2 Ekim 2026, Cuma · 14:02 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Bir Düşüşün Anatomisi: İnsan neden yaşayamadığı hayat için başkasını suçlar?

Celladıma gülümserken çektirdiğim resmin arkasındaki satırlar İsmet Özel Bir Düşüşün Anatomisi'ni (2023) düşündüğümde aklıma İsmet Özel'in bu şiiri geliyor. Çünkü Samuel, hayatındaki can sıkıcı şeylerden Sandra'yı soruml…

Celladıma gülümserken çektirdiğim resmin arkasındaki satırlar

İsmet Özel


Bir Düşüşün Anatomisi'ni (2023) düşündüğümde aklıma İsmet Özel'in bu şiiri geliyor. Çünkü Samuel, hayatındaki can sıkıcı şeylerden Sandra'yı sorumlu tutarken bile onu gözden çıkarmıyor; hâlâ onun tarafından anlaşılmayı bekliyor. Ne kadar öfkelense de Samuel'in beklentisi, hayatındaki kadın tarafından görülmek ve anlaşılmak.

Bir Düşüşün Anatomisi üzerine yapılmış okumaların büyük bölümü Sandra'nın hikâyesine, onun yargılanmasına ve kendini savunma biçimine odaklanır. Oysa Justine Triet'nin kadınların yargılanma biçimleriyle yakından ilgilenen bir filmde, erkeği daha en başında otopsi masasına yatırması dikkat çekici bir tercih. Hikâyenin akışında Samuel'i tanımaya yönelik bilgiden neredeyse mahrum bırakılıyoruz. Onu hayatın içinde tanıyamıyoruz. Ölümünün cinayet mi, intihar mı, yoksa bir kaza mı olduğu da açık uçlu kalıyor.

Ben bu belirsizliğin içinde Samuel'in intihar ettiğini düşünüyorum. Sandra onu fiziksel olarak öldürmedi; Samuel yanlışlıkla da düşmedi.

Bunu yalnızca 6 ay önceki intihar girişimine bakarak söylemiyorum. Film, geriye dönüp bakıldığında birbirini tamamlayan başka ipuçları da bırakıyor. Sandra, 6 ay kadar önce Samuel'i sabah erken saatte yerde, kusmuğun içinde bulduğunu; kusmukta hap kalıntıları gördüğünü ve daha sonra bunun bir intihar girişimi olabileceğini anlatıyor. Daniel ise filmin sonunda babasıyla yaptığı eski bir araba yolculuğunu hatırlıyor. Snoop hastalandığında veterinere giderlerken Samuel ona köpeğin bir gün hastalanabileceğini, hatta ölebileceğini ve buna hazır olması gerektiğini söylüyor. Film bu hatıranın doğruluğunu kanıtlamasa da Daniel babasının kendisinden söz etmiş olabileceğini düşünüyor ve bu düşünceyi mahkemeye taşıyor.

Ölümünden yaklaşık 20 saat önce Samuel, Sandra'yla yaptığı büyük tartışmayı kaydeder. O gece yıllardır içinde tuttuğu hesabı açar; Daniel'in bakımında üstlendiği yükle kendine zaman ayıramıyor ve romanını yazamıyor; diğer taraftan Sandra hedeflerine doğru ilerlerken kendi hayatının geride kaldığı duygusuna kapılıyor.

Ertesi sabah Sandra aşağıda genç bir kadınla kendi yazarlığı üzerine röportaj yaparken aralarında flörtöz bir yakınlık kurulmaktadır. Samuel yukarıda çalışır. Bir gece önce Samuel'in önüne koyduğu bütün o kırgınlıkların ardından Sandra'nın ertesi sabah kendi hayatına kaldığı yerden devam edebilmesi, Samuel'in anlaşılmama duygusunu daha da keskinleştirir.

Önce Samuel'in çalışma seslerini, ardından Bacao Rhythm & Steel Band'in 50 Cent'in P.I.M.P. parçasına yaptığı enstrümantal düzenlemeyi duyarız. Ses giderek yükselir; müzik artık dinlenen bir şey olmaktan çıkar, Samuel'in kontrolden çıkan iç gürültüsü olarak evi inletir. Sandra'nın konuşmasını bastırır, röportajı sürdürülemez hâle getirir. Genç kadın gider, Daniel de Snoop'la evden çıkar. Şarkının saldırgan ritmi evin içinde kimseye başka bir ses bırakmayacak kadar büyür. Triet de bizi bu gürültünün dışında tutmaz; Sandra'nın maruz kaldığı sesi bizim de kulaklarımızda çınlatır. Samuel kadrajda hâlâ yoktur. Onun varlığını ilk kez bu kadar güçlü hissettiğimiz anda kendisini değil, bütün eve yaydığı öfkeyi duyarız. Bir sonraki karşılaşmamızda Samuel ölmüştür.

Samuel'in ölüm sabahında beni asıl düşündüren ise dışarıdan çökmüş bir insan görüntüsü vermemesi. Yatakta değildir; çatıda çalışmaktadır. Günlük işini sürdüren, sorumluluklarını yerine getiren bir adam görürüz. Psikolog Margaret Rutherford'ın Perfectly Hidden Depression adını verdiği örüntü, dışarıdan işlevselliğini, hatta başarısını korurken içeride ciddi bir ruhsal yük taşıyan insanları tarif eder. Bu örüntüde yüksek mükemmeliyetçilik, aşırı sorumluluk, kontrol ihtiyacı, acı veren duyguları ifade etmekte güçlük ve kişinin kendi değerini yaptığı işler üzerinden kurması öne çıkar.

Samuel'in taşıdığı bu yükün içinde yıllardır peşini bırakmayan bir suçluluk da vardır. Daniel'in kazası onun yazıyla ilişkisinde önemli bir kırılma yaratmış olabilir. Yazabilmek için kendisine zaman açtığı bir gün Daniel'i okuldan almaya kendisi gitmez; onun yerine bir bakıcı gönderir ve Daniel o gün geçirdiği kazada görme yetisinin büyük bölümünü kaybeder. Samuel yıllarca bu kazanın suçluluğunu taşır. Böyle bir suçluluğun ardından yazmak, insanın zihninde yalnızca arzusuna değil, o arzunun bedeli olduğuna inandığı felakete de bağlanabilir. Film Samuel'in yazmayı neden bıraktığına tek bir cevap vermiyor; fakat yazıyla arasına giren mesafenin içinde bu travmatik bağın da bulunabileceğini düşündürüyor.

Üstelik Samuel'in gerçekleştiremediği yazarlık arzusu evin içinde başka bir biçimde karşısına çıkar. Tartışmada Sandra'nın kendi taslağındaki bir fikri alıp yaklaşık 300 sayfalık bir romana dönüştürdüğünü söyler. Kendisinin yazıya dönüştüremediği fikir, Sandra'nın yazarlığının içinde tamamlanmıştır. Bu yüzden Sandra'nın başarısı Samuel için yalnızca eşinin başarısı değildir; kendinde kaybettiği ya da başaramadığı ne varsa Sandra'nın hayatında tamamlanmış olarak temsil edilmektedir.

Mükemmeliyetçiliğin daha yıpratıcı tarafını ifade eden "perfectionistic concerns" üzerine yapılan araştırmalar Samuel'in hikâyesinde dikkatimi çeken başka bir yere temas ediyor. 45 çalışma ve 11.747 kişiyi kapsayan bir meta-analiz, kişinin hatalarına karşı aşırı eleştirel olması, yaptıklarından kuşku duyması ve kendi standartlarına ulaşamadığını hissetmesi gibi özelliklerle intihar düşüncesi arasında ilişki bulunduğunu gösteriyor.

Sandra da tartışma sırasında Samuel'in bu kırılgan yerini oldukça iyi tarif eder. Kendi standartları ve başarısızlık korkusu karşısında donup kaldığını, hayatını değiştirmek yerine sorumluluğu dışarıda aradığını söyler. Burada Sandra'nın Samuel hakkında gördüğü önemli bir şey vardır. Samuel'in meselesi bir romanı tamamlayamamanın çok ötesine geçmiştir. Olmak istediği kişiyle ortaya koyabildiği kişi arasındaki mesafe giderek kendi değerine ilişkin bir yaraya dönüşür. Yazamadıkça, geride kaldığını düşündükçe ve hayatının başka türlü olabileceği fikrine tutundukça kaybettiklerinin hesabını çıkarmaya başlar.

İnsan kendi sınırlarını koruyamadığında hayatının ne kadarını başkalarına bırakır?

Kaybettiklerinin telafi edilemeyeceğine inandığında kendi hayatını toparlama gücünü nasıl yitirir?

Düştüğü yerde eşinden destek görememek onu nasıl yalnızlaştırır?

Ve bütün bunların sonunda insan, yaşayamadığı hayatın sorumluluğunu neden başkasında arar?

Filmin açılışı bu soruların cevabını hemen vermez. Aksine bizi önce Sandra'nın bulunduğu yere yerleştirir. Samuel'i görmeyiz; yukarıdan gelen çalışma seslerini ve ardından bütün evi dolduran müziği duyarız. Röportajı yapan kadın bu sesten rahatsız olur ve gider. Daniel de köpeğiyle evden çıkar. Biz ise Sandra'yla birlikte o evde kalırız. Film daha Samuel'in yüzünü göstermeden onun sesinin yarattığı baskıyı bize de yaşatır.

Bu yüzden açılışta seyircinin Sandra'ya yaklaşması tesadüfi görünmüyor. Samuel hakkında bildiğimiz ilk şey, onun sesiyle başkalarının alanını kapladığıdır. Sandra'yı ise konuşması kesilen, röportajı yarıda kalan ve birkaç dakika sonra kocasının ölümüyle karşılaşan kadın olarak görürüz. Triet bizi daha ne olduğunu anlamadan çiftin arasına, Sandra'ya yakın bir yere yerleştirir.

Aile terapisi literatüründe üçgenleşme, 2 kişi arasındaki gerilimin üçüncü bir kişiyi ilişkinin içine çekmesiyle oluşan yapıyı anlatır. Bir Düşüşün Anatomisi'nde bu 3. kişi önce seyircidir. Bizi o evin çocuğu gibi çiftin arasına alır. Henüz Samuel'i tanımadan Sandra'nın maruz kaldığı sesi bedenimizde hissederiz. Fakat film ilerledikçe üçgenin diğer köşesine bakmak zorunda kalırız.

Mahkeme Sandra için kolay bir yer değildir. Başarılı bir kadın, anne, eş, biseksüel bir kadın ve kariyer sahibi bir yazar olarak onun özel hayatı yargılamanın malzemesine dönüşür. Triet de Sandra'nın hayat biçimi ve cinsel özgürlüğü üzerinden yargılanmasını filmin feminist damarlarından biri olarak açıkça kurar. Üstelik Sandra Fransız değildir; duygusal yoğunluk arttığında kendisini Fransızca ifade etmekte zorlanır ve İngilizceye geçer.

Bütün bunlar Sandra'nın mahkemede yaşadığı güçlüğü açıklar. Evlilikte yaptıklarını ise kendiliğinden temize çıkarmaz.

Kaydı dinlediğimizde açılışta görmediğimiz Samuel ortaya çıkar. Yıllardır Sandra'ya ayak uydurduğunu düşünen, oğlunun bakımında daha fazla sorumluluk aldığını söyleyen, yazmaya zaman bulamadığından yakınan, verdiği şeylerin karşılığında kendi hayatının geride kaldığına inanan bir adam vardır artık karşımızda. Sandra ise ona çok açık bir cevap verir:

Bu hayatı sen seçtin. Kendini feda etmiyorsun. Kendi standartların ve başarısızlık korkun yüzünden kenarda duruyorsun. Suçlayacak birini arıyorsun; sorumlu sensin.


Sandra'nın söylediklerinde haklı olduğu bir yer var. Fakat bir ilişkide haklı olmak, karşımızdaki insanın yaşadığı şeyi anlamış olduğumuz anlamına gelir mi?

Samuel tartışmanın bir yerinde Sandra'ya "canavar" der. Daniel'in de onun ne kadar sert olduğunu söylediğini anlatır. Sandra buna öfkeyle karşı çıkar. Fakat daha sonra oğlunun karşısına geçtiğinde aynı kelimeye dönmek zorunda kalır: "Ben o canavar değilim." Mahkemede duyduklarının çarpıtıldığını, Samuel'in ruh eşi olduğunu, birbirlerini seçtiklerini ve onu sevdiğini anlatır.

Bu ayrıntı önemli. Çünkü Daniel artık anne babasının kavgasını duyan bir çocuk olmanın ötesindedir; ikisinin birbirleri hakkında kurduğu hikâyeleri de taşımaya başlamıştır. Samuel oğlunu Sandra'ya ilişkin kendi duygusal hakikatinin şahidi olarak çağırır. Sandra ise Daniel'in babasının suçluluğunu hissedip onu rahatlatmak için annesini sert bulduğunu söylediğini düşünür. Çocuk, 2 yetişkinin birbirine ulaşamayan duygularının arasında kalır.

"Biz"in içinde "ben" nereye kadar korunabilir?

Her yakın ilişkide bir sınır mücadelesi vardır. İnsan ortak bir hayat kurarken "biz"in içinde kendi "ben"ine ait alanı nasıl korur?

Samuel'in temel hatalarından biri burada başlıyor. Daniel'in kazasından sonra üstlendiği hayatı yıllarca sürdürüyor; fakat kendi sınırlarını zamanında kuramıyor. Yazmak istiyorsa yazabileceği zamanı, bakım paylaşımını, çalışma düzenini, kendi hayatına ait alanı ilişkinin içinde yeniden müzakere edemiyor. Yıllar geçtikçe kendi verdiği şeyleri fedakârlık hanesine yazmaya başlıyor.

Sandra ise kendi alanını korumakta kararlı. "Ben çürümeyeceğim" sözü bu yüzden çarpıcı. Yazıyor, çalışıyor, kendisine çözümler buluyor. Cinsel sadakatsizliğini bile "kişisel hijyen" kavramıyla açıklıyor. Samuel'in itirazı tam burada yükseliyor: Sandra'nın bulduğu çözümlerin yalnız Sandra için çözüm olduğunu düşünüyor.

Burada kolay bir kadın-erkek rol değişimi hikâyesi görmüyorum. Hiçbir kadın ya da erkek kendi hayallerini rafa kaldırıp yalnızca eşinin hayatı yürüsün diye bir ömrü feda etmemeli. Bir erkeğin kariyerinden, üretiminden ve kendisine ait hayattan ev işleri ve çocuk bakımının yükü uğruna vazgeçmesi de eşitlik değildir.

Samuel'in sorunu yaptığı fedakârlıkları yıllar sonra Sandra'dan tahsil etmeye başlamasıdır. Sandra'nın sorunu ise bütün bunları "senin seçimin" diyerek yalnızca bireysel sorumluluk alanına geri göndermesidir. Üstelik Sandra, "Çiftler arasındaki karşılıklı ödün kavramına inanmıyorum, çok zayıf ve bunaltıcı" diyerek ödünün kendisine de itiraz eder.

Samuel "fedakârlık" derken Sandra "seçim" demektedir.

İlişki psikolojisinde fedakârlığın ağırlığını yalnızca ne kadar verdiğimiz belirlemiyor; verdiğimiz şeyin bize neye mal olduğu ve sevdiğimiz kişi tarafından görülüp görülmediği de belirliyor. Partner tarafından görülmek ve takdir edilmek fedakârlığa anlam kazandırırken, verilen şey kişisel bir kayıp olarak yaşanmaya başladığında ilişki üzerinde ağır bir maliyet oluşabiliyor.

Samuel'in yılların hesabını açması bu yüzden önemli: Verdiği zamanı artık sevgisinin bir ifadesi olarak değil, yaşayamadığı hayatın ölçüsü olarak görüyor.

İnsan düştüğünde yanında kim vardır?

Yine de burada bütün sorumluluğu Samuel'in sınırlarına bırakmak bana eksik geliyor.

Evlilik yalnızca evin bütçesini yürütmek, çocuğun bakımını paylaşmak, fiziksel ihtiyaçları karşılamak ve cinselliği düzenlemekten ibaret değildir. İnsan en ağır dönemlerinden geçerken yanında kendisine duygusal ve zihinsel olarak eşlik edebilecek birini de arar.

Samuel'in Sandra'dan istediği şey giderek hayatını onun yerine düzeltmesi değildir. Başına gelenlerin kendisinde ne yaptığını görmesini ister.

Kaydedilen tartışmanın en acı tarafı burada. Samuel anlatıyor; Sandra cevap veriyor. Fakat cevapları Samuel'in duygusuna temas etmekten çok onu yeniden kendi sorumluluğuna gönderiyor:

"Bunlar senin seçimlerindi."

"Sana zaman borcum yok."

"Karşılıklı envanter çıkarmayalım."


Sandra buzdan bir dağ gibi. Samuel'in sesi ona çarpıyor ve yankısı yeniden Samuel'e dönüyor. Birinin yanında yalnız kalmak biraz da böyle bir şey.

İlişki psikolojisindeki Michelangelo Fenomeni tam burada anlam kazanıyor. Caryl Rusbult ve arkadaşlarının geliştirdiği kavram, yakın ilişkilerde partnerlerin birbirlerinin ideal benliklerine yaklaşmalarına nasıl yardım edebildiğini anlatıyor. İnsan, eşinin kendisinde olmak istediği kişiyi görmesi ve o yöndeki davranışlarını desteklemesi ölçüsünde ideal benliğine doğru ilerleyebiliyor; araştırmalarda bu partner onayının hem kişisel iyilik hâli hem ilişkinin niteliğiyle bağlantılı olduğu görülüyor.

Kavramın adı Michelangelo'ya atfedilen heykeltıraş metaforundan geliyor: Biçim mermerin içinde zaten vardır; heykeltıraş fazlalıkları kaldırarak onun ortaya çıkmasına yardım eder. İyi bir eş de karşısındakini kendi istediği insana dönüştürmeye çalışmaz; onun olmak istediği kişiyi görür ve o kişinin ortaya çıkmasına yardım eder. Bir anlamda eşler birbirlerinin doğmasına yardım ederler.

Samuel'in olmak istediği kişi bellidir: Yazmak, romanını bitirmek; kendisine ait zihinsel bir alanı olan bir insan. Daniel'in kazası, suçluluk, bakım yükü, başarısızlık korkusu ve yılların hayal kırıklığı bu tarafının üzerine ağır bir sis gibi çöker.

Tam da mermerin ağırlaştığı yerde insan, yanında kendisindeki heykeli hâlâ görebilen birine ihtiyaç duyar.

Sandra kendi içindeki insanın kaybolmasına izin vermiyor. Yazıyor, çalışıyor, cinselliğini yaşıyor, çözümler buluyor. "Ben çürümeyeceğim" diyor. Burada benim Sandra'ya sorduğum soru başka:

Kendisi çürümemek için hayatını korurken, yanında yaşayan insanın çözülüşünü ne kadar görebildi?


Bir insanın eşini kurtarmak gibi bir görevi yoktur. Samuel'in hayatını toparlamak Samuel'in sorumluluğudur. Fakat evlilik, sevdiğin insan düşerken yalnızca "Ayağa kalkmak senin sorumluluğun" diyebileceğin bir ilişki de değildir. İnsan kimi zaman el uzatır; karşısındaki insanın kendisinde göremediği gücü görür, ona kim olduğunu ve ne olabileceğini hatırlatır.

Suç başka, sorumluluk başka bir şeydir.

Sandra'yı Samuel'in ölümünün faili olarak görmüyorum. Fakat bu evlilikte Samuel'in ruhsal çözülüşüne nasıl karşılık verdiğinin de sorumluluk tartışmasının dışında bırakılabileceğini düşünmüyorum.


Haklı olmak mı, mutlu olmak mı?

Sandra'nın tartışmadaki pek çok sözü doğrudur. Samuel sınırlarını koruyamamıştır. Kendi seçimlerini yapmıştır. Romanını Sandra onun yerine yazamaz. Daniel'in bakımını ne kadar üstleneceğini yıllar önce konuşabilirdi. Kendi hayatını yeniden kurma sorumluluğu da Samuel'e aittir.

Fakat ilişkide haklılık ile sorumluluk aynı şey değildir.

Haklı olmak, ilişkide üzerimize düşeni yaptığımız anlamına gelmez.

Sandra'nın tavrındaki sertlik burada belirginleşiyor. Samuel'in anlattığı acıyı duyduğu anda onun içinden bakmak yerine argümanını çürütüyor. Onun fedakârlık dediğine seçim, çaresizlik dediğine korkaklık, sıkışmışlık dediğine kendi standartlarının sonucu diyor. Aklen güçlü bir karşılık veriyor. Duygusal olarak Samuel'in bulunduğu yere inmiyor.

Samuel'in yaptığı da masum değil. Yıllarca korumadığı sınırlarının bedelini Sandra'dan istemeye başlıyor. Kendi hayatını kuramadığı yerde eşini kendi hayatının faili hâline getiriyor. İsmet Özel'in şiirinin adı tam burada yeniden karşıma çıkıyor: Kendi kaybının sebebi olarak gördüğü kişiden hâlâ kendisini anlamasını, hatta bir bakıma kaybettiği hayatı kendisine geri vermesini bekliyor.

Öfkesinin altında bağ hâlâ duruyor.

Ve bana göre Samuel'i en ağır yere getiren de bu anlaşılmama duygusu. Daniel'in kazasının suçluluğunu, yazamadığı romanı, kendi gözünde küçülmesini, kaybettiğini düşündüğü yılları taşıyor; bütün bunları sonunda en yakınındaki insana açıyor ve yine kendi sesinin yankısıyla baş başa kalıyor.

Önceki geceki tartışma, ertesi sabah Sandra'nın röportajı, yükselen P.I.M.P., geride kalan kayıt ve müzik…

Samuel'in bedeni o sabah düşüyor.

Onu o çatıya getiren düşüş ise çok daha önce başlıyor.

Çünkü insan haklılığını ispatlayabilir; sonunda elinde kalan, uğruna mücadele ettiği haklılıktan çok yaşadığı hayatın kendisidir.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: Bir Düşüşün AnatomisifilmkültürHatice Keltek

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Özgür Uyanık Salvador Allende: Devrimci bir Mason

TÜRKİYE'DEN SESLER

Hasan Köse Uygulama sırası, kurumlar arası veri mimarisi ve hukuk devleti güvenceleri (5)

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu Putin'in Valdai konuşması: Tarihin saptırılması, ideolojik format ve Rusya'nın varoluş şartı

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir Savaş kararından önce sorulması gereken 7 soru

İlgili Haberler
Makroekonomi Fabrikalarda robot devri! Dünya genelinde sayı rekor kırdı CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi İstanbul'da eylül ayında fiyatı en çok artan ve azalan ürünler belli oldu CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Altında kritik gün! Gözler saat 15.30'da CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi ABD'den İran'a yeni yaptırımlar: A7 gölge bankacılık ağı hedefte CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi 585 bin TL veren Togg'u kapıyor: Araç alacaklara sıfır faizli dev Ekim kampanyası müjdesi Yeni Şafak Ekonomi · 2 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.