28 Eylül 2026, Pazartesi · 08:46 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

İsmail Türk’ün kemikleri kesin sızlamıştır 

İsmail Türk’ün kemikleri kesin sızlamıştır

Ben çalışma hayatıma Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) başladım. Sene 1984’tü. Prof. Dr. İsmail Türk, SPK başkanıydı. Kurumun 1982’de faaliyete geçtiği düşünülürse, başlangıçta oradaydım.

Bugünlerde adına günlük yaşamda “fon krizi” ya da “Ponzi sistemi” de denilen “sistemli piyasa manipülasyonu” skandalı nedeniyle Borsa İstanbul ve SPK’nın içine düştüğü durumun rahmetli İsmail Türk’ün kemiklerini sızlattığını düşünüyorum doğrusu.

Hoca, 1982’de o günün banker furyasına düzen getirmek için Sermaye Piyasası Kurulu’nu kurmuştu. İdarenin bir daha böyle bir duruma düşmemesi için başlangıçta işi çok sıkı tutmuştu. Şimdi geldiğimiz noktaya bakın: Yaklaşık 45 yıl sonra memleket bir banker krizinden bir başka banker krizine geldi. Neden? Gelin, anlatayım.

1980’lerin banker krizini hatırlıyor musunuz?

Başlangıcı hatırlıyorum. Ortamı size de hatırlatayım. Nasıl bugün Tera, Pusula Portföy, Bulls Portföy, şu, bu varsa, o gün de Banker Kastelli, Banker Bako, Banker Atalay ve sıra sıra diğer bankerler vardı her kentte, her köşe başında. Milletten gerçek banka mevduat sertifikası kağıtlarıylakâğıtlarıyla para toplayıp her ay düzenli yüksek faiz ödüyorlardı. Verdikleri faiz, banka mevduat faizinden çok yüksekti.

Bankerler topladıkları parayla sözde hisse senedi ve tahvil yatırımları yapıyormuş gibi yapıyorlardı ve yaptıkları yatırımlardan yüksek kazanç sağlıyorlarmış havasındaydılar. Ortada düzenli ve şeffaf piyasalar olmadığı için onların yaptığı işi takip edebilmek mümkün değildi ve sıradan vatandaşlar bu sihirli işlemlerden uzak kalmasınlar diye faaliyet gösteriyorlardı, inanırsanız.

Sonunda 1982’de Banker Kastelli dahil ortadaki saadet zinciri birden koptu. Ortada nasıl bir Ponzi dolandırıcılığı olduğu, hadise patladıktan sonra ortaya çıktı. Bankerler milletten topladıkları parayla bir yatırım yapmıyor, sisteme son girenden aldıkları parayla sisteme ilk girenlerin nema ödemelerini yapıyorlardı. Sisteme girenlerin sayısı arttıkça, sistemin işlemesi, son girenin parasıyla ilk girenlerin nemasının ödenebilmesi için, daha çok sayıda kişinin sisteme katılması gerekiyordu. Ülke nüfusu belli bir sayı ile kısıtlı olduğuna göre, sonunda hadisenin patlaması mukadderdi.

Peki, patlamada, Temmuz 1981’de bankerlik faaliyetlerini kontrol altına almak amacıyla çıkarılan Sermaye Piyasası Kanunu’nun rolü var mıydı? Olsa olsa zaten batacak bir faaliyetin daha çok mağdur yaratmasını engellemiş olabilir, Sermaye Piyasası Kanunu’nun çıkması, bana sorarsanız. Gelin, hatırlatmaya devam edeyim.

O vakitte, aynı şimdi olduğu gibi, idare, batması mukadder bir dolandırıcılık karşısında seyirci kalmıştı. Bankerlik kuruluşları yaptıkları iş için bir yerden izin almadan pıtrak gibi bitiyordu. Nihayet hadisenin tehlikeli gidişini engellemek için Temmuz 1981’de Sermaye Piyasası Kanunu çıkartıldı ve Sermaye Piyasası Kurulu, Ocak 1982’de, “yetkilerini kendi sorumluluğunda kullanan” idari bir kurum olarak faaliyete geçti. Amaç, hisse senedi ve tahvil piyasalarına bir düzen getirmek, olası bir patlamadan önce tehlikeyi bertaraf etmekti. Ama arada patlama oluverdi ve İsmail Hoca’nın vazifesi işte bu noktadan itibaren başladı. Öncelikler arasına batanların tasfiyesi de girdi.

Sermaye piyasalarını düzenlemek, denetlemek ve piyasa gözetiminden sorumlu olan SPK, aynı zamanda sermaye piyasalarını geliştirmek misyonunu da üstlenmişti. Ne kadar başarılı oldu ayrı bir konu, ona da bir gün gelirim ama bugün, 1984’ten 1995’e kurumda çalışırken temelde ne öğrendiğimi anlatmak istiyorum.

Bir zamanlar SPK demek meslek personeli demekti

Başlangıçta memlekette düzenli işleyen bir menkul kıymetler piyasası yoktu. Dünya Bankası alternatif finansman mekanizmalarına önem verilmesini zaten önermişti. SPK işe başlamıştı. Ama doğrusu ya, ortada sermaye piyasalarının kurumsal altyapısının tasarımı ve pratik işleyişi konularından haberdar kimse de yoktu.

O nedenle ilk odaklardan biri bu işlerden haberdar, hem Türkiye’nin durumunu hem de yurt dışı piyasaların kurumsal altyapısını bilen meslek personeli yetiştirmekti. Meslek personeli başlangıçta kurumun temel kazanımı olarak tanımlanmıştı doğrusu. Rahmetli İsmail Türk dönemi, bu açıdan son derece önemliydi.

Sermaye piyasası düzenlemeleri konusunda en çok aklımda kalan ilk kural şöyleydi: SPK ve SPK benzeri düzenleme ve denetleme kurumlarının temel işlevi “yatırımcının aptal yerine konmasını” engellemekti. Yani amaç “yatırımcının aptalca yatırımlar yapmasını” engellemek değildi.

Başkalarının yatırımcıyı düpedüz kandırmasını, parasını türlü dolaplarla, yalan yanlış bilgilerle elinden almasını engellemekti işimiz. SahtekarlığıSahtekârlığı engellemenin yolu, her tür işlemin, malumatın şeffaflaştırılması, yani, kamuyu aydınlatmaydı. İşlemlerin ayrıntıları ile ilgili malumat seti ortada olursa, yatırımcının aptal yerine konmasının önüne geçilebilirdi.

İkincisi, “spekülasyon serbest, manipülasyon yasak” kuralıydı, o günlerden aklımda kalan. Aslında ikinci kural, birinci kuralın devamıydı. Kısa vadede elbette fiyat beklentilerine dayalı işlemler yapılabilirdi. İleride fiyat performansının daha iyi olacağını düşünerek, bugünlerde fiyatı yerlerde sürünen finansal varlıklara yatırım yapabilirdiniz.

Ama yanlış malumat yayarak, dedikodu çıkartarak bir finansal varlığın fiyatı ile oynayıp yapay piyasa oluşturmak suçtu. Her işin bir kuralı, her düzensizliği tespit etmenin de bir yöntemi vardı. SPK, işte piyasa gözetiminde bu tür düzensizlikleri tespit etme odaklı örgütlenmişti.

Üçüncüsü ise meslek personelinin yazdığı raporun, kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası olduğu ilkesiydi. Meslek personelinin hazırladığı değerlendirme, inceleme ve denetleme raporları, kurulun konuyla ilgili kararı ne olursa olsun, sonradan değiştirilemezdi. Kurul, meslek personelinin görüşüne uymak zorunda değildi ama meslek personelinin yazdığı rapor kayıtlara ilk haliyle girerdi. Meslek personeli odaklı bir kurum oluşturmanın ne demek olduğunu Prof. Dr. İsmail Türk biliyordu.

Nereden çıktı bu ikinci banker krizi?

Şimdi diyeceksiniz ki, hal böyleyse, biz buraya nasıl geldik? Ortada böyle bir kurum kültürüne sahip bir idare varsa bu olanlar nasıl oldu? Doğru ya, ilk banker krizi sırasında, böyle bir kurumsal kültürümüz, sermaye piyasaları konusunda bir fikrimiz yoktu. Ama şimdi olup bitenin hiçbir özrü yok esasen.

Mesele ayan beyan ortada.… Tıpkı Abdurrahman Yıldırım’ın geçenlerde yazdığı gibi, finansal piyasalarda mesele kanunda, düzenlemelerde ne yazdığı değil, o kanunun nasıl uygulandığıdır. Aynı biçimde, o kanunu uygulamakla, piyasalardaki düzensizlikleri takip etmekle görevli birimlerin vazifelerini yterine getirip getirmedikleri ile alakalıdır.

Doğrusu ya, ben, 44 yıl aradan sonra patlak veren bu ikinci banker faciasının, Türkiye’nin özellikle son dönemde hızlanan kurumsal kapasite erozyonunun doğrudan bir eseri olduğu kanaatindeyim.

İdare, vazifesini yapmamıştır.

SPK’nın yaptığı açıklamaya göre, birileri, bu işi önlemekle görevli idarelerin, özellikle SPK ve Borsa İstanbul’un gözleri önünde, yaklaşık 456 bin yatırımcıyı, piyasalardaki fiyatları manipüle edip, ortada yüksek getiri elde etmeye imkanimkân veren bir mesnet olduğu izlenimi yaratarak düpedüz aldatmış ve sahtekarlıksahtekârlık yapmıştır.

Piyasaları düzenlemek ve denetlemekle görevli birimlerimizin çalışmadığını yerli/yabancı herkes görmüştür.

Açıklamalara göre 131 yatırım fonunda işlemler durdurulduğuna göre, Türk piyasaları açısından ortadaki hasar büyüktür.

1993 yılında SPK meslek personelinin dönemin Cumhurbaşkanı rahmetli Demirel’e çıkıp yakındığı kurumsal kapasite erozyonu işin daha çok başıydı. Bir gün size SPK meslek personelinin, o dönemdeki haysiyet mücadelesini, rahmetli dostum İbrahim Kurban’ı da anarak anlatayım nasipse.

Ben 1995 yılında SPK’dan ayrılırken meslek personelinin yazdığı raporların sonradan değiştirilmesine yönelik talepler, yanlış yapıldığının farkında olunduğunu gösteren utangaç girişimlerden ibaretti. İşte oradan geldik bugüne. “İsmail Türk’ün kemikleri kesin sızlamıştır” dediğim o işte. Her şey göz göre göre oldu. Her şey son dönemde müsteşarlıkların kaldırılmasıyla hızlandı.

Şimdi yapacak çok iş var doğrusu ortalığı toparlamak için.

İlgili Haberler
Makroekonomi Altında 7 haftalık dip: Fiyatlar geri çekildi Yeni Şafak Ekonomi · 19 dk önce Makroekonomi Merkez Bankası'nın döviz dönüşüm desteğinde yeni dönem: Şartlar esnetildi, kapsam genişletildi CNBC-e · 23 dk önce Makroekonomi Dizel yasağı ABD'de fiyatları düşürecek, Avrupa'da artıracak Sözcü Ekonomi · 26 dk önce Makroekonomi Döviz dönüşüm desteğinde yeni dönem 1 Ekim'de başlıyor TRT Haber Ekonomi · 26 dk önce Makroekonomi Meclis 1 Ekim’de açılıyor; yeni dönem seçim hazırlığının hızlandığı bir yıl olacak Ekonomi Gazetesi · 28 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.