25 Eylül 2026, Cuma · 19:06 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Dijital çağda insan kalmak: İnsanın yeniden varoluşu

İnsan dünyayı değiştirmeye başladığı günden beri, aslında hep aynı yanılgının farklı biçimleriyle karşı karşıya kaldı. Dünyayı değiştirebilmenin, kendisini değiştirebilmekten daha kolay olduğunu düşündü. Hayvanları, hatt…

İnsan dışındaki hemen her şeyi dönüştürme konusunda büyük bir başarı gösterdi. Fakat iş kendisine geldiğinde, ilk insandan bugüne aynı sorular karşımızda değişmeksizin durmaktadır.


İnsan gerçekten değişmek istiyor mu?

Neden hırsımızı dizginleyemiyoruz?

Neden sahip olduğumuzla yetinemiyoruz ve başkasının sahip olduğu şey bizim eksikliğimiz gibi görünüyor?

Bununla birlikte görünmek, olmak kadar hatta bazen olmaktan daha önemli hâle geldiği bir çağa evrilmiş durumdayız. Hızlandıkça düşünmek için daha az zamanımız kalıyor ve iletişim araçlarımız çoğaldıkça birbirimizi anlamakta zorlanıyoruz. Elbette kastettiğimiz şey bütün bu saydıklarımızdan kurtulmak için Heidegger gibi kulübeye çekilmek değil. Çünkü asıl sorun fiziksel ya da mekânsal tecritten ziyade zihinsel tecrit mümkün mü ve öze dönüşü gerçekleştirebilir miyiz sorunudur.

Zira daha fazla bilgiye sahip olduğumuz hâlde daha fazla hikmete, derin vicdana sahip olamıyoruz. Basit fakat bir o kadar da yakıcı bir misalle; adaleti istiyoruz ama adalet bize dokunduğunda değil, başkasına uygulandığında daha kolay savunuyoruz. Dostlukları kolay zamanların ortaklığına dönüştürüyor, zor zamanların vefasını unutuyoruz.

O zaman şu ağır soruyu düşünmek zorundayız: İnsan, gerçekten değişmek istiyor mu?

Çünkü insanın değişmesi gerektiğini söylemek kolaydır fakat değişmek ise başka bir şeydir. Bir insanın dünyayı değiştirmek istemesi çoğu zaman kendisine yönelmek istememesinin de bir biçimidir. Başkasının hatasını görmek kolayken kendi hatasını görmek zordur. Aynı şekilde toplumdaki yozlaşmayı eleştirmek kolaydır ancak yozlaşmanın kendi davranışlarımızdaki küçük karşılığını fark etmek zordur. Her birimiz az ya da çok tüketim kültüründen şikâyet ederken ihtiyacımız olmadığı hâlde satın aldığımız şeyi bir türlü sorgulamıyoruz.


Önce iğneyi kendimize batıralım

Gösteriş toplumunu eleştirmek kolaydır. Kendi hayatımızı başkalarının bakışına göre düzenleyip düzenlemediğimizi sormak zordur. Mahremiyetin kaybolmasından yakınmak kolaydır ama kendi hayatımızın hangi parçalarını neden sürekli görünür kıldığımızı düşünmek zordur.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Yapay zekânın insanı dönüştürmesinden kaygılandığımız kadar insanın yıllardır kendi arzuları, alışkanlıkları, korkuları ve bağımlılıkları tarafından dönüştürüldüğünden kaygı duymuyoruz. Çünkü dışarıdaki tehlikeyi görmek, içerideki zaafı görmekten daha kolaydır. Mevlana’nın duvarın yıkılacağını bilen birinin bunu görmezden gelerek habire çatlakları sıvadığı metaforunda olduğu gibi insan, çoğu zaman kendi içindeki çatlağı görmeden dünyanın duvarlarındaki çatlakları onarmaya çalışır.

İnsanlığın yeniden doğuşunu ya da varoluşunu, önce kendisine yönelmekle başlatmak gerekmektedir. Yalnız şunu belirtelim ki kendisine yönelmek, elbette kendisini sevmekle aynı şey değildir. Bugünün dünyası narsistçe insana sürekli kendisini sevmesini söylüyor; kendini gerçekleştir, kendini göster, kendini ödüllendir, kendine iyi bak, kendin için yaşa…

Neyi unuttuk?

Bütün bunların içinde elbette önemli doğrular vardır. Fakat insanın kendisini merkeze koyması ile kendisini tanıması arasında büyük bir fark bulunur. İnsan kendisini merkeze koyabilir ve yine de kendisini tanımayabilir, bazen insanın kendisini sürekli öne çıkarması, kendisinden kaçmasının en sofistike biçimi hâline dönüşebilir. Kendini göstermek, her zaman kendini görmek anlamına gelmeyebilir. Yani insan aynaya bakabilir ama kendisini göremeyebilir. Kendi fotoğrafını binlerce kişiye gösterebilir ama kendi içindeki yalnızlıktan habersiz olabilir.

Başarılarını anlatabilir ama başarısızlığıyla yüzleş/e/meyebilir. Haklılığını savunurken kendisinin haksız olduğunu kabul edemeyebilir. İnsan kendisine hayran olmaktan vazgeçip kendisine karşı dürüst olmaya başladığında kendini bilmeye başlar. İnsanın yeniden varoluşu, varlığının amacının farkına varışı yeni bir insan icat etmekle değil, insanın içinde unutulmuş olanı yeniden uyandırmakla mümkündür. İnsanlığın bütün hikâyesi yalnızca ilerlemenin hikâyesi olmayıp aynı zamanda unutmanın hikâyesidir.

İnsan ne olduğunu unuttu. Neden yaşadığını unuttu. Sınırlarını unuttu. Emaneti unuttu. Vefayı unuttu. Ölçüyü unuttu. Mahremiyetin değerini unuttu. Sessizliğin anlamını unuttu. Beklemenin erdemini unuttu. Yetinmenin huzurunu unuttu. Kendisine sahip olmanın, dünyaya sahip olmaktan daha büyük bir mesele olduğunu unuttu. Her şeyden önemlisi: İnsan olmanın bir ayrıcalık değil, bir sorumluluk olduğunu unuttu. Bu yüzden varlığın bilincinde olmak, yalnızca yeni şeyler öğrenmek olmayacaktır. Bazı şeyleri yeniden hatırlamak olacaktır.


Neyden sorumluyuz?

Modern insanın en büyük problemlerinden biri, kendisini sürekli değiştiren bir dünyanın içinde maalesef kendi değişimini yönetememesidir. Her gün yeni bir teknoloji üretilir ve bu emin olalım ki kesintisiz devam edecektir. Yeni bir uygulama, bir alışkanlık, yeni bir tüketim biçimleri, yepyeni bir iletişim dili, yeni bir yapay zekâ modeli. Ve insan bütün bunların arasında kendisini "özgürce seçen" bir varlık zanneder.

Oysa bazen seçtiğini sandığı şeyler, kendisine önceden seçtirilmiştir. İnsan öyle bir an gelir ki tercih eden özne olmaktan çıkıp tercihleri yönlendirilen nesneye dönüşebilir. Pekâlâ burada teknolojiye kızmak yeterli midir? Teknoloji yalnızca insanın zaaflarını kullanıyorsa, önce o zaafların varlığını kabul etmek gerekir.

Algoritma insanın dikkatini çalabiliyorsa, bunun nedeni insanın dikkatinin satılabilir hâle gelmesidir. Tüketim insanı sürekli daha fazlasına yönlendirebiliyorsa, bunun nedeni insanın "yeter" diyebilme yeteneğini kaybetmesidir. Gösteriş insanı esir alabiliyorsa, bunun nedeni insanın kendi değerini başkasının bakışında aramasıdır. Dolayısıyla sorun yalnızca dışarıda değildir; insanın içinde dışarıya açılan kapılardadır.

Bu yüzden özgürlük artık yalnızca zincirlerden kurtulmak değildir. Çağımızın daha büyük özgürlük meselesi, insanın kendi arzularının kölesi olup olmadığını anlayabilmesidir.

Bir insan istediği her şeyi yapabiliyorsa özgür müdür? Yoksa bazen özgürlük, istediği her şeyi yapmama gücüne sahip olmak mıdır?

Her şeyi söyleyebilmek özgürlük müdür? Yoksa söyleyebildiği hâlde incitmemeyi seçebilmek mi?

Her şeyi görünür kılabilmek özgürlük müdür? Yoksa kendisine ait olanı koruyabilmek mi?

Dijital evrene rağmen insanlığın geleceğinde özgürlüğün anlamı yeniden yazılmak zorundadır. Çünkü önümüzdeki sürekli gelişerek devam eden yapay zekâ çağının, insanlığa daha fazla seçenek sunacağı ayan beyan ortadadır. Ama seçeneklerin çoğalması, insanın daha özgür olduğu anlamına gelmez. Seçeneklerin çoğalması, karar verme yeteneğini zayıflatır.

Sınırsızlık da aynı şekilde insanın kendi sınırlarını kaybetmesine fevkalade neden olabilir. Ve insan sınırlarını kaybettiğinde, özgürlüğünü de kaybeder. İnsanın ya da daha kapsayıcı ifadeyle insanlığın topyekûn yeniden doğuşu için bir sınır bilinci gerektirir. Her şeyi yapabiliyor olmak, her şeyi yapmamız gerektiği anlamına gelmediği gibi onun doğru olduğu anlamına da gelmez. Bir bilgiyi elde edebiliyor olmak, onu kötü amaçlı kullanmaya hakkını bize vermez. Bir insanın hayatını analiz edebiliyor olmak, onun mahremiyetine girmeyi meşru kılmaz.

Bir yapay zekâ sistemi bir sonucu üretebiliyor diye, o sonucu uygulamanın ahlâken doğru olduğu söylenemez. İnsanlık her türlü teknolojik gelişmeye rağmen gücün önüne ahlâkı koyabilme özelliğine geri dönmek zorundadır ve yapay zekâ çağında insanın sorumluluğunu makinelerin arkasına saklamak, insanın kendi tarihsel sorumluluğundan kaçması olur. Hiç şüphesiz insanlığın geleceği yalnızca yapay zekânın ne kadar akıllı olacağıyla değil, onu kullanan insanın ne kadar sorumlu olacağıyla belirlenecektir.

Sorumluluk ise insanın yeniden varoluşunun merkezindedir.

Ne yapmalıyız?

Medeniyetlerin büyük dönüşümleri önce büyük meydanlarda değil, insanın kendi içinde gerçekleşir. Bir insan daha adil olduğunda dünya biraz daha adil olur. Daha vefalı ve sorumlu olduğunda sistem sağlamlaşır ve dünya daha huzurlu ve güvenilir hâle gelir. Liyakati gözettiğimizde bir makam, bir görev anlam kazanır. Mahremiyete saygı gösterdiğimizde dünya varoluşa özdeş ahlâkî seviyeye ulaşır.

Etrafımızda başkalarının var olduğunu ve yaşadığını görmeye başladığımızda ancak yalnızlığın duvarlarını yıkabiliriz. Bütün bunlar küçük görünebilir fakat medeniyetler zaten küçük davranışların milyonlarca kez tekrarlanmasından oluşur. Ve bütün bu tercihler büyüyerek toplumsal bir karakter kazanarak medeniyete dönüşür. Bu nedenle insanın değişmesi, medeniyetin değişmesinden önce gelir.

Dostunun iyi gününde yanında olmak kolaydır. Asıl mesele onun kötü gününde yanında kalabilmektir. İnsanların başarılarını alkışlamak kolaydır. Asıl mesele başarısız olduklarında onları terk etmemektir. Vefa, insanın hayatındaki en sessiz ama en güçlü ahlâk biçimlerinden biridir. Çünkü vefa, fayda ortadan kalktığında ilişkinin devam edebilmesidir. İnsan vefayı korursa yeni dünyanın ilişkileri daha derin olabilir. Eğer koruyamazsa bütün güçlü bağlantılara rağmen daha yalnız ve zayıf hâle gelmesi kaçınılmazdır.

Elbette insan bir sabah uyanıp bambaşka bir varlık olamaz. Varoluşsal dönüşüm küçük bir kararın içinde başlar. İnsan kalmak ya da insanlığımızı tekrar geri almak için basit ve kolay gibi görünen bir o kadar zor olan temel dinamizmleri başat hâle getirmekten başka yol ve çare yoktur.

Bir haksızlığa itiraz etmek, bir özrü geciktirmemek, bir emaneti korumak, bir dostu zor zamanında yalnız bırakmamak, haksız bir kazancı reddetmek, gösterişten ve kibirden vazgeçmek, bir başkasının hakkını kendi çıkarının önüne koymak…

Bunların hiçbiri dünyayı bir gecede değiştirmez. Ama insanı değiştirir. Ve insan değiştiğinde, dünya da yavaş yavaş başka bir biçim almaya başlar. Yani gelecek insanın ahlâkî tercihlerine emanettir ve insanın varlık bilinciyle yeniden varoluşu, bu emaneti yeniden kabul ettiği gün başlayacaktır.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA OKU

Hakkında daha ayrıntılı: DİJİTAL ÇAĞinsanYAPAY ZEKAalgoritmaH. Caner Akkurt

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Doç. Dr. Ümit Alperen Yeni Delhi BRICS Zirvesi'nin ardından: Aynı masa, farklı hesaplar

TÜRKİYE'DEN SESLER

Sinan Baykent Her şey fazla tanıdık: Ufukta 1930'lara dönüş mü var?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürbüz Evren Mansur Yavaş'ın CHP'den istifasının nedeni sadece bugünkü sözler değil, öncesi var

TÜRKİYE'DEN SESLER

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Jeopolitik darboğazlar arasında Türkiye ve Singapur: Bağlantısallık üzerinden yükselen bir ortaklık

İlgili Haberler
Makroekonomi SSON DAKİKA | Borsa haftayı yükselişle tamamladı CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Avrupa'da doğal gaz fiyatları geriledi CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Altın fiyatlarında Fed baskısı: Haftalık kayıp yüzde 2'yi aşabilir CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi İstanbul'da konut tercihlerinde yeni tablo: Küçük metrekareli evlere ilgi artıyor CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Maraş biberinin hasadına başlandı: 8 ülkeye ihraç ediliyor Yeni Şafak Ekonomi · 6 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.