Türkiye’nin teknoloji konusunda önemli bir avantajı var: Güçlü mühendislik yeteneği. Bankacılıktan savunmaya, yazılımdan havacılığa kadar pek çok alanda bunu kanıtlayan insan kaynağına sahibiz. Buna rağmen aynı başarıyı küresel ölçekte teknoloji şirketi ve marka yaratmakta gösteremiyoruz. Yapay zekânın teknoloji dünyasının kurallarını yeniden yazdığı bir dönemde sadece iyi yazılım geliştirmek yeterli olmuyor. Teknolojiyi iş modelinin parçası haline getirmek, güvenilir ve ölçeklenebilir sistemler kurmak, uzmanlığı farklı pazarlara taşıyabilmek gerekiyor.
2005 yılında kurulan ve bugün finans, savunma ve havacılık başta olmak üzere kritik teknoloji sistemlerinde çalışan OBSS, Londra ofisiyle Birleşik Krallık ve Avrupa’daki varlığını büyütürken, yapay zekâyı ayrı bir ürün başlığı olarak değil, mühendislik ve yazılım geliştirme modelini dönüştüren bir yetkinlik olarak konumluyor.
OBSS Kurucusu ve CEO’su Zafer Şen, “’Her şeyi yapabiliyoruz’ demek artık küresel pazarda bir avantaj değil. Türkiye’nin önündeki mesele, sahip olduğu mühendislik gücünü dünyanın satın almak isteyeceği uzmanlığa ve güveneceği markalara dönüştürmek” diyor. OBSS Kurucusu ve CEO’su Zafer Şen ile konuştuk.
Teknoloji destek rolünden çıktı stratejinin merkezine yerleşti
“OBSS’yi kurarken temel motivasyonumuz güçlü mühendislik yapmak ve ortaya koyduğumuz işin teknik sorumluluğunu almaktı. Zaman içinde bizi bugünkü noktaya taşıyan en önemli gelişme, kritik sistemlerde kazandığımız deneyim oldu. Özellikle finans sektöründe yüksek işlem hacmi, güvenlik ve iş sürekliliği gerektiren sistemler üzerinde çalışmak mühendislik disiplinimizi şekillendirdi. Daha sonra bu birikimi savunma ve havacılık gibi hata toleransının çok düşük olduğu alanlara taşıdık. Bu gelişim, teknoloji pazarındaki dönüşümle de paralel ilerledi. Dönüşüm, teknolojinin yalnızca işi desteklemekten çıkıp şirketin nasıl değer yarattığını, müşteriye nasıl ulaştığını ve operasyonunu nasıl yönettiğini belirlemeye başladığı yerde başlıyor. Bu nedenle teknoloji yatırımlarını artık yalnızca ‘hangi sistemi kuracağız?’ sorusuyla değerlendirmek yeterli değil. Asıl soru, bu yatırımın şirketin iş modelinde ve çalışma biçiminde neyi değiştireceği. Teknoloji, iş stratejisinden ayrı bir yatırım değil; o stratejinin nasıl hayata geçirileceğini belirleyen temel unsurlardan biri. Bugün OBSS’yi farklılaştıran da bu birikim: Kritik teknoloji sistemlerinde geliştirdiğimiz mühendislik yetkinliğini, teknoloji danışmanlığı ve sektör bilgisiyle birlikte sunabilmek.”
Mühendislikte teknik mükemmeliyet artık iş sürekliliği meselesi
“Engineering-led, yani mühendislik odaklı yaklaşım bizim için her şeyden önce teknik mükemmeliyeti merkeze almak demek. Kod kalitesinden mimariye, güvenlikten performansa kadar ürettiğimiz sistemin teknik olarak sağlam, sürdürülebilir ve güvenilir olması bizim için temel bir kriter. Bu özellikle kritik sistemlerde çok daha önemli. Bankacılık, savunma ya da yüksek işlem hacimli yapılarda küçük bir teknik hata bile ciddi operasyonel sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle mümkün olduğunca hatasız çalışan, ölçeklenebilir ve uzun vadede yönetilebilir sistemler geliştirmeye odaklanıyoruz. Kurumlar çoğu zaman ne yapmak istediklerini biliyor. Asıl zorluk, bunu mevcut sistemler ve operasyon devam ederken güvenilir biçimde hayata geçirmek. Biz teknoloji danışmanlığını yalnızca yön tarif etmek olarak görmüyoruz. Bir kararın mimariye nasıl oturacağını, hangi teknik riskleri yaratacağını, nasıl ölçekleneceğini ve uzun vadede nasıl yönetileceğini de birlikte değerlendiriyoruz.”
Yapay zekâda kalıcı değeri teknoloji tek başına yaratmayacak
“Yapay zekaya gerçek anlamda hazır olmak, yalnızca doğru araçlara ve teknik yetkinliklere sahip olmak değil; değişime uyum sağlayabilen, sürekli öğrenen, sorumluluk devredebilen, denetleyebilen ve ölçekleyebilen bir organizasyon kurabilmektir. Veri kalitesi, veri mimarisi ve yönetişim bu hazırlığın önemli parçaları. Bunun yanında doğru araçlara erişim, bu araçları kullanabilecek teknik yetkinlikler, entegrasyon, güvenlik ve mühendislik standartları da gerekiyor. Ancak yapay zeka çağında teknik uzmanlığın yanı sıra; değişime uyum sağlama, delegasyon, denetleme, ölçekleme ve sürekli öğrenme gibi meta yetkinlikler giderek daha belirleyici hale geliyor. Kalıcı değer de yalnızca model veya teknoloji seçiminden değil; bu teknik ve organizasyonel kabiliyetlerin birlikte gelişmesinden oluşacak.”
3 KRİTİK KONU
Türkiye’nin problemi mühendislik yeteneği değil; bu yeteneği global pazarda net, ölçeklenebilir ve güven veren bir değer önerisine dönüştürmek. İyi mühendislik başlangıç noktası. Ancak global pazarda müşterinin sizi hangi problem için tercih edeceğini netleştirmeniz gerekiyor. “Her şeyi yapabiliyoruz” söylemi artık güçlü bir konumlandırma değil. Başarı birkaç güçlü ekibe veya kişiye bağlı kalmamalı; farklı pazarlarda ve projelerde aynı standardı sürdürebilen bir çalışma modeline dönüşmeli. Türkiye’den çıkan teknoloji şirketlerinin yalnızca yetenek veya maliyet avantajıyla değil; uzmanlıkları, yarattıkları iş sonuçları ve güvenilirlikleriyle tanınmaları gerekiyor. Mühendislik yeteneğini güçlü bir uzmanlık alanına, ölçeklenebilir bir modele ve global müşterinin güvenebileceği bir markaya dönüştürmek gerekiyor.
■ GİRİŞİMCİLİKTE EN ÖNEMLİ REFLEKS DEĞİŞİMİ ERKEN GÖREBİLMEK
“Girişimcilikte en önemli reflekslerden biri değişimi erken görebilmek. Müşterinin gerçek problemini anlamak, yeni teknoloji alanlarını doğru zamanda değerlendirmek ve gerektiğinde hızlı karar verebilmek gerekiyor. OBSS’nin büyümesinde de bu refleks hep önemli oldu. Ancak ölçek büyüdükçe ve kritik sistemlerde sorumluluk aldıkça, bu çevikliğin güçlü bir mühendislik ve kurumsal disiplinle desteklenmesi gerekiyor. Bizim dengeyi kurmaya çalıştığımız yer de burası oldu: girişimci refleksi kaybetmeden, büyüdükçe mühendislik ve çalışma disiplinimizi güçlendirmek. Türkiye’den global teknoloji şirketleri çıkması için de yalnızca iyi fi kir ve teknik yetenek değil; doğru network, deneyime erişim, ölçeklenebilirlik ve global pazara çıkma cesareti gerekiyor.”
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.