4 Ekim 2026, Pazar · 11:15 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Türk dünyası ve Türkiye dini ilişkileri: Yakınlıktan mesafeli uzaklığa

Son birkaç yıldır Türkiye'nin kamusal İslam modeli ile Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'ın korumaya çalıştığı katı seküler anayasal düzenler arasında açık bir diplomatik kriz doğmasa da, ge…

Son birkaç yıldır Türkiye'nin kamusal İslam modeli ile Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'ın korumaya çalıştığı katı seküler anayasal düzenler arasında açık bir diplomatik kriz doğmasa da, gerilim sinyalleri belirginleşmişti. Son günlerde Azerbaycan'daki bazı uygulamalara bazı Türk sosyal medya kullanıcılarının vermiş olduğu tepkiler ve bunlara karşı Azerbaycan'dan yükselen sesler yeni dönemde yaşanacak krizlerin ilk görüntüsünü vermeye başlamıştır. Eğer Türkiye ve Azerbaycan gelecekte olacakları görüp bu alanda gerekli tedbirleri alıp bu negatif gidişin önünü kesmezse araya soğukluğun girmesi kaçınılmaz görünüyor.

Gerilimin kaynağı, iki tarafın dine yüklediği işlev farkıdır. Türkiye, özellikle 2002 sonrasında dini ortak mirası ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yurt dışı ağlarını bir yumuşak güç unsuru olarak konumlandırmıştır. Bu tercihte İslam, kamusal görünürlüğü olan ve jeopolitik birleştiricilik iddiası taşıyan bir referanstır. Özbekistan, Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan için ise din, kamusal alanı şekillendirecek veya devlete yön verecek bir ideoloji değildir. Cami devletin denetimindedir; sokağa taşan dini görünürlük idari tedbirle sınırlandırılabilir.

Giriş

1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılması, Balkanlar'dan Doğu Türkistan'a uzanan Türk coğrafyasında teolojik, kamusal ve siyasal dengeleri kökten değiştiren makro bir kırılma doğurmuştur. Bu metin, yetmiş yıllık kurumsal ateizm baskısının ardından açılan inanç boşluğunun 21'inci yüzyılda nasıl dijital bir eylem dindarlığına (ortopraksi) dönüştüğünü ve bu dönüşümün devletlerin egemenlik refleksleriyle nasıl bir gerilim hattına oturduğunu ele alır.

Amaç, Hazar'ın batısındaki siyasal İslam yorgunluğu ile Hazar'ın doğusundaki bastırılan dindarlık arasında duran Türk dünyasını, 2035 perspektifiyle bekleyen asimetrik riskler ve bu risklere karşı geliştirilebilecek yapısal seçenekler açısından okumaktır.


Kavramsal çerçeve: "Ortopraksi" ne anlama geliyor?

Kelime Yunanca orthos (doğru) ve praxis (eylem) köklerinden gelir. Türk dünyası bağlamında eylem dindarlığı veya amel merkezli dindarlık olarak adlandırılan bu kavram 3 ana boyutta incelenmektedir:

• Teolojik anlam: Dinin soyut inanç hükümlerinden çok, gündelik davranışa, ritüele ve fıkhî kuralların uygulanmasına ağırlık veren dindarlık.

• Sosyolojik anlam: Bireyin kabuğuna çekilmiş ibadetinden ibaret olmayıp peçe, helal gıda hassasiyeti, sakal tarzı, faizsiz finans talebi ve toplumsal ilişkilerin fıkıh ölçüsüne göre görünür biçimde yeniden kurulmasıdır.

• Dijital karşılık (dijital eylem dindarlığı): Genç kuşakların dini pratiği yalnızca yerel ve resmî müftülüklerden değil; sosyal medya algoritmaları ve sınır aşan dijital vaizler üzerinden öğrenip katı şer‘î kural olarak benimsemesidir.


1. Metodolojik çerçeve

Türk dünyasındaki dönüşüm tek bir "İslamlaşma" veya "sekülerleşme" teorisiyle açıklanamaz. Sürecin doğru analiz edilebilmesi için şu 3 eksen birlikte okunmalıdır:

• Konfesyonel aidiyet: İbadetler düzenli yerine getirilmese de kişinin kendini Müslüman sayması ve dini, etnik kimliğin parçası görmesi.

• İbadet odaklı dindarlık: Namaz, oruç, tesettür, helal gıda ve fıkhî kuralların gündelik hayatta uygulanma yoğunluğu.

• Siyasal ve kurumsal din: Dinin devlet aygıtlarınca denetlenmesi, yönlendirilmesi veya muhalif ya da iktidar odaklı bir dile dönüşmesi.


2. 1990'dan sonra Türk cumhuriyetlerinde din:

Birinci dönem (1991-2000): Rejim boşluğundan kimlik ve küresel rekabete

1991 teolojik bir kırılmadan çok egemenlik kırılmasıdır. Sovyet ateizminin medrese, ulema ve yazılı kaynakları tasfiye etmesinin ardından oluşan manevi boşluk, 1990'larda kontrolsüz bir rekabet alanına dönüşmüştür. Bu canlanma her yerde aynı mahiyette gerçekleşmemiştir.

2.1. Türkiye: Kurumsal denetim, siyasal İslamın yükselişi ve postmodern müdahale

Türkiye'de dini altyapı yok olmamış, Diyanet eliyle kamusal denetim altında tutulmuştur. 1990'lar bir inanç boşluğu değil, iktidar kavgasıdır.

Necmettin Erbakan liderliğindeki Refah Partisi, 1994 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara'yı aldıktan sonra 1995 genel seçiminde yüzde 21,4 oy ve 158 milletvekiliyle birinci parti olmuş; 1996'da Refah-Yol koalisyonuyla Cumhuriyet tarihinde ilk kez siyasi referansı İslam'a dayanan bir başbakan yürütmenin başına geçmiştir. Bu, toplumun bir gecede dindarlaşması değil, var olan muhafazakâr dindarlığın siyasi bir dile kavuşmasıdır.

28 Şubat 1997 müdahalesi bu yükselişi rejim tehdidi olarak kodlamıştır. Kesintisiz 8 yıllık eğitimle imam-hatip orta kısımları kapatılmış, tarikat ağları malî kıskaç altına alınmış, başörtüsü yasakları sertleştirilmiş, orduda "irtica" tasfiyeleri yapılmıştır. Müdahalenin medya, yargı ve sivil kanallarla yürütülmesi ona "postmodern" niteliğini vermiştir.

Bastırma, dini talebi ortadan kaldırmamış; merkeze yönelik öfkeyi konsolide ederek 2002'de AK Parti'yi iktidara taşıyacak mağduriyet dilinin ve kadro zemininin oluşmasına katkı vermiştir. Başörtüsü, kamusal alanın sınırını kimin çizeceği kavgasının bedensel sembolü haline gelmiştir.


2.2. Orta Asya: Altyapı hamlesi, entelektüel boşluk ve ithal yorumlar

Bağımsızlığın ilk yıllarında dini bilgi eksikliği ve yerli ulema kıtlığı belirgindir. Kazakistan'da 1991'de 68 cami varken sayı 10 yıl içinde yüzlere çıkmış; Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'da cami inşası, hac ve sünnet kitlesel olarak kamusal alana dönmüştür. Bu, her yerde 5 vakit namaz toplumunun doğuşu değil, etnik onarımın parçasıdır. Cami, ibadethaneden önce bağımsızlığın binası olarak yükselmiştir.

Boşluğu dış aktörler doldurmaya çalışmıştır:

• Türkiye: Diyanet eliyle cami ve ilahiyat hattı kurmuştur.

• Gülen ağları: Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan'da laik müfredatlı okullar açmış; amaç dini tebliğden çok Türkçe bilen teknokrat bir kuşak yetiştirmektir.

• Cemaat ağları: Nakşibendî ve diğer cemaat ağları daha doğrudan dini kadroya yönelmiştir.

• Suudi fonları: Metin merkezli, türbe ve tasavvuf karşıtı bir Selefi çizgi taşımıştır.

• İran: Sünni Orta Asya'daki etkisi sınırlı kalmıştır.

1990'ların sonunda rekabet siyasallaşmıştır. Fergana'da filizlenip kapatılan Adolat kadroları 1998'de Özbekistan İslami Hareketi'ni (IMU) kurmuş; 1999-2000 sınır ötesi girişimleri ve 1999 Taşkent patlamaları, yönetime "denetimsiz İslam eşittir güvenlik riski" formülünü vermiş, serbest canlanma dönemi kapanmaya başlamıştır.


2.3. İdil-Ural: Etnikten dine kayış

Tataristan ve Başkurdistan'da 1990'lar, nominal Müslümanlıktan daha aktif bir aidiyete geçiş on yılıdır. Camiler açılmış, sünnet ve mevlit geri dönmüş, Ceditçilik entelektüel referans yapılmıştır. Bu geçiş Kuzey Kafkasya'daki gibi silahlı bir çatışmaya dönüşmemiştir. Din, Tatar ve Başkurt milli hareketlerinin içinden, etnik sınırı tahkim etmek için öne çıkmış; ayrı bir şeriat siyaseti zayıf kalmıştır.


2.4. Balkanlar: Travmanın tersi ve kimlik iadesi

Bulgaristan'da 1984-1989 "Yeniden Doğuş" kampanyası Türkçe konuşmayı, sünneti, camileri ve Müslüman isimlerini yasaklamıştır. Süreç 29 Aralık 1989'da fiilen çökmüş, Mart 1990'da isim iadesi yasalaşmış, 1 yıl içinde 600 binin üzerinde kişi adını geri almıştır. 1990'da Sofya'da bir İslam koleji açılmış; 1997'ye gelindiğinde binin üzerinde cami kayda geçmiştir.

Bu, derin bir şeriatlaşma değil, elinden alınan etnik-dinî kimliğin iadesidir. Etnik Türk çoğunluk büyük ölçüde laik-milliyetçi bir Müslümanlık çizgisinde kalırken Pomak ve bazı Roman grupları Selefi ağlara daha açık hale gelmiş, yerel Sufi pratiklerle ilk gerilimler doğmuştur. Balkan Türklerinde "derin dindar" oranına dair yüzde 28 civarı aktarılan ölçümler, kesin veri gibi kullanılmamalıdır; eğilim seküler çoğunluk yönündedir.


2.5. Doğu Türkistan: Gevşemenin sonu

1980'lerin göreli kültürel gevşemesi 1990'da kapanmıştır. Nisan 1990 Barın çatışması resmî anlatıda izinsiz dini okullara bağlanmış; Eylül 1990'da imamlar siyasi güvenilirlik ve belge şartına alınmış, özel dini okullar kapatılmıştır. 1997 Gulca olayları gerilimi yükseltmiştir. Canlanma bir egemenlik binasına dönüşememiş, ayrılıkçılık suçlamasıyla cezalandırılmıştır. 2010'lardaki kitlesel gözaltı ve yeniden eğitim tesislerinin idari dili bu on yılda oluşmaya başlamıştır.


3. İkinci dönem (2001-2010): Canlanmanın devletleştirilmesi

2000'ler, 11 Eylül sonrası "terörle mücadele" paradigmasının Türk dünyasına uyarlandığı dönemdir. 1990'ların serbest rekabeti yerini, din sahasının tekelleştirildiği ve "geleneksel İslam" etiketinin idari kalkan olarak kullanıldığı bir denetime bırakmıştır. IMU'nun terör listelerine alınması bölge yönetimlerine geniş bir operasyon meşruiyeti sunmuştur.


3.1. Üç model

• Sert eleme (Özbekistan): IMU varlığı gerekçe gösterilerek şiddetle organik bağı bulunmayan çok sayıda dindar vatandaş "aşırılık" ve benzeri suçlamalarla cezalandırılmıştır. Kayıt dışı cami, ev dersi ve onaysız imamlık suç kapsamına alınmıştır. 2005 Andican olaylarında yoksulluk, yolsuzluk şikâyetleri ve dini tutuklamalara karşı büyüyen protestolar, resmî anlatıda dini bir kalkışma olarak tanımlanıp bastırılmıştır. Sonuç, bağımsız dini faaliyetin büyük ölçüde yeraltına itilmesidir.

• İdari tekel (Kazakistan, Kırgızistan, Volga): Din bürokrasisi güçlendirilmiş, resmî müftülük tekeli tahkim edilmiş, "geleneksel Hanefi-Maturidi İslam" teşvik edilmiştir. Kitlesel temizlik Özbekistan ölçeğinde olduğu gibi uygulanmamıştır. Kırgızistan, kurumsal kapasitesinin zayıflığı nedeniyle sivil dini ağlara en açık halka olarak kalmıştır. 2012'de Kazan müftü yardımcısı Valiulla Yakupov'un öldürülmesi, Volga'nın görece sakin dindarlığının da göç ve Kafkasya hattındaki gerilimlerden etkilenebileceğini göstermiştir.

• Laik çapa (Azerbaycan): "Müslüman olmak Azerbaycanlı olmanın tek şartı değildir" sosyolojisi korunmuştur. Sufi-Nakşibendî ağlar ile Selefi çizgi arasındaki rekabet, her iki yapının da yabancı nüfuz kanalı sayılmasıyla budanmış; yabancı din adamları sınır dışı edilmiş, saha "millî din adamları" lehine daraltılmıştır. Cami sayısı artarken haftalık ibadet düşüktür. Altyapı büyümüş, ortopraksi kitleselleşmemiştir.

3.2. Türkiye'nin ikili ihracatı

AK Parti'nin 2002'de iktidara gelmesi dış sahayı da etkilemiştir. İçeride AB müzakerelerinin (2002-2007) açtığı iklim, muhafazakâr aktörlerin devlet içinde kurumsallaşmasına alan açarken dışarıda 2 ayrı kanal rekabet etmiştir.

Diyanet kanalı siyasetsiz, hiyerarşik ve resmî müftülüklere bağlı bir model sunduğu için post-Sovyet yönetimlerin en kolay kabul ettiği dış aktör olmuştur. Gülen okulları ise laik ve fen ağırlıklı müfredatla ilk bağımsız kuşaktan memur, iş insanı ve gazeteci devşirmeye yönelmiş; bu özerk güç odağı yönetimleri tedirgin etmiştir. Özbekistan ağları 2000'de kapatmış, Rusya 2008'e kadar budamış, Türkmenistan 2010-2011'de okulları millîleştirmiştir. Kırgızistan ve Kazakistan bu on yılda faaliyete izin vermeyi sürdürmüştür.


4. Üçüncü dönem (2011-2026): Siyasal yorgunluk ve dijital eylem dindarlığı

Türkiye, kamusal İslami sembollerin genişlediği bir evrede siyasal İslam yorgunluğu ve inancın vicdana çekilmesi sürecinden geçerken; Orta Asya'da yasal sınırlara rağmen gecikmiş bir görünür muhafazakârlık ve dijital eylem dindarlığı yükselmektedir.


4.1. Türkiye: Kamusal İslamın zirvesinde sivil dindarlığın zayıflaması

2002'den bu yana imam-hatip genişlemesi, Diyanet'in bütçe ve kadro olarak büyümesi ve "dindar nesil" söylemi, dini devlet gücü ve parti siyasetiyle özdeşleştirmiştir. 1990'larda tepeden dayatılan katı sekülerlik, dindar kesimde siyasi İslam talebi üretmişti. 2010'lar ve 2020'lerde tepeden muhafazakârlık teşviki, özellikle genç kuşaklarda ters kimlik inşasına yol açmıştır.

KONDA'nın 2008-2024/25 "Hayat Tarzları" karşılaştırmasına göre toplumsal değişim şu şekildedir:

• "Sofu" oranı: yüzde 12 (sabit)

• "Dindar" oranı: yüzde 55'ten yüzde 46'ya gerilemiştir.

• "İnançlı, dindar değil" oranı: yüzde 31'den yüzde 34'e çıkmıştır.

• "Ateist/inançsız" oranı: yüzde 2'den yüzde 8'e yükselmiştir.

Bu son sıçrama, büyükşehirlerde ve yüksek eğitimli gençlikte daha görünür bir sapmadır; toplumun bütününde kitlesel bir irtidat değildir. Nüfusun yaklaşık yüzde 92'si bir biçimde inançlı kalmaktadır. Aşınma, pratiğin gevşemesi ve bireyselleşmesidir.

Ramazan ve bayramlar kültürel kod olarak korunurken 5 vakit namaz, cemaat bağlılığı ve parti-din özdeşliği gerilemektedir. 18-24 yaşta namazı hiç kılmayan veya nadiren kılanların oranı yüzde 50 eşiğini açmıştır. Laiklik ilkesine destek anketlerde yüzde 65-85 bandındadır. Bu, inanç reddi değil; dinin iktidar dili ve kamusal dayatma aracı olmaktan çıkarılması talebidir.

Toplam doğurganlık hızının 2001'de 2,38'den 2024'te 1,48'e inmesi, "en az 3 çocuk" ve muhafazakâr aile modelinin fiilen karşılık bulmadığını, resmî "dindar nesil" hedefinin demografi tarafından desteklenmediğini gösterir. Siyaset ve iktisadi ağlarla iç içe geçen sivil dini yapıların ahlaki itibarı da bu dönemde aşınmıştır. Çekirdek ideolojik taban sabit kalırken ana gövde erimektedir.


4.2. Orta Asya ve Hazar: 2024-2026 düzenlemeleri

Orta Asya devletleri henüz bir siyasal İslam yorgunluğu yaşamamaktadır; din burada iktidarın günlük yıpratıcı dili haline gelmemiştir. Tabandan gelen muhafazakârlığa karşı 2024-2026'da en kapsamlı idari sınırlar konmuştur.

Ülke Kıyafet Düzenlemeleri Dini Eğitim ve İbadet Altyapısı Kamusal ve Dijital Sınırlandırmalar Özbekistan Eğitimde çene altını kapatan örtü yasak, geleneksel örtü serbesttir. Kamusal alanda peçe yasaktır. 2021 Vicdan Özgürlüğü Kanunu sokakta başörtüsünü serbest bırakmış, eğitimde hijabı yasaklamıştır. Devlet, çene altı açık “millî başörtüsü” ve dopi formülüyle hibrit bir çizgi aramaktadır. 2023’te kimlik tespitini engelleyen peçeye idari ceza getirilmiştir. Uzun sakal, yer yer “siyasal işaret” sayılarak idari uygulamaya konu olmaktadır. Altyapı ve cami sayıları artış göstermektedir. Kamusal alanda peçe kullanımı ve radikal dini sembollere karşı idari denetimler sıkılaştırılmıştır. Kazakistan Okul ve kamu binasında başörtüsü sınırlaması vardır. 30 Haziran 2025’te Tokayev, yüz tanımayı engelleyen kıyafetleri kamusal alanda yasaklayan kanunu imzalamıştır. Metin dini kıyafeti adıyla anmıyor olsa da niqab ve burka fiilen kapsamdadır; siyasi dil “millî kıyafet” ile “kara cüppe” karşıtlığı üzerine kuruludur. Cami sayısı 2024 itibarıyla 2.888’dir. 2024’te tek yılda 82 yeni cami açılmıştır. Altyapı patlaması ibadet oranıyla orantılı değildir. Günlük beş vakit namazın ülke genelinde çok düşük kaldığına dair Pew bulguları literatürde aktarılır. Okul üniforması gerekçeli başörtüsü yasağı yüksek mahkemece onanmıştır. Yüz tanımayı zorlaştıran kıyafetlerin kamusal alanda yasaklanması ve okul üniforması kurallarının yargı eliyle tahkim edilmesi sağlanmıştır. Kırgızistan Sınıfta başörtüsü görece esnek, kamuda peçe yasaktır. 21 Ocak 2025’te kabul edilen ve 1 Şubat 2025’te yürürlüğe giren kanun, kamu binalarında peçeyi yasaklamıştır. Dini kurumlara yüksek kurucu üye şartıyla tescil getirilmiştir. Ev ev tebliği suç kapsamına alınmıştır. Ekim 2026’da açıklanan uygulama ile “dini vaiz” kaydı TikTok, YouTube ve Telegram yayıncılarına teşmil edilmiştir. Düzenli dini içerik üretenler Müftülük onayı ve devlet ajansından yıllık belge almak zorundadır; tekil paylaşım kapsam dışıdır. Azerbaycan Okulda fiilî başörtüsü engeli bulunmaktadır. Cami sayısı iki binin üzerine çıkmış, haftalık ibadet yüzde 6–8, Ramazan orucu yüzde 10 civarında kalmıştır. Toplumun önemli bölümü “Müslüman olmadan da Azerbaycanlı olunabilir” görüşündedir. Yurt dışında dini eğitim almış vatandaşların imamlık yapması yasaktır. Katı laiklik rejimi uygulanmaktadır. Nardaran’daki Şii muhafazakârlık ve kuzeydeki Sünni Selefi hücreler güvenlik operasyonlarıyla sınırlandırılmıştır. Türkmenistan Başörtüsü, peçe ve sakal sıkı idari kurallara tâbidir. Kamuda ve okulda başörtüsü yasak, geleneksel keteni zorunlu tutulmaktadır. Belirli yaş altı sakal idari olarak engellenmektedir. Hac doğrudan devlet kontenjanıyla ve sadakat filtresiyle yürütülmektedir. Dini hayat devlet kültüyle bütünleşmiş bir yönetim modeli içinde tutulmaktadır. Devlet dışı dini görünürlük ve bağımsız helal pazar ağlarına hiçbir şekilde alan bırakılmamaktadır.

5. 2035: Dijital ortopraksi ile yukarıdan tanımlanan seküler düzen

Polisiye sınırlar ile dipten gelen muhafazakârlık arasındaki uyumsuzluk, 2035'e doğru asimetrik riskler taşımaktadır.


5.1. Algoritmik radikalleşme

Resmî "millî İslam" veya "geleneksel Hanefilik", teolojik bir vizyondan çok idari bir çerçevedir: siyasetsiz, sokağa müdahale etmeyen, otoriteye itaat eden bir din tasarımı. Z ve Alfa kuşakları ise dindarlığı yerel panellerden değil, küresel dijital ağlardan öğrenmektedir. VPN ve şifreli Telegram grupları, resmî söylemin dışındaki fıkhî ve siyasi tartışmanın alanı haline gelmiştir. Helal standart, faizsiz finans ve tesettürün fıkhî sınırı, devletlerin kültürel/nominal Müslümanlık beklentisini zorlamaktadır.


5.2. Öfkenin dini dile bürünmesi

Asıl risk salt teoloji değildir. Kronik sosyo-ekonomik sıkışma, elit tüketimi ile taban yoksulluğu arasındaki uçurum ve siyasi tıkanıklık, dinin adalet diliyle meşruiyet kazanabilir.

İslami ahlakçılık, nepotizm ve rüşvet karşısında yalnızca ibadet değil, ahlaki temizlik vaadi de sunar. Başörtüsü, sakal ve peçeye yönelik her polisiye müdahale, dindar kitlelerce "inanca karşı tedbir" olarak kodlanabilir. Ekonomik taleple sokağa çıkması zor olan kesimler, itirazını dini sembolün arkasına alabilir. Rusya ve Türkiye'de çalışan Orta Asyalı işçiler, dışlanma karşısında radikal ağlara daha açık hale gelmekte; dönüşleri veya dijital bağları memleket hattını beslemektedir.


5.3. Kırgızistan ve bölgesel sıçrama riski

En kırılgan halka Kırgızistan'dır. Yeni din kanunları, tarihsel olarak daha açık bir siyasal genetiğe dar bir idari gömlek giydirme çabasıdır. Tebliğ Cemaati gibi ağlar taşrada sosyal yardım ve mahalle düzeninin parçasıdır; ev ev davetin yasaklanması, devletin taşradaki sosyal ikame kanallarından birini zayıflatır.

Ülke, Özbekistan veya Kazakistan ölçeğinde bir kolluk kapasitesine sahip değildir. Yasak taşrada fiilen uygulanamazsa otorite aşınır. 2005, 2010 ve 2020 ayaklanmalarının hafızası, mobilizasyonu hızlandırır. Güneyde (Oş, Celal-Abad) çıkabilecek bir kıvılcım, Fergana üzerinden Doğu Özbekistan ve Güney Kazakistan kırsalına sıçrama potansiyeli taşır.


5.4. Üç senaryo

• Senaryo A (Algoritmik hücreleşme): Fiziki yasaklar sürer, dijital denetim kaybedilir. Gençlik resmî camiye seküler profille girer; paralel iktisadi ve hukuki hayatını kripto, helal pazar ve şifreli fetva kanallarında yürütür. Sonuç, yeraltı bir hilafet iddiasından çok paralel bir dijital norm düzenidir.

• Senaryo B (Fergana merkezli kırılma): Geri dönen göçmen işçilerin radikalleşmesi, su krizi ve genç işsizliğiyle birleşir. Güvencesiz genç işgücü, resmî ulemanın "sabır ve itaat" telkinini reddedip dijital vaizlerin adalet dilini seferberlik çerçevesine dönüştürebilir. Kırgızistan'daki bir kıvılcım bölgesel dominoya dönebilir.

• Senaryo C (Kontrollü hibrit entegrasyon): Yasakçı refleks gevşer, müftülükler dijital çağa entegre edilir, TDT kanalıyla Maturidi teolojisi ve nitelikli dijital içerik algoritmik Selefiliğe karşı ağırlık kazanır. Din, güvenlik tehdidi olmaktan çıkıp kamusal ahlakın ve dayanışmanın araçlarından biri haline gelir.


Türkiye ile Türk cumhuriyetleri arasında dini gerilim ihtimali

Son birkaç yıldır Türkiye'nin kamusal İslam modeli ile Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'ın korumaya çalıştığı katı seküler anayasal düzenler arasında açık bir diplomatik kriz doğmasa da, gerilim sinyalleri belirginleşmişti. Son günlerde Azerbaycan'daki bazı uygulamalara bazı Türk sosyal medya kullanıcılarının vermiş olduğu tepkiler ve bunlara karşı Azerbaycan'dan yükselen sesler yeni dönemde yaşanacak krizlerin ilk görüntüsünü vermeye başlamıştır. Eğer Türkiye ve Azerbaycan gelecekte olacakları görüp bu alanda gerekli tedbirleri alıp bu negatif gidişin önünü kesmezse araya soğukluğun girmesi kaçınılmaz görünüyor. Askeri işbirliği, enerji hatları ve Orta Koridor entegrasyonu aynı hızda ilerlerken din sahası bu rasyonel ortaklığın dışında, hassas bir eşik olarak durmaktadır. Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında siyasi ve iktisadi yakınlaşma en yüksek seviyesindedir. Teopolitik doku uyuşmazlığı ise bu yakınlaşmanın otomatik olarak dini modele de sirayet edeceği varsayımını bozmaktadır.

Gerilimin kaynağı, iki tarafın dine yüklediği işlev farkıdır. Türkiye, özellikle 2002 sonrasında dini ortak mirası ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yurt dışı ağlarını bir yumuşak güç unsuru olarak konumlandırmıştır. Bu tercihte İslam, kamusal görünürlüğü olan ve jeopolitik birleştiricilik iddiası taşıyan bir referanstır. Özbekistan, Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan için ise din, kamusal alanı şekillendirecek veya devlete yön verecek bir ideoloji değildir. Cami devletin denetimindedir; sokağa taşan dini görünürlük idari tedbirle sınırlandırılabilir. Kırgızistan bu çizginin tarihsel olarak en esnek halkasıydı. 2025 din kanunuyla o esneklik de daraltılmıştır.

Problem yapısal olduğu için eğer sosyal medyadan tetiklenen gerilimler kontrol altına alınmazsa Türkiye bütün Türk Cumhuriyetleriyle din ekseninde sürekli aşırı gerilimler yaşayabilecektir. Yol yakınken bu durum görülmeli ve gerilim alanından çıkışın çareleri aranmalıdır.


Kıyafet düzenlemeleri ve söylem eşiği

Somut sıkıntı, kıyafet düzenlemelerinde görünür hale gelmiştir. Özbekistan 2023'te kamusal alanda yüzü kapatan örtüyü idari cezaya bağlamış, eğitimde çene altını kapatan örtüyü yasaklarken geleneksel örtü ve mahalli bir örtü olan "dopi"ye alan bırakmıştır. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım-Jomart Tokayev, 30 Haziran 2025'te yüz tanımayı engelleyen kıyafetleri kamusal alanda yasaklayan kanunu imzalamıştır. Metin niqabı adıyla anmıyor olsa da siyasi dil, "millî kıyafet" ile yabancı addedilen "kara cüppe" karşıtlığı üzerine kuruludur. Kırgızistan'da 21 Ocak 2025'te kabul edilen ve 1 Şubat 2025'te yürürlüğe giren kanun, kamu binalarında kişiyi teşhis etmeyi imkânsız kılan kıyafeti yasaklamış; uygulama peçeyi hedeflemiştir. Azerbaycan'da okul kıyafet yönetmeliği başörtüsünü fiilen engellemekte, yurt dışında dini eğitim almış vatandaşların imamlık yapması yasaklanmaktadır.

Bu tedbirler bölge başkentlerinde kamu düzeni, yüz tanıma sistemleri ve "yabancı dini biçimlere karşı millî kimlik" gerekçesiyle savunulmaktadır. Türkiye'deki iktidar çevrelerinden veya sivil dini yayınlardan gelen eleştiriler ise aynı tedbiri inanç özgürlüğüne müdahale olarak okuyabilmektedir. Azerbaycan'daki okul uygulamalarına yönelik İstanbul çıkışlı siyasetçi açıklamaları ve İslamcı yayınların "yasakçılık" başlıkları, Bakü'de iç işlerine müdahale olarak kodlanmıştır. Ankara resmî düzeyde bu yasakları diplomatik kriz konusu yapmamaktadır. Asıl risk, devlet söylemi ile sivil-medya söyleminin bölge başkentlerinde birbirinden ayrıştırılmamasıdır. Müttefikten gelen dini eleştiri, hasımdan gelen eleştiriden daha zor yönetilir; çünkü güvenlik ve ekonomi alanındaki ortaklığı gölgeler.


Cemaat hafızası ve kalıcı güvensizlik

İkinci hat, Türkiye menşeli dini ağlardır. 1990'larda Gülen yapılanmasının bölgede kurduğu okullar, dini tebliğden çok elit devşirme kanalı olarak çalışmış; ardından gelen kapatmalar ve 2016 darbe girişimi sonrası tasfiyeler, Orta Asya istihbarat birimlerinde Türkiye çıkışlı bütün dini yapılara karşı kronik bir güvensizlik bırakmıştır. Bu güvensizlik yalnızca bir yapıyla sınırlı değildir.

Kazakistan'da Süleymancı ağlara bağlı 26 kuruluş ve 92 yurdun, yasa dışı din eğitimi ve aşırılıkçı misyonerlik gerekçesiyle 2024'te mahkeme kararıyla kapatılması bu refleksin güncel örneğidir. Yapının ilk yurdu 1992'de açılmış, uzun süre denetim dışında büyümüş, öğrencilerinin bir bölümünün ileri eğitim için Türkiye'ye gönderildiği tespit edilmiştir. Nakşibendî ve Nurcu halkaların eğitim, yurt ve ticaret ağları da benzer bir izleme altındadır. Sempatizanlar sınır dışı edilebilmekte veya faaliyeti durdurulabilmektedir. Türkiye'nin bu yapılara siyaseten veya diplomatik olarak arka çıkması, ilişkide ani soğumaya yol açabilecek bir eşiği zorlar. Bölge ülkelerinin 15 Temmuz tecrübesinden devraldığı şüphe, dışarıdan bakıldığında abartılı görünebilir; içeriden bakıldığında ise egemenlik refleksidir.

Diyanet ve "kimin Hanefiliği" sorusu

Diyanet, geçmişte post-Sovyet yönetimlerin en kolay kabul ettiği kanaldı. Hiyerarşik, devlet güdümlü ve siyasetsiz bir din modeli sunduğu için kontrol edilebilir bulunuyordu. Bakü, Aşkabat ve Bişkek'teki büyük camiler bu dönemin sembolüdür. Bugün bu kanalda da örtülü bir rekabet oluşmuştur.

Bölge devletleri kendi din adamı kadrosunu kendileri yetiştirmek istemektedir. Türkiye'de ilahiyat eğitimi almış veya Diyanet bağlantılı programlardan geçmiş gençlerin taşıdığı kamusal İslam alışkanlığı, yerel müftülüklerce sistem dışı ve şüpheli sayılabilmektedir. İtiraz teolojik olmaktan çok siyasidir: İthal edilen yalnızca fıkıh değil, dinin kamusal ve jeopolitik bir dil olarak kullanılmasıdır.

Türk Devletleri Teşkilatı bünyesindeki din başkanları kurulları ve fetva heyetleri, kâğıt üzerinde ortak bir Hanefi-Maturidi paydası aramaktadır. Bu payda gerçek bir entelektüel imkân taşır. Ancak Türkiye'nin bu kurulları kendi küresel İslam politikasının, özellikle Ortadoğu merkezli söylemlerinin platformu haline getirme eğilimi, Rusya, Çin ve Batı ile dengeli bir diplomasi yürüten Astana ve Taşkent'i rahatsız etmektedir. Hanefilik ortak olabilir; Hanefiliğin hangi devletin dış politikasına bağlanacağı ortak değildir.


Asimetrik güvenlik: IŞİD-Horasan hattı

En sıcak başlık ideolojik değil, emniyettir. IŞİD-Horasan (ISKP) ve bağlantılı Orta Asya çıkışlı ağlar, Türkiye'yi hem hedef hem lojistik alan olarak kullanmıştır. 2017 Reina saldırısını gerçekleştiren Abdülkadir Maşaripov Özbekistan vatandaşıydı; saldırı sonrası Kırgızistan vatandaşına ait bir evde yakalandı. 2024'teki Santa Maria Kilisesi saldırısı soruşturmasında gözaltına alınanların önemli bölümü Tacik, Özbek, Uygur ve Türkmen kökenliydi. Türkiye'de 2014-2024 arasındaki IŞİD bağlantılı saldırıların bir kısmında yabancı militanların yer alması, tehdidin yalnızca yerli bir radikalleşme olmadığını göstermektedir.

Vize serbestisi bu zemini kolaylaştırmaktadır. Türk dili konuşan Orta Asya cumhuriyetlerinin vatandaşları Türkiye'de vizesiz ve sınırlı süreli kalabilmektedir. Bu rejim ticaret, eğitim ve işgücü dolaşımı için değerlidir. Aynı açıklık, radikal unsurların Türkiye'yi geçiş, barınma veya lojistik üs olarak kullanmasına da alan bırakmıştır. Bölge ülkeleri, kendi vatandaşları olan dindar muhalif figürlerin veya radikalizm şüphelilerinin iadesini talep ettiğinde, Türkiye'nin hukuki gerekçelerle süreci uzatması emniyet krizine dönüşebilmektedir. İstanbul'daki operasyonlarda Orta Asya kökenli hücrelerin ortaya çıkması, Ankara ile Taşkent ve Astana arasındaki istihbari işbirliğini zorunlu kılsa da; aynı tablo karşılıklı şüpheyi de diri tutar. İşbirliği ile güvensizlik burada aynı dosyanın 2 yüzüdür.


Ayrım neden korunmalıdır

Bu gerilim, Türk dünyasının dağılacağı anlamına gelmez. Ekonomik koridor, savunma sanayii alımları ve ortak tatbikatlar din başlığından bağımsız yürüyebilir ve yürümektedir. Risk, başlıkların birbirine karışmasıdır. Kıyafet düzenlemesine yönelik sivil bir Türkiye eleştirisi, bölge başkentinde radikalizmi teşvik olarak okunursa; bir iade talebinin hukuki gecikmesi, Ankara'da egemenlik pazarlığı olarak okunursa, teknik dosyalar kimlik davasına dönüşür.

Türkiye açısından sürdürülebilir çizgi, dini ilişkiyi devletten devlete ve Diyanet düzeyinde tutmak, sivil cemaat ağlarının dış politika enstrümanı gibi taşınmasını fiilen durdurmaktır. Bölge ülkeleri açısından sürdürülebilir çizgi ise güvenlik tedbirini bütün bir Türk-İslam ortaklığının reddi gibi sunmamak, kurumsal dini işbirliğine ölçülü alan bırakmaktır. IŞİD-Horasan hattında ise ortak veri havuzu, kripto akışların izlenmesi ve iade süreçlerindeki gereksiz sürtünmenin azaltılması, ideolojik mutabakattan daha acil bir ihtiyaçtır.

Sonuç olarak Türkiye ile Türk cumhuriyetleri arasında dini bir kopuş ihtimali düşüktür; dini bir soğukluk ihtimali ise artık ihmal edilebilir değildir. Kamusal İslam ile katı seküler anayasal düzen aynı entegrasyon çatısının altında yan yana durabilir. Yan yana durmaları, birbirinin iç modelini ithal etmelerine bağlı değildir. İlişkinin rasyonel, seküler ve devlet merkezli kalması, bu farkın açıkça kabul edilmesine bağlıdır.


7. 2035 perspektifi

1991'deki boşluk homojen bir teokrasi veya tam bir dinsizlik üretmemiştir. Canlanma gerçektir; pratik çoğu yerde kimliğin gerisinde kalmıştır.

• Türkiye: Kamusal İslamın en yüksek olduğu evrede sivil dindarlığın zayıfladığı örnektir. "Sofu" çekirdek yüzde 12 bandında kalabilir; "dindar" etiketi yüzde 40'ların altına doğru eriyebilir. Din, çoğunluk projesi olmaktan çıkıp sadık bir azınlığın kimliği haline gelebilir. Müslüman kimliği yüksek, pratik seçici, laiklik talebi güçlü bir denge olasılığı yüksektir.

• Orta Asya: Kıyafet yasakları, internet filtreleri ve zorunlu akreditasyon, toplumsal talebi sıkıştırmaktadır. Sosyo-ekonomik adalet sağlanmaz ve resmî dini kurumlar dijital çağa göre yenilenmezse, yukarıdan tanımlanan seküler düzen 2035'e doğru bir meşruiyet sorunuyla karşılaşabilir. Bu, örgütlü partiler eliyle değil; lidersiz, ağ tabanlı bir dijital ortopraksi dalgası biçiminde ortaya çıkabilir.

• Azerbaycan, İdil-Ural ve Balkanlar: Siyasal sıçrama veya şeriat talebi ihtimali düşüktür. Din, etnik repertuvar ve asimilasyon hafızasına karşı kimlik işareti olarak kalır.

• Doğu Türkistan: Bölge içinde dini hayat aile içine ve kayıt dışına sıkışırken diasporada dil ve toprak kaybı endişesi, dini kimliği ulusal kimliğe daha sert bağlayabilir.

Orta Asya ve Hazar elitleri Türkiye ile askeri işbirliğini ve Orta Koridor entegrasyonunu desteklerken, kamusal dindarlık modelini, tarikat-cemaat kültürünü ve siyasal İslam retoriğini kendi güvenlik dengelerine yönelik hassas bir başlık olarak görmeyi ve sınırda tutmayı sürdürecektir. İlişkiler rasyonel, seküler ve devlet merkezli kalacaktır.


Stratejik seçenekler (2026-2035)

Türk dünyası, Hazar'ın batısındaki siyasal İslam yorgunluğu ile doğusundaki bastırılan kamusal dindarlık ve yükselen dijital eylem dindarlığı arasında bir makas sıkışması yaşamaktadır. Polisiye tedbirle dindarlığı kamusal alandan silme refleksi ile gençliğin algoritmik ağlarda sertleşme eğilimi, sosyo-ekonomik kırılmalarla birleşirse yönetilmesi zor bir hale gelebilir. Çıkış, dinin ne salt baskı aracı ne de yıkım enstrümanı olduğu; Hanefi-Maturidi-Sufi ortak paydasının ahlaki, akli ve dijital tabanda yeniden kurulduğu bir dengede aranmalıdır.


1. Resmî dini idare: Denetim dairesinden rehberliğe

Müftülükler yalnızca asayiş birimi gibi çalışırsa gençlik nezdinde meşruiyetleri aşınır ve kayıt dışı vaizlere alan açılır. Mevcut model yasak, sakal ve peçe cezası, edilgen memur ulema ve gençliği potansiyel risk olarak görme üzerine kuruludur. Önerilen model ikna, entelektüel derinlik, güncel sorunlara pratik cevap ve dijital rehberlik üzerine kurulmalıdır.

Resmî müftülükler, siyasi iktidarın kayıtsız savunucusu olmaktan çıkarılıp toplumun ahlaki vicdanını da temsil edebilen, yolsuzluk ve adaletsizlik karşısında İslami bir duruş sergileyebilen kurumlara dönüştürülmelidir. Aksi halde "siyasi iktidarla özdeş ulema" algısı, radikal ağların devşirme zeminini besler. Peçe ve genç yaşta sakal gibi semboller, zorla tıraş ve teşhir operasyonlarıyla değil, ikna ve kamu düzeninin ölçülü kurallarıyla ele alınmalıdır. Polisiye baskı, yeraltı dindarlığını ve hıncı büyütür.


2. Maveraünnehir akılcılığının yeniden örgütlenmesi

Türk dünyasını Arap dünyasından ve İran coğrafyasından ayıran tarihsel avantaj, Ebu Hanife'nin fıkhî esnekliği, Maturidi'nin akıl ile nakli barıştıran kelamı ve Yesevi ile Nakşibend'in insan merkezli Sufi ahlakıdır. Bu sentez, Selefi katılık ve siyasi teokrasi karşısında tarihsel bir bağışıklıktır.

Semerkand, Buhara, Türkistan ve Konya merkezli, TDT bütçeli bir Maturidi-Yesevi araştırma enstitüsü; din bilimlerinin yanında sosyoloji ve fen bilimlerine açık bir ulema kuşağı yetiştirebilir. "Akıl, Allah'ın varlığını bulmakta bağımsız bir araçtır; nakil akılla çelişirse akıl esas alınır" ilkesi, ortaöğretim ve üniversitede ahlak ve felsefe dersi olarak okutulabilir. Bu, literal ve sorgulamayı kapatan dijital Selefiliğe karşı zihinsel bir aşıdır.


3. Dijital sahada içerik egemenliği

Kırgızistan'ın akreditasyon modeli yalnızca yasakçı işletilirse tutunamaz. Egemenlik, içerik kalitesiyle algoritmayı dengeleyerek kazanılır. TDT himayesinde Almatı, Taşkent, Bakü, Bişkek ve İstanbul'da çok dilli, kısa, estetik ve ahlaki içerik stüdyoları kurulabilir.

TDT ortak paydasında eğitilmiş, anonim soruya anında ve yerel dilde cevap veren Maturidi çizgide bir yapay zekâ rehberliği, şifreli gruplardaki dogmatik fetvanın alternatifi olabilir.


4. Ahlakın şekilden adalete kaydırılması

Türkiye tecrübesi göstermiştir ki kamusal sembol, imam-hatip ve dini dil tek başına toplumu ahlaklı kılmaz. Rüşvet ve liyakatsizlik din perdesinin arkasına saklandığında inanç krizi büyür. Orta Asya bu aşınmayı henüz aynı ölçekte yaşamamışken tedbir alabilir.

Uyanış, başörtüsünün boyu veya sakalın santimiyle ölçülmemelidir. İş ahlakı, rüşvet reddi, kul hakkı, liyakat ve çevre, asıl ölçüt olmalıdır. TDT bünyesinde bir İslam ticaret hukuku ve iş ahlakı standardı, şeffaf şirketlere itibar ve imtiyaz sağlayabilir.

Din, elit lüksünü meşrulaştıran bir örtü olmaktan çıkıp kamusal şeffaflığı denetleyen bir ahlak ölçütüne dönüştürülebilir. Rusya, Avrupa ve Türkiye'de çalışan işçiler için konsolosluklarda manevi destek ve sosyal dayanışma birimleri, radikalleşmeye karşı dışlamadan daha etkili bir kanaldır.


5. Kontrollü entegrasyon ve işbirliği

Türkiye, sivil cemaat ve tarikat ağlarını dış politika enstrümanı olarak Orta Asya ve Azerbaycan'a taşıma girişimini geçici bir tedbir olarak fiilen durdurmalıdır. Bölge ülkelerinin 15 Temmuz tecrübesinden kaynaklanan güvensizliği anlaşılır bir güvenlik refleksidir. Dini ilişki devletten devlete, Diyanet düzeyinde yürütülmelidir. Karşılığında bölge ülkeleri Türkiye kökenli kurumsal dini işbirliğine ve şeffaf ticaret kanallarına ölçülü alan açabilir.

IŞİD-Horasan gibi yapıların vize muafiyeti ve göç hatlarını kullanması, TDT bünyesinde ortak bir izleme merkeziyle sınırlandırılmalıdır. Kripto akışlar ve sınır geçişleri anlık paylaşılmalı; radikalizm şüphesi taşıyan kişilerde iade süreçlerindeki gereksiz bürokratik sürtünme azaltılmalıdır.


Sonuç

Türk dünyası; Batı'nın liberal-seküler meydan okuması, Rusya'nın neo-emperyal Ortodoks baskısı, Çin'in Doğu Türkistan'da uyguladığı asimilasyon modeli ve Ortadoğu ile Güney Asya kaynaklı Selefi radikalizm arasında sıkışmış bir jeopolitik alandadır. Dini yalnızca asayiş sorunu saymak, asimetrik riski büyütür.

2026-2035 döneminin istikrarla geçmesi, Maturidi-Hanefi-Sufi ekseninin sosyo-ekonomik gerçeklere göre güncellenmesine bağlıdır. Katı ve yukarıdan tanımlanan bir sekülerlik diretmesi, algoritmik ağlardaki genç kuşakta dijital ortopraksi dalgasını besleyebilir. Çözüm polisiye kısıtta değil; akıl ile inancı, devlet ile vicdanı barıştıran bir dengededir.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: Türk dünyasıdinömer kayır

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürbüz Evren Brezilya'daki devlet başkanlığı seçimleri Netanyahu ve Trump'ı yakından ilgilendiriyor

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu Sınır aşan sular: Teknik sorun mu, siyasi inşa mı?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir Savaşın sonunda İsrail'in kaybettikleri

TÜRKİYE'DEN SESLER

Müjgan Halis Foucault nasıl Foucault oldu?

İlgili Haberler
Makroekonomi MOTORİNE İNDİRİM GELDİ! 4 Ekim Akaryakıt Fiyatları Güncellendi: İşte Benzin, Motorin (Mazot) LPG Akaryakıt Fiyatlarında Son Durum CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi ALTIN FİYATLARI 4 EKİM 2026 CANLI: Bugün Gram, Çeyrek, Cumhuriyet Ne Kadar? Kapalıçarşı Altın Fiyatları Ne Durumda? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi KGK, Londra’da dostluk rüzgarı estirdi Independent Türkçe · 26 dk önce Makroekonomi 40 bin sürücü yanıtladı! En güvenilir otomobiller açıklandı, iki model yüzde 100'lük skor aldı CNBC-e · 32 dk önce Makroekonomi AI depremi büyüyor! Habertürk Ekonomi · 37 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.