YAYIN TARİHİ, 28 Eylül 2026 08:50 GÜNCELLEME, 28 Eylül 2026 09:00
Hasan Selçuk Turan - Türkiye finans piyasaları, 7 portföy yönetim şirketinin yüzlerce fonunun alım-satıma kapatılmasıyla derinleşen kapsamlı bir adli inceleme ve kurumsal denetim süreciyle yüzleşiyor. Süreçte, öne çıkan soruların yanıtları, önümüzdeki günlerde tasfiyenin teknik ayrıntıları ve soruşturmanın sonuçları netleştikçe daha görünür hale gelecek.
- Soruşturma ve operasyonlar yürürken ABD’de eski Nasdaq Başkanı Bernard Madoff’un başını çektiği büyük fon krizi gün yüzüne çıktığında yatırımcıların durumunun ne olduğu ve yetkililerin süreci nasıl yönettiği Türkiye'de büyük ilgi gördü.
- Madoff örneğinde kilit soruların ABD'de nasıl yanıtlandığını, sürecin içinde yer alan en önemli gazetecilerden biri olan Diana B. Henriques CNBC-e’ye anlattı.
Türkiye sermaye piyasalarında yatırım fonlarına odaklanan kapsamlı bir hukuki denetim süreci başladı. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 17 Eylül tarihi itibarıyla devreye soktuğu tedbirler doğrultusunda; Tera Portföy Yönetimi, Pusula Portföy Yönetimi, Hedef Portföy Yönetimi, Atlas Portföy Yönetimi, A1 Portföy Yönetimi, Pardus Portföy Yönetimi ve Bulls Portföy Yönetimi’ne yönelik aldığı kararlarla süreç duyuruldu.
CNBCE.COM'u öncelikli haber kaynağınız olarak ekleyin Ekonomi, iş dünyası, piyasalar ile ilgili en güvenilir ve en detaylı haberlere en hızlı şekilde ulaşın. + EkleKurul, bu 7 portföy yönetim şirketinin (PYŞ) kurucusu olduğu ve katılma payları Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu’nda (TEFAS) işlem gören tüm yatırım fonlarını alım ve satım işlemlerine kapattı. Aynı kararlar kapsamında bazı fonların tasfiye edilmesine karar verildi.
İlk kararın ardından yayımlanan tasfiye usul ve esaslarıyla kapsam 131 fona ulaştı. İlk etapta, 17 Eylül’de tasfiye edilen fonların toplam piyasa değerinin 830 milyar TL civarında, burada yatırımı olanların sayısının ise 550 bin kişi olduğu belirtilirken SPK daha sonra 23 Eylül’de söz konusu yatırımcı sayısının 455 bin 758 olduğunu açıklayarak konuyu netleştirdi.
Ancak bu, yalnızca tasfiye edilecek 131 fonun yatırımcılarını ilgilendiren bir dosya değildi, yatırımcı açısından ilk aşamadaki sorun, portföyündeki fonun tasfiye listesinde olup olmadığı ile beraber belirlenen fonlarda işlem yapabilme imkanının ortadan kalkması oldu.
SPK’nın tasfiye kararında adı geçen PYŞ’lerden A1 Capital’in Genel Müdür Yardımcısı Baki Atılal, 7 şirkete ait alım satıma kapatılan toplam fon sayısının 327, burada etkilenen yatırımcı sayısının ise 916 bin olduğunu söyledi.
17 Eylül’deki müdahalenin arka planında ise Borsa İstanbul ve sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler yer aldı.
Böylece düzenleyici müdahale iki ayrı hatta ilerledi: Bir tarafta 7 PYŞ’nin TEFAS’taki tüm fonlarına yönelik işlem yasağı, diğer tarafta sorunlu olduğu belirlenen fonların tasfiye süreci yer aldı.
Yatırımcının parası şimdi nerede?
SPK, tasfiye sürecinin yürütülmesi için Tera Portföy’ün kurucusu olduğu fonlarda Türkiye İş Bankası AŞ’yi, A1 Capital, Atlas, Bulls, Hedef, Pardus ve Pusula Portföy’ün kurucusu olduğu fonlarda ise Ziraat Bankası AŞ’yi yetkilendirdi.
Kurul fon varlıklarının, yatırımcıların menfaatleri ile piyasa koşulları ve likidite dikkate alınarak nakde çevrileceğini belirtti. Tasfiye sonucunda elde edilen tutarların, yatırımcıların sahip oldukları katılma payı oranında hesaplarına aktarılacağı vurgulandı.
İlk düzenlemede tasfiyenin 3 ay içinde tamamlanması öngörülüyordu. Ancak SPK, 21 Eylül’de bu süreyi 6 aya çıkardı. Kurul, değişikliğin tasfiye konusu fonların portföy yapıları ve piyasa koşulları dikkate alınarak varlıkların mümkün olduğunca uygun koşullarda satılabilmesine imkan sağlamak amacıyla yapıldığını açıkladı. SPK ayrıca 6 aylık sürenin tasfiyenin mutlaka 6 ay süreceği anlamına gelmediğini, koşullara bağlı olarak daha erken tamamlanabileceğini belirtti.
Fon piyasasının büyüklüğü neden önemli?
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, açıklamalarında sorunun kısıtlı bir alanda meydana geldiğini, Türkiye’nin sermaye piyasalarını ve yatırımcı kitlesini tümüyle kapsayan bir sorun olmadığını vurguladı. Bakan Şimşek “"Sorunlu alanı karantinaya aldık. Tasfiye sürecini açıkladık. Piyasada güven devam ediyor. Piyasanın yüzde 90'ında zaten sorun yoktu” dedi.
Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) 25 Eylül kapanış verilerine göre Türkiye sermaye piyasalarında toplam yatırımcı sayısı 39,11 milyon, bakiyeli yatırımcı sayısı ise 13,04 milyon seviyesinde bulunuyor. Aynı tarihte hisse senedi yatırımcılarının sayısı yaklaşık 6,73 milyon, yatırım fonu yatırımcılarının sayısı ise yaklaşık 5,95 milyon seviyesinde. Hisse senetlerinin piyasa değeri yaklaşık 19,08 trilyon TL, yatırım fonlarının toplam piyasa değeri ise yaklaşık 10,10 trilyon TL düzeyine ulaştı (MKK’nın günlük piyasa ekranı bu verileri yatırımcı ve piyasa değeri kırılımlarıyla yayımlıyor).
Yaşananlar, yurt içi piyasaların gördüğü en büyük manipülasyon süreçlerinden birini ortaya çıkarırken buna karşı operasyonlar da yine eşdeğer şekilde görkemli oldu.
Türkiye’deki gelişmelerin ardından kamuoyunda gözlerin yeniden çevrildiği örneklerden biri de ABD tarihinin en büyük finansal dolandırıcılık vakalarından Bernard Madoff dosyası oldu.
Madoff Türkiye’de yeniden gündeme geldi
ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC), 11 Aralık 2008'de Madoff ve şirketi hakkında dava açarken yaklaşık 50 milyar dolarlık bir dolandırıcılık iddiasında bulundu.
Türkiye'de şu anda, altta yatan mekanizmalar ve hukuki yapılar açıkça farklı olsa da, mevcut durumun Madoff vakasıyla bazı benzerlikler taşıdığına dair bir algı oluştu.
Madoff'un kurduğu yapı, ABD makamlarınca klasik bir Ponzi düzeni olarak tanımlandı. Türkiye’deki durum ise yeni yatırımcılardan gelen paranın önceki yatırımcılara ödeme yapmak için kullanıldığı bir sistemden daha sofistike bir sürece işaret ediyordu.
Ancak Madoff dosyasını bugün Türkiye açısından yeniden gündeme getiren asıl konu yalnızca dolandırıcılığın kendisi olmadı. Sistem çöktükten sonra yatırımcıların parasını geri almak için ne yapıldığı sorusu oldu.
Türkiye'deki yatırımcıların şimdi sorduğu sorular da büyük ölçüde aynı başlıklarda toplanırken tam da bu noktada, Madoff dosyasını başından itibaren izleyen ve tasfiye sonrasındaki yatırımcı sürecini de yakından takip eden gazeteci Diana B. Henriques'in değerlendirmesi önem kazandı.
Daha sonra HBO tarafından, başrolünde Robert De Niro’nun oynadığı bir belgesel film haline de getirilen “The Wizard of Lies” kitabının yazarı Henriques, ABD'de Madoff'un çöküşünden sonra yatırımcıların parasının geri kazanılması için hangi kritik adımların atıldığı ve mekanizmaların nasıl çalıştığını CNBC-e’ye anlattı.
İşte Henriques'in Türkiye'deki fon krizine ışık tutan değerlendirmeleri
Henriques'in aktardığına göre, dolandırıcılık ortaya çıktığında Madoff'un şirketi iflas mahkemesinin kontrolüne alındı. Mahkeme, şirketin faaliyetlerini tasfiye etmek, değerli varlıkları satmak ve şirkete borçlu olunan paraları tahsil etmek üzere bağımsız bir hukuk firmasını kayyum olarak görevlendirdi.
Henriques, bu aşamanın yatırımcıların zararlarının karşılanmasında kilit rol oynadığını belirtti.
Soru-Cevap: Madoff sonrası yatırımcıların parası nasıl geri alındı?
Soru: Sayın Henriques, özellikle; Madoff davası ortaya çıktıktan sonra ABD'nin süreci nasıl ele aldığı, tasfiye ve varlık geri kazanım sürecinin nasıl işlediği ve yetkililerin yatırımcı zararlarının bu denli büyük bir kısmını nasıl telafi edebildiği konularında sorular sormak istiyorum. Yatırımcıların nihayetinde hak iddia edebilecekleri tutarların yaklaşık yüzde 99'unu geri aldığına dair veriler gördüm. Bu geri kazanım seviyesine nasıl ulaşıldığını ve hangi mekanizmaların bunu mümkün kıldığını özellikle anlamak isterim.
Henriques: “Şimdilik bazı genel detaylar: Madoff yatırımcılarının toparlanması federal iflas mahkemeleri aracılığıyla yönetildi. Dolandırıcılık ortaya çıktığında, Madoff'un şirketi iflas mahkemesinin kontrolüne alındı. Mahkeme, işletmeyi tasfiye etmek, değerli varlıkları satmak ve şirkete borçlu olunan parayı geri almak için bağımsız bir hukuk firmasını kayyum (esas olarak geçici yönetici) olarak atadı. Bu son adım, yatırımcıların tazmin edilmesinde kilit rol oynadı.
Kayyum, Madoff yatırımlarını yatırımcılara satan veya bu plan sayesinde başka şekillerde kar elde eden düzinelerce banka, muhasebe firması ve kişi ve kuruluşa dava açtı. ABD'de ve dünyanın birçok ülkesinde açılan bu davaların uzlaşmaları, yatırımcılara ödeme yapmak için kullanılan fonları sağladı. Belirttiğiniz gibi, tarihsel olarak büyük bir miktar geri kazanıldı.
Ana para geri alındı
Ancak toparlanma süreciyle ilgili dikkat edilmesi gereken üç önemli nokta var...
Öncelikle, iflas mahkemesinin kurallarına göre, mağdur olan her yatırımcı tazminat alma hakkına sahip değildi. Bu nedenle binlerce yatırımcı dışarıda kaldı ve çok az şey veya hiçbir şey alamadı.
İkinci olarak, hiç kimse dolandırıcılık çökmeden önce kazandıklarını sandıkları kârlar için geri ödeme almadı. Talepleri, Madoff'a verdikleri para miktarıyla sınırlıydı; çöküşten önce çektikleri fonlar ise bu miktar düşüldü. Dolayısıyla, Madoff'a 100.000 dolar veren ve (dolandırıcılık yoluyla) paranın 1 milyon dolara ulaşmasını izleyen, ancak hiç para çekmeyen uzun süreli bir yatırımcı, yalnızca 100.000 dolarlık bir kayıp talep edebilir. Diğer 900.000 dolar asla gerçek değildi ve bir anda yok oldu.
Üçüncüsü, kurtarma süreci çok uzun (on iki yıldan fazla) ve çok, çok pahalıydı. Bazı yaşlı Madoff yatırımcıları, toparlanmayı bekleyecek kadar uzun yaşamadılar. Ve eğer yasal masraflar kurtarılan fonlardan karşılansaydı, yatırımcılar için çok daha az para kalırdı. Ancak yatırımcılar için şanslı olan şey, ABD yasalarına göre Madoff'un firmasının bir sektör sigorta planı olan Menkul Kıymetler Sektörü Koruma Kurumu'nun (SIPC) üyesi olmasıydı. Sonuç olarak, SIPC, mütevelli heyetinin yaptığı tüm yasal masrafları ödemekle yükümlüydü, böylece kurtarılan tüm para yatırımcılar için kullanılabilir hale geldi.
Umarım bu, Türk yatırımcıların hızlı ve tam bir toparlanmaya ilişkin beklentilerini yönetmenize yardımcı olur.
Bir diğer not: Madoff'un tutuklanmasından sonraki birkaç gün boyunca, Kongre'nin ulusal bir tazminat fonu kurmak için harekete geçmesi hakkında bazı konuşmalar oldu (tıpkı mütevelli fonu gibi, bu fon da dava yoluyla geri ödenecekti). Bu, 11 Eylül kurbanlarının ailelerine tazminat sağlamak için kurulan düzenlemeye benzer olacaktı. Bu, daha hızlı bir ödeme sağlayacak ve muhtemelen daha fazla yatırımcının tazminat almaya hak kazanmasını sağlayacaktı. Ancak 2008 mali krizinin ortasında, Washington'daki yasa koyucuların bu kadar iddialı bir şeyi üstlenecek kapasiteleri yoktu. Bu nedenle süreç mahkemeye taşındı ve sonuç olarak kısıtlı, sinir bozucu ve yavaş ilerledi.”
Kaynak: cnbce.com POPÜLER HABERLERBir fon yüzde 98 düştü! Fonların haftalık performansı belli oldu
Borsada haftanın en çok düşen hissesi belli oldu! Katılımevim ikinci sırada
Borsa İstanbul'da tablo netleşti: Fiyat kazanç oranına göre en ucuz hisseler
Borsa İstanbul'da temettü rüzgarı: İşte kar payı dağıtacak 41 şirket ve tarihler
Borsa İstanbul'da 11 yeni iş ilişkisi: 1,2 milyar euroluk anlaşma dikkat çekti
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.