Yaklaşık iki yıldır devam eden süreçte kendi hareketlerinin önemli adımlar attığını belirten Hozat, buna karşı devlet tarafından aynı ölçekte demokratik, siyasi ve hukuki adımların atılmadığını savundu. Hozat, özellikle Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un sürecin “tıkır tıkır işlediği” yönündeki açıklamasına dikkat çekti.
Çerçeve yasanın hazırlanma sürecinde “kök yasa” beklentisini dile getirdiklerini söyleyen Hozat, çıkan metnin bu beklentiyi karşılamadığını belirtti. Yasayı “eksik” ve “kendi içinde çelişkili” olarak nitelendiren Hozat, bunun Kürt sorununun demokratik çözümünün hukuki zeminini bütünüyle oluşturmadığını söyledi.
Hozat, şöyle konuştu:
Bu yasanın bütünlüklü bir yasa olması, gerçekten kök yasa rolünü oynaması, Kürt sorununun demokratik çözümünün bir nevi yolunu döşemesi, zeminini oluşturması temelinde çokça değerlendirmelerimiz, beyanlarımız oldu. Bu yasa tam elbette bu çerçevede olmadı. Bunun eleştirilerini de yaptık. Son derece böyle eksik, kendi içinde çelişkili, paradoks bir yasa. Uygulanması da bu hâliyle olduğu biçimde, düz bir biçimde uygulanması da zaten pek mümkün değil.
Hozat, yasanın Abdullah Öcalan’ın koşullarını ve sürecin siyasi-hukuki boyutunu da kapsaması gerektiğini savundu.
Her şeyden önce bu yasanın bütünlüklü derken, Önder Apo'nun fiziki özgürlüğünü, özgür yaşam, çalışma koşullarını, bir bütünen hareket yönetiminin, şu anda bu yasa kapsamı dışında tutulan tüm arkadaş yapısının, üst yönetimden tutalım tüm yapıya kadar Önderliğimiz başta olmak üzere kapsaması gerekiyordu. Bu temelde demokratik, siyasi ve hukuki adımların atılacağına dönük de bir yaklaşımın, bir iradenin ortaya konulması gerekiyordu bu yasada.
Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un sürece ilişkin “tıkır tıkır işliyor” sözlerine de yanıt veren Hozat, sürecin ağır ilerlediğini savundu:
Bilemiyoruz, böyle tıkır tıkır işleyen aslında bir süreç yok. İşin gerçeği bu. Son derece ağır işleyen bir süreç, tek taraflı adımlarla işleyen bir süreç var. Şu anda devlet tarafından demokratik, siyasi ve hukuki herhangi bir adım atılmış değil. Önderliğimizin durumu ortadadır. Şimdiye kadar da tek taraflı adımlarla ağırlıkta bu süreç işledi. Bu açıktır. O açıdan sürecin işlemesi için her şeyden önce temel bir gereklilik olarak, bu sürecin temel bir ihtiyacı olarak elbette Önder Apo'nun özgür çalışma ve yaşam koşullarının oluşturulması, Önderliğimizin resmi ve fiili olarak doğrudan bu süreci yürütür durumda olması gerekiyor.
“Süreç tek taraflı gitmez”
PKK’nın fesih kongresinin ardından silahlı mücadelenin durdurulmasına yönelik adımlar atıldığını belirten Hozat, bu sürecin devamı için Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü ve çalışma koşullarının değiştirilmesi gerektiğini söyledi.
Hozat, farklı toplumsal kesimlerin Öcalan’la görüşebilmesinin önünün açılması gerektiğini savundu:
Önder Apo'nun ihtiyaç duyduğu her bir kesimden insanın siyasetçi olur, akademisyen olur, yazar olur, çizer olur, aydın olur, gazeteci olur, örgüt yönetimi olur, siyasi partiler olur, yapılar olur, her kesimin çok rahat bir biçimde Önder Apo'yla görüşmesi, Önderliğimizin de görüşlerini açık bir biçimde, özgür biçimde kamuoyuna yansıtması gerekiyor. Bu sürecin başarılı yürümesi bununla mümkün.
Hozat, sürecin “tıkır tıkır” işlemesinin Öcalan’ın süreci özgür biçimde yürütmesiyle mümkün olacağını ifade etti:
Tıkır tıkır işleyecekse bu tarzda işlemeli. Sürecin tıkır tıkır işlemesi Önder Apo'nun özgürce bu süreci resmi ve fiili olarak yürütmesiyle ilgili bir durum. Aksi durumda dediğim gibi çok ağır işleyen, daha çok da tek taraflı adımlarla gelişen bir süreç. Bu süreç tek taraflı gitmez, mümkün değil.
“Demokratikleşme olmadan başarı mümkün değil”
Türkiye’de anayasa tartışmalarına da değinen Hozat, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başarıya ulaşması için demokratikleşmenin gerekli olduğunu savundu.
Demokratikleşme olmadan Türkiye'de bu sürecin başarıya gitmesi mümkün değildir. Her şeyden önce Türkiye'nin demokratikleşmesi, demokratik, çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi bir anayasaya Türkiye'nin kavuşması, yerel demokrasiyi esas alan bir demokratikleşme sürecinin Türkiye'de gelişmesi olmazsa olmaz kabilindedir bu sürecin başarısı açısından.
Hozat, yeni anayasa tartışmalarının toplumun farklı kesimlerinin katılımıyla yürütülmesi gerektiğini belirtti:
Sivil toplum örgütleridir, toplumun örgütlü tüm yapılarıdır, siyasi partilerdir, toplumun çeşitli örgütlü kesimleridir, demokratik kesimlerdir, kadınlardır, çevre örgütleridir. Tüm bu dinamiklerin, örgütlü demokratik yapıların da bu demokratik anayasa yapım sürecine katılması gerekiyor.
Kürt sorununun yalnızca silahsızlanma başlığı üzerinden ele alınmasını da eleştiren Hozat, sorunun siyasi ve toplumsal boyutlarının tartışılması gerektiğini söyledi:
Bu işin nedenleri tartışılmadan, yerel demokrasi tartışılmadan, Türkiye'nin demokratikleşmesi tartışılmadan, sadece böyle silahlara endekslenmiş, indirgenmiş bir tartışma, son derece sığ, dar, çözüm üretmeyen bir tartışma oluyor. Bunun da artık gelinen aşamada giderilmesi ve aşılması gerekiyor.
Öcalan’ın yer aldığı belirtilen alt kurul tartışmasına ilişkin de konuşan Hozat, Öcalan’ın bu kurulun sıradan bir üyesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savundu.
Önderliğimiz alt kurulda rol almıyor. Bildiğimiz kadarıyla bu bir algıdır. Böyle bir algı yaratılıyor. Önderliğimiz Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörüdür. İlla da koordinatör diyeceksek, Önderliğimiz Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörüdür.
Hozat, Öcalan’ın yaklaşık iki yıldır süreci fiilen yönettiğini ve bu rolün hukuki bir statüye kavuşturulması gerektiğini söyledi:
İki yıldır zaten bu koordinatörlüğü yapıyor. Fiili olarak Önderliğimiz yaklaşık iki yıldır 27 Şubat çağrısından bu yana Barış ve Demokratik Toplum sürecinin koordinatörlüğünü yapıyor. Liderliğini, önderliğini yapıyor. Yöneticiliğini yapıyor. Şimdi bu fiili olarak yürüttüğü bu çalışmanın bir hukuki çerçeveye, resmi bir çerçeve, prosedüre, statüye kavuşturulması gerekiyor.
“Demokrasi güçlerinin kaygılarını anlaşılır buluyorum”
Süreç konusunda farklı sol ve demokratik çevrelerden gelen eleştirileri de değerlendiren Hozat, devletin henüz demokratik adımlar atmamasının kaygılara neden olduğunu söyledi.
Ben demokrasi güçlerinin, sol sosyalist hareketlerin, Türkiye'deki demokrasi güçlerinin ve özellikle çeşitli eleştirilerini, kaygılarını, endişelerini anlaşılır buluyorum bir noktaya kadar. Şimdiye kadar devlet herhangi bir demokratik adım atmadı. Toplum üzerinde, demokrasi güçleri üzerinde, muhalefet üzerinde iktidarın hâlen çok yoğun bir tazyiki ve saldırıları var.
Hozat, bu durumun süreç konusunda güvensizlik ve kaygıya yol açtığını belirtti:
Demokrasinin olmadığı bir yerde, bu sürecin ne kadar başarılı yürüyeceği, yürütüleceği çok ciddi kaygı ve endişe konusu oluyor. Demokrasi güçlerinin, sol sosyalist hareketlerin bu konudaki endişe ve kaygıları yerindedir. Aynısını biz de taşıyoruz.
Buna karşın bazı çevrelerin Kürt hareketi ile AK Parti arasında anlaşma olduğu yönündeki değerlendirmelerini eleştiren Hozat, bu yorumların hareketin geçmişini görmezden geldiğini savundu.
AKP'nin de hesapları var, seçim hesabı var, şu hesabı var, bu iktidar hesabı var. Bu süreci de bu temelde kullanacak. Bu zaten Önderliği hiç tanımamaktır. Bu tür böyle gerçekten düşüncelere gitmek, bu tarzda kaygılar yaşamak, Önderliği tanımamaktır hiç, Özgürlük Hareketi’ni tanımamaktır.
“Farklı mücadeleler ortaklaşmalı”
Aydınlar, yazarlar ve siyasetçilerin başlattığı “Bin Bir İmza” kampanyasını da değerlendiren Hozat, girişimin daha geniş toplumsal mücadelelerle birleşmesi gerektiğini söyledi.
Mesela bu çok gerçekten anlamlı ve değerli bir eylem. Bunu daha da büyütmek, yaygınlaştırmak gerekiyor. Türkiye'nin temel çıkmazı nedir? Türkiye'de birçok yapı kendi kulvarından mücadele yürütüyor. Mücadele bir yerde birleşmiyor, ortaklaşmıyor, bir sinerjiye dönüşmüyor. Bu nehirler birleşse, bu mücadele dinamikleri bir araya gelse, ortak bir mücadele, birleşik bir mücadeleye dönüşse, bu Türkiye'de çok güçlü bir demokrasi hareketini ortaya çıkaracak, çok güçlü bir demokrasi dinamiğini ortaya çıkaracak ve bu süreci de güçlü bir sahiplenmeyi ortaya çıkaracak, yaratacak.
Rojava: Demokratik entegrasyon ancak demokratik bir devletle mümkün
Rojava’daki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerinde ise Hozat, Suriye’deki yönetimin demokratik entegrasyon için gerekli zemini oluşturmadığını savundu.
Suriye'de demokratik bir devletten, bir hükümetten, yönetimden bahsetmek zaten hiç mümkün değil. Merkeziyetçi, tekçi, faşist bir sistem var şu anda Şam'da. Merkeziyetçi, faşist bir sisteme, demokratik bir entegrasyon da zaten pek mümkün olmuyor.
Hozat, demokratik entegrasyonun yalnızca yönetim yapılarının Şam’a devredilmesi anlamına gelmeyeceğini belirtti:
Demokratik entegrasyon ancak demokratik bir devletle mümkündür. Demokratik bir devlet, demokratik bir cumhuriyet olmadan demokratik bir entegrasyon sağlanamaz. Demokratik entegrasyon nedir? Demokratik entegrasyon, yerel demokrasinin, öz yönetimin, demokratik özerkliğin devlet tarafından kabulü demektir.
Anadil konusunda yaşanan tartışmaların da Suriye’deki yönetim anlayışıyla bağlantılı olduğunu savunan Hozat, Rojava’da Kürtçenin eğitimde daha geniş kullanılması gerektiğini ifade etti.
Şimdi Rojava 14 yıldır demokratik özerklikle yönetiliyor. Demokratik ulus paradigması orada beden kazandı. 14 yıldır Rojava'da, genel Kuzey-Doğu Suriye'de halklar birlikte demokratik özgür bir biçimde bir arada yaşadı. Her halk, Kürtler de başta olmak üzere kendi anadilinde eğitim gördü.
Hozat, anadilde eğitimin sınırlı bir seçmeli derse indirgenmesini eleştirerek şöyle konuştu:
Haftada 3 saat seçmeli ders olarak kimse Kürtçe eğitim göremez, bunu kabul edemez. Zaten kabul etmediklerini ifade ediyorlar. Her gün çocuklar, gençler, yaşlılar, tüm Rojava halkı 7'den 70'e ayaktadır. Çok ciddi protestolar gelişiyor.
İran: “Ya demokratik adımlar atacak ya da çözülecek”
İran’daki gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Hozat, Jin Jiyan Azadî protestolarının toplumda kalıcı bir değişim yarattığını savundu.
Toplumda demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet talepleri çok çok artmış durumdadır. İran gözünü buna kapatırsa, kulaklarını buna kapatırsa, görmezden gelirse, duymazdan gelirse bir bütünen kaybeder. Zaten dış bir müdahaleyle de karşı karşıya, içte de bu kadar ciddi bir rahatsızlık söz konusu.
İran yönetiminin meşruiyetini kaybettiğini savunan Hozat, yönetimin önünde iki seçenek bulunduğunu belirtti:
O açıdan da önünde iki seçenek var elbette. Ya çok ciddi reformlara gider, demokratik adımlar atar. İran demokratikleşerek toplumun, bir bütünen kadınların taleplerine cevap vererek bu süreci atlatır, aşar. Ya da çözülür. Başka bir yol, seçenek önünde yoktur. Böyle idam politikalarıyla bu toplum sindirilemez. Gerçekten bunu görmeyen iktidar kördür. Sağırdır, anlaşılmaz bir şeydir gerçekten. Bu daha fazla öfkeyi biriktiriyor. Daha fazla direnci biliyor.
Hozat, İran’daki farklı demokratik kesimlerin ortaklaşmasının önemli olduğunu belirterek, idam karşıtı mücadelenin de daha geniş bir toplumsal zemine taşınması gerektiğini söyledi.
Independent Türkçe
Hakkında daha ayrıntılı: BESE HOZATÇözüm SüreciKCK
DAHA FAZLA HABER OKU
Yahşihan soruşturması: İki eski başkan dahil 15 tutuklama
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.