Küresel piyasalarda endişelenecek konu sayısı gittikçe artıyor. Orta Doğu’daki savaştan Rusya-Ukrayna savaşına, savaşların enerji ve gıda fiyatları üzerinden yarattığı enflasyonist baskıdan merkez bankalarının yeniden faiz artırımı sürecine yönelmesine, artan kamu borçlarından küresel bono ve tahvil faizlerindeki yükselişe kadar birçok konu finansal piyasalar açısından risk ve tehdit oluşturmaya devam ediyor.
Birkaç ay öncesine göre piyasaların havasını oldukça değiştiren bir tabloyla karşı karşıyayız. Yaz aylarına girerken petrol fiyatları 70 doların altını zorluyor, savaşın sona ereceği ve 60 günlük anlaşma sürecinin olumlu sonuçlanacağı bekleniyordu. Enerji fiyatlarındaki gerilemeye bağlı olarak enflasyonist baskıların azalacağı beklentisi de başta Fed olmak üzere merkez bankalarının faiz artıracağı yönündeki öngörüleri zayıflatıyordu.
Aradan geçen birkaç ay içerisinde ise savaşın adım adım derinleştiğini ve petrol fiyatlarının yeniden 100 dolar seviyesine ulaştığını gördük. Savaşın yarattığı maliyet baskısına ABD’nin artan kamu açıkları ve kamu borcundaki hızlı yükseliş de eklendi. ABD kamu borcunun 40 trilyon dolar sınırını aşarak yılsonuna doğru 42 trilyon dolar civarına ulaşabileceği beklentisi, Hazinenin artan borçlanma ihtiyacı ve buna bağlı tahvil arzı, yükselen enflasyon beklentileriyle birleşerek tahvil faizleri üzerinde ciddi bir yukarı yönlü baskı oluşturuyor.
Bir taraftan tedarik zincirine ilişkin sorunlar, diğer taraftan artan enflasyon beklentileri, önümüzdeki süreçte küresel ekonominin yeniden bir stagflasyon riskiyle karşı karşıya kalabileceğine işaret ediyor. Kaygılanacak konuların sayısını daha da artırabiliriz. Fakat bunlar bile piyasaların modunu bozmaya fazlasıyla yetiyor.
Piyasaların modunu değiştiren iki gelişme
Aslında piyasaların havasını asıl değiştiren iki önemli gelişmenin temmuz ayında gerçekleştiğini düşünüyoruz. Birincisi, Trump’ın yeniden sıcak savaşa yöneliş sinyali veren açıklamalarıydı. İkincisi ise Fed’in temmuz toplantısında belirsizliği artıran tutumu ve toplantı sonrasındaki açıklamaların Fed açısından bir kredibilite tartışmasına yol açmasıydı. Fed’in enflasyona karşı harekete geçmekte geç kaldığı algısının güçlenmesi, finansal piyasalar açısından önemli bir risk unsuruna dönüştü.
Dolayısıyla mevcut olumsuz havanın aşılabilmesi için iki gelişmeye ihtiyaç var: Savaşın yeniden durulması ve Fed’in kredibilite sorununu ortadan kaldıracak güçlü bir politika çerçevesi ortaya koyması.
Bugünkü Fed toplantısında şahin bir duruş göreceğimizi tahmin ediyoruz. Üstelik bugün gelebilecek bir faiz artırımı muhtemelen tek başına bir hamle olmaktan ziyade yeni bir faiz artırım sürecinin başlangıcı olabilir. Bu süreç, 25 baz puanlık üç, hatta dört faiz artırımına kadar uzanabilecek bir patikaya işaret edebilir.
Kritik eşik: ABD 10 yıllık tahvil faizi
ABD’de 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5 seviyesini aşması ve özellikle bu seviyenin üzerinde kalıcı hale gelmesi finansal sistem açısından ciddi riskler yaratabilecek bir potansiyel taşıyor. Son dönemde ABD Hazinesi’nin tahvil geri alım programları, Japon yeni üzerindeki baskıya karşı atılan ortak adımlar ve Fed’in uzun vadeli tahvil piyasasındaki stresi azaltmaya yönelik hamleleri, ekonomi yönetiminin yüzde 5 seviyesinin yaratabileceği risklerin farkında olduğuna işaret ediyor. Ya da en azından böyle bir farkındalık olduğunu temenni ediyoruz.
Ancak borcun 40 trilyon doları aştığı bir piyasada birkaç milyar dolarlık müdahalelerin tek başına kalıcı sonuç yaratması kolay değil. Bugün Fed’den güçlü bir adım kadar, ABD uzun vadeli tahvil faizlerini aşağı çekebilecek daha kapsamlı politikalara da ihtiyaç bulunuyor. Bunun için tahvil piyasasına yönelik daha güçlü likidite hamlelerinin yanı sıra ABD bütçe açığının ve kamu borcundaki artışın kontrol altına alınacağına ilişkin güven veren bir maliye politikası çerçevesinin ortaya konması gerekiyor.
Eğer savaşın sona ermesine yönelik güçlü sinyallerle Fed ve ABD Hazinesi’nden gelecek adımlar aynı döneme denk gelirse, piyasalar önümüzdeki haftalarda çok daha pozitif bir senaryonun içerisinde kendisini bulabilir. Aksi durumda mevcut risklerin birbirini beslediği daha olumsuz bir noktaya doğru ilerleme ihtimali artacaktır.
ABD seçimlerini de dikkate aldığımızda Trump’ın seçim öncesinde borsalarda pozitif bir hava görmek isteyeceğini düşünüyoruz. Çok sıcak bir savaş ortamında seçime gitmenin mevcut ekonomik ve finansal riskleri daha da artıracağının da farkında olması beklenir. Bu nedenle ağırlıklı senaryomuz, önümüzdeki dönemde hem savaşın tansiyonunu düşürmeye hem de finansal piyasalardaki baskıyı azaltmaya yönelik hamlelerin geleceği yönünde.
Japonya riski de gözden kaçmamalı
Son bir nokta da Japon Yeni... Japonya kaynaklı gelişmeler küresel finansal piyasalar açısından küçümsenmemesi gereken bir başka risk oluşturuyor. Yenin hızlı değer kaybı ve Japon yatırımcıların ABD tahvillerindeki pozisyonlarını azaltma ihtimali, zaten baskı altında bulunan ABD tahvil piyasası açısından ilave bir risk yaratabilir.
ABD Hazinesi ve Japonya Merkez Bankası’nın attığı adımlar bu baskıyı kısmen hafifletmiş görünüyor. Fakat burada temel mesele Japonya’nın enflasyon ve kur dinamiklerinin gerektirdiği ölçüde faiz artırım sürecini devam ettirip ettirmeyeceği olacak. Hem ABD Başkanı Trump hem de Japonya yönetimi büyümeyi önceleyen politikaları tercih ediyor. Ancak piyasalar, enflasyon ve tahvil faizlerindeki yükseliş karşısında gerekli adımların geciktirilmesinin ciddi maliyetler yaratabileceğini gösteriyor.
Bugüne kadar bono -tahvil piyasalarının girdikleri bilek güreşinde başarı oranlarının çok yüksek olduğunu biliyoruz. Yine öyle olacağını tahmin ediyoruz. Bugünkü Fed faiz kararı ve ardından gelecek açıklamalar bunun ilk önemli testlerinden biri olacak.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.