7 Ekim 2026, Çarşamba · 14:27 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Mekke'den Riyad'a 59 gün: Yeni savunma ittifakının ilk sınavı

5 Ekim Pazartesi günü Riyad’da 3 ülkenin dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanları aynı masaya oturdu. Türkiye’yi Hakan Fidan, Yaşar Güler ve Selçuk Bayraktaroğlu temsil ediyordu. Toplantı olağanüstü olar…

Akşam yayımlanan ortak açıklama, kolektif savunma taahhütlerinin uygulanmasına ivedilikle geçilmesini kararlaştırdı. Mekke Savunma İttifakı 7 Ağustos’ta imzalanmıştı, yani imza ile bu karar arasında tam 59 gün var. O günlerin içine 4 toplantı, 1 genel sekreter ve 1 sekreterya sığdı.

Bir ittifak bu kadar kısa sürede nasıl kurumsallaşır? Hızın kendisine, daha doğrusu ona eşlik eden temkine bakalım.


Kâğıttan kuruma 59 gün

Takvimi sırayla okuyalım. 3 lider 7 Ağustos’ta Mekke’de imza attı. İlk komite toplantısı 31 Ağustos’ta İstanbul’da, dışişleri bakanlarının görüşmesi 24 Eylül’de New York’ta, genelkurmay başkanlarının buluşması ertesi gün Riyad’da yapıldı. Dördüncü durak 5 Ekim’deki olağanüstü oturumdu.

Bu hız bir telaştan doğmuyor, çünkü zemin hazırdı. Suudi Arabistan ile Pakistan 1 yıl önce, 17 Eylül 2025’te ikili bir karşılıklı savunma anlaşması imzalamıştı. Türkiye’nin katılımıyla ikili metin 3’lü bir yapıya dönüştü, Fidan’ın anlattığına göre de bunun hazırlıkları 2 yıldan uzun süredir sürüyordu.

Poliçeyi imzalamak ile hasar dosyasını açmak arasında bir ekspertiz süreci vardır. Mekke’de bu süreç 8 haftaya sığdı.

Komite, Pakistanlı emekli Korgeneral Nauman Mahmood’u 3 yıllığına genel sekreter atadı ve sekreteryanın merkezi Riyad olacak. Kuzey Atlantik İttifakı bile kuruluş antlaşmasının ardından komuta yapısını oturtmak için yıllar harcamıştı.

Kurumsallaşmanın en somut yüzü savunma sanayisinde görünüyor. Millî Savunma Bakanlığı ağustosta anlaşmanın kara, deniz ve hava kuvvetlerini, hava savunmayı ve insansız sistemleri kapsayan ortak tatbikatları da içerdiğini, ortak geliştirme ve üretimin de hedefler arasında olduğunu açıklamıştı.

Akıncı insansız hava araçları Suudi Arabistan’a zaten satılmıştı, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’nin KAAN için Riyad’la ihracat anlaşmasının son aşamasında olduğu da şubatta dile getirilmişti. Suudi Arabistan yerli üretim ve bakım kapasitesi arıyor, Türkiye de savaşta sınanmış sistemleriyle bu arayışa cevap verebiliyor. Pakistan’ın payına ise havacılık ve üretim birikimi düşüyor.


“Ulusal mevzuata uygun olmak kaydıyla”

Ortak açıklamanın en sessiz ibaresi bana kalırsa en çok şey anlatan ibare. 3 ülke, mutabık kalınan kuvvetlerin Suudi Arabistan’a sağlanmasını ve hızla konuşlandırılmasını kararlaştırırken bunu kendi ulusal mevzuatlarına uygun biçimde yapacaklarını da yazdı. Konuşlanmanın zamanı ve biçimi şimdilik kamuoyuyla paylaşılmadı.

Şöyle düşünün. 3 komşu aynı apartmanın kapısına ortak bir alarm taktırıyor. Alarm çaldığında 3’ü de koşacak ama kapıyı kimin, ne zaman ve nasıl açacağını her biri kendi anahtarıyla belirleyecek.

Fidan ağustosun başında anlaşmanın NATO’nun kolektif savunma maddesiyle teknik olarak aynı olduğunu söylemişti ve o maddede de yardımın biçimini her üye kendisi belirliyor. Türkiye'de bu ibarenin somut bir karşılığı var. Anayasa’nın 90. maddesi böyle bir anlaşmanın onaylanmasını TBMM'nin bir kanunla uygun bulmasına bağlıyor. 92. madde ise Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların gerektirdiği hâller dışında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi için Meclis izni öngörüyor.

Eylül ortasında Ankara’dan, metnin ekimde TBMM’ye sunulabileceği bilgisi verilmişti. Meclis ekimin başında yeni yasama yılına başladı, metnin Genel Kurul gündemine ne zaman geleceğini önümüzdeki haftalar gösterecek ve o gün geldiğinde de ittifakın parlamentoda açıkça konuşulması beklenebilir. Suudi Arabistan’da onay kraliyet kararnamesiyle işliyor, Pakistan ise anlaşmayı kendi parlamentosundan geçirmek zorunda.

İmzadan sonraki haftalarda bu sırayı bir yavaşlık gibi okuyanlar da çıktı. Bana kalırsa meclis onayı, askerî bir düzeni keyfî bir maceradan ayıran emniyet kemeri. Parlamentodan geçmiş bir taahhüt, hükümetler değişse de ayakta kalır.

Kararın her başkentte kendi anayasal usulünden geçmesi, Husilere de Tahran’a da Körfez’deki izleyicilere de kuralları baştan belli bir yapının kurulduğunu gösteriyor. 3 ülkenin kendi sınırlarında ayrı ayrı güvenlik gündemleri de var ve bu ibare onlara nefes alacak bir yer bırakıyor.

Pakistan’ın savunma bakanı, bir televizyon programında hem İslamabad’ın hem de Ankara’nın bölgede bir mevcudiyeti olduğunu, çatışmaya giren tek gücün ise şimdilik Suudi kuvvetleri olduğunu söyledi. Türk ve Pakistan ordularının destek rolünde olduğunu da ekledi. Sıralama belli. Önce hazırlık ve caydırıcılık, gerektiğinde ardından fiilî destek.


Yeni bir hastanenin ilk acil vakası

Yeni açılmış bir hastane düşünün. Servislerin yarısı henüz dolmadan ilk acil vaka kapıya geliyor. Mekke İttifakı’nın ilk vakası Yemen’den geldi.

Husiler eylülde Kızıldeniz kıyısında ilerleyip Babülmendep çevresine uzandı. Ardından Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı boru hattı hedef alındı ve bu hat dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 4’ünü taşıyor. Husiler 5 Ekim’de Riyad’daki havalimanı ile Rabiğ rafinerisini vurduklarını öne sürdü, Riyad bu iddiayı doğrulamadı.

Aynı günlerde Yemen hükümetine bağlı güçler karşı saldırıya geçip Muha limanını geri aldıklarını ve Babülmendep’in denetimini sağladıklarını açıkladı. Suudi öncülüğündeki koalisyon da 100 savaş uçağıyla hava desteği verdiğini doğruladı. Husilerin ne düşündüğünü dışarıdan bilemeyiz, yine de bir şey değişti. Riyad’a yönelen her saldırı artık 3 başkentin masasında karşılık buluyor ve bu da bir saldırganın maliyetini değiştirir.

Eylül sonunda 3 dışişleri bakanı Mekke’yi hedef alan saldırıları sert biçimde kınadı, Suudi Arabistan’ın BM Şartı’nın 51. maddesi uyarınca kendini savunma hakkını da teyit etti. İttifakın adının bir kentten geldiğini hatırlarsak bu cümlenin ağırlığı daha iyi anlaşılıyor. Karşılık da saldırıya uğrayanın meşru müdafaa hakkına yaslanıyor, hukuki zemin buradan kuruluyor.

Hürmüz Boğazı’nın kapalı olduğu bildirilirken bu boru hattı Suudi ihracatının Kızıldeniz’e açılan kapısı olarak çalışıyor. Mantık basit. O kapı kapanırsa zararı Riyad kadar enerji ithal eden Türkiye ile Pakistan da görür.

Babülmendep’ten geçen gemilerin arasında Süveyş üzerinden Asya’ya ve Doğu Afrika’ya uzanan Türk ticareti de var. 3 ülkenin Yemen konusunda birlikte hareket etmesinin enerji güvenliği açısından da kendine göre bir mantığı var.

Fidan’ın Riyad’daki sözleri iş bölümünü ele veriyor. Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki sorunun barışçıl yoldan çözülmesi için neler yapılabileceğini de konuştuklarını, Riyad’ın bu konudaki yapıcı yaklaşımını dinlediklerini söyledi.

İslamabad bir süredir ABD ile İran arasında arabuluculuk yapıyor, Ankara’nın bu alandaki sicili de biliniyor. Mekke İttifakı 2 rolü birleştiriyor ve bu ikili duruş, Türkiye’nin Orta Doğu’da konuşabilen ve sözünün arkasında durabilen bir aktör olarak okunmasını kolaylaştırıyor. Masada ağırlığı olmayan arabulucunun sözü dinlenmez, caydırıcılığı olan arabulucunun teklifi daha kolay kabul görür.


Komşular ne diyor, sıra nerede?

Fidan anlaşmanın kimseyi hedef almadığını, kendilerine saldırmayan hiçbir ülkenin hedefte olmadığını söylemişti. Pakistan’ın İran’la uzun bir sınırı olduğunu ve arabuluculuk yaptığını hatırlayınca bu dilin tesadüf olmadığı düşünülebilir. Tahran’dan da olumlu bir ses çıktı, Dışişleri Bakanı Arakçi anlaşmayı memnuniyetle karşılayıp Müslüman ülkeleri birlikte durmaya çağırdı.

Mısır’ın masada olmaması konuşuluyor, Kahire’nin yükümlülüklerin pratikte neye varacağını görmek istediği yorumu yapılıyor. Riyad’ın bakışı da okunmaya değer. Suudi Arabistan ABD ile ilişkisini sürdürüyor ve güvenlik ortaklarını çeşitlendiriyor.

Tek bir garantöre bağlı kalmanın artık ihtiyatlı görülmediği izlenimi veriyor ve Ankara ile İslamabad bu arayışta kendi ağırlıklarıyla yer alıyor. İslamabad’ın nükleer gücü de değerlendirmelerde ittifakın dile getirilmeyen ağırlığı olarak anılıyor.

Ankara için kazanç da yalın. Körfez’de güvenilir bir güvenlik ortağı sayılmak savunma sanayisinin önünü açıyor, enerji hatlarının güvenliğinde söz sahibi olmak da ithalatçı bir ülke olarak Türkiye’nin kendi çıkarına hizmet ediyor.

Bölgenin güvenliğini bölge ülkelerinin birlikte kurması fikri yıllardır Ankara’nın diplomasi dilinde yer alıyor. Mekke’de bu fikir imzalı bir metne, bir sekreteryaya ve bir toplantı takvimine kavuşmuş oldu.

Kâğıt üzerindeki güç ortada. 3 ülkenin toplam aktif personeli yaklaşık 1,4 milyon ve uçak sayısı 3 bin 400’ün üzerinde. 3 ordu bugüne kadar ikili tatbikatlar yaptı, 3’lüsü henüz yok.

Kalabalık bir orkestra, provasını yapmadığı bir eseri ilk konserde çalmaya kalkmaz. Ortak planlar, birlikte çalışabilirlik ve uzun vadeli bir caydırıcılık stratejisi bu mesafeyi kapatacak ve Ankara bunun için birkaç yıllık bir süreç öngörüyor.

Caydırıcılık, güç ile o gücü kullanma iradesinin çarpımına benzer ve çarpanlardan biri sıfırsa sonuç da sıfır çıkar. Ulusal mevzuat kaydı iradeyi anayasal bir zemine oturtuyor, komiteler, sekreterya ve tatbikatlar ise gücü birbirine bağlıyor.

Gücün ve iradenin birlikte ilerlemesi ittifakın inandırıcılığını belirleyecek. NATO’nun 5. maddesi tarihinde tek bir kez, 11 Eylül’ün ardından işletildi ve ittifak onlarca yıl boyunca o maddenin varlığıyla işini gördü.

Riyad’daki masaya dönelim. O akşamki karar manşetlere girdi, oysa caydırıcılığın başarısı manşete çıkmaz, olmayan saldırılarda saklıdır. Mekke İttifakı’nın sınavı, 3 ülkenin kuvvetlerinin yan yana durduğu ve hiçbir füzenin atılmadığı bir sabahta geçilmiş olacak.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: mekke paktıGöktuğ Çalışkan

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Ayça Ferda Kansu Ortak günahımız: Yobazız kardeşim!

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu Amerika Birleşik Devletleri'nin uzay kapasitesi

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir Mekke Paktı'nın asıl gücü savaşmak değil, caydırmak

TÜRKİYE'DEN SESLER

Celalettin Can Diyarbakır Cezaevi'nde gerçeğin peşinde

İlgili Haberler
Borsa Batı'dan Ukrayna'ya hava savunmasında kesintisiz destek Ekonomim · 41 dk önce Borsa İsveç'ten NATO'nun doğu kanadına Patriot takviyesi: Polonya'ya hava savunma sistemi gönderiyor Ekonomim · 1 saat önce Borsa Somaliland Türkiye’yi tehdit gördü: İsrail’den hava savunma desteği istedi Ekonomim · 2 saat önce Borsa Darphane’den TCG Anadolu’ya özel gümüş hatıra para Finans Gündem (ing) · 2 saat önce Borsa Ankara, Mekke Anlaşması’nda fiilen sahaya iniyor: Türk üssü masada Borsanın Gündemi · 3 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.