Eliot Cohen’in yeni kitabı The Strategist: How to Think About War and Politics tam bu noktada daha temel bir soruya yöneliyor: Bir devlet savaşa girmeden önce gerçekten neyi düşünmüş olmalıdır?
Princeton University Press tarafından Ekim ayı sonunda yayımlanacak kitap, stratejiyi askeri gücün siyasi bir amaca ulaşmak için kullanılması olarak ele alıyor. Cohen, stratejiyi günlük hayatta kullanılan geniş anlamından ayırarak savaş ve siyasi amaç arasındaki ilişkiye bağlıyor.
Ona göre plan yapmak ile strateji geliştirmek aynı şey değil. Bir plan hazırlanabilir. Fakat savaş başladıktan sonra şartlar değiştiğinde ne yapılacağı asıl stratejik sınavı oluşturur.
Kitabın, ABD’nin İsrail’le birlikte İran’a karşı yürüttüğü savaşın 8'inci ayına girdiği ve sonuç alınamadığı bu günlerde çıkması ayrıca dikkat çekiyor.
Cohen, kitabın yayımı vesilesiyle James M. Lindsay ile yaptığı yaklaşık 36 dakikalık söyleşide kitabının temel yaklaşımını anlattı. Bu savaşa yönelik eleştirilerini de açıkça dile getirdi.
Söyleşinin merkezinde savaş kararlarından önce sorulması gereken 7 soru vardı.
Strateji plan değildir
Cohen'in çıkış noktası dikkat çekici. Strateji yalnızca savaş planının hazırlanması değildir.
Gerçek stratejist, planın uygulanması sırasında ortaya çıkan sorunlarla da uğraşmak zorundadır. Çünkü savaş, başlangıçta tasarlandığı biçimde ilerlemez. Cohen bu durumu Lincoln'ün Amerikan İç Savaşı sırasında karşılaştığı sorunlar üzerinden anlatıyor.
Peki strateji ile planlama arasındaki fark nedir?
Plan, gelecekte yapılması düşünülen faaliyetleri düzenler. Strateji ise siyasi amaç ile askeri gücü birbirine bağlar. Uygulama sırasında ortaya çıkan değişikliklere cevap vermeyi gerektirir.
1. soru: Başka ne oluyor?
Cohen'in ilk sorusu ilginç biçimde “Amacımız ne?” değil.
“Başka ne oluyor?”
Çünkü savaş boşlukta gerçekleşmez. İttifaklar, ekonomik durum, başka bölgelerde devam eden sorunlar, diplomatik ilişkiler ve iç siyasi şartlar savaşın parçasıdır.
Cohen, Trump yönetiminin İran savaşına girerken desteğine ihtiyaç duyacağı Avrupalı ve Asyalı müttefiklerle ilişkilerin kötü durumda olduğunu hesaba katmadığını, Körfez'deki müttefikleri de bu savaşa hazırlamadığını ileri sürüyor.
Stratejist, yalnızca karşısındaki askeri güce değil, savaşın gerçekleştiği daha geniş ortama da bakmak zorundadır.
2. soru: Kiminle savaşıyoruz?
Cohen'in ikinci sorusu Butch Cassidy and the Sundance Kid filminden aldığı “Kim bunlar?” sorusuyla özetleniyor.
Burada mesele düşmanın kaç askeri veya kaç silahı olduğunu bilmek değil.
Asıl mesele, karşı tarafın nasıl düşündüğünü anlamak.
Cohen'e göre Trump ve Savunma Bakanı Pete Hegseth, İran rejiminin nasıl işlediğini ve böyle bir çatışmada nasıl tepki vereceğini pek bilmiyordu.
Bu yeni bir durum değil. Cohen, Irak'ta kiminle savaşıldığının uzun süre anlaşılamadığını hatırlatıyor.
Afganistan'da Dışişleri Bakanlığı danışmanıyken istihbarat birimlerine Taliban liderliğinin savaşı nasıl gördüğünü sorduğunda hiçbir cevap alamadığını anlatıyor.
Bir rakibin askeri kapasitesini bilmek, onun karar verme biçimini bildiğimiz anlamına gelmez.
Cohen bu hatanın yalnızca ABD'ye özgü olmadığını da belirtiyor. Rusya Ukraynalıları, İsrail de Hamas'ı benzer biçimde yanlış okudu.
3. soru: Amaç nedir?
Burada Cohen siyasi amaç ile askeri hedef arasındaki ayrımı öne çıkarıyor.
Bir hava harekâtında hedefi vurmak, bir ordunun kapasitesini azaltmak veya belirli bir bölgeyi ele geçirmek askeri hedeflerdir.
Peki bunlar hangi siyasi sonuca bağlanıyor?
Stratejinin asıl sorusu budur.
Herkes açık ve kesin hedefler ister. Fakat Cohen'e göre siyasi amaçlar doğası gereği siyasidir ve savaş boyunca değişir.
Dahası, açıkça ifade edilmeyen siyasi amaçlar da vardır. Karar vericilerin kendilerinin bile tam olarak farkında olmadığı amaçlar.
Bu yüzden askeri hedef ile siyasi amaç arasındaki ilişkinin savaş boyunca yeniden değerlendirilmesi gerekir.
4. soru: Hangi araçlara sahibiz?
Cohen burada “araçlar” kavramını geniş anlamda kullanıyor.
Tank, uçak, füze veya asker elbette savaş gücünün parçalarıdır. Fakat devletin kurumları, bürokratik kapasitesi, uzman personeli ve örgütlenme biçimi de aynı çerçevenin içindedir.
Afganistan örneğinde Peştuca bilen personel eksikliğini anlatırken bunu vurguluyor.
Sorun yalnızca askeri araçların miktarı değildir. Siyasi hedefleri gerçekleştirecek kurumsal kapasitenin bulunup bulunmadığı da hesaba katılmalıdır.
5. ve 6. soru: Öncelik ne, sıra nasıl?
Her devletin kaynakları sınırlıdır.
Bu durumda ilk soru şudur:
Neyi önce yapacağız?
Ardından ikinci soru gelir:
Hangi sırayla?
Cohen burada “yol bağımlılığı” kavramına dikkat çekiyor. Bugün verilen kararlar yarının seçeneklerini değiştirir.
Franklin Roosevelt'in 1942'de Kuzey Afrika'ya çıkarma kararını bu çerçevede ele alıyor. Cohen'e göre karar isabetliydi. Fakat Roosevelt bu kararın 1943'te Fransa'ya çıkarmayı imkânsız kılacağını görmedi. Askeri danışmanları ise bunu gördü.
Buradaki mesele, tek tek kararların birbirinden bağımsız olmamasıdır. Birinci adım, ikinci adımın koşullarını oluşturur.
7. soru: Zafer nasıl kazanılacak?
Cohen'in belki de en önemli sorusu burada ortaya çıkıyor:
“Neden kazanacağımızı düşünüyoruz?”
Başka bir ifadeyle, zafer teorimiz nedir?
Savaş kararları sırasında karar vericiler çoğu zaman girdilerle meşgul olur.
Kaç asker gönderilecek? Ne kadar para harcanacak? Kaç eğitmen görevlendirilecek?
Cohen'in sorusu ise daha temel:
Bütün bunların bizi siyasi hedefimize nasıl ulaştıracağına ilişkin bir açıklamamız var mı?
Gelecek bilinemeyeceği için bu açıklamanın kesin olması beklenmez. Cohen'in ölçütü şudur: Zafer teorisi en azından ciddi ve makul olmalıdır.
Rusya'nın Ukrayna savaşındaki yaklaşımını bu açıdan örnek veriyor. İlk beklenti Ukrayna yönetiminin on gün içinde çökeceğiydi. Ardından ardışık taarruzlarla yıpratma geldi. Bugünkü teori ise sivil toplumu teslim olana kadar ağır biçimde vurmak.
Cohen'e göre bu teorilerin hepsi yanlış çıktı. Fakat Putin ısrar ediyor.
Cohen'in asıl uyarısı: Sürpriz kaçınılmaz
7 soru bir kontrol listesi değildir.
Cohen'e göre bu sorular aldatıcı biçimde basittir ve asıl zorluk da buradadır.
Savaşta sürpriz her yerdedir.
Peki stratejist ne yapmalıdır?
Sürekli olarak yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya düşünmelidir.
Operasyonel ve taktik gelişmelerin siyasi hedef üzerindeki etkisini yeniden değerlendirmelidir.
Bunu zorlaştıran şey ise insan yargısının sınırlarıdır.
Cohen bu sınırları üç düzeyde ele alıyor. Bireysel düzeyde yorgunluk, uykusuzluk ve hastalık karar vericinin muhakemesini aşındırır. Kolektif düzeyde grup düşüncesi devreye girer. Bir lidere yanıldığını söylemek her zaman zordur.
Sistemik düzeyde ise bütün bir siyasi sistemin paylaştığı ortak varsayımlar vardır. Cohen, 2022 öncesinde hem Rus hem de Ukrayna ordusunun gücünün sistematik biçimde yanlış değerlendirildiğini hatırlatıyor.
Ona göre başlangıç varsayımlarımız vardığımız sonuçları belirler. Fakat bu varsayımları çok nadiren sorgularız.
Cohen'in Clausewitz'e yaklaşımı da buradan anlam kazanıyor. Ona göre Clausewitz'in savaşın siyasetin başka araçlarla devamı olduğu düşüncesi hâlâ temel başlangıç noktasıdır.
Fakat savaşın içine belirsizlik, psikoloji, tutku ve sürtünme girer. Siyasetin amaçları ile savaşın gerçekliği arasındaki gerilim hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmaz.
Bizim açımızdan mesele
Cohen'in 7 sorusunu irdelediğimizde temel mesele, askeri güç ile siyasi amaç arasındaki ilişkinin sürekli sorgulanmasıdır.
Bir ordunun güçlü olması, her siyasi hedefin askeri güçle gerçekleştirilebileceği anlamına gelmez.
Askeri başarı ile siyasi sonuç arasında da otomatik bir bağlantı yoktur.
Bu durumda savaş kararının en başında “Kazanabilir miyiz?” sorusundan önce daha zor sorular gelir:
Neyi değiştirmek istiyoruz?
Karşımızdaki aktör nasıl tepki verecek?
Hangi kaynaklara sahibiz?
Hangi kaynaklara ihtiyacımız var?
İlk adımın ikinci ve üçüncü adımları nasıl etkileyeceğini biliyor muyuz?
Ve en önemlisi:
Askeri faaliyetlerin bizi hangi siyasi sonuca götüreceğini açıklayabiliyor muyuz?
Cohen'in çalışmasının değeri, stratejiyi bir reçeteye dönüştürmemesinde yatıyor. Savaşın belirsizliğini ortadan kaldırmayı vadetmiyor.
Karar vericiyi daha zor bir işe çağırıyor: Kendi varsayımlarını sorgulamaya.
Savaş alanında sürprizlerle karşılaşmak kaçınılmazdır. Ancak hangi varsayımlarla savaşa girdiğini bilmek, sürprizlere karşı çözüm üretmeyi kolaylaştırır.
Cohen'in kitabının ve söyleşisinin strateji açısından asıl mesajı da burada ortaya çıkıyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: STRATEJİABDİRANDr. Osman Gazi Kandemir
DAHA FAZLA HABER OKU
Celalettin Can "Çankaya Protokolü demokrasiye ihanettir!"
Gürsel Tokmakoğlu Trump: Irak'ta bir safha kapandı
Gürbüz Evren Fon vurgunu ile Anayasa'nın 125. maddesi arasında bir bağlantı kurulabilir mi?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.