Bir kentin mutfağını tanımak için bazen tabağın biraz gerisine bakmak gerekir. O yemeğin piştiği ocağa, ürünün yetiştiği toprağa, mutfakta kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiye… Adana, böyle bakıldığında önümüzde gittikçe genişleyen bir sofra açıyor. Toroslar’ın yamaçlarından Çukurova’nın bereketli topraklarına, Seyhan ve Ceyhan’ın hayat verdiği üretim alanlarından Karataş kıyılarına kadar uzanan bir sofra bu. Her köşesinde başka bir mevsimin, başka bir emeğin izi var.
Elbette kebabın ateşi, şalgamın kendine özgü tadı bu sofranın güçlü çağrısı. Ancak o çağrının peşine düştüğümüzde, Adana mutfağının zenginliğini besleyen çok daha geniş bir dünyayla karşılaşıyoruz. Kentin gastronomisini konuşurken tarımdan, üreticiden, coğrafyadan ve birlikte yaşama kültüründen söz etmemizin nedeni de bu.
Uluslararası Adana Lezzet Festivali, onuncu yılında bu birikimi yeniden gündeme taşıyor. İstanbul Feriye’de gerçekleştirilen tanıtım buluşmasında açıklanan program, festivalin bu yılki rotasını da ortaya koydu: Dağlardan ovaya, ovadan denize uzanan lezzetlerin izini sürmek… “Acısıyla Tatlısıyla 10. Yıl, On’ca Lezzet” temasıyla düzenlenecek festival, 9–11 Ekim’de Adana Merkez Park’ta gastronomi meraklılarını ağırlayacak.
Programda benim özellikle ilgimi çeken, Adana Lezzet Sahnesi’nin üç coğrafi başlık etrafında şekillenecek olması: Toroslar, Çukurova ve Karataş Denizi. Çünkü bir mutfağı anlamanın en güzel yollarından biri, onun coğrafyasını okumak. Dağın koşullarıyla ovanın imkânları aynı değil; denizin sundukları ise sofraya bambaşka bir çeşitlilik katıyor. Bu farklılıkların yemeklere nasıl yansıdığını görmek, bildiğimizi düşündüğümüz bir kenti yeniden tanımamıza da yardımcı olabilir.
Bu yazımın devamı ve köşemdeki
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.