen her türlü yargı baskısıyla ve idari baskıyla üzerimize gelirim. Bunu irade olarak geçmezsen açığını bulur tehdit ederim.’ Bütün bunlar herkesin gözü önünde oluyor. Üsküdar'da yaşanan olay, hakikaten insanın midesini bulandırır tarzda. Millet Üsküdar'ı da İstanbul'u da yönetme iradesini Sinem Dedetaş’a, Ekrem İmamoğlu'na verdi. Sayın İmamoğlu şu anda hala büyükşehir belediye başkanı. Milli irade hırsızlığı yapıp da tarihimizde uzun vadeli kazanan hiç olmamıştır. O nedenle bu bir kişisel kaygı değil. Bütün bunların kök nedenini herkesin kavraması lazım. Bu siyaset kurumuna yapılan topyekün bir saldırıdır. Biz son seçimde 413 belediye değil de 113 belediye alsaydık hiçbir belediyemize bir tane operasyon olmazdı. Bugün İBB ikinci kez ve 26 ilçeyle birlikte alınmamış olsaydı İstanbul'da bu operasyonları görmezdiniz. İktidar kendi yüzde 90-95’lik bir alanı elinde bulunulsaydı, oranın rantının istediği gibi kullansaydı, o geri kalan yüzde 5’lik kesime müfettiş bile gitmezdi. Tüm bunlar şu gerçeğin görülmesiyle başladı: Bu ülkede iktidar halkın oyuyla değişecek. Saldırıların temeli bu. O nedenle bütün bunlardan herkesin kaygı duyması lazım.

ANKA

DAHA FAZLA OKU

Hakkında daha ayrıntılı: yeni parti

DAHA FAZLA HABER OKU

Siyaset

Anahtar Parti Genel Başkanı Ağıralioğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan'ı ziyaret etti

Siyaset

Çelik: Cumhurbaşkanımızın sözleri erken seçim sinyali değildir

Siyaset

AK Parti'li Gül: Milletimizin mutabakatı Erdoğan'ın yeniden aday olması

Siyaset

MHP’li Feti Yıldız'dan, yeni kurulacak siyasi partilere "üye sayısı şartı" önerisi

İlgili Haberler
Makroekonomi Altının kader günü: Yarın beklenti ne? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Teknoloji ekosistemi 'AI/ML Summit’te buluşuyor CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi İkinci el telefon şirketinin sitesine ulaşılamadı! Müşteriler büyük panik yaşadı Ekonomi Ankara · 37 dk önce Makroekonomi Havalimanlarında yeni dönem! Her şey tek uygulamada Ekonomi Ankara · 38 dk önce Makroekonomi Gübretaş’ın (GUBRF) net karı 4,7 milyar TL’ye ulaştı Paratic · 39 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.