Eylül 2026 enflasyon rakamları açıklandı. Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık bazda yüzde 1,84, yıllık bazda ise yüzde 29,73 arttı. On iki aylık ortalamalara göre artış yüzde 31,49 olurken, yılbaşından bu yana tüketici fiyatlarındaki yükseliş yüzde 24,32’ye ulaştı.
İlk bakışta yüzde 30’un altına gerileyen yıllık enflasyon önemli bir eşik olarak görülebilir. Nitekim geçen yılın aynı ayında yıllık TÜFE yüzde 33,29 seviyesindeydi. Dolayısıyla yıllık enflasyonda belirgin bir gerileme var. Ancak burada önemli olan yalnızca rakamın düşmesi değil, vatandaşın bu düşüşü günlük hayatında ne kadar hissettiğidir.
Benim açımdan eylül enflasyonunun en önemli mesajı şudur: Enflasyonun hızı yavaşlıyor ancak fiyatların seviyesi yüksek kalmaya devam ediyor.
Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekiyor.
Bir ürünün fiyatının geçen yıl yüzde 40, bu yıl yüzde 30 artması fiyatın ucuzladığı anlamına gelmez. Sadece fiyat artışının hızı düşmüş olur. Vatandaşın markette, pazarda, kirada, faturada veya ulaşımda karşılaştığı fiyat seviyesi ise yüksek olmaya devam eder. Bu nedenle enflasyonla mücadelede yalnızca yıllık orana değil, toplumun satın alma gücüne de bakmak gerekir.
Eylül ayında dikkat çeken başlıklardan biri gıda fiyatlarında yaşanan gelişme oldu. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda aylık yüzde 0,20’lik düşüş gerçekleşti. Yıllık artış ise yüzde 27,62 oldu. Gıdanın genel enflasyona yıllık katkısı 6,73 puan olarak gerçekleşti.
Bu gelişme son derece önemli. Çünkü Türkiye’de dar ve sabit gelirli vatandaş açısından enflasyon denildiğinde akla ilk gelen kalemlerden biri gıdadır. Gıda fiyatlarında kalıcı bir istikrar sağlanmadan enflasyonla mücadelede toplumsal rahatlamanın sağlanması kolay değildir.
Ancak gıda fiyatlarının aylık olarak gerilemesi tek başına yeterli değildir. Üretim maliyetleri, tarımsal girdiler, akaryakıt, gübre, yem, enerji, lojistik ve aracılık maliyetleri dikkate alındığında gıda enflasyonunun önümüzdeki dönemde yakından takip edilmesi gerekiyor.
Çünkü bugün market rafında gördüğümüz fiyat, yalnızca çiftçinin üretim maliyetinden oluşmuyor. Tarladan sofraya kadar uzanan zincirin her halkasında oluşan maliyet fiyatı etkiliyor.
Eylül verilerinde asıl dikkat çekici alanlardan biri ise konut ve ulaştırma oldu.
Ulaştırma grubunda yıllık fiyat artışı yüzde 35,10’a ulaşırken, aylık artış yüzde 2,79 olarak gerçekleşti. Ulaştırmanın yıllık enflasyona katkısı 5,96 puan oldu.
Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubunda yıllık artış yüzde 39,99 seviyesinde gerçekleşti. Bu grubun enflasyona yıllık katkısı ise 4,84 puan oldu.
Temel ihtiyaçlardan vazgeçmek kolay değildir
İşte vatandaşın bütçesini en fazla zorlayan nokta burada ortaya çıkıyor.
Çünkü konut ve ulaştırma, insanların kolayca vazgeçebileceği harcama kalemleri değil. Bir vatandaş daha az giyim alışverişi yapabilir, bazı sosyal harcamalarını erteleyebilir veya dayanıklı tüketim mallarını daha ileri bir tarihe bırakabilir. Ancak ev kirası, elektrik, doğal gaz, ulaşım ve temel ihtiyaçlardan vazgeçmek kolay değildir.
Dolayısıyla bu alanlardaki fiyat artışlarının gelirler üzerindeki etkisi çok daha güçlüdür.
Bir başka önemli gösterge ise çekirdek enflasyon olarak takip edilen özel kapsamlı TÜFE göstergesi B oldu. İşlenmemiş gıda, enerji, alkollü içecekler ve tütün ile altın hariç TÜFE aylık yüzde 2,01, yıllık yüzde 29 arttı.
Burada da önemli bir mesaj görüyoruz.
Manşet enflasyon yüzde 1,84 iken B endeksinin aylık yüzde 2,01 artması, fiyat baskısının ekonominin daha geniş bir bölümünde devam ettiğini gösteriyor. Yani enflasyondaki düşüşü sadece birkaç kalemdeki fiyat hareketlerine bağlamak doğru olmaz.
Eylül ayında 174 alt sınıftan 133’ünde fiyat artışı görülmesi de bu açıdan oldukça dikkat çekici. Sadece 35 alt sınıfta fiyatlar gerilerken, 6 alt sınıfta değişim yaşanmadı.
Bana göre bu tablo, enflasyonun ekonominin geniş bir bölümüne yayıldığını açıkça gösteriyor.
Dolayısıyla bundan sonraki dönemde en önemli konu, enflasyonun yüzde 30’un altına inmesi kadar, fiyat artışlarının ekonominin geneline yayılmasının önlenmesi olacaktır.
Burada para politikasının yanında maliye politikası, üretim politikaları ve arz yönlü tedbirler de büyük önem taşıyor.
Çünkü yalnızca faiz politikasıyla gıda, konut, enerji, kira, ulaştırma ve hizmet fiyatlarındaki bütün sorunları çözmek mümkün değildir.
Türkiye’nin özellikle üretim kapasitesini artırması, tarımsal üretimi güçlendirmesi, enerji maliyetlerini düşürmesi, lojistik zincirini verimli hâle getirmesi ve konut arzını artırması gerekiyor.
Enflasyonla mücadele sadece Merkez Bankası’nın işi değildir. Bu mücadele ekonominin tamamını ilgilendiren bir süreçtir.
Gelirim fiyatlar kadar artıyor mu?
Eylül ayında yıllık enflasyonun yüzde 29,73’e gerilemesi elbette olumlu bir gelişmedir. Ancak vatandaşın gerçek gündemi hâlâ aynı: Gelirim fiyatlar kadar artıyor mu?
Asıl mesele budur.
Bir emeklinin, memurun, işçinin veya asgari ücretlinin geliri yüzde 30 civarında artan fiyatlar karşısında ne kadar korunabildiğine bakmadan enflasyonun toplumsal etkisini ölçemeyiz.
Özellikle sabit gelirli kesim açısından geçmiş dönemde oluşan fiyat artışlarının yarattığı kayıpların telafisi büyük önem taşıyor. Çünkü bugünkü enflasyonun düşmesi, geçmişte yaşanan satın alma gücü kaybını otomatik olarak ortadan kaldırmıyor.
Bu nedenle eylül enflasyonunu ben iki farklı açıdan değerlendiriyorum.
Birincisi, yıllık enflasyonun yüzde 30’un altına gerilemesi ve aylık artışın yüzde 2’nin altında kalması olumlu bir gelişmedir. İkincisi ise konut ve ulaştırma başta olmak üzere temel harcama gruplarında yüksek fiyat artışlarının devam etmesi, mücadelenin henüz tamamlanmadığını göstermektedir.
Önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek olan sadece TÜFE’nin kaç olacağı değildir. Enflasyonun kalıcı biçimde düşmesi, fiyatlama davranışlarının normalleşmesi, beklentilerin iyileşmesi ve vatandaşın satın alma gücünün yeniden güçlenmesi gerekiyor.
Çünkü ekonomi rakamlardan ibaret değildir.
Rakamların vatandaşın mutfağına, evine, ulaşım giderine ve geleceğe ilişkin beklentilerine yansıması gerekir.
Eylül 2026 verileri bize önemli bir fırsat penceresi açıyor. Ancak bu fırsatın kalıcı başarıya dönüşmesi için enflasyonla mücadelede kararlılığın sürdürülmesi, üretimin desteklenmesi ve özellikle dar gelirli kesimin korunması şart.
Benim beklentim, önümüzdeki aylarda enflasyonun yönünün aşağı doğru devam edeceği, ancak aylık fiyat hareketlerinin yakından izlenmesi gerektiği yönünde. Çünkü enflasyonla mücadelede son kilometre, ilk kilometreden çok daha zor olabilir.
Artık hedef yalnızca enflasyonu düşürmek değil, bunu yaparken ekonomiyi büyütmek, üretimi artırmak ve vatandaşın kaybettiği satın alma gücünü yeniden kazandırmaktır.
Gerçek başarı da ancak o zaman ortaya çıkacaktır.
Kaynak: TÜİK
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.