TÜRK-İŞ’in Eylül 2026 araştırmasına göre Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 37 bin 800,92 liraya yükseldi. Bu tutar “açlık sınırı” olarak ifade ediliyor. Gıda harcamasının yanı sıra kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık, giyim ve benzeri zorunlu giderler hesaba katıldığında ise dört kişilik bir ailenin aylık toplam harcama ihtiyacı 123 bin 130 liraya ulaşıyor. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 48 bin 884,82 lira olarak hesaplandı.
Burada üzerinde özellikle durmamız gereken konu, rakamların ne söylediğidir. Çünkü 37 bin 801 liralık açlık sınırı yalnızca gıda harcamasını ifade ediyor. Bunun içerisinde kira yok, elektrik faturası yok, ulaşım yok, eğitim yok, sağlık giderleri yok. Dolayısıyla bir ailenin yalnızca mutfak ihtiyacını karşılayabilmesi için gereken tutar bile oldukça yüksek bir seviyeye gelmiş durumda.
Daha çarpıcı olan ise yoksulluk sınırının 123 bin lirayı aşmasıdır. Bu rakam, dört kişilik bir ailenin insanca yaşamını sürdürebilmesi için gerekli toplam harcamaların boyutunu gösteriyor. Elbette TÜRK-İŞ araştırması belirli bir yöntem ve Ankara fiyatları üzerinden hazırlanıyor. Dolayısıyla her ailenin gerçek harcaması aynı olmayacaktır. Ancak eğilimi görmek açısından önemli bir gösterge olduğu kanaatindeyim.
Bir başka dikkat çekici nokta ise mutfak enflasyonu. TÜRK-İŞ hesaplamasına göre Eylül ayında aylık gıda enflasyonu yüzde 1,10 olurken, son on iki aylık artış yüzde 35,14 seviyesinde gerçekleşti. Yıllık ortalama artış ise yüzde 39,78 olarak hesaplandı.
Bu rakamlar bize enflasyonla mücadelede yalnızca genel fiyat endekslerine bakmanın yeterli olmadığını da gösteriyor. Vatandaşın cebindeki en önemli harcama kalemlerinden biri gıda. Dolayısıyla mutfaktaki fiyat hareketleri, insanların ekonomiye ilişkin algısını doğrudan etkiliyor.
Benim açımdan meselenin en önemli tarafı gelirlerin ve giderlerin aynı hızda hareket edip etmediğidir. Bir çalışanın maaşı nominal olarak artabilir. Ancak kira, gıda, ulaşım, enerji ve eğitim giderleri daha hızlı yükseliyorsa, maaş artışının satın alma gücü üzerindeki etkisi sınırlı kalabilir. Bu nedenle ekonomik politikaların başarısını değerlendirirken yalnızca ücret artışlarına değil, reel satın alma gücüne de bakmak gerekiyor.
Özellikle dar ve sabit gelirli kesimler açısından tablo daha da önem kazanıyor. Çünkü yüksek gelirli bir kişinin bütçesinde gıdanın payı ile düşük gelirli bir ailenin bütçesinde gıdanın payı aynı değildir. Gelirin büyük bölümü temel ihtiyaçlara gidiyorsa, fiyatlardaki küçük artışlar bile aile bütçesinde ciddi sonuçlar yaratabilir.
Üstelik 123 bin 130 liralık yoksulluk sınırı bize başka bir gerçeği daha hatırlatıyor: Geçim meselesi yalnızca ücret meselesi değildir. Konut maliyetleri, enerji fiyatları, ulaşım giderleri, eğitim ve sağlık harcamaları da aile bütçesinin önemli parçalarıdır. Dolayısıyla sürdürülebilir refah için sadece ücretleri artırmak değil, temel giderlerin oluşturduğu maliyet baskısını da azaltmak gerekir.
Ağustos ayında açlık sınırı 37 bin 388 lira, yoksulluk sınırı ise 121 bin 786 lira seviyesindeydi. Eylül ayında her iki göstergede de yükseliş yaşandı. Bu durum, fiyat istikrarının neden ekonomik gündemin merkezinde bulunması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Bence burada önemli olan, rakamları siyasi veya sosyal tartışmaların ötesinde ekonomik bir veri olarak değerlendirebilmek. Açlık ve yoksulluk sınırı, toplumun belirli kesimlerinin geçim koşullarını anlamak açısından önemli göstergelerdir. Bu verilerin düzenli biçimde izlenmesi, ücret politikalarından sosyal politikalara, konut politikasından gıda arzına kadar birçok alanda karar alıcılara fikir verebilir.
Sonuç olarak TÜRK-İŞ’in Eylül 2026 verileri, Türkiye’de geçim maliyetinin hâlâ önemli bir ekonomik sorun olduğunu gösteriyor. 37 bin 801 liralık açlık sınırı, 123 bin 130 liralık yoksulluk sınırı ve 48 bin 885 liraya yaklaşan bekâr çalışanın yaşam maliyeti, vatandaşın bütçesindeki baskının boyutunu ortaya koyuyor.
Ekonomide asıl hedef yalnızca enflasyon oranını düşürmek değil, bunun vatandaşın mutfağına, konutuna ve günlük yaşamına yansımasını sağlamaktır. Çünkü ekonominin gerçek başarısı, tablolar ve istatistiklerden önce insanların ay sonunda gelirleriyle temel ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılayabildiğinde görülür. Bana göre bugün üzerinde en fazla durmamız gereken konu da tam olarak budur: Gelirlerin satın alma gücünü korumak ve geçim maliyetini sürdürülebilir bir seviyeye çekmek.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.