Petrol, tahvil ve altın piyasalarında birbirini besleyen karmaşık bir denklem oluşuyor. Hürmüz Boğazı’ndaki krizin uzamasıyla Brent petrol eylülün son haftasında 108 dolar sınırına yaklaşırken, yükselen enerji maliyetleri enflasyon endişelerini yeniden güçlendiriyor. Bu da ons altın için iyi haber değil.
Enflasyon beklentilerindeki bozulma ise faizlerin daha uzun süre yüksek kalabileceği beklentisini besleyerek tahvil piyasasında satış baskısı yaratıyor. ABD’nin 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 5,2’ye kadar yükselirken, iki yıllık getiri yüzde 4,91’i gördü.
Böylece enerji şoku yalnızca petrol piyasasını değil, küresel borçlanma maliyetlerini de yeniden fiyatlıyor. İngiltere’de 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 5,4’e yükselirken, Almanya’da 10 yıllık getiri yüzde 3,62 ile 2011’den bu yana en yüksek seviyelerde kalıyor. Asya’da da tahvil faizleri yukarı yönlü hareket ediyor. Japonya’da iki yıllık tahvil getirisi yüzde 1,98’e kadar çıkarak 1995’ten bu yana görülmeyen yüzde 2 sınırına yaklaştı.
Fed’in faiz artışına yönelmesi altın için baskı unsuru
Bu tablo Fed açısından işleri zorlaştırıyor. Güçlü ekonomik veriler ve yüksek enerji fiyatlarının aynı anda ortaya çıkması, enflasyonun yeniden hızlanması riskini artırıyor. Piyasalar bu nedenle Fed’in faiz artırımlarına devam edebileceği beklentisini güçlendiriyor. Faizlerin daha uzun süre yüksek kalması ise tahvil getirilerini yukarı iterken, faiz geliri sunmayan altının fırsat maliyetini artırıyor.
Nitekim altın eylül ayının son haftasına sert satışla başladı. Ons fiyatı yüzde 3’e yakın gerileyerek 4.150 doların altına indi. 1 aylık kayıp yüzde 6’yı aşarken, yükselen ABD tahvil faizleri ve güçlenen dolar değerli metal üzerinde baskı oluşturdu. Şubat sonunda başlayan İran savaşı sonrasında ABD’nin iki ve beş yıllık tahvil getirilerinde yaklaşık 150 baz puanlık artış yaşanması, altındaki baskının boyutunu ortaya koyuyor.
Altın için kısa ve uzun vadeli dinamikler birbirinden ayrışıyor
Ancak altın açısından hikâye burada bitmiyor. Çünkü yükselen tahvil faizlerinin kendisi, zaman içinde tahvil piyasasının güvenli liman niteliğini tartışmaya açabilecek başka bir risk yaratıyor. ABD’nin yüksek kamu borcu ve İngiltere, Fransa ile Japonya’daki mali dengelere ilişkin kaygılar, devlet tahvillerinin taşıdığı riski yeniden gündeme getiriyor. Borçlanma maliyetlerinin yükselmesi, devletlerin borç çevirme yükünü artırırken yatırımcıların uzun vadeli tahvil tutmak için daha yüksek getiri talep etmesine yol açabiliyor.
Bu nedenle altın için kısa ve uzun vadeli dinamikler birbirinden ayrışıyor. Kısa vadede yüksek reel faiz, güçlü dolar ve Fed’in sıkılaşma beklentisi fiyat üzerinde baskı yaratıyor. Uzun vadede ise artan borç yükü, yüksek finansman maliyetleri ve jeopolitik riskler tahvile alternatif güvenli liman arayışını güçlendirebilir.
Altını baskılayan üç unsur
Yükselen reel faiz: Faiz getirisi olmayan altını elde tutmanın fırsat maliyetini artırıyor.
Güçlenen dolar: Altını dolar dışındaki yatırımcılar için pahalılaştırarak talebi sınırlayabiliyor.
Fed’in sıkılaşma beklentisi: Faiz indirimlerinin ötelenmesi veya yeni artış olasılığı, altının kısa vadeli yükselişini zorlaştırıyor.
Altını destekleyebilecek faktörler
Borçlanma maliyetleri: Yüksek faizler kamu ve özel sektörün finansman yükünü artırıyor.
Tahvil talebinde kırılganlık: Zayıf ihaleler ve uzun vadeli borç için talep edilen yüksek getiriler, yatırımcıların daha fazla risk primi istediğine işaret edebiliyor.
Güvenli liman talebi: Mali sürdürülebilirlik ve jeopolitik risk kaygıları, faiz baskısına rağmen altın talebini canlı tutabiliyor.
Yatırımcı akışı: Dünya Altın Konseyi’ne göre küresel altın ETF’lerinin varlıkları ağustosta 121 ton artarak 4.189 tonla rekor kırdı.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.