Tank sayısını, savaş uçağı sayısını, asker mevcudunu ve savunma bütçesini toplamak yeterli midir?
İlk bakışta cevap basit görünüyor. Daha fazla asker, daha fazla silah ve daha yüksek savunma harcaması, daha güçlü bir ordu anlamına gelmeli. Fakat modern savaş tarihi bu varsayımı sorgulamayı gerektiriyor.
Askeri güç, envanterde duran silahların toplamından ibaret değildir. Asıl mesele, ekonomik ve teknolojik kaynakların ne kadarının gerçek bir muharebe kapasitesine dönüştürülebildiğidir.
Bu noktada üç soruyu birbirinden ayırmak gerekiyor. Bir ülkenin ne kadar kaynağı var?
u kaynakları askeri kapasiteye ne kadar iyi dönüştürüyor?
Sahip olduğu kapasiteyi savaş alanında ne kadar etkili kullanabiliyor?
Silah saymak neden yetmiyor?
Askeri gücü ölçmenin en eski yöntemlerinden biri envanter sayımıdır.
Kaç tank, kaç uçak, kaç gemi, kaç asker ve ne kadar savunma harcaması olduğu hesaplanır.
Kamuoyunda kullanılan çeşitli askeri güç endeksleri büyük ölçüde bu mantıktan hareket eder.
Bu yaklaşım tamamen değersiz değildir. Bir ordunun maddi kapasitesi elbette önemlidir. Fakat tek başına yeterli değildir.
Çünkü bir ülkenin sahip olduğu yüz savaş uçağı ile diğer ülkenin elindeki yüz savaş uçağı aynı şey değildir. Hatta aynı model ve yetenekte olsalar dahi.
Uçağın kaçının gerçekten uçabilir durumda olduğu, pilotların eğitim seviyesi, mühimmat stokları, bakım altyapısı ve radar sistemleriyle entegrasyon düzeyi sonucu değiştirir.
Savaş sırasında ikmalin sürdürülebilip sürdürülemeyeceği de hesaba katılmalıdır.
Bu yüzden envanter, askeri gücün kendisi değildir. Başlangıç girdilerinden biridir.
Bu sorun daha akademik modellerde de görülüyor. Correlates of War projesinin geliştirdiği CINC endeksi nüfus, kentli nüfus, demir çelik üretimi, enerji tüketimi, askeri personel ve askeri harcamayı bir araya getirerek ulusal kapasiteyi ölçmeye çalışıyor.
Peki bu göstergeler neyi açıklayamıyor?
Bir ülkenin elindeki kaynakları savaş alanında ne kadar verimli kullanabildiğini açıklamakta sınırlı kalıyor.
Kaynak nasıl güce dönüşüyor?
Burada ikinci soru ortaya çıkıyor:
Aynı ekonomik büyüklüğe sahip iki ülkenin askeri kapasitesi neden aynı olmayabilir?
Ashley Tellis ve çalışma arkadaşlarının RAND bünyesinde geliştirdiği yaklaşım bu soruya önemli bir cevap veriyor.
Model, askeri gücü üç aşamalı bir dönüşüm süreci olarak ele alıyor.
İlk aşama ulusal kaynaklardır. Nüfus, ekonomi, sanayi, teknoloji ve doğal kaynaklar burada yer alır.
İkinci aşama, bu kaynakların devlet tarafından askeri kapasiteye dönüştürülmesidir. Vergi toplama, insan kaynağını eğitme, savunma bütçesini stratejik önceliklere yöneltme ve kurumsal kapasite bu aşamanın parçalarıdır.
Son aşamada askeri kaynaklar gerçek askeri yeteneğe dönüşür. Bunu doktrin, lojistik, komuta yapısı ve hazır bulunma belirler.
Buradaki temel kavram dönüştürme verimliliğidir.
Bir ülkenin 10 milyar dolarlık savunma bütçesi bulunabilir. Fakat bu paranın önemli bölümü çalışmayan sistemlere, verimsiz tedarik süreçlerine veya sürdürülemeyecek platformlara gidiyorsa ortaya çıkan askeri güç beklenenden düşük olur.
Başka bir ülke aynı kaynağı eğitim, bakım, istihbarat, mühimmat stokları ve müşterek harekât kabiliyetine yöneltiyorsa farklı bir sonuç ortaya çıkabilir.
Körfez ülkeleri ile İsrail’in savunma harcamalarını bu bakışla değerlendirmek konunun anlaşılabilirliği açısından güzel örneklerdir.
Savaş alanında ne oluyor?
Stephen Biddle'ın çalışmaları askeri gücün ölçülmesinde üçüncü ve daha zor bir katmana işaret ediyor: yetenek oluşturma.
Modern savaşta silahların nasıl kullanıldığı, hangi silahlara sahip olunduğu kadar önemlidir.
Bu yüzden daha fazla tankı bulunan bir ordu, daha az tankı bulunan bir ordu karşısında otomatik olarak üstün değildir.
Benzer durum hava gücünde de görülür. Bir savaş uçağının gerçek değeri yalnızca radar menzili veya taşıdığı mühimmatla ölçülemez.
Uçağın hangi sensörlerden veri aldığı önemlidir. Komuta ve kontrol ağına nasıl bağlandığı da önemlidir. Elektronik harbe karşı dayanıklılığı ve bakım nedeniyle ne kadar süre görev dışında kaldığı da hesaba katılmalıdır.
Modern savaşta platformlar giderek birer ağ düğümüne dönüşüyor. Radar, uydu, insansız hava aracı, savaş uçağı, hava savunma sistemi ve komuta merkezi aynı bilgi mimarisinin parçaları haline geliyor.
Bu ne anlama geliyor?
Bir silah sisteminin değeri, diğer sistemlerle kurduğu bağlantılardan bağımsız düşünülemiyor.
Aynı 5 milyar dolar neden aynı sonucu üretmez?
Diyelim ki iki ülke aynı miktarda para harcayarak aynı savaş uçaklarını satın aldı.
Birinci ülkenin pilotları yüksek eğitim standardına sahip. Bakım altyapısı güçlü. Mühimmat stoku yeterli.
Uçaklar hava savunma, istihbarat ve komuta sistemleriyle entegre. Yerli sanayi kritik parçaların ve mühimmatın önemli bölümünü üretebiliyor.
İkinci ülke ise aynı uçakları satın almış fakat bakımda dışa bağımlı. Pilotların uçuş eğitimi sınırlı. Mühimmat stokları düşük.
Komuta sistemleri birbirinden kopuk. Yazılım ve yedek parça konusunda üretici ülkeye bağımlılık bulunuyor.
Kâğıt üzerinde iki ülkenin hava gücü aynı büyüklükte görünebilir. Muharebe koşullarında ise ortaya çıkacak kapasitenin aynı olması beklenmez.
Burada savunma harcamalarının önemli bir paradoksu ortaya çıkıyor. Bir platformun satın alma bedeli, onun bütün yaşam döngüsü maliyetini temsil etmiyor.
Bakım, personel, modernizasyon, mühimmat ve yedek parça giderleri uzun yıllar boyunca devam ediyor.
Bu maliyetler hesaba katılmadığında askeri güç olduğundan yüksek görünebilir.
Gerçek askeri güç nedir?
O halde askeri gücü nasıl ölçmeliyiz?
Basit bir denklem kurulabilir: kaynak tabanı çarpı dönüştürme kapasitesi çarpı kullanım etkinliği çarpı stratejik uyum.
Kaynak tabanı ekonomik, demografik ve teknolojik imkânları ifade eder.
Dönüştürme kapasitesi, kurumların bu kaynakları askeri güce çevirebilmesini gösterir.
Kullanım etkinliği eğitim, doktrin, komuta, lojistik ve müşterek harekât kapasitesini kapsar.
Stratejik uyum ise bütün bunların ülkenin karşı karşıya olduğu tehdit ve coğrafyayla ne kadar örtüştüğünü anlatır.
Bu yüzden askeri güç bir envanter tablosunda bulunabilecek tek bir sayı değildir.
Askeri gücü anlamak için "Kaç silahı var?" sorusunun yanına başka sorular da eklemek gerekir.
"Kaçını kullanabilir?"
"Ne kadar süre kullanabilir?"
"Bu sistemler birbirleriyle konuşabiliyor mu?"
"Personel bunları etkin biçimde kullanabiliyor mu?"
"Savaşın gerçek koşullarına uygun bir doktrin var mı?"
Sonuçta bir ülkenin askeri gücü, cephaneliğinin büyüklüğünden çok, sahip olduğu kaynakları ne kadar etkili bir savaş kapasitesine dönüştürebildiğiyle ilgilidir.
Modern savaşın temel sorusu artık sadece kimin daha fazla silaha sahip olduğu değildir.
Daha zor soru şudur: Elindeki kaynakları kim daha hızlı, daha sürdürülebilir ve daha bütünleşik bir askeri kapasiteye dönüştürebiliyor?
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: ASKERİ GÜÇDr. Osman Gazi Kandemir
DAHA FAZLA HABER OKU
dosya
Naman Bakaç Bir Kur'an hâdimi: Kemal Kelleci
Emre Tirakioğlu Brezilya'nın seçimi: Latin Amerika'nın dev ülkesi hangi yöne gidiyor?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.