13 Ekim 2026, Salı · 23:15 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

DEİK Başkanı Olpak'tan Brüksel'de Türkiye-AB ekonomik işbirliğini güçlendirme çağrısı

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Türkiye'de üretilen ürünlerin yeni kota veya engeller olmaksızın Avrupa sanayi ekosisteminin parçası olarak kabul edilmesinin Avrupa'nın dayanıklılığı ve rekabet g…

DEİK Başkanı Olpak'tan Brüksel'de Türkiye-AB ekonomik işbirliğini güçlendirme çağrısıDış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Türkiye'de üretilen ürünlerin yeni kota veya engeller olmaksızın Avrupa sanayi ekosisteminin parçası olarak kabul edilmesinin Avrupa'nın dayanıklılığı ve rekabet gücünü artıracağını söyledi.

Ata Ufuk Şeker,Bahattin Gönültaş

13 Ekim 2026•Güncelleme: 13 Ekim 2026

Fotoğraf: Dursun Aydemir / AA

BRÜKSEL

Olpak, Brüksel'de DEİK ve Avrupa İş Zirvesi (EBS) işbirliğiyle düzenlenen Türkiye-AB İş Zirvesi'nin açılışında konuştu.

Gümrük Birliği'nin 30 yılı aşkın bir süredir Türkiye-AB ekonomik ilişkilerinin belkemiğini oluşturduğunu anımsatan Olpak, "Gümrük Birliği'nin mevcut yapısı artık günümüzün ihtiyaçlarını karşılamıyor. Bu denli hızlı değişen bir dünyada, birlikte çok fazla fırsatı kaçırıyoruz. Mevcut çerçevenin güncellenmesi hizmetler, e-ticaret, kamu alımları ve tarım alanlarında yeni işbirliği fırsatları yaratacaktır." dedi.

Olpak, Gümrük Birliği'ni güncellemenin her iki tarafın da yararına olacağına işaret etti.

Türkiye'nin, Gümrük Birliği sayesinde 30 yılı aşkın bir süredir Avrupa'nın tedarik ve değer zincirlerinin ayrılmaz bir parçası olduğuna dikkati çeken Olpak, "Günümüzde sadece otomotiv endüstrisi bile çip, batarya, kritik ham maddeler, yazılım ve yapay zeka destekli üretime dayanmaktadır. Güçlü tedarikçi ağımız, mühendislik kapasitemiz ve daha temiz üretime yönelik yatırımlarımızla Türkiye, Avrupa'nın yeşil ve dijital dönüşümünde doğal bir ortaktır. Türkiye'de üretilen ürünlerin, yeni kotalar veya engeller olmaksızın Avrupa'nın sanayi ekosisteminin bir parçası olarak kabul edilmesi sadece bizim için değil, aynı zamanda Avrupa'nın kendi dayanıklılığı ve rekabet gücü açısından da kritiktir." değerlendirmesinde bulundu.

Olpak, Ukrayna savaşından Orta Doğu'daki istikrarsızlığa kadar yakın dönemde yaşanan jeopolitik gelişmelerin ulaşım, enerji ve veri alanlarında güvenilir bağlantılara ihtiyaç duyulduğunu gösterdiğini belirterek, "Avrupa'yı Türkiye ve Güney Kafkasya üzerinden Orta Asya'ya bağlayan Orta Koridor ortak bir stratejik öncelik olmaya devam etmelidir." dedi.

Avrupa ve Türkiye'yi Irak ve Körfez bölgesiyle birleştiren yeni kuzey-güney ulaşım bağlantılarının da bölgesel bağlantısallığı daha da güçlendirebileceğine işaret eden Olpak, "Günümüzde rekabet artık sadece fiyat veya ölçekle ilgili değil giderek artan bir şekilde güvenle ilgili. Ben buna güven eksenli rekabet diyorum. Güven sözlerle değil, performansla inşa edilir. Türkiye, otuz yılı aşkın bir süredir ve her kriz döneminde, Avrupa için güvenilir bir üretici ve itimat edilen bir ortak olduğunu kanıtlamıştır. İşte bizim ortak sermayemiz budur." diye konuştu.

DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Yalçındağ

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, Avrupa'nın, Türkiye'yi şirketlerin halihazırda birlikte faaliyet gösterdiği ekonomik alanın dışında tutarak daha rekabetçi hale gelemeyeceğini belirterek, "Avrupa, değer zincirlerinin içerisinde yeni sınırlar çizerek değil, bu zincirleri güçlendirerek büyür." dedi.

Yalçındağ, Brüksel'de DEİK ve Avrupa İş Zirvesi (EBS) işbirliğiyle düzenlenen Türkiye-AB İş Zirvesi'nin açılışında konuştu.

Brüksel'in Avrupa'nın dört bir yanından insanları bir araya getiren ve Avrupa'nın geleceğine ilişkin pek çok kararın alındığı bir şehir olduğunu anımsatan Yalçındağ, Türk iş dünyası açısından burada bulunmanın ayrı bir anlamı olduğunu belirtti.

Yalçındağ, "Türkiye'nin Avrupa ile bütünleşmesine yönelik kararlılığımız, zorlu dönemlerde dahi devam etti. Avrupa'nın, ekonomisinin, sanayisinin ve insanlarının tüm potansiyelinden yararlandığında daha güçlü olacağına inanıyoruz." diye konuştu.

Avrupa'nın tarihi bir dönüm noktasında bulunduğuna dikkati çeken Yalçındağ, "Karşı karşıya olduğumuz zorluklar küresel nitelikte ve bugün yapacağımız tercihler geleceğimizi şekillendirecek. AB ile Türkiye arasındaki ilişkiler de bu tablonun önemli bir parçası. İlişkilerimizde hem önemli ilerlemeler hem de ciddi güçlükler yaşandı. Ancak ilişkilerimizin taşıdığı potansiyel, bugün karşı karşıya olduğumuz sorunların çok ötesinde." dedi.

"Harekete geçmek için her anlaşmazlığı çözmek zorunda değiliz"

Yalçındağ, Türkiye'nin AB üyelik perspektifinin önem taşıdığını, bu perspektifin açık ve güvenilir biçimde yeniden teyit edilmesinin ilişkilere yön vereceğini, reformları teşvik edeceğini ve Avrupa'nın kararlılıkla hareket edebilme kapasitesine duyulan güveni güçlendireceğini vurguladı.

Hızla hareket edilmesi gerektiğini belirten Yalçındağ, "Kıtamızda savaş devam ediyor. Rusya-Ukrayna Savaşı, Avrupa güvenliği açısından ciddi bir tehdit olmayı sürdürüyor. Orta Doğu'da artan istikrarsızlık ise güvenliğimizi, enerji koridorlarını ve ticaretimizi etkiliyor. Teknoloji, yaşam ve çalışma biçimlerimizi değiştiriyor. Yapay zeka, yarı iletkenler, temiz enerji ve savunma alanındaki yenilikler de küresel güç dengelerini şekillendiriyor." ifadelerini kullandı.

Yalçındağ, Türk ve Avrupalı şirketlerin her gün birlikte çalıştığını anımsatarak, "Avrupa değer zincirleri içerisinde yatırım yapıyor, üretiyor, yenilik geliştiriyor ve ihracat gerçekleştiriyorlar. Siyasi ve kurumsal çerçevenin de bu gerçeği yansıtması gerekiyor. Küresel rekabete ilişkin kaygılar ciddiyetle ele alınmalı. Ancak Avrupa, Türkiye'yi şirketlerimizin halihazırda birlikte faaliyet gösterdiği ekonomik alanın dışında tutarak daha rekabetçi hale gelemez. Avrupa, değer zincirlerinin içerisinde yeni sınırlar çizerek değil, bu zincirleri güçlendirerek büyür." değerlendirmesinde bulundu.

Siyasi diyaloğun, güven ve somut işbirliğinin birlikte ilerleyebileceğini aktaran Yalçındağ, "Harekete geçmek için her anlaşmazlığı çözmek zorunda değiliz. İhtiyacımız olan ortak bir yön, karşılıklı sorumluluk ve bir sonraki adımı atacak güvendir. Türkiye'nin Avrupa'daki geleceğine yönelik açık bir taahhüt, bu yönü sağlayabilir. Gümrük Birliği'nin modernizasyonunun, iş insanlarının seyahatlerinin ve vize süreçlerinin kolaylaştırılmasının, teknoloji, enerji, ulaştırma, savunma ve yeşil dönüşüm alanlarında daha yakın işbirliğinin önünü açabilir." diye konuştu.

Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Balkan'dan "sanayi düzenlemesinde Türkiye'yi kapsama" çağrısı

Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) Daimi Temsilcisi Büyükelçi Yaprak Balkan, Türkiye ve AB'nin birbirine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu belirterek, Türkiye'nin Gümrük Birliği aracılığıyla Avrupa sanayisiyle kurduğu bütünleşmenin Sanayi Hızlandırıcı Yasa Önerisi kapsamında korunması gerektiğini söyledi.

Balkan, Brüksel'de Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Avrupa İş Zirvesi (EBS) işbirliğiyle düzenlenen Türkiye-AB İş Zirvesi kapsamında, "Avrupa'da Üretim mi, Avrupa ile Üretim mi? Sanayi Hızlandırıcı Yasa Önerisi Yeniden Ele Alınıyor" başlıklı oturumda konuştu.

Son dönemde çalışmalarının büyük kısmının, kamu alımlarında ve desteklerinde Avrupa'da üretilen ürünlere öncelik verilmesini öngören "Made in Europe" yaklaşımına odaklandığını anlatan Balkan, ortaklarını olgulara ve bilimsel verilere dayanan argümanlarla ikna etmek için gece gündüz çalıştıklarını vurguladı.

Balkan, köklü değişimlerin yaşandığı bir dönemden geçildiğini, Avrupa kıtasının savaş, enerji tedarikindeki kesintiler, öngörülemeyen gümrük tarifeleri ve devlet destekli aşırı sanayi kapasitesi gibi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Bu ortamda "Avrupa'da üretilen" veya "Avrupa ile üretilen" tartışmasının ortaya çıktığını anımsatan Balkan, "Ancak böyle bir ortamda bir şey açık, Türkiye ve AB, birbirine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor." dedi.

AB'nin daha dayanıklı bir sanayi altyapısı oluşturma ve karbonsuzlaşmayı hızlandırma hedefini Türkiye'nin de paylaştığını dile getiren Balkan, "Bu hedefleri bütünüyle destekliyoruz. Ancak bu amaçlar doğrultusunda ilerlerken kendimizi zayıflatmamaya, bu tehlikeli dünyada her iki tarafı çok daha rekabetçi hale getiren değer zincirlerini zayıflatmamaya dikkat etmeliyiz." ifadelerini kullandı.

“Gümrük Birliği'nin kazanımları korunmalı”

Balkan, Gümrük Birliği'nin 30 yıldır pazarları birbirine bağladığını ve sanayi alanındaki kuralları birbirine yaklaştırdığını hatırlattı.

Gümrük Birliği'ni tesis eden 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı'na işaret eden Balkan, kararın sanayi mallarında gümrük vergilerinin ve tarife dışı engellerin kaldırılmasını öngördüğünü belirtti.

Balkan, Sanayi Hızlandırıcı Yasa Önerisi'nin endişe ettikleri yönde şekillenmesi halinde mevcut taahhütlere aykırı sonuçlar doğurabileceğini savunarak, en önemli argümanının bu olduğunu söyledi.

Türkiye ile AB'nin birlikte oluşturduğu Gümrük Birliği'nin, teknik uyumun ve ticari bağların korunması gerektiğini vurgulayan Balkan, ikili ticaretin dengeli yapısının ilişkilerin sürdürülebilirliğine katkı sağladığını dile getirdi.

AB'nin Türkiye'yi güçlü ve güvenilir bir ortak olarak görmesi gerektiğini belirten Balkan, geçen yıl ikili ticaret hacminin yaklaşık 207 milyar avroya ulaşarak rekor kırdığını, doğru kararlarla bu hacmin artmaya devam edebileceğini söyledi.

Balkan, yalnızca otomotiv sektöründeki ticaretin 54 milyar avroya ulaştığına işaret ederek, bunun toplam ticaretin yaklaşık dörtte birini oluşturduğunu ve Türkiye'nin AB otomotiv sanayisinin üçüncü büyük ihracat pazarı olduğunu kaydetti.

Sanayilerin birbirine derinden bağlı olduğunu vurgulayan Balkan, Türkiye'deki araç üretiminin yaklaşık yüzde 70'inin büyük Avrupalı üreticilerin doğrudan yatırımlarına veya ortak yatırımlarına dayandığını anlattı.

Balkan, bir otomobili oluşturan parça ve bileşenlerin yarısından fazlasının AB'den ithal edildiğini belirterek, Türkiye'de üretilen araçların Avrupalı tedarikçilerin, mühendislerin ve teknoloji sağlayıcılarının emeğini de bünyesinde barındırdığını söyledi.

Bu üretimin her iki tarafta talep, yatırım ve istihdam oluşturduğunu ifade eden Balkan, "Sanayi Hızlandırıcı Yasa Önerisi'nde Türkiye'nin Gümrük Birliği aracılığıyla AB ile sahip olduğu kendine özgü ilişki, düzenlemenin bütününde tam olarak dikkate alınmalı. Eğer bu yasa, kapsama alınabilecek ortakları belirleyecekse Türkiye mutlaka en başından itibaren dahil edilmeli." yorumunu yaptı.

Şirketlerin öngörülebilirliğe ihtiyaç duyduğuna dikkati çeken Balkan, milyarlarca avroluk yatırım yapmadan önce gelecekte hangi kuralların uygulanacağını bilmeleri gerektiğini vurguladı.

Balkan, "Düzenleme çerçevesinde tanınan statü, uygulamaya da yansımalı. İlgili menşe şartlarının karşılandığı her durumda, Türkiye'de üretilen araçlar eşdeğer muamele görmeli." diye konuştu.

Üçüncü ülke ürünlerine ilişkin endişeler

Balkan, üçüncü ülke ürünlerinin Türkiye üzerinden AB'ye gireceği yönündeki iddiaları "şehir efsanesi" olarak nitelendirerek, bu endişelerin yersiz olduğunu verilerle anlatmaya çalıştıklarını söyledi.

Türkiye'nin, geçerli kuralları aşmaya çalışan üçüncü ülke üretimi için arka kapı haline gelmeyeceğini vurgulayan Balkan, Türk sanayisinin de haksız rekabet ve aşırı kapasite nedeniyle ciddi baskılarla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Büyükelçi Balkan, her iki pazarda adil rekabeti koruyacak koordineli bir yaklaşıma ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Türkiye'nin kamu alımlarında AB şirketlerine karşılıklılık sağlamak istemediği yönündeki iddialara da değinen Balkan, Türkiye'de temmuz ayında çıkarılan bir yasanın AB ile kamu alımları alanında yapılacak bir anlaşmaya ilişkin sürece katkı sağladığını anlattı.

Bu alandaki müzakereleri desteklediklerini ve bir an önce müzakerelerin başlamasını istediklerini belirten Balkan, karşılıklılığın da sağlanacağını söyledi.

Türkiye'nin dışlanmasının Avrupalı şirketlerin yatırımları ve istihdamı üzerindeki etkilerini de muhataplarına anlattıklarını aktaran Balkan, otomotiv şirketlerinin üst yöneticilerinin de Türkiye'nin sürece dahil edilmesi için temaslarda bulunduğunu kaydetti.

"İçe kapanma ve korumacılık çözüm olamaz"

Balkan, gelecekteki işbirliğinin ortak araştırma, ileri üretim, daha temiz malzemeler, bataryalar, döngüsellik ve becerilerin geliştirilmesi gibi alanlara odaklanması gerektiğini söyledi.

Kamu alımlarında yeni fırsatların önünün açılmasının da önem taşıdığını belirten Balkan, bu alanda pazarların karşılıklı olarak açılması için çalışıldığını ifade etti.

Balkan, "Bence asıl fırsat da burada yatıyor. Avrupa'nın teknolojik ve sanayi kapasitesini, Türkiye'nin güçlü üretim altyapısıyla, bu salonda da gördüğümüz girişimcilik kapasitesiyle ve son derece bütünleşmiş tedarik zincirleriyle bir araya getirmek." dedi.

Günümüzün birbirine bağlı küresel ekonomisinde "Avrupa'da üretilen" yaklaşımının tek başına yeterli bir cevap olamayacağını vurgulayan Balkan, "İçe kapanma ve korumacılık çözüm olamaz." değerlendirmesinde bulundu.

"Son 30 yılda ikili ticaret hacmimiz yaklaşık 10 kat artarak 23 milyar dolardan 233 milyar dolara ulaştı"

Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, Avrupa Birliği'nin (AB) küresel rekabetçiliği artırma hedefini desteklediklerini ancak uygulanan yöntemlerden derin endişe duyduklarını belirterek, "En büyük hayal kırıklığımız, Gümrük Birliği'nin modernizasyonunda yaşanan duraksamadır. Avrupa Komisyonu'nun yetki talep etmesinin üzerinden yaklaşık on yıl geçmesine rağmen resmi müzakereler hala başlatılamadı." dedi.

Brüksel'de Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Avrupa İş Zirvesi (EBS) işbirliğiyle düzenlenen Türkiye-AB İş Zirvesi kapsamında, "Otuz Yılın Ardından: Yeni Bir Ticaret Dönemi İçin AB-Türkiye Gümrük Birliği'nin Yeniden Kalibre Edilmesi" başlıklı oturumda konuşan Tuzcu, Ankara-Brüksel hattındaki ekonomik ilişkileri "takdir", "hayal kırıklığı" ve "umut" kavramları üzerinden değerlendirdi.

Türkiye'nin 1963 yılından bu yana Avrupa'nın stratejik vizyonunun bir parçası olduğunu ve Gümrük Birliği'nin bu yolculuğun ekonomik temel taşını oluşturduğunu hatırlatan Tuzcu, ulaşılan entegrasyon düzeyinin tam anlamıyla takdir edilmesi gerektiğini vurguladı.

Tuzcu, "Son 30 yılda ikili ticaret hacmimiz yaklaşık 10 kat artarak 23 milyar dolardan 233 milyar dolara ulaştı. Bu rakamın arkasında sınır ötesi entegre üretim ekosistemimiz yer alıyor. Otomotiv, makine ve elektrikli teçhizat sektörlerimiz, karşılıklı işleyen küresel üretim ağlarına bağlıdır. Bu iki yönlü ilişki her iki tarafta da istihdam yaratmakta ve teknoloji transferi sağlamaktadır." diye konuştu.

Korumacılık ve modernizasyonun engellenmesi hayal kırıklığı oluşturuyor

Konuşmasında AB'nin küresel rekabetçiliği artırma hedefini desteklediklerini ancak uygulanan yöntemlerden derin endişe duyduklarını belirten Tuzcu, aday ülke olan Türkiye'nin bu süreçlerde ayrıştırılmasının yarattığı hayal kırıklıklarını şu sözlerle özetledi:

“En büyük hayal kırıklığımız, Gümrük Birliği'nin modernizasyonunda yaşanan duraksamadır. Avrupa Komisyonu'nun yetki talep etmesinin üzerinden yaklaşık on yıl geçmesine rağmen resmi müzakereler hala başlatılamadı. Hizmetler, dijital ticaret, kamu alımları ve yeşil dönüşümü kapsayacak modern bir çerçeveye ihtiyaç duyulurken, AB tarafındaki siyasi irade eksikliğini anlamlandırmak zordur. Gümrük Birliği'nin kapsamı eskimiş olsa da hukuki bağlayıcılığı mutlaktır.”

Tuzcu, AB'nin "Net Sıfır Sanayi Yasası" gibi yeni politikalarında kısıtlayıcı "AB Malı (Made in EU)" kuralları getirmesinin entegre değer zincirlerini riske attığına işaret ederek, "Bu durum, Avrupa'nın güçlendirmek istediği sanayi ekosisteminde maliyetleri artıracaktır. AB'nin yeni çelik rejimi ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (SKDM) oluşturduğu mevzuat karmaşıklığı da özel sektör için büyük bir zorluktur. İş dünyasının bu süreçleri yönetebilmesi için daha erken istişarelere ve gerçekçi geçiş sürelerine ihtiyaç vardır." değerlendirmesinde bulundu.

Umutları besleyecek 6 maddelik stratejik eylem planı

Mevcut sorunlara rağmen iki taraf arasındaki ekonomik karşılıklı bağımlılığın hayati önem taşıdığını ifade eden Tuzcu, Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu mekanizması kapsamında ilişkileri geleceğe taşıyacak 6 maddelik stratejik öncelik listesini paylaştı.

Tuzcu, bu kapsamda ilk olarak Gümrük Birliği'nin kurallarına bağlı kalınması ve mevcut kuralların korunması gerektiğini belirterek, hizmetler, dijital ticaret, tarım ve işlevsel bir anlaşmazlık çözümü mekanizmasının sürece dahil edilmesinin önemine dikkati çekti. İkinci öncelik olarak karşılıklı kamu alımları erişimine değinen Tuzcu, bu alandaki görüşmelerin kademeli ve ilerici bir yaklaşımla olumlu bir seyirde sürdürülmesi gerektiğini kaydetti.

Dijital ortaklık ve sanayide ortak standart vurgusu

E-ticaret pazarının hızla büyüdüğü bu dönemde dijital ticaret ve ürün güvenliği konularında yakın diyaloğun devam ettirilmesiyle modern bir dijital ortaklık kurulması çağrısında bulunan Tuzcu, makine sektörü ve dijital ürün pasaportu örneklerinde olduğu gibi, sanayi üretiminde kesintisiz uyum sağlanarak ortak standartların güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.

Tuzcu, Paris Anlaşması'nı onaylayan ve ulusal iklim kanununu çıkaran Türkiye'nin, yerel emisyon ticaret sistemini de devreye aldığı bilgisini paylaşarak, yeşil dönüşümün bir çatışma alanı değil, işbirliği sahası olması gerektiğinin altını çizdi.

Stratejik uyumumuz geçici sürtüşmelerden daha güçlüdür

Güvenlik, savunma, enerji ve teknoloji gibi alanlarda sektörel ve bölgesel ortaklıkların artırılması gerektiğini ifade eden Tuzcu, Türkiye'nin "Küresel Geçit" (Global Gateway) projeleri kapsamında Kafkasya ve Orta Asya ile olan bağlantılarda da stratejik katkı sunmaya hazır olduğunu belirtti.

Tarihin, kapıları kapatmanın ağır maliyetlerini gösterdiğini söyleyen Tuzcu, "Paylaştığım geçmişimiz neleri başarabileceğimizi gösterirken, ilerleme hızımızın ortaklığımızın gücünü yansıtmaması bizi üzmektedir. Ancak geleceğe umutla bakıyoruz. Çünkü stratejik uyumumuz, aramızdaki geçici sürtüşmelerden çok daha güçlüdür. Birlikte başarılı bir ekonomik ilişki inşa ettik ve şimdi daha da güçlü bir geleceği birlikte kurabiliriz." diyerek sözlerini tamamladı.

“Türkiye, Avrupa Birliği'nin genel rekabet gücünün ayrılmaz bir parçasıdır”

Koç Holding Üst Yöneticisi (CEO) Levent Çakıroğlu, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin genel rekabet gücünün ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek, "Türkiye olmadan AB’nin endüstriyel gücü eksik ve çok daha zayıf kalacaktır. Mevcut kazanımları korumak adına 'Made in EU' (Avrupa’da Üretilmiştir) kavramını 'Made with EU' (Avrupa ile Birlikte Üretilmiştir) olarak yeniden tanımlamak ortak sorumluluğumuzdur." dedi.

Çakıroğlu, Brüksel'de Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Avrupa İş Zirvesi (EBS) işbirliğiyle düzenlenen Türkiye-AB İş Zirvesi kapsamında, "Otuz Yılın Ardından: Yeni Bir Ticaret Dönemi İçin AB-Türkiye Gümrük Birliği'nin Yeniden Kalibre Edilmesi" başlıklı oturumda konuştu.

Levent Çakıroğlu, iş dünyasının uzun vadeli yatırım kararları alabilmesi için "güven" ve "öngörülebilirlik" unsurlarının kritik önem taşıdığını vurguladı.

Gümrük Birliği'nin son 30 yılda Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin gelişmesi için sağlam bir çerçeve sunduğunu belirten Çakıroğlu, bu süreçte belirtilen ekonomik büyümenin her iki taraftaki işletmelerin teknoloji, rekabetçilik, verimlilik ve endüstriyel kapasiteye yaptığı yatırımlarla elde edildiğini kaydetti.

"Avrupa Birliği'nin dijitalleşme ve yeşil dönüşüm hedeflerine hizmet ediyoruz"

Koç Grubu olarak AB ile olan ikili ticaret hacimlerinin 16 milyar doları ihracat, 10 milyar doları ithalat olmak üzere toplam 26 milyar dolara ulaştığını ifade eden Çakıroğlu, "İnovasyon ve verimlilik yatırımlarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Son 10 yıldır dijital teknolojileri oldukça agresif bir şekilde operasyonlarımıza entegre ettik. Bunun bir sonucu olarak, ileri imalattaki liderlikleri sayesinde 6 fabrikamız Dünya Ekonomik Forumu tarafından 'Küresel Öncü Fabrikalar Ağı' listesine kabul edildi. Bu fabrikalardan birinin Romanya'da olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Dolayısıyla bizler, Avrupa Birliği'nin dijitalleşme ve yeşil dönüşüm hedeflerine doğrudan hizmet ediyoruz." diye konuştu.

Çakıroğlu, Grubun dayanıklı tüketim sektöründeki markaları Arçelik ve Beko'nun, Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi'nde kendi sektöründe lider konumda olduğunu hatırlatarak, Ford Otosan'ın elektrikli araç dönüşümü kapsamında AB'nin elektrifikasyon hedeflerini desteklemek adına yaklaşık 2 milyar avroluk yatırım gerçekleştirdiğini aktardı.

"Türkiye, AB pazarı için asla bir 'arka kapı' değildir"

Levent Çakıroğlu, son dönemde gündeme gelen AB'nin yeni sanayi hamlelerine ve kısıtlayıcı korumacı politikalara değinerek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Gümrük Birliği'nin, elde edilen kazanımlar üzerine inşa edilerek modernize edilmesini beklerken, bugün Net Sıfır Sanayi Yasası gibi düzenlemelerle yeni zorluklarla karşı karşıya kalıyoruz. Türkiye, Avrupa Birliği'nin genel rekabet gücünün ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye olmadan AB’nin endüstriyel gücü eksik ve çok daha zayıf kalacaktır. Mevcut kazanımları korumak adına 'Made in EU' (Avrupa’da Üretilmiştir) kavramını 'Made with EU' (Avrupa ile Birlikte Üretilmiştir) olarak yeniden tanımlamak tüm ilgili tarafların ortak sorumluluğudur."

Jeopolitik ve jeoekonomik gelişmelerin küresel kararları şekillendirdiğini ve AB'nin sanayi politikalarının arkasındaki endişeleri anladığını ifade eden Çakıroğlu, "Ancak Türkiye bu sorunun bir parçası değildir. Avrupalı iş ortaklarımızla görüştüğümüzde ana endişenin Çinli oyunculara karşı rekabet olduğunu görüyoruz. Çin'in Türkiye'deki doğrudan yabancı yatırım tutarı yaklaşık 3 milyar dolar seviyesindeyken, AB'de bu rakam 117 milyar dolardır. Dolayısıyla Türkiye, AB pazarı için asla bir 'arka kapı' rolü oynamamaktadır." diye konuştu.

"(Otomotiv sektöründe) İki taraf arasındaki ticaret dengesi neredeyse kusursuzdur"

Koç Holding CEO'su Çakıroğlu, Türkiye ve AB arasındaki derin entegrasyonun en somut örneğinin otomotiv sektörü olduğunu vurgulayarak, sektöre ilişkin şu verileri paylaştı:

"Geçen yıl Türkiye 1,4 milyon adet araç üretti ve bu araçların yüzde 70'i Avrupalı üreticiler tarafından imal edildi. Buna ek olarak, Avrupalı üreticiler geçen yıl Türkiye'ye 800 bin araç ihraç etti. Türkiye, otomotivde ABD ve İngiltere'nin ardından AB'nin en büyük üçüncü ihracat pazarı konumundadır. İki taraf arasındaki ticaret dengesi neredeyse kusursuzdur. Toplamda 54 milyar dolarlık bir otomotiv ticaretinden bahsediyoruz; bunun yaklaşık 28 milyar doları AB'nin ihracatı, 26 milyar doları ise Türkiye'den yapılan ithalattır. Başarısı kanıtlanmış bu yapıdan daha fazla yararlanmamız gerekiyor."

AB'nin Mercosur, Hindistan ve Endonezya gibi yeni ticaret anlaşmaları arayışında olmasını olumlu bulduğunu belirten Çakıroğlu, "Ancak buradaki asıl soru şudur; Türkiye'yi dışarıda bırakarak, halihazırda çok başarılı olan Gümrük Birliği'ni zayıflatırsanız, masaya oturacağınız yeni ortaklarınıza nasıl bir mesaj vermiş olursunuz?" diyerek sözlerini tamamladı.

"(Gümrük Birliği) Bu model 30 yıl öncesine ait ve artık günümüz ihtiyaçlarını karşılamıyor"

Avrupa İş Zirvesi Genel Sekreteri Anthony Gooch Galvez de AB ile Türkiye arasındaki ekonomik modelin güncellenmesi gerektiğini vurgulayarak, kamu alımları, hizmet sektörü ve savunma sanayisi gibi alanlarda acilen pragmatik adımlar atılması çağrısında bulundu.

EBS'yi oluşturan 60 büyük şirketin bir numaralı önceliğinin tek pazarın tamamlanması olduğunu belirten Galvez, Avrupa'yı "Geniş Avrupa" olarak gördüklerini ve bu çerçevede Türkiye ile ilişkilerin büyük önem taşıdığını söyledi.

Galvez, Türkiye ile AB arasında 30 yıldır ayrıcalıklı bir ortaklık bulunduğunu hatırlatarak, "(Gümrük Birliği) Bu model 30 yıl öncesine ait ve artık günümüz ihtiyaçlarını karşılamıyor. Siyasette hiçbir şeyin değişmez olmadığını son dönemdeki jeopolitik ve jeoekonomik gelişmelerle gördük. Bu süreçte Avrupa ile Türkiye arasındaki ilişkilerin tıkanması mantıklı değil." dedi.

Türkiye'nin AB'nin dünya genelindeki 5. büyük ticaret ortağı olduğunu ve ikili ticaret hacminin 220 milyar avroya ulaştığını kaydeden Galvez, "Bu devasa ticaret hacmine rağmen hizmet sektörü ticareti sadece 42 milyar avro seviyesinde kalmıştır. Bu durum büyük bir kayıp ve kaçırılmış bir fırsattır. Hizmet ticareti ve kamu alımları alanlarında acilen harekete geçilmelidir.” ifadelerini kullandı.

Savunma sanayisinde işbirliği çağrısı

ERT üyesi Bosch ve Sanofi gibi büyük şirketlerin Türkiye'de çok büyük yatırımları ve on binlerce istihdamı bulunduğuna dikkati çeken Galvez, ilişkileri ileriye taşımak için yeni işbirliği alanlarına odaklanılması gerektiğini vurguladı.

Galvez, "Savunma ve güvenlik, ajandamızın en üst sıralarında yer alıyor. Türkiye bu alanda oldukça yetkin bir ülke. Ekonomik ilişkilerimizde coğrafi yakınlığımızın gerisinde kaldığımız bu paradoksu çözmek için savunma sanayisi gibi stratejik alanlarda yaratıcı ve cesur adımlar atmalıyız." diyerek sözlerini tamamladı.

Kaynak: AA Ekonomi
İlgili Haberler
Makroekonomi Papa 14. Leo'nun akciğer ameliyatına ilişkin Vatikan'dan açıklama: Ameliyatı başarılı geçti Independent Türkçe · 15 dk önce Makroekonomi 'Türkiye Yemen'e karşılık verecek mi?': Trump'tan 'talep edebilirim' açıklaması CNBC-e · 19 dk önce Makroekonomi Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da saldırı uyarısı sonrası 3 patlama sesi duyuldu Independent Türkçe · 21 dk önce Makroekonomi 1990’larda en büyük hissedarlardandı: Borsa için rekor üstüne rekor bekliyor CNBC-e · 34 dk önce Makroekonomi Pegasus (PGSUS) Eylül’de 4,2 milyon yolcu taşıdı Paratic · 36 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.