6 Ekim 2026, Salı · 10:40 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Türkiye’nin daha fazla yabancı yatırım alması gerekiyor

Türkiye’nin daha fazla yabancı yatırım alması gerekiyor

Şu sıralarda sanayi yatırımı çekmek isteyen ülkeler açısından bir fırsat penceresi açılmışa benziyor. Daha önceki yıllarda sanayi üretimi yaparak ilerleyen ülkelerde sınai üretim çok pahalı olmaya başladı. Aynı malı üretmek için yapılması gereken masraf çoğu Avrupa ülkesinde ve Amerika’da, bu bölgenin dışındaki ülkelere nazaran o kadar yüksek ki üretimden vazgeçmek gerekecek. Ayrıca bu ülkelerin gümrük vergileri ihdas ederek ucuz yabancı malların girişini engellemelerinin sınırı var. Bir kere gelişmiş ülke halkları aynı kaliteyi tutturan fakat daha ucuz olan yabancı mallar karşısında sadece yerli sanayiyi desteklemek maksadı ile daha pahalı mal almak konusunda çok istekli davranmıyor. İkincisi, diğer ülkeler sanayi ürünü ihraç ederek para kazanamazlarsa, daha gelişmiş ve müreffeh ülkelerin ürünlerini alamıyorlar, daha doğrusu alacak imkânı bulamıyorlar. Gelişmiş ülkelerden ithal edilecek ürünlerin her zaman çok gelişmiş ürünler olması da şart değil. Unutmayalım, Çin yüksek miktarda gıda maddesi ithal ediyor. Bunların bir bölümü Amerika’dan gelmekteydi. Ancak nereden gelirse gelsin, Çin’in bu gıda maddeleri için bir ödeme yapması, onun için de döviz kazanacak faaliyetlerde bulunması, yani ihracat yapması lazım. Üçüncü bir husus daha var. İktisadi ilişkiler ülkeler arasındaki daha kapsamlı ilişkilerin sadece bir yönü. Bir hükümet, bir diğeri ile ilişkileri iyi iken iktisadi olanları ayırıp onlarda farklı bir uygulama yapmakta, örneğin gümrük vergilerini yükseltmekte güçlük çekebilir. İktisadi ilişkileri ayrı tutma gayretleri, Kanada-ABD ilişkilerinde de gözlendiği gibi, daha kapsamlı bir bozulmaya yol açabilir.

Yabancı şirketler yerlilerle eş tutulmayı isterler

Her ne kadar sanayi sermayesinin yatırım fırsatları araması ve bunu üretimin yüksek maliyeti olan ülkeler yerine nispeten ucuz olduğu ülkeler nezdinde yapması anlaşılabilir olsa da, sermayenin hangi ülkelere yöneleceğini başka faktörler belirlemektedir. Yatırım kararlarını belirleyen en önemli faktör yatırımın yapıldığı ortamın güvenilir olmasıdır. Bu ne anlama geliyor? Üzerinde biraz durmamız gerekiyor. İlkin, yatırımcı yatırımının ev sahibi ülke tarafından sadece ticari bir ilişki olarak değerlendirilmesini bekler. Bunun tabii bir sonucu olarak da üretimine el konmasına, özellikle üretiminin iç piyasada daha ucuza satılması için zorlanmaya karşıdır. Benzer şekilde, yatırımcı ürününün gereksiz miktar, fiyat ve benzeri kısıtlamalarla ihraç edilmesinin zorlaştırılmasını istemez. İkinci olarak, yatırımcı kâr amacı güttüğünden, kârlarının merkeze aktarılmasında güçlükle karşılaşmak da istemeyecektir. Üçüncü olarak, yatırımcı gittiği ülkede istikrarlı bir hukuk düzeninin olmasına bakacaktır. Bunun muhtelif nedenleri vardır. Yatırım yapan yabancı şirket ulusal şirketlerle aynı muameleyi görmek isteyecektir, bazı şirketlerin hükümete veya şu veya bu partiye yakınlık dolayısıyla ayrıcalıklı bir konumda bulunmasını kabul etmez. Ayrıca yatırımını satması hâlinde makul bir fiyat verilmesini ve bedelin ülkeden çıkarılmasında güçlük çıkarılmamasını ister. Bir konuyu da tekrar etmeme müsaade edin: Yabancı şirketler yerli şirketlerle eş tutulmayı isterler, daha alt bir konuma konulmayı kabule yanaşmazlar.

Ülkemiz kendi kalkınması ve sanayileşmesinde dış yatırımların ağırlık taşıması gerektiğini uzun süredir ve en yetkili ağızlardan ifade eden bir ülkedir. Dolayısıyla şu anda geçerli olan koşullar muvacehesinde kendisini yatırımcıların ilgi alanına giren bir ülke olarak görmek istemektedir. Cumhurbaşkanımız ülkemize yatırım yapanın pişman olmayacağını, her bakımdan kazançlı çıkacağını her vesile ile dile getirmektedir. Buna karşılık, hâlihazırda Türkiye’ye dönük yaygın bir yatırım merakı olduğunu söyleme imkânından mahrum olduğumuzu itiraf etmek gerekecektir. Böyle bir durumla karşı karşıya değiliz. Herhangi bir uzman Türkiye’ye yapılan yabancı yatırımları inceleyecek olursa, daha önceki yıllarda ülkeye daha fazla dış yatırım geldiğini görecektir. Mukayese açısından bakıldığında, şu anda Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne ihracatta rakip olarak gördüğü Fas’a giden yatırım ülkemize gelenden daha fazladır. Belki daha da vahim olarak, Türkiye’deki yatırım sermayesi bile Mısır gibi ülkelere kaçmakta, buna karşılık bazı Türk firmaları da faaliyetlerini ya kâr edemedikleri ya da borçlarını ödeyemedikleri için sonlandırmaktadır. Gazete okumak veya haberleri dinlemek imkânına sahip her Türk vatandaşı bazı yatırımların ülke dışına gittiğini öğrenerek üzülmektedir. O zaman sorumuzu yenilemek, daha doğrusu yinelemek gerekiyor: Acaba Türkiye gelişmekte veya yeni sanayileşmekte olan ülkelere yönelen dünyadaki yatırım hareketlerinden neden yararlanamamaktadır? Hangi sorunları aşması gerekmektedir?

Türk Lirası'nın değerinin yüksek tutulmasının etkileri

İki faktörün özel önem arz ettiğini ve bu iki faktörden her ikisinin de hükümetin tercihi ya da siyaseti olduğunu söylememiz mümkündür. Bunlardan ilki, Türk Lirası’nın değerinin bilinçli bir siyaset sonucu yüksek tutulmasıdır. Doların değerinde bir yükselme beklendiği zaman, Merkez Bankası ve diğer kamu bankaları devreye girmekte, Türk Lirası’nın fazla değer kaybetmesini önlemek maksadıyla piyasadaki dolar miktarını artırmaktadır. Belirli dönemlerde Merkez Bankası’nın piyasaya milyarlarca dolar zerk ettiğini yine bankanın yayımladığı istatistiklerden izlemenin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Bu gibi durumlarda Merkez Bankası’nın rezerv durumunun zayıf düştüğü ve swap işlemleri aracılığıyla dengeyi korumaya çalıştığı görülmektedir. Aslında tüm vatandaşlar liranın değerinin yüksek tutulduğunu bilmekle birlikte, hükümet paranın değerinin yüksek olması konusunda ısrar etmekte, herhangi bir değişiklik yapmamaktadır. Bunun fert başına düşen millî geliri yüksek göstermesi yanında başka yararlananları olduğunu tahmin etmek güç değildir. Ancak Türk Lirası’nın değerinin yüksek tutulması hem ülke içi üretimi zayıflatmakta hem de ülkeyi yabancı yatırımcılar açısından beğenilmeyen bir ülke konumuna sokmaktadır.

İkinci faktör ise uzun vadeli etkileri açısından belki de daha belirleyicidir. Birçok gözlemciye göre, şu anda adalet Cumhurbaşkanı’na veya iktidar partisine yakın kişiler lehine tezahür etmektedir. Türkiye daha önce girdiği uluslararası taahhütlere de uymamakta, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ülkemiz aleyhine verdiği kararları uygulamamakta ısrar etmektedir. Hükümete göre, yabancı yargısı devletin yargısının üstünde değildir, dolayısıyla bir ihtilaf durumunda yerli yargı esastır. Tabii, o zaman anlaşmayı neden imzaladınız türünden bir soru akla gelebilir ama elimizde bu tür soruların iktidarı ilgilendirdiğine ilişkin herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Yabancı yatırımcılar zaten çoğu zaman ülke yargısı yerine uluslararası hakeme başvurulmasını tercih ediyorlar ama bir devlet, “Hakemin sözü burada geçmez, koskoca yargı var” dese ne yapacaksınız? Evet, şimdi soralım: Siz yabancı yatırımcı olsanız, böyle bir ülkeye yatırım yapılmasını tavsiye eder miydiniz? Ben soruyu yanıtlamayacağım, sadece doğru bilgilerin zaten durumu açıkladıklarını belirtmekle yetineceğim. Mevcut eğilimlerin lehinde olmasına rağmen Türkiye bu gidişten yararlanmamaktadır. Şaşırdınız mı?

İlgili Haberler
Makroekonomi Ticaret Bakanlığı 9 ayda 2,6 milyar lira ceza kesti CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Yargıtay'dan yetim maaşında emsal karar CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi 6 EKİM ALTIN FİYATLARI CANLI: Kapalıçarşı’da Gram, Çeyrek ve Cumhuriyet Altını Ne Kadar? Altın Neden Düşüyor? CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Riskten kaçan yatırımcı BES'e yöneldi CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi ENFLASYON FARKI MEMUR ZAMMI | SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin 3 aylık zam oranı ne kadar oldu, yüzde kaç? Ocak 2027 emekli memur zam hesabı! CNN Türk Ekonomi · az önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.