Fakat burada temel bir sorun var.
Binlerce sayfalık belge, yüzlerce uzman raporu ve kapsamlı hasar tespitleri tek başına hukuki sonuç doğurmuyor. Asıl mesele, bu delillerin hangi mahkemenin önüne götürülebileceği ve verilecek kararın nasıl uygulanacağı.
İran'ın Dena fırkateyni olayı ile Azerbaycan'ın Karabağ sonrasında yürüttüğü hukuki girişimler bu açıdan dikkat çekici iki örnek oluşturuyor.
130 bin sayfalık dosya ne ifade ediyor?
İran makamları, 4 Mart 2026'da Dena fırkateyninin ABD denizaltısı USS Charlotte tarafından batırılmasının ardından kapsamlı bir belgeleme çalışması başlattı. İran, Dena'nın silahsız bir eğitim görevi yürüttüğünü ABD tarafına bildirdiğini ve geminin herhangi bir uyarı yapılmadan vurulduğunu ileri sürdü.
Buna benzer birçok olay var. İran Yargı Erkanları Merkezi Başkanı Hassan Abdollianpour'un açıklamasına göre yaklaşık 19 bin uzman, çatışma dönemindeki olayları ve meydana gelen zararları inceleyerek 130 bin sayfayı aşan teknik ve hukuki rapor hazırladı.
Burada doğal olarak şu soru ortaya çıkıyor: Bu kadar kapsamlı bir dosya ABD'nin uluslararası hukuk önünde sorumlu tutulmasını sağlayabilir mi?
Mevcut hukuki çerçeveye bakıldığında bunun oldukça zor olduğu görülüyor.
Sadece DENA konusuna bakarsak, Deniz harp hukukunda savaş gemileri, uluslararası silahlı çatışma koşullarında askeri hedef kabul edilebiliyor. Geminin eğitim görevi yapması veya silahsız olması tek başına bu statüyü ortadan kaldırmıyor.
Bir savaş gemisine saldırıdan önce mutlaka uyarı yapılmasını gerektiren genel bir kural da bulunmuyor.
Daha önemli sorun ise yargı yetkisi.
İran'ın ABD'yi önüne götürebileceği doğrudan bir uluslararası yargı mekanizması bulunmuyor. ABD'nin ilgili mahkemelerin yargı yetkisini kabul etmemesi ve Güvenlik Konseyi'ndeki veto yetkisi, böyle bir girişimin önündeki temel engeller arasında.
Peki 130 bin sayfalık belge neye dönüşüyor?
Hukuki bir dosyadan çok siyasi ve diplomatik bir araca.
Karabağ'da tablo neden farklı?
Azerbaycan'ın Karabağ sonrasında yürüttüğü belgeleme faaliyetlerinde farklı bir hukuki mimari ortaya çıkıyor.
Bakü, 2020 savaşı ve 2023'teki operasyon sonrasında savaş suçları, sivil yerleşimlere yönelik saldırılar, mayınlar, kültürel varlıkların tahribi ve doğal kaynakların kullanımı gibi konularda kapsamlı kayıtlar oluşturdu.
Bu kayıtlar UAD, AİHM ve uluslararası tahkim mekanizmaları üzerinden yürütülen süreçlerde kullanılmaya başlandı.
Buradaki temel fark, Azerbaycan'ın Ermenistan'la taraf oldukları uluslararası sözleşmeler üzerinden çeşitli yargı yollarına sahip olması.
Uluslararası Adalet Divanı'nın 2024'teki kararları da bu açıdan önemli. Mahkeme, iki ülke arasındaki uyuşmazlığın Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi kapsamında incelenebileceğini kabul etti ve davaları esasa taşıdı.
Azerbaycan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki davaları ve uluslararası tahkim süreçlerini de kullanıyor.
Fakat burada da önemli bir sınır var.
Bir devletin kendi kurumları tarafından hazırlanmış hasar raporları, uluslararası mahkemeler açısından otomatik olarak kesin delil sayılmıyor.
Delilin miktarı mı, niteliği mi?
Uluslararası Adalet Divanı'nın Kongo ile Uganda arasındaki davada verdiği karar bu açıdan önemli bir emsal oluşturuyor.
Kongo, savaş nedeniyle 11 milyar doların üzerinde tazminat talep etmişti. Ancak Divan, taraflardan birinin kendi dava hazırlığı için oluşturduğu belge ve beyanların sınırlı ispat gücüne sahip olduğunu belirledi.
Bağımsız kuruluşlar tarafından doğrulanmayan iddialara ihtiyatla yaklaşıldı ve sonuçta 325 milyon dolarlık tazminata hükmedildi.
Buradan çıkarılacak sonuç açık: Uluslararası hukukta dosyanın kalınlığı, delilin gücünü tek başına belirlemiyor.
Uydu görüntüleri, bağımsız uzman raporları, uluslararası kuruluşların kayıtları, saha incelemeleri ve birbirinden bağımsız kaynakların birbirini doğrulaması daha önemli.
Fakat bütün bunların üzerinde başka bir sorun var.
Kararı kim uygulayacak?
Hukuk ile güç arasındaki mesafe
Uluslararası hukuk sisteminin en önemli açmazı burada ortaya çıkıyor.
Bir mahkeme karar verebilir. Fakat kararın uygulanması için siyasi ve ekonomik güç gerekebilir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimî üyelerinin veto hakkı bu sorunu daha da belirgin hale getiriyor.
1986'da Uluslararası Adalet Divanı'nın ABD aleyhine verdiği Nikaragua kararının uygulanamaması bunun klasik örneklerinden biri.
Tarihsel örnekler de aynı gerçeği gösteriyor.
Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin başarılı olabilmesinde savaşın ardından oluşan siyasi ve askeri şartlar belirleyici oldu.
Irak'ın Kuveyt işgali sonrasında kurulan BM Tazminat Komisyonu ise Güvenlik Konseyi'nin doğrudan zorlayıcı gücüne dayanıyordu.
Kongo ile Uganda arasındaki tazminat süreci ise kararın verilmesinden çok sonra dahi uygulama sorunlarıyla karşılaştı.
Savaş suçlarını belgelemek önemlidir. Fakat belgeleme ile adalet arasında doğrudan bir ilişki bulunmuyor.
Belgeler bazen mahkeme için değil, masa için hazırlanıyor
Karabağ örneğinin bir başka boyutu da burada ortaya çıkıyor.
Toplanan belgeler, gelecekteki davalarda kullanılabilecek hukuki deliller olduğu kadar diplomatik müzakerelerde pazarlık gücü sağlayan araçlar olarak da işlev görüyor.
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış görüşmelerinde uluslararası mahkemelerdeki karşılıklı davaların geri çekilmesi meselesinin gündeme gelmesi bunun açık göstergelerinden biri.
Bu nedenle savaş sonrası hukuk mücadelesini sadece mahkeme salonunda aramak yanlış olur.
Bazen hazırlanan dosyanın asıl hedefi mahkeme değildir.
Dosya, müzakere masasındaki güç dengesini değiştirmek için hazırlanır.
Sonuçta savaş suçlarının belgelenmesi üç farklı amaca hizmet edebilir: Sorumluların cezalandırılması, maddi tazminat elde edilmesi ve siyasi pazarlık gücü kazanılması.
Hangisinin gerçekleşeceğini ise toplanan belge sayısından çok, yargı yetkisi, delillerin niteliği ve kararların uygulanmasını sağlayacak siyasi güç belirler.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
Hakkında daha ayrıntılı: savaş suçlarıDr. Osman Gazi Kandemir
DAHA FAZLA HABER OKU
Dilara Ergül Gençlikte değişimi okumak
Mesut Değer Fonların gölgesinde kaybolan para, güven ve ahlak
Faik Bulut İsrail seçimlerinde Netanyahu'nun eski-yeni taktikleri ve jeopolitik manevraları
Selçuk Ramazanoğlu Contemporary Istanbul büyürken sanatla aramızdaki mesafe de büyüyor mu?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.