ABD Merkez Bankası (Fed) faiz kararını bu yazının kaleme alındığı 16 Eylül Çarşamba günü saat 21’de açıklayacak. Chicago Üniversitesi’nin Financial Times için düzenlediği ankete katılan 51 akademisyenden 50’si politika faizinin yükseltilmesi gerektiğini belirtmiş. Bunların yüzde 14’ü 0,50 puanlık bir artış önerirken, kalanı 0,25 puanın yeterli olacağını belirtmiş. Artış önerisinin arkasındaki temel neden, enflasyonun hedefe yakınsaması bir yana, petrol fiyatlarındaki artış nedeniyle hedefin daha da üzerine çıkması riski.
Faiz artışında kırılganlık belirleyici
Fed’in politika faizini artırmasının Türkiye’ye (ve benzeri ülkelere) etkisi iki unsura bağlı: Birincisi, Fed’in ne sıklıkta ve ne ölçüde artıracağına, ikincisi ekonomik kırılganlığımızın ne düzeyde olduğuna. Kırılganlığımız az olmasa bile, çok seyrek aralıklarla ve çok sınırlı ölçüde birkaç kezlik artışın bize kayda değer bir olumsuz etkisinin olmayacağını söylemek mümkün. Elbette bu savın geçerli olması için küresel finans piyasalarındaki faiz artırım sürecinin bu yönde gelişeceği beklenmeli. Ama kırılganlıklarımız az değilse, sık aralıklarla ve uzunca bir süreye yayılan faiz artırımlarının bizim gibi ülkelerin ekonomilerine darbe vurması beklenir. Çünkü Türkiye ve benzeri ülkeler dışarıdan borçlanmaya bağımlılar. Büyük merkez bankalarının faizleri yükseltmelerinin hem borçlanma maliyetini artırma hem de borçlanma miktarını azaltma gibi olumsuz etkileri var. Ama ekonomik temeller sağlamsa ve uygulanmakta olan ekonomi politikası o temelleri daha da güçlendirmeye çalışıyorsa, bu tür bir faiz artırımı bile fazla sorun yaratmayabilir.
2004-2006 dönemi ne söylüyor?
Şimdi geçmişe gidelim. Grafikte 2003’ün ilk iş gününden 2006’nın son iş gününe kadar olan dönemde Fed’in politika faizinin nasıl seyrettiği gösteriliyor. 25 Haziran 2003 – 26 Haziran 2004 arasında politika faizi yüzde 1 düzeyinde sabit tutulmuş. Bu tarihten sonra her biri 0,25 puanlık olmak üzere 17 artış yapılıyor. İlk faiz artışı 30 Haziran 2004’te. Son artış ise 25 Haziran 2006’da. Bu artışla faiz yüzde 5,25’e yükseliyor. Farklı bir ifadeyle, iki yıllık dönemde neredeyse her ay faiz yükseltiliyor.
Kırılganlığı azımsanmayacak düzeyde olan bir ekonomi için bu kadar sık yapılan ve uzun bir süreye yayılan faiz artırımları belirgin sorunlar yaratırdı. Oysa Türkiye 2001 krizinden sonra Güçlü Ekonomiye Geçiş adlı bir ekonomi programı uygulamaya başlıyor. Mayıs 2001’de yürürlüğe konulan program, Kasım 2002’de iş başına gelen AKP hükümeti tarafından da devam ettiriliyor. Elbette bazı değişiklikler yapılıyor ama programın özü korunuyor. Fed faiz artırımına başladığında, artık Türkiye’nin bankacılık sektörü sağlam ve kredi açabilir hâle gelmiş, kamunun borcu GSYH’ye oranla krizde ulaştığı zirve değerine göre 30 puan düşmüş ve bütçe açığı çok azalmış, bir dizi yapısal düzenleme yapılmış, enflasyon yıllar sonra tek haneye düşmüş ve büyüme 60 yıllık ortalamasının üç puan üzerinde.
İktisadi temeller sağlam olunca, bu tür bir faiz artırımı süreci başa bela olmuyor. Kıssadan hisse şu: Temel belirleyici sizin ne yaptığınız; ne ölçüde düzgün adım atıyorsanız o ölçüde başkalarının yaptıklarının size etkisi az oluyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.