30 Eylül 2026, Çarşamba · 09:10 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

New York’ta iklimin yeni dili

New York’ta iklimin yeni dili

Geçen hafta New York’ta iklim konuşuldu. Ama bu kez konuşmalar alışılagelen çerçevenin dışına taştı. Enerji ve elektrifikasyon, finans ve temiz büyüme, sanayi ve tedarik zincirleri, teknoloji ve yapay zekâ, şehirler, ulaşım, doğa… Ortak kelime ise “uygulama” idi. Kasım ayında COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye açısından New York, Antalya’dan önceki en büyük sahnelerden birine dönüştü.

Türkiye, New York’ta yalnızca “COP31’e bekliyoruz” mesajı vermedi. COP31 Başkanı Murat Kurum, ilk kez Haziran'da Bonn'da çerçevesini çizdiği Eylem Gündemi'ni Birleşmiş Milletler'de ayrıntılarıyla, uygulama araçlarıyla birlikte açıkladı. Gündem 10 öncelikli tema, 6 küresel hedef, 11 girişim ve 13 destekleyici çıktı üzerine kurulu. Temalar sıfır atık ve metandan temiz enerji ve elektrifikasyona, gıda güvenliğinden yeşil sanayileşmeye, okyanuslardan dirençli şehirlere, sağlıktan gençliğin katılımına kadar uzanıyor.

Üstelik bu başlıklar rakamlarla birlikte ortaya kondu;

- 2035’e kadar elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payını yüzde 35’e çıkarmak,

- Binalarda enerji kullanım yoğunluğunu en az yüzde 25 azaltmak,

- Küresel döngüsel malzeme kullanım oranını en az yüzde 15’e yükseltmek.

- Belediye atıklarındaki öngörülen artışın yarısını önlemek,

COP31 Başkanlığı’na göre bunların toplam emisyon azaltma potansiyeli 2035’e kadar 8,5–10 milyar ton CO₂ düzeyinde.

Böyle bakınca “Uygulama COP’u” ifadesi daha da ete kemiğe bürünüyor.

35’e 35: Türkiye’nin dünyaya önerdiği hedef

Gündemin merkezinde elektrifikasyon var. Türkiye ve Avustralya’nın talebiyle Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) hazırladığı özel çalışma, dünyada elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının bugün yaklaşık yüzde 23 olduğunu hesaplıyor. Mevcut ve ekonomik olarak uygulanabilir teknolojilerin daha hızlı devreye alınması halinde bu oran 2035’te yüzde 33’e ulaşabilir. Yani Türkiye’nin önerdiği yüzde 35 hedefi, IEA’nın ifadesiyle, “erişilebilir mesafede.”

Burada elektrifikasyonun iklim politikasının ötesine geçen yeni anlamı da kritik. Elektrikli araçlar, ısı pompaları, elektrikli sanayi süreçleri, yenilenebilir enerji, depolama ve şebeke yatırımları aynı anda enerji ithalatını azaltabiliyor, verimliliği artırabiliyor ve emisyonları düşürebiliyor. IEA'nın hesabına göre yüzde 35 hedefine ulaşılırsa, enerji ithal eden ülkelerin yakıt faturası 2035'te yılda yaklaşık 400 milyar dolar azalıyor. Orta Doğu'daki kriz nedeniyle yükselen fiyatlarda bu tasarruf 500 milyar doları aşıyor. Enerjisinin büyük kısmını ithal eden Türkiye için bu rakamın anlamı açık.

Nitekim New York'ta IEA ve COP31 Başkanlığı'nın düzenlediği, Üst Düzey Enerji Dönüşümü Diyaloğu'nda mesele yalnız iklim üzerinden değil, enerji güvenliği ve rekabet gücü üzerinden tartışıldı. Masadaki başlıklar şebekelerin ve depolamanın hızla büyütülmesi ile gelişmekte olan ekonomilerin finansmana erişimiydi.

COP31, Türkiye'nin kendi enerji vizyonu için de bir vitrin olacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, COP31 sürecinde Türkiye'nin bu alandaki vizyonunu ve somut hedeflerini ortaya koyacaklarını söylüyor. Dünyaya önerilen yüzde 35'lik elektrifikasyon hedefinin Türkiye'nin kendi enerji planına nasıl yansıyacağı, “Uygulama COP'u” olmanın ilk sınavlarından biri olacak.

İklim ve yapay zekâ

New York’ta Türkiye’nin öne çıkardığı ikinci alan yapay zekâ oldu. COP31 Başkanlığı, “Antalya Yapay Zekâ Taahhüdü” ile yapay zekânın iklim üzerindeki etkisini COP gündemine taşımaya hazırlanıyor. Buna “AI for Clean Tech” girişimi de eşlik ediyor. Amaç bir taraftan yapay zekâyı iklim çözümlerinde kullanırken diğer taraftan teknolojinin kendi enerji ve kaynak ayak izini görünür hale getirmek.

Bu başlık önümüzdeki yılların en önemli çelişkilerinden birine dokunuyor. Yapay zekâdan enerji sistemlerini optimize etmesini, şebekeleri yönetmesini, yeni malzemeler bulmasını ve iklim modellerini geliştirmesini bekliyoruz. Aynı yapay zekâyı çalıştıran veri merkezleri ise giderek daha fazla elektrik ve altyapı talep ediyor.

Yani artık yalnızca “Yapay zekâ iklim için ne yapabilir?” sorusu yok. Bir de “Yapay zekânın kendisini nasıl karbonsuzlaştıracağız?” sorusu var. Antalya bu iki soruyu aynı masaya getirebilir.

Projeler için yatırım köprüsü

New York’taki üçüncü önemli gelişme finansman tarafındaydı. Türkiye'nin İstanbul'da duyurduğu İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE) girişiminin, BM Kalkınma Programı (UNDP) ile birlikte yürütülecek ilk beş pilot ülkesi açıklandı: Etiyopya, Fiji, Endonezya, Pakistan ve Özbekistan.

Buradaki fikir basit ama önemli. Ülkelerin iklim planları var. Finans kuruluşlarının yatırım yapma isteği var. Fakat ikisinin arasında yatırım yapılabilir, finansal olarak yapılandırılmış yeterli sayıda proje bulunmuyor.

BRIDGE tam olarak bu aralığa girmeye çalışıyor. Ulusal iklim ve kalkınma hedeflerini finansmana hazır proje portföylerine dönüştürmek ve ülkelerin bunu yapabilecek kapasitesini geliştirmek.

Aynı günlerde Türkiye, İLBANK öncülüğünde UN-Habitat ve Dünya Bankası ile Sürdürülebilir Kentsel Dirençlilik Finansmanı Faaliyeti'ni, yani SURFF’u da başlattı. Amaç yine benzer. Ulusal iklim hedefleri ile şehirlerde uygulanabilir yatırım projeleri arasındaki mesafeyi kapatmak. SURFF üçayak üzerinde çalışacak. Şehirlerin dirençlilik önceliklerini proje hazırlığı ve finansmanla buluşturan bir ülke platformu, araç geliştirip deneyim paylaşan bir mükemmeliyet merkezi ve uluslararası bir diyalog platformu. Modelin arka planında deprem bölgesindeki yeniden inşa deneyimi var.

İstanbul’da “finansman uçurumu” konuşulmuştu. New York’ta köprünün üzerinden neyin geçeceği konuşulmaya başlandı.

Özel sektör de masada

Türkiye açısından New York’un belki de en önemli taraflarından biri özel sektörün görünürlüğüydü.

COP31 İş Forumu New York Diyaloğu, COP31 Özel Sektör Elçisi TOBB ile Bloomberg’in ortak ev sahipliğinde yapıldı. “COP31 Eylem Gündemi’ne Özel Sektörün Yanıtı” panelinde Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, IEA İcra Direktörü Fatih Birol, IFC Genel Müdürü Makhtar Diop ve Uluslararası Ticaret Odası Genel Sekreteri John Denton aynı masada buluştu.

Bu buluşmayı sıradan bir iş dünyası etkinliği olarak görmemek gerekiyor. COP31 İş Forumu kapsamında 700'den fazla üyesi bulunan yedi çalışma grubu, ikinci yüz yüze toplantılarını New York'ta yaptı. Küresel iş dünyası liderlerinden oluşan Danışma Kurulu da ilk kez burada toplandı. Çalışma gruplarının sonuçları 12–13 Kasım'da Antalya'daki COP31 İş Dünyası ve Yatırım Zirvesi'nde açıklanacak. Zirve, COP tarihinde ilk kez Liderler Zirvesi ile aynı güne denk gelecek ve iş dünyasının önerileri doğrudan devlet ve hükümet başkanlarına sunulacak.

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu bunu oldukça açık ifade ediyor: "Hükümetler anlaşmaları imzalar, iş dünyası hayata geçirir."

Cümlenin ikinci yarısı COP31 açısından birincisinden daha önemli olabilir. Çünkü bir hükümet 2035 için elektrifikasyon hedefi açıklayabilir. Ama elektrikli otomobili üreten, fabrikadaki üretim sürecini değiştiren, bataryaya yatırım yapan, güneş ve rüzgâr santralini kuran, binayı dönüştüren, tedarikçisini değiştiren ve bütün bunları finanse eden yalnızca devlet değil. İklim hedefi, sonunda bir yatırım kararına dönüşmek zorunda.

Koç’un New York’taki mesajı neden önemli?

Koç Holding’in buradaki konumu ayrıca dikkat çekici. Koç Holding, COP31’in “Küresel İş Ortağı”. Topluluk 60’tan fazla ülkede faaliyet gösteriyor, 155’ten fazla ülkeye ihracat yapıyor ve gelirlerinin yüzde 95’ten fazlasını enerji, otomotiv, dayanıklı tüketim ve finans gibi dönüşümün doğrudan merkezindeki sektörlerden elde ediyor.

Dolayısıyla Koç Holding’in iklim dönüşümü üzerine söylediği sözler yalnız bir grubun sürdürülebilirlik politikasını anlatmıyor. Türkiye sanayisinin dönüşümündeki bazı temel konuları da görünür hale getiriyor.

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç’un, New York’taki en dikkat çekici vurgularından biri sermaye maliyetiydi. Gelişmiş ülkelerde finansman maliyetlerinin yüzde 5–6 düzeyindeyken, gelişmekte olan ülkelerde bunun iki veya üç katına çıkabildiğini ve vadelerin kısaldığını söyledi. Buradan çıkardığı sonuç önemliydi. Şirketler artık yalnız rakip şirketlerle değil, o şirketlerin arkasındaki ekonomik sistemlerle de rekabet ediyor.

İklim tartışmasının belki de en önemli kırılmalarından biri tam burada. Aynı dönüşüm yatırımını yapan iki şirketten biri yüzde 5–6 maliyetle uzun vadeli finansmana erişirken diğeri bunun iki veya üç katı maliyetle ve daha kısa vadeyle borçlanıyorsa, rekabet yalnız şirketlerin verimliliğiyle açıklanamaz. Sermayenin maliyeti, kamu teşvikleri ve iklim düzenlemeleri de rekabet koşullarının parçası haline gelir. İklim politikası böylece yalnız çevre politikası olmaktan çıkar; sanayi, finans ve nihayetinde rekabet politikasına dönüşür.

Kurulu güç başka, üretilen elektrik başka

New York’taki tartışmalar Türkiye’nin kendi enerji dönüşümündeki başka bir önemli noktayı da görünür hale getiriyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin Ağustos 2026 itibarıyla toplam elektrik kurulu gücü 126,9 GW’a ulaştı. Hidroelektrik yüzde 25,5, güneş yüzde 22, rüzgâr yüzde 12,2 ve jeotermal yüzde 1,4 paya sahip. Yani bu dört yenilenebilir kaynağın kurulu güç içindeki toplam payı yaklaşık yüzde 61.

Ama kurulu güç ile üretilen elektrik aynı şey değil. Kurulu güç, santrallerin en iyi koşulda üretebileceği miktarı gösterir; güneş gece, rüzgâr durgun havada elektrik üretmez. 2025 elektrik üretiminde kömürün payı yüzde 33,6, doğal gazın yüzde 23’tü. Hidroelektrik yüzde 15,8, rüzgâr yüzde 10,9, güneş yüzde 10,5 ve jeotermal yüzde 3,2 pay aldı. Bu dört yenilenebilir kaynağın toplamı yaklaşık yüzde 40,4 ediyor.

Aradaki fark bize dönüşümün yeni darboğazını gösteriyor. Sadece santral kurmak yetmiyor. Şebeke, depolama, esneklik ve elektrifikasyon gerekiyor. IEA’nın New York’ta sunduğu çalışmanın özellikle şebeke ve depolamayı öne çıkarması bu nedenle tesadüf değil.

İklim riski artık bilanço riski

Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu’nun New York’taki başka bir oturumda konuştuğu konu ise suydu.

Dünya Ekonomik Forumu Doğa ve İklim Merkezi’nin “Mavi Ekonominin Geleceği” panelinde Çakıroğlu, Koç Topluluğu’nun su dayanıklılığını stratejik bir iş önceliği ve iklim uyumunun parçası olarak gördüğünü söyledi.

Topluluk son altı yılda su çekimini yüzde 24 azalttı; operasyonlarında kullanılan suyun yüzde 64’ünü yeniden kullanıyor veya geri dönüştürüyor. Çakıroğlu hedefin kendi fabrikalarıyla sınırlı olmadığının da altını çizdi: "Teknoloji, inovasyon ve finansman olanaklarından yararlanarak daha geniş ekosistemimizin dayanıklılığını güçlendirmeyi amaçlıyoruz."

Bu performansın arkasındaki mesaj da önemli. Su artık yalnızca bir çevre göstergesi değil. Fabrikanın çalışıp çalışamayacağı, tedarik zincirinin dayanıklılığı, üretim maliyeti ve yatırım kararının fizibilitesiyle ilgili bir mesele. "Ekosistem" vurgusu da bu yüzden anlamlı. Bir şirketin kendi tesisinde tasarruf ettiği su, tedarikçisinin fabrikası kuraklıktan durduğunda pek bir işe yaramaz. Dayanıklılık, değer zincirinin en zayıf halkası kadar güçlü.

Başka bir deyişle iklim riski, bilançonun dışındaki bir risk olmaktan artık net olarak çıkıyor.

New York’tan Antalya’ya kalan soru

İklim gündemi artık taahhüt ekonomisinden uygulama ekonomisine geçiyor. Dolayısıyla aktörlerin ağırlığı da değişiyor. Diplomatın yanına yatırımcı, çevre bakanının yanına enerji şirketi, sürdürülebilirlik yöneticisinin yanına CFO oturuyor. Emisyon hedefinin yanına sermaye maliyeti, şebeke kapasitesi, depolama, yatırım getirisi ve rekabet gücü geliyor.

Bu yüzden Koç Holding’in ve diğer özel sektör oyuncularının New York’taki görünürlüğünü yalnız “Türk şirketleri Climate Week’e katıldı” diye okumak çok eksik kalır. Asıl haber şirketlerin orada bulunması değil, iklim hedeflerinin şirketlerin iş süreçlerine ve yatırım kararlarına bir ekonomik rekabet unsuru olarak da çoktan girmiş olması.

Antalya’ya altı hafta kala Türkiye’nin önünde bu nedenle bir fırsat var. Eğer COP31 gerçekten bir “Uygulama COP’u” olacaksa, başarısını yalnız açıklanan taahhütlerin sayısıyla ölçmemek gerekir. Kaç iklim hedefi projeye dönüştü, kaç proje finansman buldu, şirketlerin yatırım kararlarında ne değişti, bunlar ne kadar değişim ve dayanıklılık üretti gibi soruların cevapları daha belirleyici olacak.

Antalya’nın ölçüsü bunlar olmalı. New York’ta prova yapıldı. Antalya’da artık sözün değil, uygulamanın hesabı tutulacak.

İlgili Haberler
Makroekonomi Kendisinden pahalıya patlayan madeni paranın üretimi durduruluyor Sözcü Ekonomi · 12 dk önce Makroekonomi Süresiz nafakaya iptal kararı Independent Türkçe · 12 dk önce Makroekonomi TÜBİTAK'tan üniversite öğrencilerine iş fırsatı: Başvurular için son tarih belli oldu Sabah Ekonomi · 13 dk önce Makroekonomi Euro, dolar karşısında eriyor! 2,5 yılın dibini gördü Sözcü Ekonomi · 15 dk önce Makroekonomi Dünya nüfusunun yüzde 40'ı maruz kaldı! 'Soluduğumuz havanın kimyasını etkiliyor' CNBC-e · 15 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.