“İster misin bazı siyasi partiler de aldıkları Hazine yardımını fonlara yatırmış olsun?” diye ortaya bir soru atınca etraftakiler hararetle tartışmaya başladılar…
İlginçtir kimse “yok canım olmaz öyle şey” demedi. Tartışma daha çok hangi partinin/partilerin böyle bir işleme tevessül edeceği üzerinde yoğunlaştı.
Aslında konu uzun zamandır var olan “güven sorunu”nun bir başka yansımasıydı…
Bu “güven sorunu” sadece iktidarı yaralayan bir sorun değil, top yekûn siyaset kurumunu yaralıyor. Bakın son fon skandalından, belediye davalarına kadar her yerde siyaset ve yolsuzluk örtüşük olarak anılıyor.
Bunu yapılan anketlerde de görüyoruz. Anketlerin genel toplamında, kendisini doğrudan kararsız olarak nitelendiren ya da oy kullanmayacağını/protesto edeceğini belirten "gri alan" seçmen kitlesinin toplam ağırlığı %20 ila %30 bandına kadar ulaşarak seçim sonuçları üzerinde belirleyici bir güç oluşturuyor.
Misal, ASAL Araştırma, 15-22 Şubat tarihlerinde 26 ilde 2 bin kişiyle gerçekleştirdiği ankette “Bu pazar bir milletvekili genel seçimi olsa oyunuzu hangi siyasi partiye verirsiniz?” diye sordu, Kararsızlar/Oy Kullanmayacağım/Fikrim Yok/Cevap Yok yanıtını verenlerin oranı yüzde 37,9 oldu.
Ya da son yerel seçimleri hatırlayalım.
Kayıtlı 61 milyon 430 bin 934 seçmenin oy kullanabileceği yerel seçimde 13 milyonu aşkın yurttaş sandığa gitmedi. 46 milyon 46 bin 499 kişi oy kullanırken bu oyların 2 milyon 210 bin 42'si geçersiz olarak kabul edildi.
Malum, Türkiye’nin gündemi enflasyon, faiz, döviz kuru, işsizlik ve hayat pahalılığı tarafından belirleniyor.
Şu anda ekonomide yaşananlar gerçek ve ağır sorunlardır. Ancak aynı zamanda “güven sorunu”nu daha da derinleştiren başlıklardır.
Herkesin çeşitli vesileler ile dile getirdiği gerçeklikleri bir kez daha hatırlayalım:
Hukuk sistemine güvenmeyen yatırımcı uzun vadeli sermaye bağlamaz. Kuralların değişeceğini düşünen sanayici yatırımını erteler. Maliyetleri ve destekleri öngöremeyen çiftçi üretimini büyütmez. Yeteneğinin ve emeğinin karşılığını alamayacağını düşünen genç geleceğini yurt dışında arar.
Tabii bunun bir de yurtdışı bacağı var. Uluslararası yatırım görüşmelerinde bir ülke hakkında sorulan ilk soru “bu ülkeye güvenebilir miyiz” olduğu sürece de “güven sorunu” önceliğini korumaya devam edecek.
Eğer bir ülkede kuralların üç, beş yıl sonra da geçerli olup olmayacağı bilinmiyorsa; sözleşmelerin uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalıysa; ekonomi politikasının öngörülebilir kalıp kalmayacağı belirsizse dış dünya açısından da “güven sorunu” oluşmuş demektir.
Yukarıda değindim; eğer kendi sokağını, parkını, kent içi ulaşımını, suyunu, kanalizasyonunu doğrudan etkileyecek yerel seçimlerde 13 milyon seçmen oy kullanmıyorsa, iktidarıyla muhalefetiyle siyaset şapkasını önüne koyup düşünmelidir. Çünkü bunun sonunda siyaset kurumunun tasfiye edilmesine gidecek bir yola çıkılmış olunur. Güvenini yitirmiş, gelecekten umudunu kesmiş kitleler de bu tasfiyeye sonuna kadar destek verecek hale gelir. Aynı şekilde bu kitleler denetimsiz sosyal hareketlerin de tabanı oluşturur. Siyaset kurumunun her zamankinden çok daha fazla sağduyu ile hareket etmesi gereken günler yaşıyoruz. Ne kadar sağduyulu olunabilecek onu yaşayıp göreceğiz.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.