3 Ekim 2026, Cumartesi · 11:15 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Kıbrıs'ta yeni cephe: Mısır neden Rumlarla birlikte?

Türkiye’de iç gündemin yoğunluğu çoğu zaman dışarıda olup bitenleri takip etmeyi zorlaştırıyor. Günlerimizi içerideki siyasi tartışmalar, ekonomik sorunlar ve gündelik meseleler kaplıyor. Oysa Türkiye’nin güvenliği ve ge…

1 Ekim’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin kuruluş yıl dönümü nedeniyle Lefkoşa’da düzenlenen askerî geçit töreni bunun son örneği.

Tören, sıradan bir geçit töreni değildi. Amerikan, Fransız, İngiliz ve Mısır askerleri Rum Millî Muhafız Ordusu saflarında yürüdü. Yunan F-16’ları ve Mısır’a ait askerî nakliye uçağı gösteriye katıldı. İsrail yapımı hava savunma sistemleri ile yeni insansız hava araçları sergilendi.

Bütün bunlar aynı gün ve aynı yerde Kıbrıs’ın güneyinde, bir başka deyişle bizim garantörlük hakkımız bulunan coğrafyada gerçekleşti.

Peki bu tablo bize ne anlatıyor?

Her şeyden önce Güney Kıbrıs’ın kendi askerî kapasitesinden çok, arkasındaki uluslararası ağı güçlendirmeye çalıştığını gösteriyor. Lefkoşa’nın stratejisi, Türkiye karşısında tek başına bir askerî denge kurmak değil. Limanlarını, hava üslerini ve askerî altyapısını büyük güçlerin kullanımına açarak ada üzerinde Türkiye’nin garantörlük haklarını zayıflatmak.

Fransa ile imzalanan Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması bu açıdan önemli. Amerikan savunma iş birliği de aynı çizginin başka bir ayağını oluşturuyor. İngiltere zaten Kıbrıs’ta garantör ülkelerden biri ve egemen üslerini elinde tutuyor. İsrail ile hava ve füze savunması alanındaki iş birliği derinleşiyor. Hindistan da yeni dönemde bu güvenlik ağına dâhil olmaya çalışıyor.

Böyle bakıldığında karşımızda tek tek ülkelerden oluşan bir diplomatik trafik değil, giderek kurumsallaşan bir güvenlik ağı bulunuyor.


Asıl dikkat çekici aktör Mısır

Bana göre 1 Ekim töreninin Türkiye açısından en fazla üzerinde durulması gereken tarafı Mısır’ın katılımıdır.

Çünkü Mısır’ın bu törene katılacağı 10 Eylül’de Rum basınında zaten duyurulmuştu. Dolayısıyla 1 Ekim’de Kahire’nin askerî unsurlarıyla Lefkoşa’da bulunması Türkiye açısından öngörülemeyen bir gelişme değildi.

Fakat maalesef önceden görülebilen bu gelişmeye rağmen ve öncesinde BM toplantıları gibi çeşitli etkileşim platformları bulunmasına rağmen diplomatik kanallar yeterince etki üretemedi.

Burada insanın kanına dokunan bir taraf da var.

Mısır, Türkiye ile son yıllarda ilişkilerini yeniden geliştiren, karşılıklı büyükelçileri bulunan, askerî ilişkileri yeniden canlanan bir ülke. Hatta 2025’te Türkiye ile Mısır arasında 13 yıl aradan sonra ortak deniz tatbikatı gerçekleştirildi. 2026’da da askerî çerçeve anlaşması imzalandı.

Buna rağmen aynı Mısır, Türkiye’ye karşı olduğu açıkça görülen bir askerî hizalanmanın içinde Güney Kıbrıs’ta askerî birlikleriyle yer alıyor.

Devletler dış politikalarını kendi çıkarları doğrultusunda yürütür, buna şüphe yok. Mısır’ın politikası da aslında oldukça açık. Kahire Türkiye ile ilişkilerini geliştirirken Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kurduğu ilişkilerden vazgeçmiyor. Aynı anda birden fazla tarafla çalışıyor. Kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışıyor.

Ancak burada dikkat çekilmesi gereken konu, diğer tarafla ilişkiler içinde bulunduğu alan doğrudan Türkiye karşıtlığı. Bunu engelleyici tedbirler almak diplomasinin işi.


Türkiye sahada var, fakat masa meselesi devam ediyor

Diğer yandan, Türkiye’nin gelişmeleri sadece izlediğini söylemek de doğru değil.

Ankara, Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları konusunda hukuki pozisyonunu ortaya koydu. Libya ile imzalanan deniz yetki alanları anlaşması ve Birleşmiş Milletler’e bildirilen kıta sahanlığı koordinatları bunun önemli unsurları.

Türk Deniz Kuvvetleri ve araştırma gemileri de bölgede faaliyet göstermeye devam ediyor. Türkiye’nin onayı olmadan yürütülmek istenen bazı araştırma ve kablo faaliyetlerinin sahada engellenmesi, Ankara’nın fiziki bir veto kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor.

Fakat burada başka bir sorun ortaya çıkıyor.

Bir ülkenin sahada bir projeyi durdurabilmesi, aynı projeyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden tasarlayabileceği anlamına gelmiyor.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki temel açmazı da burada.

Sahada güçlü bir askerî varlık var. Fakat bu askerî gücü destekleyecek geniş ve kalıcı diplomatik koalisyonların kurulmasında aynı başarı gösterilemedi.

Doğu Akdeniz Gaz Forumu bunun en açık örneklerinden biri. Türkiye ve KKTC dışında oluşturulan bu yapı, yıllar içinde bölgesel bir kurumsal zemine dönüştü. Türkiye son dönemde Mısır, İsrail, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini yeniden geliştirmeye çalışsa da daha önce oluşmuş bu yapıları geriye çevirmek kolay değil.


Türkiye’nin görmesi gereken tablo

Bugün Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin karşısında tek parça ve disiplinli bir blok bulunduğunu söylemek doğru olmaz.

Mısır Türkiye ile askerî iş birliği yaparken Güney Kıbrıs ile de çalışıyor. Körfez ülkeleri Ankara ile savunma ve ticaret ilişkilerini geliştirirken Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la ilişkilerini sürdürüyor.

Bu, bölge ülkelerinin Türkiye karşıtı ortak bir stratejiden çok kendi çıkarlarını korumaya yönelik çok yönlü bir dengeleme politikası izlediğini gösteriyor.

Fakat bu tablo Türkiye açısından rahatlatıcı olmamalı.

Çünkü başkalarının çok yönlü politika izlemesi, Türkiye’nin kendi çevresinde oluşan askerî ve diplomatik ağları görmezden gelmesini gerektirmiyor.

1 Ekim töreninde gördüğümüz şey aslında budur.

Amerikan askeri, Fransız askeri, İngiliz askeri ve Mısır askeri aynı törende Rum Millî Muhafız Ordusu ile birlikte yürüyorsa, mesele artık bir geçit töreninden ibaret değildir.

Bu, Doğu Akdeniz’de yeni bir güvenlik mimarisinin sembolik görüntüsüdür.

Türkiye’nin buna vereceği cevap da sadece tepki açıklamalarıyla sınırlı kalmamalıdır.

Asıl soru şudur:

Türkiye sahadaki askerî gücünü, bölgesel diplomasi ve kalıcı ittifak ilişkileriyle ne ölçüde destekleyebilecek?

Doğu Akdeniz’de mücadele artık sadece gemiler, uçaklar ve füzeler üzerinden yürümüyor. Limanlar, üsler, enerji projeleri, savunma anlaşmaları ve diplomatik masalar da aynı mücadelenin parçası.

Burnumuzun dibinde yeni bir denge kuruluyor.

Bunu görmek için daha fazla beklememek gerekiyor.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: kıbrısGÜNEY KIBRISMISIRDr. Osman Gazi Kandemir

DAHA FAZLA HABER OKU

ÇEVRE

TÜRKİYE'DEN SESLER

Prof. Dr. Mustafa Öztürk Tekniğine uygun çalışmayan plastik atık geri dönüşüm tesislerine dur denilmeli

TÜRKİYE'DEN SESLER

Hatice Keltek Bir Düşüşün Anatomisi: İnsan neden yaşayamadığı hayat için başkasını suçlar?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Özgür Uyanık Salvador Allende: Devrimci bir Mason

TÜRKİYE'DEN SESLER

Hasan Köse Uygulama sırası, kurumlar arası veri mimarisi ve hukuk devleti güvenceleri (5)

İlgili Haberler
Makroekonomi 2026 TÜİK EYLÜL AYI ENFLASYON RAKAMLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? Eylül enflasyon beklentisi belli oldu! Yeni Asır Ekonomi · 28 dk önce Borsa ÖSYM tarafından 2026 KPSS Lisans sonuçları açıklandı mı, ne zaman açıklanacak? Dünya Gazetesi · 33 dk önce Borsa Fed üyesi Hammack'ten faiz mesajı: Karar için zaman var Ekonomim · 34 dk önce Makroekonomi İhracatta yeni rekor: Eylülde OVP hedefi aşıldı CNBC-e · 49 dk önce Borsa Enflasyon oranları ne zaman açıklanacak? Eylül ayı TÜFE rakamları hangi tarihte belli olacak? Dünya Gazetesi · 53 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.