Türkiye'nin önümüzdeki dört yıllık şehircilik politikalarını şekillendirecek önemli bir belge geçtiğimiz günlerde yayımlandı. 2030 Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı, şehirlerin teknoloji kullanımını artırmanın ötesinde, Türkiye'de yeni bir teknoloji pazarı oluşturma potansiyeli taşıyor.
Planın vizyonu “İleri toplum, ileri teknoloji, sürdürülebilir ve dirençli dünya.” Altında 4 stratejik amaç, 8 hedef, 32 eylem ve 297 uygulama adımı bulunuyor. Ancak asıl önemli olan rakamların ötesindeki yaklaşım.
Akıllı şehir artık birkaç sensör yerleştirmek veya belediye hizmetlerini dijitalleştirmek anlamına gelmiyor. Yeni yaklaşımın merkezinde veri, yapay zekâ, nesnelerin interneti, dijital ikizler ve şehirlerin gerçek zamanlı yönetimi var.
81 ilin dijital dönüşümü
Takvim oldukça iddialı… 2026 sonuna kadar 81 ilin akıllı şehir stratejilerinin ve yol haritalarının hazırlanması hedefleniyor. 2027'de dönüşüm ilçelere yayılıyor ve 187 ilçe belediyesinin sisteme dahil edilmesi öngörülüyor.
2028'de en az 50 akıllı şehir uygulamasının sahaya indirilmesi, 2029'a kadar ise tüm illerde Dijital Şehir Yönetim Merkezleri kurulması hedefleniyor.
Bu merkezler önemli. Trafik, çevre, altyapı, afet ve enerji gibi alanlardan gelen verilerin tek merkezde toplanması yeni bir şehir yönetimi modelinin kapısını açıyor. Yapay zekâ yalnızca “ne olduğunu” göstermeyecek; ne olacağını tahmin edip ne yapılması gerektiğini önerecek. Sistem “Trafik yoğunluğu arttı” yerine, “45 dakika sonra bu koridorda yoğunluk oluşacak, şu sinyalizasyon planına geçilmeli” diyebilecek.
500 teknoloji şirketi için yeni pazar
Stratejinin ekonomi açısından en dikkat çekici taraflarından biri 2030 hedeflerinde: Akıllı şehir teknolojilerinde en az yüzde 80 yerlilik, 500 girişimci şirketin desteklenmesi ve yerli çözümlerin uluslararası pazarlara taşınması hedefleniyor.
Bu nedenle konuyu bir şehircilik politikasından çok teknoloji sanayisi politikası olarak da okumamız gerekiyor.
Trafik optimizasyonu, su kayıp-kaçak sistemleri, atık ve enerji yönetimi, afet erken uyarı, dijital ikiz, akıllı ulaşım ve yapay zekâ destekli karar sistemleri... Bunların her biri yeni teknoloji şirketlerinin ortaya çıkabileceği ayrı bir alan.
Üstelik kamu burada yalnızca düzenleyici değil, ilk müşteri olabilir.
Türkiye'nin teknoloji girişimciliğinde uzun zamandır konuştuğumuz sorunlardan biri bu. Startup kuruyoruz, hızlandırma programları ve yatırım fonları oluşturuyoruz; fakat girişimin gerçek müşteriye ulaşması hâlâ zor. Akıllı şehir dönüşümü doğru uygulanırsa bu denklemi değiştirebilir.
Belediyeler startup'ların müşterisi olabilir
Bunun için klasik kamu ihalesinin ötesine geçen bir modele ihtiyacımız var.
Belediye önce problemini tanımlamalı: “Su kayıp oranımı nasıl azaltırım?”, “Çöp toplama rotalarını nasıl optimize ederim?”, “Sel riskini nasıl daha erken tahmin ederim?”
Ardından teknoloji şirketleri bu problemlere çözüm üretmeli. En iyi çözümler küçük bütçeli pilotlarla şehir ortamında test edilmeli. Başarılı olanlar kamu alımına dönüşmeli ve diğer şehirlere ölçeklenmeli. Sonraki adım ise, başarı hikayesi yurtdışına ihracat ile taşınabilir.
Böyle bir mekanizma kurulursa şehirler teknoloji şirketleri için birer “living lab”, yani gerçek hayat test alanına dönüşebilir.
Asıl fırsat yapay zekâda
Önümüzdeki dönemin en büyük fırsatlarından birinin “AI for Cities” (Şehirler için Yapay Zeka) olacağını düşünüyorum.
Bugünkü belediye yazılımlarının büyük bölümü kayıt tutuyor veya geçmişi gösteriyor. Yeni nesil sistemler ise şehri anlamaya, tahmin etmeye ve karar vermeye başlayacak.
Afet olduğunda hangi ekip nereye gitmeli? Su hattındaki arıza oluşmadan tahmin edilebilir mi? Trafik ışıkları kendilerini gerçek zamanlı optimize edebilir mi? Belediye yönetimi şehrin bütün verisiyle konuşabilen bir AI karar destek sistemine sahip olabilir mi?
Bunlar artık bilim kurgu soruları değil.
Türkiye'nin hedefi de yalnızca akıllı şehir teknolojilerini satın almak olmamalı. Bu teknolojileri geliştiren, şehirlerinde test eden ve dünyaya satan ülkelerden biri olmalıyız. Balkanlar, Orta Asya, Körfez ve Afrika düşünüldüğünde ciddi bir ihracat pazarı da oluşabilir.
2030 Akıllı Şehirler Stratejisi yalnızca belediyelerin dijital dönüşüm planı değil; doğru uygulanırsa yeni bir GovTech ve UrbanTech ekosisteminin başlangıcı olabilir. Ancak başarının ölçüsü hazırlanan strateji veya kurulan merkez sayısı değil, şehirlerde gerçekten çözülen problemler olmalı. Kamu kurumlarının problemlerini teknoloji şirketlerine açması, pilotlara alan yaratması ve başarılı çözümleri satın almaya dönüştürmesi kritik.
Türkiye bunu başarabilirse şehirlerini akıllandırırken yeni teknoloji şirketleri de çıkarabilir. Belki de 2030'da sormamız gereken soru “Şehirlerimiz ne kadar akıllı oldu?” değil, “Türkiye bu dönüşümden kaç global teknoloji şirketi çıkardı?” olmalı.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.