27 Eylül 2026, Pazar · 14:38 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Hürmüz, Aden ve Babülmendeb'te tehlikeli stratejik gelişmeler

İran'ın müttefiki Husi hareketi (Ensarullah) ile Suudi Arabistan destekli sürgündeki Yemen hükûmeti birlikleri arasındaki iktidar kavgası giderek tırmanmaya başladı. Böyle sürerse sadece bölgesel çapta (Körfez'deki Arap…

BM teşkilatı tarafından meşru görülen Yemen hükûmeti ile Husiler arasındaki çatışmalar günlük olarak değerlendiriliyor. Toplamda 5 mücadelenin aynı anda gerçekleştiği Ortadoğu, en tehlikeli stratejik merhalesinde sayılıyor. Zira burada söz konusu olan sadece ABD-İran savaşı olmuyor. Birçok küresel ve bölgesel devletin müdahil olduğu deniz ulaşımı, enerji hatları, askerî konuşlanmalar/mevzilenmeler, bloklaşmalar ve bölge ölçeğindeki nüfuz kavgaları Körfez'deki güç dengelerinin geleceğine yön verme potansiyeline sahip görülüyor. İsrail, İran ve ABD kavgasında şimdilik sınırlı görülen kapışmaların, daha geniş çaplı bölgesel vuruşmalara yol açabileceği öngörülüyor.

Tarih defalarca şunu ispat etmiştir: Başlangıçta sınırlı ölçekte gerçekleşen ve kontrol edilebilir olan çatışmalar/mücadeleler süreç içinde kontrolden çıkarak daha kapsamlı bir savaşa dönüşebilmiştir. Babülmendeb ile Hürmüz Boğazı'nın bağlantıları da birçok çatışmanın birleştirilmiş daha büyük bir alanda çok boyutlu ve çok cepheli bir şekil alacağını gösteriyor.

Hâliyle Ortadoğu en tehlikeli stratejik aşamasında sadece savaşın kaçınılmazlığından ötürü değil, aynı zamanda 3 büyük aktörün İran-ABD-İsrail yahut ABD ve İsrail ile Çin ve İran'ın (ilaveten Husilerin) büyük savaş ihtimaline hazırlanması nedeniyle de çatışma/mücadelenin daha da büyümesine sahne olabilir.

Aktörler ya savaş oyununun kurallarını yeniden belirlemek üzere uzlaşacaklar yahut tırmanması hâlinde kapışma, hiçbir gücün altından kalkamayacağı bir bedele mal olarak yepyeni bir bölge haritasını ortaya çıkaracaktır.

Kendi adıma bu hususta ayrıntılı bir analiz yapıp öngörüde bulunmak yerine, şu anda savaşın yoğunlaştığı Aden çevresi ile Babülmendeb Boğazı hakkında jeopolitik ve tarihsel bilgi aktarımında bulunmak isterim.

Babülmendeb'in stratejik önemi

Babülmendeb, Arapçada bāb (kapı) ve mendep (hüzün, gözyaşı) kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur ve "Gözyaşı Kapısı" veya "Hüzün Kapısı" anlamına gelmektedir. Geçmişteki zorlu akıntılar ve denizcilere yaşattığı kazalar nedeniyle bu ismi almıştır. Korsan saldırıları yüzünden "ölüm kapısı" diye de nitelendirilir. Coğrafi olarak Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne (Hint Okyanusu'na) bağlayan Babülmendeb Boğazı'nı ifade eder.

Orta Çağ coğrafyacısı Yaqut el-Hamevî, Babülmendeb adını 6. yüzyılda Aksumluların denizi aşarak Yemen'e geçişiyle ilişkilendirir. Afrika kıtası (Cibuti, Eritre) ile Arap Yarımadası'nı (Yemen) birbirinden ayıran bu boğaz, Asya ile Avrupa arasındaki en kısa deniz yoluna-Süveyş Kanalı'na açılan kritik bir geçiş noktasıdır. Dünya petrol ve ticaret taşımacılığı açısından ise hayati bir enerji koridorudur.

Boğazın tarihsel serüveni

İngiliz Doğu Hindistan Şirketi, 1799'da Hindistan'daki Britanya İmparatorluğu adına Perim (Arapça Mayyum) Adası'nı tek taraflı olarak ele geçirdi. Britanya hükûmeti 1857'de ada üzerinde egemenliğini ilan etti. 1861'de buraya bir deniz feneri inşa ettirdi. Ada, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden geçen ticaret yollarını kontrol etmek amacıyla kullanılıyordu. 1935'e kadar buharlı gemilerin yakıt ikmali yapabildiği bir kömür istasyonu olarak da hizmet verdi.

Britanya'nın adadaki varlığı, Perim'in Güney Yemen Halk Cumhuriyeti'ne katıldığı 1967 yılına kadar sürdü. Devir öncesinde Britanya hükûmeti, Babülmendeb'ten geçen gemilerin güvenliğini ve seyrüsefer serbestisini korumak amacıyla adanın uluslararası statüye kavuşturulmasını BM'ye teklif etti. Ancak bu öneri kabul edilmedi.

2008'de Tarık bin Ladin'e ait bir şirket, Yemen ile Cibuti'yi birbirine bağlayacak Boynuzlar Köprüsü adlı bir köprünün planını açıkladı. Middle East Development LLC, Kızıldeniz üzerinden geçecek olan ve tamamlandığında dünyanın en uzun asma köprüsü olacağı belirtilen yapının inşası için proje duyurusu yayımladı.

Proje, Danimarkalı mühendislik şirketi COWI ile mimarlık firması Dissing+Weitling'e verilmişti. Projenin ilk aşamasının 2010'a ertelenmesinin ardından herhangi bir gelişmenin olmaması, projenin fiilen rafa kaldırıldığını göstermektedir.


Deniz ticareti açısından önemi

Basra Körfezi'nden çıkan ve Süveyş Kanalı veya SUMED Boru Hattı üzerinden taşınan petrol ve doğalgazın büyük bölümü hem Babülmendeb hem de Hürmüz Boğazı'ndan geçmektedir. Boğazın dar olması nedeniyle gemiler, kıyıdaş devletlerin karasularını kullanmak zorundadır. BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 37'nci maddesi uyarınca Babülmendeb'te transit geçiş rejimi uygulanmaktadır.

Deniz ulaşımındaki darboğazlar, küresel ölçekte yoğun kullanılan deniz ticaret yolları üzerindeki dar geçitlerdir ve dünya enerji güvenliği açısından büyük önem taşır. Babülmendeb Boğazı en dar noktasında yaklaşık 26 km (14 deniz mili) genişliğindedir. Bu durum tanker trafiğini, geliş ve gidiş yönleri için ayrılmış yaklaşık 3,2 kilometre (2 mil) genişliğindeki 2 geçiş koridoruyla sınırlandırır.

Babülmendeb Boğazı'nın kapanması, Basra Körfezi'nden çıkan tankerlerin Süveyş Kanalı'ndan geçmesini veya SUMED Boru Hattı'na ulaşmasını engelleyebilir. Bu durumda tankerler Afrika'nın güney ucunu dolaşmak zorunda kalacağından, elbette ki taşıma süresi ve nakliye maliyetleri önemli ölçüde artacaktır.

2006 yılında boğazdan günde yaklaşık 3,3 milyon varil (520.000 metreküp) petrol geçtiği tahmin edilmektedir. Bu miktar, tankerlerle dünya genelinde taşınan günlük yaklaşık 43 milyon varil (6,8 milyon metreküp) petrolün önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. 2014'te Avrupa, ABD ve Asya'ya gönderilen ham petrol, doğalgaz kondensatı ve rafine petrol ürünleri açısından günlük 5,1 milyon varildir. 2018'de bu miktar yaklaşık 6,2 milyon varile ulaşmıştır.

2017 yılında Babülmendeb Boğazı'ndan geçen toplam petrol miktarı, deniz yoluyla taşınan ham petrol ve rafine petrol ürünlerinin yaklaşık yüzde 9'unu oluşturuyordu. Günde yaklaşık 3,6 milyon varil petrol kuzeye, Avrupa'ya doğru taşınırken, 2,6 milyon varil petrol ise başta Singapur, Çin ve Hindistan olmak üzere Asya pazarlarına yönelik olarak ters yönde ilerledi. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Babulmendeb/)


Jeopolitik mücadele

Şubat 2026'dan bu yana küresel enerji ve ekonomi gündemini şekillendiren Hürmüz Krizi'ne yeni bir cephe eklendi. Kızıldeniz'in güney kapısı olan Babülmendeb Boğazı'nda Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki gerilim yerini yeni bir deniz ablukasına bıraktı. İlk bakışta yeni bir kriz gibi görünen bu gelişme, aslında yaklaşık 10 yıldır devam eden Yemen savaşının yeni bir evresini temsil ediyor.

Eylül 2014'te Husilerin başkent Sana'yı ele geçirerek Hadi hükûmetini devirmesi üzerine Suudi Arabistan, Yemen'de İran'a yakın bir aktörün güç kazanmasını ulusal güvenliğine tehdit olarak değerlendirerek Mart 2015'te askerî müdahalede bulundu. Böylece Yemen, Suudi Arabistan ile İran arasındaki vekâlet mücadelesinin en önemli cephelerinden biri hâline geldi.

BM öncülüğünde 2022'de sağlanan ateşkes, çatışmaları önemli ölçüde azaltmış olsa da siyasi çözüm üretmedi. Bu yüzden de 20 Temmuz 2026'da ilan edilen deniz ablukası, uzun süredir devam eden rekabetin yeniden sertleşmesi olarak okunmalıdır.

Bu çerçevede Yemen'deki Husi hareketi, 20 Temmuz 2026'da Suudi Arabistan'a yönelik resmî bir deniz ablukası ilan etti.

Husilerin Sanaa merkezli İnsani Operasyonlar Koordinasyon Merkezi (HOCC), nakliye şirketlerinden Suudi limanlarında yükleme veya boşaltma yapmamalarını isterken Husi Sözcüsü Yahya Sarea, kararın Suudi Arabistan'ın Yemen'e, özellikle de Sanaa Havalimanı'na yönelik saldırı ve uyguladığı ablukanın karşılığı olduğunu açıkladı.

Suudi Arabistan ise gemilerini uluslararası hukuk çerçevesinde koruyacağını duyurdu.

Alternatif koridor arayışları

Yemen'deki İran destekli Husilerin Suudi Arabistan'a deniz ablukası ilan etmesi ve gemilerle enerji altyapısını hedef alması, bu alternatif güzergâhı da risk altına soktu. TEPAV Enerji ve İklim Değişikliği Çalışmaları Merkezi Direktörü Dr. Mühdan Sağlam'a göre artık tek bir boğaz krizinden değil, birbirini besleyen 2 deniz geçidi riskinden söz etmek gerekmektedir.

Sağlam şöyle diyor:

Bu kriz, Türkiye açısından da alternatif enerji koridorlarının önemini yeniden hatırlatıyor. Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı'nın tam kapasiteyle devreye alınması ve Bakü-Tiflis-Ceyhan Hattı'nın Kazakistan'dan ilave petrol akışıyla daha verimli kullanılması, küresel enerji arzına alternatif çıkışlar sağlayabilir.

Suudi Arabistan petrolünü Ürdün, Suriye ve Türkiye üzerinden Ceyhan'a ulaştıracak yeni bir kuzey hattı; Suudi Arabistan ve Kuveyt petrolünü Irak üzerinden Kerkük-Ceyhan Hattı'na bağlayacak seçenekler de orta vadeli senaryolar arasında gösteriliyor.

TEPAV raporuna göre asıl tehlike, art arda gelen şokların stratejik ve ticari petrol stoklarını eritmesi. OECD ülkelerindeki ticari stokların 2026 sonunda 2003'ten bu yana en düşük seviyeye gerilemesi bekleniyor. Bu nedenle 2 boğazdaki krizin aynı anda derinleşmesi, yalnızca petrol fiyatlarında kısa süreli artış anlamına gelmiyor. Hürmüz'de 400 milyon varilden fazla petrolün sıkışması, üretim kesintileri ve tedarik gecikmeleri yaratmış durumda. Babülmendeb'in de bu tabloya eklenmesi, enerjiden gübreye, ilaçtan tekstile uzanan küresel tedarik zincirlerini etkileyebilir.

Hürmüz Boğazı'nın kapanması veya geçişlerin ciddi biçimde azalması, Körfez ülkelerinin enerji ihracatını alternatif güzergâhlara yöneltmesine neden oluyor. Suudi Arabistan, doğudaki sahalarından çıkardığı petrolün bir bölümünü Doğu-Batı Boru Hattı üzerinden Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı'na taşımaya başlıyor.

Yanbu'nun günlük petrol ihracatı kriz öncesindeki yaklaşık 763 bin varilden 3,8 milyon varile çıktı. Bazı tahminler akışın 5,9 milyon varile kadar yükseldiğini gösteriyor. Bu yüklerin önemli bölümü Babülmendeb üzerinden Çin, Hindistan, Güney Kore ve diğer Asya pazarlarına gönderiliyor. Böylece boğaz, Hürmüz'deki kayıpları telafi eden başlıca ‘tampon mekanizmalardan' biri hâline geliyor.

Suudi Arabistan'ı hedef alan Husi saldırıları Yanbu hattını da güvensizleştiriyor. Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz terminallerinden yapılan haftalık ham petrol yüklemeleri, 29 Haziran'daki 9,5 milyon varilden 13 Temmuz haftasında 6,1 milyon varile gerilemiştir. Bu da 2 haftada yüzde 36'lık düşüş anlamına geliyor. 1

ABD Enerji Enformasyon İdaresi'ne göre her gün yaklaşık 5 milyon varil petrol bu boğazdan geçiyor. Akademisyen Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, buradan hareketle şöyle bir tanım yapıyor:

Sadece petrol de değil. Küresel LNG ticaretinin yaklaşık yüzde 8'i Babülmendeb üzerinden yapılıyor. Hürmüz enerji piyasasının kalbiyse, Babülmendeb o kalbe giden damarların kilit kapısıdır. O kapı kapanırsa, dünya sadece bir boğazı değil, küresel ticaretin ritmini de kaybeder.

Tarihte Aden şehri

Aden, gemiler için bir yuva ve sığınılan bir yerdir. Arapçada "Aden" kelimesi ikametgâh anlamına gelir ve ona ülkenin yerleşimi anlamına gelen "Aden Al-Biled" denir. Coğrafyacılar şehir hakkında pek çok şey yazıp çizmişlerdir.

Yemen'deki yerel bir efsaneye göre Aden, insanlık tarihi kadar eskidir. Kimileri Kabil ve Habil'in şehrin bir yerinde gömülü olduğuna inanmaktadır.

Yaqut el-Hamevî şöyle diyor:

Hint Denizi kıyısında, Yemen'e doğru, ünlü bir şehirdir ve fakirdir. Suyu ve meraları yoktur. Bugün yaklaşık bir mesafede, Aden ile Yemen arasında bir pınardan su içerler. Buna rağmen burası Hint gemileri için bir liman olduğu ve tüccarların bu nedenle burada toplandığı bir ticaret şehri olduğu hâlde, durum kötüdür.


Kahireli İbn Manzur'a göre Aden, "Yemen'in en uzak kısmında, denizin kıyısında bir ülke"dir.

Tunuslu İbn Haldun'un tanımı ise şöyledir:

Bu Aden, Yemen'in en müstahkem şehirlerinden biridir ve Hint Denizi kıyısındadır. İpek tüccarları burayı sık sık ziyaret ederler. Trabailer döneminden beri ticaret merkezi olmaya devam etmektedir ve çoğu bina taştan inşa edilmiştir.


Aden, eski bir limandır ve Yunanlılar tarafından (Eski Yunanca Αραβία Εμπόριον, Latincede Arabia Emporion) adıyla anılmıştır. Bu da Arap ticaret limanı anlamına gelir. Limanın Hindistan ve Avrupa arasındaki deniz yolu üzerindeki elverişli konumu, Aden'i tarih boyunca çeşitli zamanlarda ona sahip olmak isteyen yöneticiler için cazip kılmıştır.

MÖ 1. yüzyılda Eudaemon (Eski Yunancada Ευδαίμων, mutlu, müreffeh anlamına gelir) olarak bilinen şehir, Kızıldeniz ticareti için bir aktarma noktasıydı. Aden, o zamanlar bugünkü kadar gelişmiş olmayan kıstak (tombolo) nedeniyle yarımadadan çok bir ada idi.

Kudüs'ten bahseden Hezekiel Kitabı'ndaki tanıma da bakalım:

Şeba ve Rama'nın (El Rima) tüccarları sizin tüccarlarınızdır. Onlar sizin pazarlarınızı en güzel parfümlerle, her türlü kıymetli taş ve altınla kurarlar. Harran, Kana ve Aden, Şeba'nın tüccarlarıdır; Asur ve Kilmud ise sizin tüccarlarınızdır.


Başlangıçta şehir, önemli doğal kaynakları olmayan küçük bir yarımadaydı ancak Mısır ve Hindistan arasındaki konumu onu eski Hint Okyanusu ticaret yolunda önemli kılıyordu. MÖ 1. yüzyılın ikinci yarısında, Roma İmparatoru Augustus Caesar, Arabia Felix'i (Yemen ve Aris bölgeleri) kontrol altına almayı ve Hint Okyanusu'na ulaşmayı hedefledi. Aelius Gallus'un Arabia Felix'e düzenlediği Roma seferi (MÖ 26-25) aşırı çöl koşulları, hastalık ve lojistik zorluklar nedeniyle başarısız oldu.

MS 275'te Himyarlılar Saba Krallığı'nı devirip Aden'in kontrolünü ele geçirdi. Himyar Krallığı MS 6. yüzyılın ilk çeyreğinde yıkıldı. Bizans İmparatoru I. Justinianus, Himyar Yahudileriyle savaşmak ve Aksum Krallığı ile Necran Hristiyanlarını desteklemek üzere bir filo gönderdi. Bizans kaynaklarına göreyse Sasani İmparatorluğu kuvvetleri MS 571'de şehrin kontrolünü ele geçirmiştir.


Orta Çağ'da Aden

MS 7. yüzyılda Yemen'e İslam'ın girmesiyle Aden, MS 9. yüzyıla kadar süren bir durgunluk dönemi yaşamıştır. İslam'ın ilk yıllarında Aden, Cund (Taiz) vilayetine bağlıydı. Ziyadid ve Sulayhid devletlerinin kontrolündeydi. Sulayhid devletinin yıkılmasının ardından, Beni Zurayi sülalesi yaklaşık 40 yıl Aden'i yönettiler. Onlardan sonra gelen Eyyubiler ise uzun süre bölgeye egemen oldular.

1175'ten sonra Aden'de yeniden inşa çalışmaları başladı ve o zamandan beri Mısır, Sindh, Gujarat, Doğu Afrika ve hatta Çin'den denizcileri ve tüccarları kendine çeken popüler bir şehir oldu. Orta Çağ vakanüvisi Mukaddasi'ye göre, 10'uncu yüzyılda Aden nüfusunun çoğunu Persler oluşturuyordu.

14'üncü yüzyıl Orta Çağ bilgini İbn Battuta Aden'in sarnıçlarından şöyle bahsediyordu:

Bu şehrin vatandaşlarının içme suyu ihtiyacı için yağmur suyunu biriktirir.


Yemen'deki Eyyubiler döneminde Sana ve çevresi, diğer bölgelere göre onların varlığına daha düşmanca yaklaşıyordu. Zeydi kabileleri 1226'da Eyyubileri yenmiş, ancak Resulî devletinin kurucusu Ömer bin Resul onları püskürtmeyi başarmış ve böylece Aden üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmıştı. Bu dönemde şehir eski konumuna kavuştu; kuyular kazıldı, okullar inşa edildi ve Aden ticari olarak gelişti.

1513'te Portekizli fatih ve genel vali Afonso de Albuquerque, Aden'i ele geçirme girişiminde iki kez başarısız oldu. Aynı yıl Albuquerque önderliğindeki Portekizliler, Aden'e 4 gün süren başarısız bir deniz kuşatması başlattılar. Mısır'daki Memluklar tehlikeyi sezerek Kürt komutan Hüseyin el-Kurdi komutasında bir kuvvet gönderdiler. Muzaffer Kral Amir bin Abdül Vahhab, Kürtlere büyük yardımda bulundu, ancak Diu Muharebesi'nde ağır bir yenilgiye uğradı.

Bunun üzerine Memluklar 2. bir filo gönderdiler, fakat muzaffer kral, Portekizlileri Aden'den onların yardımı olmadan püskürtmeyi başardığı için işbirliği yapmayı reddetti. Hüseyin el-Kurdi öfkelendi ve Tahirilere karşı olan Zeydi İmamı el-Mütevekkil Şeref el-Din ile ittifak kurdu. Sonuçta Aden hariç Tahiri şehirleri ardı ardına düştüler.

1538'de Osmanlı İmparatorluğu şehrin kontrolünü ele geçirdi. Osmanlıların amacı Portekizlilerin Aden'i kontrol etmesini engellemekti. Bu nedenle şehir zor günler geçirdi; nüfusu azaldı ve 600'den fazla olmayan bir nüfusa sahip küçük bir köye dönüştü.

Osmanlı yönetiminden sonra Aden, Yemen'in Zeydi imamlarının egemenliği altında Lahec Sultanlığı tarafından yönetildi. Lahec ile İngilizler arasındaki ilk siyasi ilişki 1799'da, Hindistan'dan bir müfreze askerle birlikte Perim Adası'nı işgal etmek ve Mısır'daki Fransızların Kızıldeniz yoluyla Hint Okyanusu ile tüm iletişimini engellemek için Büyük Britanya'dan bir deniz kuvveti gönderilmesiyle gerçekleşti.

Lahec Sultanı Ahmed bin Abdul Kerim, müfrezeyi bir süre Aden'e kabul etti. Bir ittifak kurmayı ve Aden'i kalıcı bir üs olarak vermeyi teklif etti, ancak teklifi reddedildi. Bununla birlikte, 1802'de Amiral Sir Home Popham tarafından Sultan ile bir antlaşma imzalandı. Kendisine Kızıldeniz'in Arap kıyısındaki başlıca yöneticileriyle siyasi ve ticari ittifaklar kurma talimatı verilmişti.

Modern tarihte Aden: Zeydi imamlar devri

Ülkenin kuzeyinde durum farklıydı. Buradaki Zeydiler Osmanlıların otoritesini tanımamış ve birçok kez isyan etmişlerdi. Bunların sonuncusu, İmam El-Mansur Billah El-Kâsim bin Muhammed bin El-Kâsim ve oğlu El-Muayyed Billah Muhammed'in kabileleri birleştirip Osmanlıları kovmayı başardığı devrim oldu.

On sekizinci yüzyılın sonunda Sultan Fadl el-Abdali, Zeydi imamlarına karşı isyan etmek ve Aden'in gelirlerini eşit olarak aralarında paylaşmak için Yafi kabileleriyle bir ittifak kurdu. Lahec Sultanı imamlardan kurtuldu, ancak Yafa'ya verdiği sözü yerine getirmedi. Zeydi imamlar veraset sistemini tanımayarak imamlık için savaşmayı uygun görmüş; bu nedenle de El-Nasir Muhammed bin İshak ile El-Mansur El-Hüseyin bin El-Mütevekkil arasındaki savaş uzamış; bunun üzerine El-Abdali Lahec ve Aden'de bağımsızlık ilan etme fırsatını yakalamıştır.

İngilizler, 1609'dan itibaren Sir Henry Middleton önderliğinde Aden ve Mokha'yı ziyaret etmiş; burada Middleton hapsedilmiş, gemilerine el konulmuş ve 8 adamı öldürülmüştür.

Osmanlılar Aden'den kovulduktan sonra İngilizler, Zeydi imamlarıyla antlaşmalar yapmaya çalıştılar. Sana ve Mocha'yı (Mokha'yı) ziyaret ettiler, ancak onlar İngiliz büyükelçisine kötü davrandılar ve teklifini reddettiler. Abdaliler Lahec ve Medine'den bağımsızlıklarını kazandıklarında ise durum çok farklıydı. 1802'de İngilizlerle bir antlaşma imzalanmış; bu antlaşmada Krater'de bir fabrika inşası ve İngiliz tebaası için ücretsiz özel bir mezarlık tahsis etmeleri şart koşulmuştu.

1609'da The Ascension, Doğu Hindistan Şirketi'nin 4. seferi sırasında Mocha'ya gitmeden önce Aden'i ziyaret eden ilk İngiliz gemisi oldu. İngilizlerin Aden'deki çıkarları, 1796'da Napolyon'un Mısır'ı işgaliyle başlamıştı; ardından bir İngiliz filosu, sultanın daveti üzerine birkaç ay boyunca Aden'de demirlemişti.

1800 yılına gelindiğinde, Aden çoğunlukla kayıp bir zenginlik ve refah dönemini hatırlatan kalıntılar arasında inşa edilmiş sazdan kulübelerde yaşayan 600 Arap, Somalili, Yahudi ve Hintli nüfuslu küçük bir köydü. Kızıldeniz'de İngiliz ticareti az olduğundan, 1830'lara kadar çoğu İngiliz politikacının, korsanlığın bastırılmasının ötesinde bölgeyle ilgisi yoktu.

1830 yılında buharlı gemi Hugh Lindsay'in Bombay'dan Süveyş kıstağına doğru yola çıkması ve Sultan'ın izniyle Aden'de kömür ikmali için durmasıyla Kızıldeniz'in önemi arttı. Kargo henüz yelkenli gemilerle Ümit Burnu çevresinden taşınıyor olsa da, Süveyş'e giden bu buharlı rota, yetkililerin ve önemli iletişimlerin taşınması için çok daha hızlı bir seçenek sağlayabilirdi.

Doğu Hindistan Şirketi yönetim kurulu 1837'de 2 yeni buharlı geminin satın alınmasını onayladı. Grant, güvenli bir kömür tedarik istasyonu bulunmamasına rağmen, Süveyş'e aylık seferlerin yapılacağını hemen duyurdu. İngilizler ilk kömür deposunu 1834'te Socotra Adası'na yerleştirmişlerdi ama bunun yerine Aden'e yönelmeyi tercih ettiler.

1838'de Muhsin bin Fadl yönetiminde Lahec, Aden dâhil 194 kilometrekarelik (75 mil kare) bir alanı İngilizlere devretti. 19 Ocak 1839'da İngiliz Doğu Hindistan Şirketi, bölgeyi kesin olarak fethetmek (sözde Aden Seferi) ve korsanların Hindistan'a giden İngiliz gemilerine yönelik saldırılarını durdurmak amacıyla Aden'e Kraliyet Deniz Piyadelerini çıkardılar.

1850'de Aden serbest ticaret limanı ilan edildi ve Mokha'dan tüm kahve ticaretini kazandıktan sonra içki, tuz, silah ve afyon ticaretine vergiler getirildi. Liman, Süveyş Kanalı, Bombay ve Zanzibar'a yaklaşık olarak eşit uzaklıkta yer almaktaydı ve bunların hepsi önemli İngiliz mülkleriydi. Aden, antik dünyada bir antrepo ve gemiler için bir mola yeriydi. Kasım 1967'ye kadar da İngilizlerin kontrolü altında kaldı.

Son İngiliz askeri 30 Kasım 1967'de Aden'den ayrıldı ve Milli Kurtuluş Cephesi, İşgal Altındaki Güney Yemen'in Kurtuluşu Cephesi'nin aleyhine üstünlük sağladı. Bu cephenin üyeleri Milli Cephe'ye katılmak veya Kuzey Yemen'e gitmek arasında ikiye bölünmüştü. Kahtan el-Şabi yeni devletin başkanlığını üstlendi ve Hadramut ve El-Mahra Doğu Koruma Bölgesi şeyhlikleri yeni devlete ilhak edildi.

El-Şabi çökmüş bir ekonomiye sahip yeni bir ülkenin başına geçmişti. Sivil işçiler ve işadamları buradan ayrıldı ve İngiliz desteği sona erdi. 1967'de Süveyş Kanalı'nın kapatılması Aden'den geçen gemi sayısını yüzde 75 oranında azalttığı için ülke ekonomisinin gerilemesinde önemli bir rol oynadı. Aden limanı, Güney Yemen Cumhuriyeti için en büyük ulusal gelir kaynağıydı. Mısır'ın 1967 ile 1975 yılları arasında Süveyş Kanalı'nı kapatması limandaki ticari faaliyetleri azaltmıştı.

Ocak 1986'ya gelindiğinde, Aden, iktidardaki Sosyalist Parti içindeki 2 fraksiyonun rekabetiyle parçalanmıştı. 13 Ocak 1986'da Cumhurbaşkanı Ali Nassır Muhammed'in muhafızları, Aden'deki siyasi parti ofisine sürpriz bir saldırı düzenleyerek Güney Yemen'deki 1986 iç savaşının başlangıcını ateşlemiş oldu.

Bu savaş, Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti devletinin de sonunu işaret etti. Haydar Ebu Bekir el-Attas, 22 Mayıs 1990'a kadar cumhurbaşkanlığını üstlendi; Güney Yemen ile Kuzey Yemen birleşti ve Yemen Cumhuriyeti kuruldu.

2007 yılında birleşmeye yönelik artan hoşnutsuzluk, ayrılıkçı Güney Yemen Hareketi'nin kurulmasına yol açtı. New York Times gazetesine göre, hareketin çoğunlukla yeraltında faaliyet gösteren liderliği, sosyalistleri, İslamcıları ve Yemen Halk Demokratik Cumhuriyeti'nin algılanan faydalarına geri dönmeyi arzulayan bireyleri içermekteydi.

Aden, Cumhurbaşkanı Abd Rabbuh Mansur Hadi'nin oraya sığınmasına ve çalışmalarını Aden'deki Cumhuriyet Sarayı'ndan yürütmesine kadar 25 yıl boyunca siyasi bir durgunluk içinde kaldı. 7 Mart 2015'te Hadi, Husilerin işgal ettiği Sanaa yerine Aden'i geçici başkent ilan etti. Bu durum Husilerin 21 Eylül 2014'te Sanaa'yı ele geçirmesinin ve 20 Ocak'ta Cumhuriyet Sarayı'nı ve Cumhurbaşkanı Hadi'nin evini kuşatmasının ardından gerçekleşmişti.

22 Ocak'ta Hadi, Husiler tarafından ev hapsine alındı. 21 Şubat 2015'te Aden'e gidebilene kadar istifasını geri çekti ve şu açıklamayı yaptı:

21 Eylül'den bu yana alınan tüm kararlar geçersizdir ve hiçbir meşruiyeti yoktur.


Cumhurbaşkanı Abd Rabbuh Mansur Hadi, birçok kişinin Yemen iç savaşının başlangıcı olarak kabul ettiği bu darbeden sonra Şubat 2015'te memleketi Aden'e kaçtı. Çoğu kişi iç savaşın Eylül 2014'te Husi güçlerinin başkent Sanaa'yı ele geçirmesiyle başladığını ve ardından Husilerin hükûmeti hızla ele geçirdiğini düşünüyorlar.

Hadi, Aden'de hâlâ Yemen'in meşru cumhurbaşkanı olduğunu ilan etti; devlet kurumlarına ve sadık yetkililere Aden'e taşınmaları çağrısında bulundu. 21 Mart 2015'te televizyonda yayınlanan bir konuşmasında, Sanaa Husilerin kontrolündeyken Aden'in Yemen'in "ekonomik ve geçici başkenti" olduğunu duyurdu.

Aden, darbenin ardından şiddete maruz kaldı. 19 Mart 2015'te Aden Uluslararası Havalimanı için yapılan çatışmada Hadi'ye bağlı güçlerle eski cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'e bağlı güçler çatıştı. Aden, savaş alanına dönüştü. Bu muharebe şehrin büyük bir bölümünü harabeye çevirdi ve 25 Mart 2015 itibarıyla en az 198 kişinin ölümüne neden oldu.

Bazı Arap ve yabancı elçilikler Aden'e taşındı. Savunma Bakanı Mahmud el-Subaihi Sanaa'dan Aden'e giderek Cumhurbaşkanı Hadi ile görüştü. 4 Mart 2016'da kimliği belirsiz silahlı kişiler şehirdeki Rahibe Teresa Evi'ne baskın düzenleyerek aralarında 4 rahibenin de bulunduğu 16 kişiyi öldürdü. 2015 ortalarından bu yana eski şehrin kiliselerinin birçoğu İslamcı aşırılıkçılar tarafından tahrip edildi.

14 Temmuz 2015'te Suudi Arabistan Ordusu, şehrin kontrolünü ele geçirmek için bir taarruz başlattı. 3 gün içinde şehir Husi isyancılarından temizlendi ve Aden Muharebesi Arap koalisyon kuvvetlerinin zaferiyle sonuçlandı.

28 Ocak 2018 tarihinden itibaren harekete geçen Güney Geçiş Konseyi'ne (STC) bağlı ayrılıkçılar, Hadi liderliğindeki hükûmete karşı darbe yaparak Aden'deki Yemen hükûmet merkezinin kontrolünü ele geçirdiler.

Aden içindeki güçlerin bölünmesini de içeren STC ile yeni düzenlemeleri hakkında uluslararası bir basın brifingi yürüten Hadi, 30 Aralık 2020'de saklandığı Suudi Arabistan'ın başkentinden Aden'e geri dönerken Çalışma Bakanlığı Müsteşarı, Bayındırlık Bakanlığı Müsteşarı ile birlikte öldürüldü.


Yemen hükûmet güçleri 7 Ocak 2026'da Güney Geçiş Konseyi'nin çöküşünün ardından Aden'in kontrolünü ele geçirmeyi başardılar. Çatışmalar ise henüz bitmiş değil, kaotik bir tarzda aralıklarla devam edecekmiş gibi gözüküyor. 2

1. https://www.tepav.org.tr/tr/haberler/s/11264, 27 Temmuz 2026
https://en.wikipedia.org/wiki/Aden; https://www.majalla.com/node/329588/, 10 Şubat 2026

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA OKU

Hakkında daha ayrıntılı: HÜRMÜZ BOĞAZIADEN KÖRFEZİBabülmendeb BoğazıFAİK BULUTdosya

DAHA FAZLA HABER OKU

KÜLTÜR

TÜRKİYE'DEN SESLER

Selçuk Ramazanoğlu Yanlış kapıyı daha sert mi itmeli?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu Özgün Türkiye

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürbüz Evren Netanyahu'ya Pinokyo demek Pinokyo'ya hakaret olur

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir Grönland konusu artık kapandı mı?

İlgili Haberler
Makroekonomi Fon krizinde toplam kayıp 2,7 trilyon TL’ye ulaştı Paratic · 8 dk önce Makroekonomi Bakan Uraloğlu açıkladı: Sarıyer-Kilyos Tüneli’nde hedef sene sonu Sabah Ekonomi · 17 dk önce Makroekonomi DASK'tan 1403 depremde 701 bin 696 dosyaya ödeme TRT Haber Ekonomi · 21 dk önce Makroekonomi Avrupa basketbolunda kritik dönemeç: NBA, Avrupa'ya geliyor mu? EuroLeague'e yeni teklif CNBC-e · 33 dk önce Makroekonomi BENZİNE NE ZAMAN ZAM GELECEK? Benzinde Çifte Zam Kapıda mı? Benzin Fiyatları Kaç TL Olacak? Eşel Mobil Sona Eriyor! İşte Benzin, Mazot, LPG Güncel Akaryakıt Fiyatları CNN Türk Ekonomi · 35 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.