Malum, önümüzdeki seçimleri merakla bekleyen siyaset erbabı her gün yeni bir spekülasyonla karşımıza çıkıyor. Bazen, anayasa değişikliği ile parlamenter sisteme geçileceğini duyuyoruz. Bazen anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanlığı seçimi için 50+1 barajının geriye çekileceği iddiası kulağımıza çalınıyor. Bazen anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin eskisi gibi 7 yıla çıkarılacağı iddia ediliyor. Bazen vatandaşlık kavramının, bazen “değiştirilemez, değişmesi teklif dahi edilemez” maddelerin revizyona tabi tutulacağı öne sürülüyor. “Terörsüz Türkiye” süreci ile yeni bir anayasa yapılmasının kaçınılmaz hale geldiği de iddia ediliyor. Çift dilli anayasa isteyen de ortaya çıkıyor…
Bütün bu tartışmanın ana konusu, sizin de fark ettiğiniz gibi anayasanın kendisi.
Top yekûn değişecek mi? Sadece bazı maddeler mi gözden geçecek? Oturup baştan sona yeniden mi yazacağız? Şimdilik kimse bilmiyor ama herkesin bir fikri var.
Geçtiğimiz günlerde Erdoğan'ın bir sonraki seçimde son kez aday olacağını ve seçimin TBMM kararıyla 16 Nisan 2028'de yapılabileceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, bu kez de anayasa değişikliğine ilişkin görüşlerini paylaşmış.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş ile Terörsüz Türkiye süreci ardından gelinen aşamada yeni anayasanın Türkiye Cumhuriyeti için artık kaçınılmaz olduğunu savunan Uçum anayasa değişikliğini yeni döneme bırakmak gerektiğini savunarak, şu saptamayı yapmış:
“… Elbette yeni anayasa Türkiye’nin olağan gündemi olarak her zaman güncel bir konudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 28. döneminde yeni anayasanın yapılma ihtimali de Meclisimizin değerlendireceği bir husustur. Bu ihtimal asla dışlanamaz. Buna mukabil gerek zaman yönetimi gerekse yeni anayasa sürecinde olgunlaştırılması gereken konulara ilişkin fikri çalışma ihtiyacı TBMM’nin 29. döneminde yeni anayasanın yapılmasını daha gerçekçi bir hedefe dönüştürüyor. Tabii ki nihai karar demokratik siyasi liderliğin ve Meclisimizindir.”
Biliyorsunuz 1982 Anayasası'nın yürürlükte 154 maddesi var. Bunların 103’ünün 58’inde hiç değişiklik olmadı, 45’inde tali değişiklikler yapıldı.
Uçum, buradan hareketle Anayasa’nın üçte ikisinin aradan geçen 44 yıla rağmen darbe ürünü olma özelliğini sürdürdüğünü belirtip ilk dört maddenin esaslarının (devamlılık ilkesi dahil) korunacağına vurgu yaparak, “yürütme ve yürürlük maddeleri de çıkınca geride kalan 97 maddenin gözden geçirilmesi, bazılarında esaslı değişiklikler yapılması, bir kısmının güncellenmesi, bir kısmının kaldırılması temel bir ihtiyaçtır” görüşünü savunuyor.
Yeni anayasanın sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda bir zorunluluk olduğunu düşünen Uçum ısrarla bir vurgu yapıyor: “Bilinmelidir ki 2023 ruhuna sahip ve 2053 ve 2071 vizyonlarına uygun olarak hazırlanacak yeni anayasada milli kurtuluş ve bağımsızlık mücadelemizin ve anayasal birikimimizin kazanımları olarak Türk milleti, Türk vatandaşlığı, resmi dil ve tek zorunlu eğitim dili olarak Türkçe, cumhuriyet, üniter yapı, laiklik, demokratik hukuk devleti kırmızıçizgilerdir. Bu konularda istismar siyaseti yürütülmesine, sürece gölge düşürmek maksatlı bilinçli çarpıtmalar yapılmasına asla müsaade edilmez. Bu hususlarda farklı bir düzenleme tartışması zaten kabul edilemez.”
Muhtemelen buradaki “Türk milleti” ve “Türk vatandaşlığı” kavramları en çok tartışılacak başlıklar olacaktır. Bu kavramlar hangi kıstaslara göre korunacaktır? Misal; 1980 Anayasası’ndaki gibi mi?
“MADDE 66.- Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Tüktür. “(Bu madde 1961 Anayasası’nın 54. maddesinin birebir aynısıdır)
1924 Anayasası’ndaki gibi mi?
“MADDE 88.- Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibarı ile Türk itlak olunur.”
1876 Kanun-ı Esâsî'nin madde 8'i gibi mi?
“MADDE 8.- Devleti Osmaniye tabiiyetinde bulunan efradın cümlesine herhangi din ve mezhepten olur ise bila istisna Osmanlı tabii olunur ve Osmanlı sıfatı kanunen muayyen olan ahvale göre istihsal ve izae edilir.”
Hatırlarsınız mesela MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız da Anayasa’nın 66. maddesine dair tartışmalara ilişkin yaptığı bir açıklamada 1924 Anayasası’na atıf yaparak, “…modern, demokratik, hukuka dayalı ve temel hak ve özgürlükleri en geniş kapsamda güvence altına alan bir devlet yapılanması için bugün dahi en geçerli ve gerçekçi formül olarak değerlendirilmektedir” demişti.
Bu konuyu uzun anlatmamın sebebi seçimden önce ya da sonra bu maddenin çok tartışma yaratacak olması gerçeği.
Tam bu noktada Uçum’a geri dönersek…
Şöyle diyor, “…Halkın, sistemin işleyişindeki iradesini güçlendirmiş olan etkili iki oy hakkı ve yüzde 50+1 kuralı halka rağmen değiştirilemez. Halk da iradesini zayıflatacak bu tip karşı hamlelere geçit vermez.”
Şimdi şu soruya gelelim… Sizce Türk vatandaşlığı kavramı ile 50+1 kuralı karşılıklı pazarlık konusu yapılır mı? Yeni anayasa ile birlikte TBMM İçtüzüğü’nün, Siyasi Partiler Kanunu'nun ve seçim kanunlarının da yenilenmesi halinde siyaset kurumu böyle bir pazarlığa tevessül etmekten imtina eder mi?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.