30 Eylül 2026, Çarşamba · 14:34 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Banker Yalçın’dan ‘fon yatırımları krizi’ne

Banker Yalçın’dan ‘fon yatırımları krizi’ne

Dr. Şerif Yüksel / İKÜ Uluslararası Ticaret ve Finansman

Türkiye ekonomisi ellili yıllarda başlayan dışa açılma sürecinde, kimi zaman küçük kimi zaman da büyük ekonomik krizlerle ‘liberal ekonomi’nin faturasını üstlenmiştir. Bu yazı çerçevesinde; 75 yıllık sürecin kilometre taşlarını anımsayarak 17 Eylül günü kamuoyuna sunulan ‘fon krizi’ni açıklamaya çalışılacaktır.

Ekonomistler 1950 yılını ilk amatör liberal uygulama kabul ederler. İkinci Dünya Savaşı’na girmeyen siyasal iktidarın biriktirdiği dövizler, yeni iktidara gelen DP’nin kurmayları tarafından ithalata harcanmış ve 1954 yılında döviz kıtlığı ve karaborsa başlamıştır. Üyesi olduğumuz IMF uzmanları Türkiye’ye gelip bir iyileştirme programı ile ekonomide denge (istikrar) sağladılar. (Ünlü Türk Parası Kıymetini Koruma Mevzuatı’nda yeni yaptırımlar düzenlendi.)

Türk ekonomisinin uluslararası ve güncel iktisat kurallarına göre liberal düzenlemede ikinci aşama ’24 Ocak İstikrar Tedbirleri’ programıdır. Ne var ki liberalizmi sindiremeyen yönetim ve toplum kısa sürede bir krizle karşılaştı. Türkiye’nin ‘Bankerler Krizi’ 1980’li yılların başında serbest piyasa ekonomisine geçiş sürecinde yaşanan yüksek faiz vaatleriyle halktan para toplayan bankerlik sisteminin çökmesi ve 300 binden fazla kişinin (bankerzede) birikimlerini kaybetmesiyle sonuçlanan büyük bir toplumsal ve ekonomik faaliyettir.

Süreç enflasyon ile mücadele amacıyla faizlerin serbest bırakılmasıyla başlamış ve denetimsiz bir ‘Saadet Zinciri (Ponzi)’ sistemine dönüşerek trajik bir şekilde sonuçlanmıştır. (Simge Banker ‘Yalçın’ın hikayesi Emin Çölaşan tarafından kitaplaştırılmıştır i.)

Seksenli yıllar sürecinde bankalar faiz yarışına girmedi. Banker sayısı hızla arttı; 2000. Halk enflasyona karşı korunmak için evini ve arabasını satarak bankerlere para yatırdı. Yıllık faiz yüzde 100’ün üzerine çıktı. Kamu yönetimi olaya el koydu. Özetle, dönemin Başbakanı ve sorumlu bakanı istifa etti.

Doksanlı yıllarda yaşanan ve döviz kurlarının çok yükselmesiyle (12 TL olan dolar Şubat 1994’te 35 TL’ye yükselmişti.) ekonomiyi etkileyen kriz, ‘5 Nisan Kararları’ ile aralık ayında sona erdi. Kurlarda denge oluşurken piyasalar sakinleşti. Doksanlar, Uzak doğu ve Rusya bölgesel krizlerinin etkisiyle dalgalanmalar yaşandığı bir dönemdi.

2000’li yıllara yeniden Türkiye ekonomisinde hareketlilik yaşanarak girildi. Bankacılık Krizi olarak da adlandırılan dönemin kısa süreli olmasında Dünya Bankası’nda görevli Dr. Kemal Derviş’in “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” ve mevzuat uygulamaları (Bankacılıkta ‘Sermaye Yeterlilik Rasyosu’ gibi yasal düzenlemeler…) etkili oldu. AB ilişkilerinde olumlu hava ve uluslararası para piyasalarındaki dengelenmenin katkısı da unutulmamalıdır.

Bu arada el konulan bankaların tasfiyesinde oluşan ödemeler ise -her zaman olduğu gibi- kamu/Hazine tarafından karşılandı. Diğer krizlerde de olduğu gibi, finansal ve sermaye piyasalarında mevzuat düzenlemeleri ve tasfiye sürecinde ödemeler hızla yapılarak yeni iktidara sorunsuz teslim edildi.

Türkiye ekonomisinin yaklaşık 75 yıllık liberal ve serbest piyasa yapılanmasının sonucunda yeni bir bankerlik ya da döviz işlemlerinden kaynaklanmayan yeni bir sorunla karşı karşıyayız.

Fon piyasası krizi

Geçen yıl yapılan Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği Kongresi’nde ekonomiden sorumlu Bakan’ın değindiği fonlarla ilgili sorun maalesef 8 aylık gecikme ile yeniden gündem buldu ve 17 Eylül gün ki açıklamayla 7 portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu yaklaşık 900 milyar TL değerinde 131 yatırım şirketinin tasfiyesine SPK karar verdi. Ne var ki 8 aylık süreçte fonların yönetimine ilişkin mevzuat Aralık 2025’te oluşturulan kurula rağmen yayınlanıp uygulamaya geçilmemişti. Her ne kadar fon piyasasının yüzde 10’unu oluşturan bu deprem, 550 bin yatırımcıyı çok yakından ilgilendirdiği de önemsenmedi.

Gerçekleşen deprem Türk sermaye piyasalarının genel yapısını bozacak büyüklükte olmasa da tasfiye süreci sonunda yatırımcıların eline geçecek değerin azlığı ve mağduriyet hikâyeleri kamuoyunda gündemde. O nedenle genel önlemlerin yanı sıra SPK’nın olaya ilişkin son açıklamasının yorumu yapılanların en doğrusu olduğunu gösteriyor.

“… 131 fonun elindeki hisselerin aynı anda piyasaya sürülmesi zaten taban olan bu hisselerde onarılması daha güç sarsıntılar yaratma potansiyeli taşıyor. SPK, bu operasyonel zorluğu görerek tasfiye sürecini üç aydan altı aya çıkararak Mart 2027’ye kadar uzatma kararı aldı.ii”

Bu yolla panik satışların önünün kesilmesi ile piyasa şartlarının dengelenmesi, mağdur fon yatırımlarının zararının azaltılması hedefleniyormuş. Tasfiye sürecinde İş Bankası ve Ziraat Bankası’nın görevlendirilmesi de bir başka olumlu gelişme. Her iki kuruluşun finans piyasalarındaki itibar ve güveni en üst seviyede.

Medyada bu gelişmeler tartışılırken siyasetçiler başta olmak üzere birçok yönden eleştiriler yapılıyor. Yatırımcının bile suçlandığı getiri hırsı ile yapıldığı ve zararı hak ettiği ileri sürülüyor. Hiç kimse enflasyon ve kötü gelir dağılımının rolünü konuşmuyor. Bu arada portföy yatırımlarına ilişkin mevzuatın aylarca geciktirilmesinin nedenleri ve sorumlulardan söz eden yok. En liberal ABD’de bile Madoff’un Ponzi skandalında Amerika SPK’sı SEC devreye girerek kendisini 150 yıl hapis cezasına çarptırdı iii . O nedenle sistemi, kuralları ve mevzuatı var olan ülkelerde bile olabilen finans yolsuzluklarıdır bunlar. Sermaye piyasalarında kullanılan tanımı ‘Ponzi Şeması’ ya da “Saadet Zinciri”dir. Türkiye’deki banker skandalında “Saadet zinciri koptu” diye nitelendirilmişti.

Bu defa krizin teması ve enstrümanlarına ilişkin genel bilgi karmaşıklığı ile konu farklı değerlendiriliyor. Oysa ekonomi yönetiminin olaya el koyduğunda mevzuat hazırlanması hızlı gerçekleşip, denetim yapılabilse kamuoyu bu denli tepki vermeyebilirdi. Bakan’ın “Biliyoruz, duyuyoruz” dediği tarih 2 Kasım 2025, Mevzuatı’ın açıklanması 28 Ağustos 2026 ve olaya müdahale 17 Eylül 2026.

Bu tablo gecikmenin varlığını gösteriyor. Yatırımcı sayısının 550 bin olması en az 2.5 milyon vatandaşın mağdur edildiği anlamına geliyor. Olası değerin 17-20 milyar dolar olarak hesaplanması ise bir başka kayıp ve Hazine’ye yük demektir. Geçen ay hariç, ayda 400 milyar dolayında aylık genel bütçe açığının varlığı ise bir başka olumsuzluk.

Özetle en zengin ve ileri ülkelerde benzeri sermaye piyasası olumsuzlukları yaşanmaktadır. Ancak, hiçbirinde mevzuatı sonradan oluşmaz ve de risk kurumları olduğunda sıkı ve sürekli denetlenmektedir. Bir önemli konuda dünya enflasyon sıralamasında en kötülerde hep ilk üç içinde olan bir toplumun fertlerinin bu türden Ponzi tuzaklarına düşmesi olağandır. Hele gelir dağılımı çök kötüyse…

----

i) Emin Çölaşan (1985), “Yalçın Nereye Koşuyor? Bendeniz 18 Yaşında Banker Yalçın, Paracıkları Bana Emanettir Halkın…” Milliyet Yayınları

ii) Milliyet, 23.09.2026, Zeynep Aktaş, Ekonomi sayfası yazısı.

iii) Bernard Madoff, Nasdaq borsasının eski icra kurulu başkanıydı. ABD’de yaklaşık 64 milyar dolarlık bir fonla zenginlerden para topladı ve sonunda battı. Madoff 1960’ta Wall Street’te en iyi piyasa yapıcı işlerle firmasını kurdu. İşlerin kötüye gitmesi ile (2008 Küresel Kredi Krizi’nde) tutuklandı ve 150 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

İlgili Haberler
Makroekonomi SON DAKİKA | Türkiye Sigorta Birliği'nden BES açıklaması CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi DOĞUM YARDIMI SORGULAMA: Eylül Ayı Doğum Yardımı Yattı mı, Ne Zaman Yatar? Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı e-Devlet Doğum Yardımı Sorgulama Nasıl Yapılır? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Bakan Bayraktar’dan Almanya’ya çağrı: Türkiye’nin proje yürütme kapasitesini Almanya’nın finansal imkânlarıyla birleştirelim CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Emlak Katılım'dan üç şirket için Rekabet Kurumuna başvuru CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Kalkınma ajanslarından 1155 projeye 2,8 milyar liralık destek CNN Türk Ekonomi · az önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.